11 Nisan 2017 Salı

Sarılalım


…Sarılalım…
"Sana dair"li,
An'dan geriye sardığımda filmimi,
Ne çok ben varmış!
Benden dışarıma sızan.
Kalbim mutluluk sızdırdıkça,
Ben seni paylaştıkça sende azalan.
"Sana dair"li,
An'dan ileriye sardığımda ise
Ne çok ben var bir bilsen
Benden içeri, içime dert olan,
Yüreğim çırpınışlarına
Yeni bahaneler bulup tarafımca
Tıbbi haller bahanesiyle,
İyice susturuldukça
Çarpıntısı iyiden iyiye azalan.
Epeyidir de
Doğumum anımdan itibaren
Her şeyimi
Herkesime anlattım.
Şimdi içim boş,
Dışım rahat!
Fakat hala
Kimsem bilmiyor!
Artık yüreğime
Bir yaren gerektiğini
Nedendi onca insanlara
"Yok!" çekmem?
Çözemiyorlar da zaten
Ben bile çözemiyorken
Benim filmimin son repliğini
Merak etmeyin pek çok fazla.
Söylerken?
Yanımda olursanız...
Duyarsınız nasıl olsa.
Eylül'ü...
Sonbahar olduğundan değil be canım
Ben Eylül'ü…
Lale mevsimlerini çok seveceğini bildiğim için....
Canımdan çok severim.
Neyse biz sarılalım...
Cemre.Y.

9 Nisan 2017 Pazar

Adsız Çiçekler, Bitki Çayları

…Adsız Çiçekler, Bitki Çayları...
Bütün bir kış üzerine saldırırlar onun,
İçini sömürürler posası kalıncaya kadar.
O korusun hastalıklardan,
Virüslerle o savaşsın,
Mikropları o kovsun bedenlerinden.
Her şeyi o yapsın zaten!
Eh be ekinezya!
Kırk yıl yemesem, içmesem
Her kış yatalak grip olsam da
Aramaz onun yokluğunu bedenim.
Nisan gelmeye görsün hele!
Ben kaçsam da ondan
Ruhum arar bulur kokusunu
Artık her neredeyse
Burnum özler ruhun rayihasını,
Eh be ıhlamur!
Gözüm özler,
Gelin duvağı beyaz yapraklarını.
Dilim özler özünün muhtevasını.
Kulağım özler salına salına
Rüzgara dokunan yapraklarının temasını.
Eh be hanımeli!
Herkesin aksine sevmem meyvesini!
Onlar bu meyvenin çiçeğini bilmezken
Zaten çiçeklerin anlamlarını bile unutmuşken
Her kış onu umarsızca tüketirler.
Ben her bahar inadına
İçimden bir dilek tutup
Baharda portakal çiçeği görmeyi dilerim
Hayatımın çoğunda da
Hiç görmediğim çiçeği,
Hiç görmediğim birine hediye ederim.
İçimden sonsuz çığlıklarla da ona
“Bende Seni Seviyorum!” derim.
Kader bu ya
Sever belki bir gün
Adsız bütün çiçekler!
Cemre.Y.

Hayat Denen Cinsiyetsiz Yosma!

...Hayat Denen Cinsiyetsiz Yosma!...
Tek bir "Söz!" daha duyarsam
Biliyorum, bu sefer yeniden doğamam!
Bunca sefer!
Sağır olmayı seçiyorum...
Kör olmayı seçiyorum...
Dilsiz, kokusuz olmayı seçiyorum!
Kör'düm zaten!
Tadını unuttum çoktan zaten de!
Ona, onsuz dokunmak ne kelime!
Trillallala laaaa laaa,
Seçmeyelim, vazgeçmeyelim öyleyse!
Madem hep dokunamayacaksak!
Ey hayat seni bir yakalarsam
Cinsiyetimi hiç umursamayacağım
Cinsliğini becerdiğimin pezevengi!
Sana jartiyer giydirip sokağa salacağım
Biliyorsun değil mi?
Cemre.Y.

Etek Altı Bacak Hassas Noktalarda Ön Yargıya Dikkat

…Etek Altı Bacak Hassas Noktalarda Ön Yargıya Dikkat!...
Okuyun bakalım...
Evlatlar ölür, yürekler yanar,
Beyinler böylece uyuşturulurken
Olanlardan sadece ikinci bir örnek!
Hassas noktalarda ön yargıya dikkat!
Akşam işimden evime dönerken
Sokağımızdaki inşaata 7-8 yaşlarındaki
İki kız çocuğunu girerken gördüm.
Gözleri haylice endişeliydiler.
İnşaatın içinin bir odası tıka basa
Suriyeli ve Türk olmayan doluydu.
Endişe alarm eşiğim
Ambulans sireni gibi çalıverdi hemen.
Sokağın başında onlarla konuşup
Onları oraya yönlendiren adama
Kaşlarım çatık, sinirim had safhada
Gerilmiş bir vaziyette sordum hemen!
"O çocuklar senin neyin oluyor bey amca
Neden inşaata giriyorlar?"
Hani kem küm etse
Dalacağım adama kafa göz!
Kim kimi öldürürse artık!
Sonra da koşup çocukları kurtaracağım!
Meğer inşaatın sahibi gelmiş
İnşaatının durumunu kontrol etmek için,
İçerideki adamlardan biri babalarıymış!
Meğer bey amcada o inşaatın bekçisi,
O çocukları tanıyamadığı için
Benim gibi endişelenmiş
Tanımadığı o kız çocukların
Akşamdan beri oraya girip çıkmalarından.
Meğer adamcağız onların
Ağzını arıyormuş
Ters bir durum var mı diye!
Uzun uzun baktım odanın içine
Taa ki çocuklar birinin eline yapışıp
"Baba yaa neredeydin
Az kalsın kayboluyorduk ya
Biz oynayalım derken?" diyene kadar!
Şimdi sorarım size!
Gerçi beyinleriniz hala
Acı eşiğini aşamamış uyuşuklukta ya!
Bir ana düşünün!
Sırf kız çocukları
Babalarının zengin arabasıyla
Gezmek istediler diye
Onları, kocasının dairelerini satıp satıp,
Paralarının çoğunu
Başka kadınlarla yiyeceği
Bir inşaata üstelik!
Artık o inşaat kaç ay sürecekse
O kadar süre orada
Bekar hayatı yaşayacak olan
Bir oda dolusu abazanın olduğu yere
Sırf babaları yanlarında diye
Biricik evlatlarını hiç düşünmeden
Oraya yollayabiliyor!
Bir de baba düşünün!
Kendisi bile, sadece
Etekten aşağısı görünen
İki bacak görse ağzı açık
Ayran budalası gibi
(O.çoçuğu ben onlara bakarken,
Bacaklarıma öyle bakıyordu)
Salyaları akıyorken minicik evlatlarına
Minicik etekler giydirip
O inşaatın içine düşüncesizce sokabiliyor!
Ulan mafya olsan kaç yazar!
O kadar abazanın faili meçhul sapkınlıklarını
Bu gece o minicik kızların hayaliyle süsleyecek!
Kaç saattir dikizliyorum terasımdan
Arabaya doluşup gittiler neyse ki.
Siz uyuşurken
Ben ön yargılarımı sonlandırdım çoktan!
O kız çocukları, o ana ve o babaya
Hiç ait olmamalıydılar!
Peki ya hayat!
Hepimize birden mi böyle olmalıydı?
Hepimiz birden mi layıktık liyakatlerimize!
Cemre.Y.

8 Nisan 2017 Cumartesi

Alıcısını Bulamayan Son Mektup

…Alıcısını Bulamayan Son Mektup…
Bu sana son mektubum be annem!
Duydun mu heeyyy!
Kulakları duyar duymaz, gözleri görür görmez,
Burnun ucu sızlarsa da asla belli etmez,
Dokunmak isterken elleri,
Teni gururundan bir parça şefkatini,
Nedense, neyime de kin'se, bir türlü göstermez!
Dudakları, aslında en yarasından öpmek isterken
Bütün çocukluğumu,
Yıllar boyu sadece sana olan gurursuzluğumu
Hiçe sayarak dayadığım dudaklarına yüzümü,
Yazık olmasın diye, zoraki dudaklarını,
Yüzüme yaslar yaslamaz anam!
Bir kerecik öpseydin beni kalbimden!
Geçerdi belki bütün yaralarım.
(Sahi kızımı da alnının ortasından
Çok öptüm de ben,
Onu hiç kalbinden öpmedim dimi?
Geçer miydi acaba onun da bütün yürek yaraları?
Benim kızımın gül gamzelerini öptüğüm gibi
İçine çekmesen de olurdu,
Beni nefesine çekmesen de yeterdi be!
Öpücükten morartmasan da olurdu
Yüzümün gamzelerini!
Okulda dayaktan olmadığını
Öpücüklerden olduğunu anlatmak
Zorunda kalsaydım bir kerecik!
Senin ve benim yüzümde hiç durmadan açan
Mevsimsiz, günsüz o menekşeleri!
Sahi ana!
Menekşeleri neden hiç sevmediğimi
Merak ediyordun ya!
Hele ki mor menekşeleri!
Çok gördümdü ben onları senin yüzünde,
Gözünde ve kendimde!
Ben çocukluğumun, gençliğimin
Olamayanlarına, olmazlarına, oldurulmayanlarına
Bi kerecik olsun,
“Sizin yüzünüzden!” diyebilseydim.
Hatta yüzleşmek de daha da ileri gidip
“Senin yüzünden!” diyebilseydim de yeterdi belki.
Olmayasıca hatalarımı yapmamaya!
Eyyy benim yüreği sever de sevmez anaamm!
Duydun mu beni iyice!
“Bu sana son mektubum.” dedim!
Oysa günlerdir aslında sana şiir susuyor,
Şiir saklıyor, şiir yutkunuyordum oysa!
Tam tamına 29 Temmuz 2014, saat 02:30’a!
Yıl olacaktın ve nihayet ben söz verdiğim gibi
Sana kel kalmış kafamla gülümseyecektim yeniden.
Yine yüzümü yaslayacaktım dudaklarına...
Yetemedi yüreğim işte,
Kızıma oldurulmayanların vazgeçişli
Minicik bedellerine yığılıverdim yerlere
İşte en başından yine sana!
Oysa sana olan sonsuz,
Yeterince karşılıksız tek sevdama,
Nice şiirler yazacaktım ben be kadın!
Hem de daha ne de çoktular!
Ne de çok çocuktular!
Ben kaç gündür şiir susuyordum ana’m!
Sustuktan sonra oysa çok biriktirmişim.
En sonunda da çok fena dağıldım be ana,
Hem sana, hem kızıma!
Sinir krizleri geçirdim yollarda!
Sarhoşum sandılar, üç birayla hem de!
Keşke dibine kadar sarhoş olsaydım.
Hiçbir acıyı dibine kadar,
Kızımın bir tek cümlesiyle
Yeniden hissedemeyecek kadar
Sarhoş olsaydım keşke.
Yerlere yığılmazdım öylece!
Sanırım yine ergen damarlarım
Öylece ölünür sanıyordu,
Madem hiçbir şeye bile yetemiyorduysam!
Evime çıkan o dört kat,
Tam on altışar basamaklı merdivenleri çenemle,
Dizlerimle, dirseklerimle tırmanırken
Kızımın sesi kulaklarımda çınlıyor hala!
“Yapabilirsin!
Hem yapmak zorundasın!
Benim sana tek başıma gücüm yetmez!
Görmüyor musun kadın yalnızız bu hayatta!
Mecbursun buna!
Hem sen demezmiydin ki ölümüm bile,
Bana yakışsın amman haa!” diyordu
Korkmuş kedi bakışları.
“Hadi!” diye çırım çırım inliyordu çığlıkları!
En son senin kapının önünde,
Senin ellerinde ördüğün paspasa,
İlmek ilmek parmak uçlarımla nasıl da
Sana yalvardığımı videoya çekmiş kızım!
Hem gel diye, hem de,
Aman haaa sakın gelme, beni böyle görme!
Diye diye sana hıçkırırken!
Sonrasını hatırlamıyorum!
Kiracılarından biri, neyse ki en efendi olanı,
Tutmuş kollarımdan, çeke çeke eve atmışlar beni,
Sonra da korkmuşlar ya ölürsem diye.
Ambulans çağırmışlar hemen!
Hatırlamıyorum!
Seninle tanıştığım o onlarca kere nefret ettiğim
O ambulans sesinin bile kulaklarımda
Çınlıyor olamamasını anlamlandıramıyorum!
Hele yavrum bana en son ne demişti acaba?
Hatırlayamıyorum!
Sonra benden izin alıp parmağıma
İğne batırıp şekerime bakmışlar, tansiyonuma,
Alkol oranıma vs.lerime!
Her şeyim yolundaymış, gayet iyiymişim,
Üstelik uyursam geçermiş!
Yoğun sinir krizi nöbeti geçirmişim ve
Geçmek üzereymiş,
Gözlerim bunca şiş olduğuna göre de
Yeterinden fazlaca ağlayıp
Bütün zehrimi akıtmış ve madem
Bunca dört kat merdiveni de çıkabildiysem de
Yarına da elbet çıkarmışım!
Öylece de gitmişler!
Ana!
Sana çağırdığımızda da
“Henüz ölmüyor ki bu hasta
Ne diye bizi çağırdınız ki!” dedikleri gibi yani.
Şimdi iyiyim elbette.
Ertesi günden beri iyiyim.
Hatta ertesinin akşamı bir düğüne bile gittim.
Çenemi, kollarımın dirseklerini,
Dizlerimin sürünen yerlerini merak etme he!
Hele yüreğimi,
Hele ciğerimi hiç merak etme anne!
Hepsi birer mor menekşe işte!
Bu sefer sayende kızımla beraber üstelik!
Üstelik yosun gözlümün gözlerinde,
Ne acı ki lekesiz morarıyor
Onun can damarları hepimize!
Üstelik anne!
Bu ilk yara da değilmiş ondan sızan!
Sen olsan, senin o düşkün hallerini…
An be an çeksem ben!
Vicdanıma her saniye, bin beddua salardın!
“Bizim iki yılımız neredeyse böyle geçti be anne!
Hiç bitmiyordu ki,
Senin başlamayanların.” deseydim hele!
Sen bana aynı şeyi…
Tam kırk yıl yaptın oysa be anne!
Neeee?
Komşuların mı, akrabaların mı, tanışıkların mıı?
Merak etme anne!
Her şey mahallemizde süt liman hala!
Bize senin hiç tanımadıkların yardım etmiş!
Yollardan gelip geçenler mesela!
Kamyoncular mesela!
Korkma rezil olmadın hiç kimsene.
Madem bize dair merak ettiğin tek şey buysa!
Unuttun mu senle beraber,
Yok oldular hepsi geçen yıl bugünlerde!
Üzgün değilim anne!
Artık hiçbir şey hissetmiyorum.
Kızıma duyduğum sonsuz sevgi ve onun
Gözleri önünde yıkılmışlığımın,
Pişmanlığının dışında!
Umarım bir gün beni gerçekten tamamen affeder
Bu zayıflığım için!
Umarım artık ona, artık sadece,
Yosun gözlerinin sevincini şiir edebilirim.
Senlen ana ama sensizken!
Daha ölüm yıl dönümüne ç/ağlamadan,
Dağılamadan, ölüp ölüp dirilmeden bile üstelik!
Ben de ölene kadar senlen vedalaşıyorum ana!
Sustuğum şiirlerim çenem de,
Kollarımın dirseklerinde,
Dizlerimin sürünen yerlerinde birer mor menekşe!
Merak etme yine de evine girdim bugün,
Bomboş evine!
Sarmaşıklarını suladım!
Sardunyalarını, petunyalarını suladım.
Barış çiçeklerini.
Bahçedeki asmanın dibini hele!
Ah nasıl da lıkır lıkır içtiler,
O yavaş yavaş içlerine akan suları,
Neredeyse bir haftadır susuzlardı.
Toprak suyu çektikçe sen de suya doydun sandım.
En son sıra menekşelerine geldi ana!
Merak etme ama!
Korkma öyle hemencik,
Gözlerin belermesin öyle telaşlanma!
Bu sefer, çocukluğumda yaptığım gibi onlardan,
Benden çaldıkları bütün güzel sevgi sözcükleri için,
Bütün öpücükler, bütün dokunmalar,
Bütün koklamalar, bütün tatlar,
Bütün duymalar için intikam almadım.
Saksılarına teker teker işemedim bu sefer valla!
Onları, arıtılmış suyla yapraklarına
Su dokundurmadan suladım bu sefer.
Sevgiyle gülümseyerek bakan gözlerini
Hatırlattım onlara, kendi kendine mırıldanırdın.
“Yaprağına su değerse solar bunlar,
Bakma sert göründüklerine
Öyle de hassastırlar!”
Bu sefer sen, benim kızımın,
Senden sonraki ömrümün yaprağına,
Dokundurdun can suyunu be ana yokluğunla!
Oysa ben bütün pazartesileri,
O gün kızım geldiği için seviyorum sanırdım!
Vücudumdaki bütün kendi kendime
Açtırdığım mor menekşelerle doğduğum güne
Baktım ben ilk defa o gün be anne!
Meğer sen beni bir pazartesi günü doğurmuşsun!
Şimdiden sonra artık kusura bakma be ana!
Nice şiirler biriktirip harflerini
Her senene ayrı ayrı susuyordum oysa.
Şiir’e az, mektuplara hayli çoktun ama
Neredeyse bana hiç yoktun oysa.
Hakkım helaldir sana!
Senin de son anına kadar
Helal ettiğini biliyorum.
Kusura bakma anam!
Ben sana tam kırk yıldır,
Nihayet üç gündür yokum
Tenimde kendime açtığım mor menekşeler,
Kızımın yosun gözlerinde,
Sınırsız kabuslu korkularla.
Artık koymuyor bana “Hiç!” yokluğun.
Saçlarımsa alabildiğine,
Uzun olacak bundan sonra!
Artık ben yosun gözlüme,
Senin bana olmadığın kadar uzun bir süre
Ben de ona yok olmayı istemiyorum!
Hep, her gün artarak,
“Çok!” olmak istiyorum!
Duamdasın ama sakın korkma oralarda!
"İyiyim ben, yaşıyorum hala!"
Yani bu sana son mektubum!
Nokta!
Cemre.Y.

Ben Yeterince Bekledim

...Ben Yeterince Bekledim...
Herkesler başına ummadık işler gelince
Baba evine giderdi ben direndim.
Benim babam yoktu çünkü!
Sağdı, yaşıyordu hala kahve köşelerinde
Umarsızca pişpirik oynuyordu ama bana
Altı yaşımdan beridir hiç yoktu!
Tam bir ay, su bardağım bile
Kolilerde kapalıyken musluğa ağzımı dayadım da
Açmadım o koliyi ama bekledim.
Ben bekledim öylece
Salonumun ışıklarını geceleri yanık bırakarak...
Olur a o geçerse sokağımızdan...
Uyudum sanmasın diye sabahları bekledim...
Sonra sabahları gecelere ekledim...
Bebeğim nasılsa doyuruluyordu bir yerlerde...
Ben hiç acıkmadım.
Bekledim.
Benim gidecek baba ocağım yoktu
Çünkü güveni dağlar kadar kalabalık!
Bir ana ocağım vardı,
O da ben giderken küstüydü,
İlendiydi “Döneceksiinnn!” diye yanık yanık.
Dön-me-ye-cek-tim!
Bir gün akrabalarımdan biri, dayımdı kesin...
Kenan Işık’ın “Konuş” şiirini paylaştığımı görmüş
Ben onca susarken...
Toparlamış hepsini anam dahil...
Kapıma bir kamyon dayandı!
Bu şiir’i dinliyordum ve ramazandı günlerden
Rabbimden af dileye dileye
Ense kökümü sündürdüydü o vakit!
“Hadi gidiyoruz artık buradan!” dediydi.
Diğer akrabalarım ilenmelerine devam ederken
Hatırlıyorum kardeşim askerdeydi.
İzin gününden çalıp bana gelecekti
"Ne kadar da mutluyum şükür" ü görmeye!
Artık değildim!
Buramda işi ne?
Toparladılar beni süngüsü düşmüş tek mermi gibi.
Ana ocağımın en alt katına serdiler öylece...
İnsan olan büyük konuşmamalı ağam!
Bu şiiri ikici dinlediğimde
Boya yapıyorduk giriş katına kadim dostumla.
O tavanlarımı boyuyordu
Ben duvarlarıma çabalıyordum.
Teybe kasedi koydum sırada
Hangi şiir çıkar bilmeden fırçalıyorduk
Yüreğimizde ne varsa ve o...
Onca sesssiz ömrün ardından yine
“Konuş!” deyiverdiydi.
Ödümüz koptuydu evde cin mi var diye...
Sustuk...boyadık...badanaladık...
Sıra bahçemize gelmişti...
Anam “Durun!” dediydi.
Öyle ya gittiğim gibi gelmiş
Ancak fazlaydım artık.
Bahçeyi de bana vermemişti ya aaa!”
Şimdi aynı binanın
Bu terasın/m da dinliyorum bu şiir’i...
Bazenleri üzüm salkımlarımı süpürmüyorum
Hatta bazenleri evimin tozunu bile...
Öyle ya o dediydi
“Tek bir toz tanesine kadar parasını ödersen
Anca senin olur!”
“Ödedim ana!
Ama hala benim değil!
Ait olamadım ben buralara!”
Hala o ilk geldiğim gün gibi...
Hala....
Yaşayamayacak şeyleri özlüyorum bu aralar
Kenan Işık gibi...
Sessiz bir avazlık hıçkırığımı duysun
Artık uyansın isterdim mesela!
Sen de gittin...
Oysa ben seni göbek bağımızı
Kestikleri andan itibaren hep özledim...
Cemre.Y.

Her Şey Küstü

...Her Şey Küstü...
Kelimeler küstü...
Her hece, her harf yüreğimde birer zıpkın yarası
Oysa ben, öylece dolanıyordum okyanusta,
Mercanlar benimdi, her şey benimdi.
Sen, benimdin!
O an, sen, her kimsen,
Neye bürünmüşsen, her şey evimdi, sıcaklığımdı.
Şimdi yüreğimin bir yanı yangın yeri,
Bir yanı bomba savurmuşlar gibi virane.
Gözyaşlarım küstü…
Her damla, her tuz gölü yüreğimde kanser vakası!
Oysa ben,
Öylece kendi hayalimin,
Hayatımın ve hayatsızlıklarımın,
Kah meltem yumuşaklığında,
Kah fırtına öncesi lodosunda ama
Olacaklara ve olamayacaklara hakim idim.
Kararlı ve yolumdaydım ve tek idim!
Şimdi bir gözümden öylesine asi,
Öylesine isyankar
Akıveriyor gözyaşlarım pervasızca,
Bir gözümden tuz yakıcılığında
Bir katran buğusu içime, yüreğime sızıyor!
Yüreğim küstü…
Oysa ben,
Yüreğimin sevdasını ete,
Kemiğe büründürmemiştim yıllar vardı ki!
Bu, benim, sonunu daha başından bildiğim bir kitabı,
Başka bir yazardan, başka karakterlerle
Vücut bulmuş halini yeniden okumam gibiydi,
Hani “Gider mi,
Gittiği yere kadar gider ve biter” basitliğindeydi hep!
Hani, hep başka bir son hayaliyle
Harfleri yutarcasına gelirsin ya o son cümleye…
Oysa hep acımasızdır o son cümle,
Senin verdiklerin hep ağır basar,
Onun vermediklerine, hep bencildir
Gecenin uykusuzluğunu yırtan
Gözlerini yandığı o son cümle.
Hep farklı bir kurgu ama
Aynı sonla çıkar ya karşına pat diye…
Boğazındaki o koca yumruyu yutkunursunda,
Yutamazsın ya “Ama ben!” le biter ya cümlen sadece.
Ahirim küstü…
Oysa ben,
Hiç değilse “Ahirimde.” diyordum,
“Şimdi değilse bile, ahirimde.”,
Hiçe yaşanmış koca bir yalan ömre vefa.
Ahirimde yanımda olur
Yarim olup, yarenim olamayanım!
Geçmişinin gelip geçmiş bile esintisi,
Yeni bir başlangıca yol vermek isterken çoktan,
Hiç değilse bitene, hiç değilse ölene
Saygı uzunluğunda bekleyişi olamadım kimsenin,
Belki bir buruk tebessümünde
Gül kıvrımlı dudağının kenarında
Saklanmış bir damlacık
Gözyaşı olamadım, hiç kimsenin.
Bugünün, her ne yönden esecekse o sam yeli rüzgarı,
Bilemedim “Nefesim” dediğime bile de ben.
Bir kerecik o sam yeli olsun değmedi mi yanaklarına,
Fısıldamadılar mı ki ona hiçbir şey?
Azıcık olsun!
Belki birkaç zamancık bekleyemedin!
Geleceğin, benden başka her şeyle,
Her zaman o kadar doluydu ki yerim değil!
Hayalim bile olamadın da sen!
Ben hiç değilse ahirimde diyordum,
Dünde, bugünde, yarınım da değilse bile ahirim de,
Hiçe yaşanmış bir ömre vefa.
Ahirimde yanımda olur,
Yarim olup, yarenim olamayanım!
Artık demiyorum!
Kelimeler küstü.
Gözyaşlarım küstü.
Yüreğim küstü.
Ahirim küstü ben yine bi Zümrüdüanka!
Artık kendi bencilliğimdeyim mutlu olun siz!
Hiç kimse ne bir varlığımda,
Ne de yokluğumda olamayacak artık!
Cemre.Y.

Yazarların İmza Günleri

…Yazarların İmza Günleri…
Yazarlar neden imza günleri düzenlerler?
Yıllardır bencileyin bir garip muhasebeciye
"Bir kitabın olmalı mutlaka hatta ilk imzalısı da bana olmalı!" derler.
Yıllardır da ben bu cümlenin muhasebesini bitiremem.
Daha doğrusu maliyet muhasebesini bitiremem.
Zira cümlenin ilk kısmı kolayca bir dört işlem iken
İkinci kısmı yedi hisli kocaman bir problem.
Cümlenin ilk kısmı beğeniyle, sevgiyle, gururla,
Başkalarından daha iyisinle karışık bir yüreklendirmedir aslında.
Issız kaldığında oturur koyarsın şapkanı önüne.
Teker teker dökersin düşünce çakıllarını.
Öncelikli sorun şudur ki hiçbir şair
Şiirlerinin hepsini beğenmez sonradan.
"Hadi bir şiir oku." deseler o anda seçemez hangisini okumalı!
Kendine kalınca kolaydır da iş kitaba gelince,
Ne güzel yazıp yazıp paylaşırken iyi olan birçok cümle
"Tam olmamış mı sanki?" li soru işaretiyle dolar.
Hadi diyelim oldurmaya niyet etti
Günler, gecelerce bütün harfleri tek tek dizmek var,
Kaliteli bir yayın evi ile anlaşabilmek var.
Kitabın "K" sinin anıldığı andan itibaren
Bütün vakitleri hayatından zamanlar çalarak
"P" sine kadar yenisini yazamamak var.
Eşten, dosttan, çoluk çocuktan, akrabadan da ıramak var.
Ana rahmine inmiş bebesi gibi
Onu ellerine alıp sayfalarından kokusunu ruhuna çekmek için
Günlerce, aylarca sabır çekmek var.
Ha tabi bebekler bedava doğmuyor
Artık ortaya yakın halli ana adayı için
Epeyce külfetli maddiyatı var.
Biriktiremediklerinin ucundan kenarından
Zar zor toparlaması var.
Sonunda bebeğin doğumuyla
Kokusuna çektiğin ruhuyla
Bütün sancıların bittiğini sanmak var ki
Bundan sonrası daha çok maliyet hesabımı tetikliyor!
Zira cümlenin ikinci yarısı hali hazırda beklemektedir...
Düşünürüm derin deriinn
Düşünce çakıllarımı şapkamda çoğaltarak.
İlk kızıma imzalar veririm,
Sonra kardeşime,
Sonra bu süreçte yanımdan hiç ayrılmayanlarıma,
Sonra bu hayali hep beraberce kurduklarıma....
Sonra....sonraa.....sonraaa.....sonraaaa
Derken hiç kimseyi kıramam ki ben.
Bir türlü de bitmez kitabımın imzalısını isteyen.
Çünkü her geçen gün
Dostlar eklenmekte veya azalmakta,
Akrabalar, tanışıklar eklenmekte veya azalmaktadır.
Hatta uzaktan bir kez selam verdiğim bile
Kitapçıya uğramaya ne gerek var tanıdığız sonuçtadır.
Offf anlatamam nasıl da yorgundum,
Nasıl da lohusa rehavetine muhtaçlıydım.
Şimdi süreç tersten başa doğru mu işlemeliydi.
Elbette satış rekorları kırarak
Zengin olmak değildi niyetim,
Kitapçıdan satın alacakları
Birkaç kuruşluk şu kıymetli bebeğimle
Raflarında daimi anımsanmaktı niyetim.
Düşünce çakıllarım doldukça şapkam deliniyor eyvah!
Oysa daha az önce biri adresini yazıverdi özelden
"İmzalı kitabını....adresine göndersen!"
Şimdi yemek yapmayı bırakıp en yakın kitapçıya gitmeli,
Kendi kitabımı ikinci kez satın almalıyım.
Zira onu oraya koydurana kadar da epeyce harcadıydım.
Sonra eve gidip ocağın altını söndürmeli
Güzelce birkaç cümleyle imzamı atıvermeliyim.
Ah hasta anam da sesleniyor
İki dakika da ilacını verip sokağa koşmalı
En yakın kargocuya uğramalıyım.
Sahi bozukluklar almalıyım.
Şimdi "Kargoyu bari sen öde." diyememki ben.
Ödüm kopar birinin bana
Üç kuruşa tamah etti."deme ihtimalinden.
"Keşke şair yürekli olacağıma, yazar yürekli olsaydım.
Kitabım basıldığı an imza günleri düzenler,
Masama kurulur hem bolca satışımı yapar
Hem de çoğu sahte gülücüklerle artık bozulan imzamı
Çiziktiriverirdim bir yerlerine." derken
Düşünce çakıllı delik deşik şapkam görünmez olur,
Ben kitabım olma ihtimalinden dahi
Cayarım bu maliyet muhasebesi yüzünden.
Ya da son anda fikir değiştirip
Bir kitap bastırtayım da herkesime,
Ama en ilk kızımdan başlayarak
Bu düşünce çakıllı şapka hikayemi okutayım.
Kızım ansızın gelip "Annecim sonunda
Kitaplarla yeniden barışmaya karar verdim
Bugün bir kitapçıya gittim.
Bil bakalım kitaba neyle barıştım?
Haydi ama imzalaa!" der demez
Bebeğimi önüme koysun,
Güzel sözlerle bir öpücük gibi değerli imzamı attırsın.
Ne dersiniz?
Siz de ister misiniz düşünce çakıllı şapkamdan.
Yoksa hiç gerek yok anladınız mı!
Kızım gibi mi yapmak isterdiniz yoksa?
Başım üstüne sevgiyle
Yapabilmeniz için elbette
Toplanırız da ortak bir yerlerde!
Cemre.Y.

Sarılmamız Gereken Acil Durumlar Var

…Sarılmamız Gereken Acil Durumlar Var...
Ki ayak izlerinden topluyordum
Bütün uykusuzluklarını ben...
Sarılmamız gereken
Acil durumlar var sevgili!
Belli ki...
İkimizin de bir yanı boşlukta...
Cemre.Y.

7 Nisan 2017 Cuma

Sana Kanatlar Taktım Ben

...Sana Kanatlar Taktım Ben...
Onu bunu boşver de!
Canın sıkıldı mı bir sahil yapıyorsundur...
Yıldız yakamoz karışır he birbirine!
Kafan dağıldıkça...
Kimse bilmez ya ben bilirim!
Anan gibi ayakların
Patlayana kadar yürüyorsundur.
Bütün sahili sağını solunu
Önünü, arkanı, yönünü şaşırana dek!
Yönün şaştığındaysa
Tek yönün,
Gitmek zorunda olduğun o son ışıktır…
Öylece bırakırsın kendini rüzgara!
Yuva sandığın sığınağındır o en son yer!
Varmak zorunda olduğun
Yerlerde terlemiş olursun!
Şükür ki artık sıcak akan
Suların var duş alacak!
Terinle kurumak zorunda değilsin
Ben gibi yavrucak!
Ya ne sanıyordun a çocuk!
Döndüm sana sırtımı da…
Tek sebep ihanetin olsaydı dönmezdim asla!
Sebep…
İhanetine merdivenin ilk basamağı
İmkansızlıklarım olmasaydı
Asla dönmezdim sırtımı sana!
Bugün yine gördüm
Anamın olmayan saçlarını!
Yedi tel kalmış!
Bilsen gözlerindeki o yokluğun acısını.
Ama bilme!
Sana kanatlar taktım ben…
Uuççç be çocukkk!
Hala kanadı kırık bir martı gibi
Konma yamacıma.
Belli ki denizin olmamı
Bile dilememişler meğer beni sana!
Ben onları sana
Güneş ve Ay'ın diye öğretirken…
Cemre.Y.

İstanbul'da Yıldız Yok!

...İstanbul'da Yıldız Yok...
Ve ben asla o kadar büyüyemiyorum...
Annem ilk defa bizi terk ettiğinde
Hem de kışını, hiç bilmediğimiz diyarlara
Her yaz ailece olduğu gibi
Tatile gidiyoruz sanıyorduk biz!
Kardeşimi dedemlere bıraktı,
Beni ise amcamlara.
Zemheri ayazı bir kış sabahında
Biz yarın, yaz gelecek sanıyorduk!
Yarın yaz gelecek ve biz kardeşimle yine
Köyümüzün merasında
Sırt üstü yatıp çimenler üstüne
“İstanbul’da neden bu kadar
Yıldız yok ki?” derdinde oluruz sanıyorduk!
Gerçi ben anlamıştım!
Annemin…
Hatırladığım…
Beni ilk kokulu öpüşüydü o!
Saçlarının üzerinde,
O zamanların
Nereden gelirsen gel ama o köye geldiysen
Olmazsa olmazı kara bürüğü,
Üstünde ödünç alınmış köy bluzu
Altında çiçekleri
Bahardan önce açmış basma eteği ile
Zaten beni terk eden o kadın annem değildi!
“Gitme Anne'm!” diye ağlarken ben ardından
Her adımında
Arkasına bakıyor ve öylece ağlıyordu!
Kumarbaz bir adamın bir çare karısıydı o!
Ve şehir…
Çocukları, hiç mi hiç sevmiyordu.
Çocuğun varsa çalışamıyordun!
Üç köyün bir okulu vardı,
Bir okulun,
Beşerli sırası olan tek sınıfı,
Ortada bir soba,
Her sıra, ayrı sınıf demekti.
Ben dörde gidiyordum,
Kardeşimse üçe!
Neyse ki orada bari sınıf ayrımı yoktu aramızda!
Annemizin ayda bir, çuvallar dolusu
Bütün sülaleye yolladıkları içinde,
Bize ayrılmış küçük bir valiz olurdu hep!
Nedense,
En ilk onlar kapışılırdı
Kendi akrabalarımız tarafından!
Üşürdü ellerimiz,
Parmak uçlarımız morarırdı bazen!
Erkek olmasına rağmen küçüktü kardeşim
Ağlardı ellerini üfleyerek!
Yan sıradan uzatırdım ellerimi
Ne kadarsa bütün sıcaklığımı yollardım ona
Dersi bırakıp delik ayakkabılarını çıkarıp
Öperken ayaklarını,
Parmak uçlarından.
Öğretmenimizin bile,
Gözleri yaşarırdı bazen de
Alırdı bizi soba yanına!
Şehirliye torpiliyle suçlanırdı haksız yere.
İşte o zaman
Zangır zangır titreyerek ve ağlayarak
Tahtaya çıkar ve İstiklal Marşını okur gibi
Bağırırdım hepsine sus pus olup dinlerlerdi.
“Söz” derdim onlara
“Yemin olsun, and olsun, ahdolsun ki size!
Annem bir gün bizi buradan alırsa!
Hepinizi bizim okuduğumuz
Kaloriferli sınıflarda okutucam ""Söz!""
Hiç üşümeyecek elleriniz, ayaklarınız!
Ayşee!
Hani bana sorup durduğun o kokulu silgi var ya
Bıkacaksın onlardan "Söz!"“
Evet!
Büyüdükçe kaçtım!
Şimdi de kaçıyorum
Bütün köy çocuklarından köşe bucak!
Tutamadığım ilk ve son “Söz” ümdür onlar!
Ne kadar ucundan tutmaya kalksam
O kadar çoklar!
Ve ben asla o kadar büyüyemiyorum!
Cemre.Y.

6 Nisan 2017 Perşembe

Hiçbirimiz Aptal Değiliz

...Hiçbirimiz Aptal Değiliz...
Hiçbir yerinde yokuz biz bu garip çelişkinin
Hem de aylardır...
Bazen dokunduğun ten işe yaramaz,
Her şeyi göze alabilmek için,
Çünkü anlamışsındır,
Senin hayalindeki son değildir
Bu işin sonu ve o an aslında
Bir son'u bile düşünemeyecek kadar aşıksındır
Oysa hep yaşadığın acı sondur...
Bazen deriinn bir nefes çektiğin
O bir ömürlük kokusu yetmez,
Yetmez hiç kimsenin, seni uçuklaştırmaya
Çünkü aradığın o deriiin bir nefeslik o koku
Aynı değildir işte,
O her bir tene bulaşmış tende...
Bilirsin, hissedersin ya...
Her şey bir yalan ve aslında oyalanma!
Bazen bir ara şeytan bir dürter ya
Açarsın gözlerini o seni tutkuyla öperken...
Gözleri kapalı değilse sevmiyordur çünkü,
Çünkü senle ilgili hiçbir hayali kalmamıştır artık...
Birkaç yakalamada anlarsın
Acı gerçeği görürsün, hani o film şeridi...
Senin gözlerin tam teslimiyetle kapalıyken hep!
Onun gözleri kapalı değildir!
Artık hayallerinin hepsinden arınırsın
O hiçbir zaman senin değildir, olmayacaktır.
Anlarsın değişik bir ten, değişik bir
Heyecan değil belki ama...
Belki tüm fırtınalardan sonra
Sığınacak bir limansındır sen hep!
Ve hep... hepsi budur...
Biz hiçbir yerinde
Yokuzdur aslında biz bu garip çelişkinin
Senin bu metcezirlerinin...
Birbirimizden vazgeçememizin
Belki de hiçbir anlamı yoktur...
Artık vazgeçme zamanı...
Böylece bırak artık be sevgili!
Aptal değiliz hiçbirimiz.
Cemre.Y.

Referandum Da Evet Mi, Hayır Mı?


…Hala Hamurum Temiz Benim…
Din, iman, hamur, kişilik, karakter…
Saygı, sevgi, güven,
Vicdan ve bu aşk olmasaydı bende
Dünyanın sadece anasını değil
Bütün galaksinin sülalesini satacaktım.
Ona geldiğim günden beri,
Bana yaşattıklarına inat ya
Bütün o sıfatlar bende
Hala varlar,
Ne yapmaya çalışsam
Gitmiyorlar, gidemiyorlar!
"İnsan,
Dünyaya gelmeden
Hamuru yoğrulur ilkin!
O hamurunun mayasına göre
Yön verir hayatına.
Hem de her şeye rağmen!" derdi anam.
Kendi kelimeleriyle dili döndüğünce
Daha ben minnacık bebecikken
Ninni gibi nakaratlarında
Hep bu cümleyi söylerdi ara ara.
Şimdi ben her şeye, hem de herkese rağmen,
Bozguna uğratmadım o hamurun apak mayasını.
Hep başım dik, alnım apak oldu anne!
Üstelik gereksiz saydığın hayatımın,
Yol ayrımlarımın sebebi olan,
Beni senin gözünden üçüncü kez
Düşüren bir yürek dolusu aşka rağmen!
Aslında her biri birbirinden
Apayrı ve en özel olan aşklara rağmen.
Anne! Sen hiç aşık oldun mu sahi?
Bu kadar yasak koyarsa
İnsan yavrusuna, yavrucuğuna
Bir kerecik olsun
"Benim yavrucuğumun da artık
Yüzü gülsün de mutlu olsun." diye
Bir dilekçik bile dilemezse
Ya aşık olup, kavuşamamışsındır,
Kısacık mutluluklara bedel
Acının bu kadar derinini
Yaşamamı istememişsindir.
Belki benim kızıma olduğum kadar
Herkese olduğum kadar
Şeffaf olamamışsındır.
Yüreğin bu kadar acıya dayanamamıştır,
Ondan dilememişsindir ha!
Lütfen öyle olsun annem!
Yoksa,
Hiç tatmadığın bir duygu deryası için beni gözden çıkartıp
"O…çoktan yoldan çıkmış!" demezsin değil mi?
Bana öyle diyemezsin değil mi?
Hele ömrümde haylice
Nice yoldan çıkmaya hazır ve müsait
Tonlarca sebeplerim varken ha anne!
Hayat bana bir imtihan daha sundu anne
İnan bu sefer ki çok daha zordu...
Bir bilsen, bir yanda cennet vardı…
Som altın saraylardan ve çok sevdiğim
O umman denizlerden,
Altın sarısı kumlardan büyücek
Hiç yaşayamayacağım gökkuşağı bir dünya,
Hani ben yaşamaya kalksam iki başıma…
Hep bir bedeli olacaktı ya…
Öylesine kolay bedelsiz…
Önüme ikram sunulan!
Diğer yanda cehennem vardı,
Gözyaşımı yine irinli kan pıhtılarıyla
Bana, hep bana akıtan...
Yüzümü, yüreğimi, hayatımı acıtan.
Ben yine uzun bir hayat yolumun
İki çatallı bir yol ayrımındaydım anam...
Bilemedim ki ışıklı yolu mu seçsem...
Sonu karanlık mı, karanlık
O yolu mu seçsem sonu aydınlık mı?
Bilemedim anne…
Başı mı önemliydi bir yolun...
Yoksa sonu mu?
Ki sonunu kimse bilemezdi ya!
Sen bunu ,ninnilerinde, hiç söylemediydin be anne…
Bir bilsen anne!
Bir yanda rengarenk boğazın,
Rumelinin yıldızlarını utandırıp
Her bir yanından kandırıp
Sahte ışıklarla yıldızları söndüren ışıkları...
Diğer yanda bir gazete kağıdından
Sofra bezinde ekmek arası beyaz peynir
Ki faturası henüz ödenmemiş
Elektrik sobasının o son kalemi
Yanıp yanıp sönmekte.
Yanındaki insan, senin korkacağından
Korkmakta...
Elektrik gidince
"Gidip şalteri mi kaldırsam yoksa
Kalıp ona mı sarılsam!"
Aslında bütün yıldızların bana
Senin bile anacığım…
Senin bile demediğin kadar
“Korkma!
Biz hep buradayız ve o gelecek,
Seni koruyacak, kollayacak!" demediği kadar
Gerçekten gelen, koruyan ve kollayan
Ruhu olmayan, olamayan ışıklara inat
İçimdeki bir aşkla cenneti de…
Cehennemi de saf ışıkla aydınlatan...
Bir ışığım hep oldu benim
Sen yine bana yoktun be anne!
Hayatım boyunca hep geç kaldın
Benim senin desteğine
En ihtiyaç duyduğum anlarda!
Ben yine en acı imtihanlarımı...
Hayatımın dönüm noktalarını
Yine sensiz ama sen varmışsın da
Saçlarımı okşuyormuşsun,
Göz yaşını gözyaşımla çaktırmadan
Yavaşça siliyormuşsun gibi
Hep o güzel sesinle
Ninnimizi söylüyormuşsun gibi
Seni dinledim yine...
Hem de yanlışlıkla bir tek kelimene
Sana muhtaçken sesini duyduğumda…
Sana göre yerim cehennemlik olan,
Son günahımı da bitirdim çok şükür…
Al artık görüyorsun kimse korumuyor beni…
Hiç kimse sen etmiyor!
Bir seven anam ol , babamdan daha
Altı yaşımdayken vazgeçtim de…
Varsın kimseyi aramayayım be artık sende
Hala hamurum temiz benim.
Tabi ki "HAYIR!" hala!
Sen o ucuz "Evet!"i ne çok yandın be ana!
Cemre.Y.

5 Nisan 2017 Çarşamba

Doldur Be Saki

...Doldur Be Saki...
Yaşından önce büyümüştü,
Biliyordu hiçbir kara sevdanın sonunda
Artık ölünmüyordu.
Amma sağ da kalınmıyordu.
“Doldur be Saki” dedi.
“Son kere dinleyelim hele!
Bakalım kim gider, kim kalır baki.”
Vazgeçmeye meyletti sevmelerden de,
Ne Ağustos vazgeçti ondan ne Ekim!
Sonra vazgeçti
Bütün gelenek ve göreneklerden.
Hepsinin canı cehennemeydi.
Mevlit pilavına kavun ekledi.
“Doldur be Saki” dedi
“Buradan devam edelim hele bir!"
“Bakalım kim gider,
Kim kalır baki!”
Zaten hayat dediğinin de aslı bu değil miydi?
Tekerrürlerden ibaret!
Hani zincirini kırarsa biri
Manidar da değildik ya!
Demedilerse!
“Şuradan bitirelim bir saki
Bakalım kim gider,
Kim kalır baki!”
Sanki hepimiz birer “Ada” yız
Nice meraklıydılar karaya bağlantılı hayatlara.
Nice de uzaktılar!
O, son tek kişilik, son limana
Hepsinin içinde birer “Issız Adam” hayali
Belli ki aslında,
O filmin sonunu da
Aslında hiç seyretmedilerdi!
“Şuradan sonlandıralım be saki
Bakalım kim gider,
Kim kalır baki!”
Küçüldüğümüz yerindeyiz aşkın
Büyüdüğümüz yerindeyiz sevdanın
Ne varlığı bellidir çılgın bir aşık kadar.
Ne yokluğu bellidir bitmiş bir iliş-ki kadar.
Ortasına yakınken o!
Sen “O” na son olmaya,
“O...
Sonsa hazırsındır çoktan.
-Eyvallah- Sana da, be saki,
Bırak boş kalsın bardağım!”
Cemre.Y.

Sen Sızıları

...Özlem...
Burnumun direğinde sen sızıları,
Sen bunca susuyor…
Yüreğimin çeperinden öylece akıyorken!
Cemre.Y.

4 Nisan 2017 Salı

Sahi Sen Hiç, Seni, Ben Gibi, Sevdin Miydi Anne!

...Sahi Sen Hiç, Seni, Ben Gibi, Sevdin Miydi Anne!...
Sen hiç aşık oldun mu an-ne?
Hem de her biri, ayrı yerinden, ayrıldı mı?
Yüreğinin her bir köşesini.
Bir değil, iki değil hem de.
Hayatın boyunca tam üç kere…
Hep bir yerlerinden,
Tutundun mu hayatının,
Karmaşasına bu aşk ile.
Hep bir yerden, bu aşk sayesinde,
Seni yoldan çıkarmaya çalışanlara,
Belki senin bir hiçlikte,
Yok olmanı sağlayacak,
Parlak jelatinlerle,
Kaplamalı zengin hayatlardan,
Sonu kaldırım yosmalığında biten,
O uçurum hayatlardan kaçtın mı ha!
Her birinde, bir eksiğini,
Bir sevgi yoksunluğunu savmaya çalıştın mı?
Her birine binbir emek,
Binbir sevda sundun mu ki!
Biri… biriciğin olan bir parçasını,
Biri… çaresizliğinin çıkmaz sokaklarını,
Biri… hiç mi sevmedi seni…
Sen bir gün ansızın hiçbir sebep yokken
Belki kendince sebep çokken,
Sen onun yüreğinde bir kıymıklık!
Bir ufacık hayalcik bile,
Edemediğini anladığın an gittin mi ondan!
Sonra hepimize susup,
Sadece hayallerinden vazgeçip,
Yamaladın mı yüreğinin kırıklarını,
Yeniden ve eskisi gibi olabildin mi ki?
Anne bundan yirmi yıl önce,
Kendini mi görmüştün bende…
Yoksa hiç de bir bilemediğin,
Yürek yangısının insanı kor ettiğini…
Hatta hep var ama aslında,
Hiç “Yok” ettiğini biliyor muydun da
“Sevgi ne ki, yenilmez de, içilmez de,
Sen yarınını sana film gibi göstereni seç,
Yoksa…” deyip sustun hep!
Bak yine canım yanıyor ana!
Yüreğimin başka bir yerinden!
Ben hala öğrenemedim
Hiçbir şeyi bu sevda dene illete dair…
Tamam pes ettim de…
Hayallerimden vazgeçip,
Üzerlerini hala…
Tükenmez bir kalemle çizişim neden ki anne?
Sanki bir yerlerden,
Daha doğarken düşmüş olduğum
Gözüne mi gireceğim ki!
Anlasana ben diğerleri gibi olamıyorum.
Ben her şeye ve herkese rağmen,
Senin apak hamurunu,
Boyayamıyorum hiçbir renge!
Ne kendimce ve ne başkalarınca…
Anne canım yanıyor.
Senin hep korktuğun,
O karanlık sokaklara!
Girmeyi bile denemedim ben…
Kimse değil, sen bile değil!
Kendim korudum!
Kendimi bütün kahpeliklerden.
Hem de küçücük bir kıymık hayalcikler edinerek…
Sen benim bembeyaz tüllerden hayallerime bile,
“O yoldan çoktan çıktı” demişsin.
Beni zaten olmayan yüreğinden söküp atmışsın.
Ben hiç senin yolundan çıkmadım anne!
Şimdi düşünüyorum da…
Keşke küçük yaramazlıklarıma dediğin gibi…
Beni doğuracağına taş doğursaydın be anne!
Hiç değilse, bir duvara dayanak olurdum…
Keşke beni doğurmasaydın be anne.
Çocuk oldum, genç oldum,
Anne oldum, koskoca kadın oldum da,
Değil bir duvara,
Senin hiç var saymadığın,
Kendime zor dayanak oldum be!
Oysa ben, her aynaya baktığımda hep!
Gözlerimin değil sadece,
Göz bebeklerimin içine baktığımda
Öyle azdı ki içinin yıldız yıldız ışıltısı…
Ama hep başım dik, anlım ak oldum.
Ben sana eziyet hiç olmadım ki be anne…
Belki feryat figan ağlayışlarım,
İlk geceler sevgisizliğinizi hissettiğimdendi ha!
Sütüme bile ortak ettin,
Ciğerparem biricik kardeşimi…
Bir lastik eldiven,
Bir çöpten alınmış süt şişesi oldu biberonum.
Bir ölü bebecikten,
Arta kalan basma elbiseler oldu üstüm, başım.
Çocukluğumun mezar taşlarının,
Üstüne adak bırakılmış bozukluklar oldu harçlıklarım!
Ben doğduğumdan beri,
Senin bütün hayatının,
Bütün gözyaşlarına,
Hep ortak oldum da hiç soru sormadan!
Bak acıdan, çaresizlikten ölüyorum artık da,
Hala bir tek göz yaşın yok bana anne!
Bak bembeyaz tüllerden, bulutlardan
Kıpkırmızı gül yapraklarımdan,
Ulan hayallerimden vazgeçtim,
Bak ben artık kendimden bile vazgeçtim.
Zaten hep acı oldu, her hayalimin sonu…
Herkese göre...
Hep olamayacak dualara “Amiiin!” dedim de,
Olsun duası da güzeldi.
Ama vazgeçtim işte….
Sen hep ölüme yaklaştığında mı!
Sevecektin beni…
Sahi sen...
Hiç sevdin mi anne?
Beni hiç sevmeseydin,
Yeter ki, bana, ömrün, çok uzun olsaydı be!
Cemre.Y.

Destanlar Vardı

…Destanlar Vardı...
Biz çocukken destanlar vardı,
Büyük sevdaların, kocaman aşkları,
Bembeyaz kağıtlara sonradan yazılıydı.
Ben daha küçücükken...
Sonu hep yokluk sancılı destanlar vardı.
Bazı akşamlar,
Yer sofrasında yemek yendikten hemen sonra,
Erkenden açılırdı yer yataklarımız.
Biz itiraz edemeden erkenden örtülürdü üzerlerimize,
Rengarenk kırk yama yorganlarımız.
Küçücük başlarımıza kadar örtülüyse o yorgan
Artık hemencecik uyunmalıydı.
Kardeşimle gizlice anlaşırdık önceden,
Bu sefer, bu masalın sonunu duyacaktık,
Hiç uyumayacaktık!
Sonra babam, gaz lambasının altındaki,
Minderde oturan anamın yamacına yanaşır,
Babam…
Kenardaki tel dolabın çekmecesinden,
Destan yazılı beyaz kağıtlardan birini özenle seçer,
Anamın yamacına iyice sokulur,
Bir zamanlar minarelerden ezan okuduğu o davudi sesiyle,
Anacımın gözlerine bakarak ezberinden okurdu destanı.
Kardeşim daha yarıya gelmeden uyurdu,
Yorganın altındaki karanlıktan korka korka.
Cesaret verirdim ona,
"Uyuma!" derdim,
"Sakın bu sefer de uyuma!"
Masalın sonunu nihayet duyacaktık ya!
Dayanamazdı yine, uyurdu korka korka.
Yanında hep ben vardım oysa!
O uyuyunca, ben korkmaya başlardım bu sefer,
Yorganı hiç kımıldatmadan aralardım köşesinden,
Anamın gözlerinin içinde ne çok yıldızlar vardı.
Sanki okunan destanlardaki,
Bütün o kadınlar hep anamdı.
Beyaz kağıdın son kıvrımına yanaşınca,
Babam anamı hep ama hep kandırırdı,
"Hadi yatağa geçelim nasılsa ezberimde" derdi.
İçimden sessizce çığlık çığlığa bağırırdım anama,
"Gitme be ana gitme, az kaldık sonuna!"
Anamın, zaten, başkacada şansı yoktu ki,
Hiç değilse sona az kalmıştı bu kez.
Oysa bu sefer de,
Bu destanın sonunu babam yazacaktı.
Anamsa kaderine çoktan razı,
Usulca kalkar gaz lambasını söndürürdü nefesiyle.
Zifiri karanlık olurdu oda,
Gözlerimin kapaklarında kırk yama yorganın,
Rengarenk yama cennetleri çakışırdı hep.
Anamın gözlerinin içinden çıkan yıldızlarla,
Dalardım kendi rüyalarıma.
Ne anam, o zamanlar bilebildi,
O destanların sonunun hep ayrılık olduğunu,
Ne de ben.
Sonradan öğrendik çok sonradan.
Işıklar gelince,
Anamın gözlerinin içinde artık yıldız kalmayınca,
Babam anamı, son kardeşe hamile bırakınca,
Oda teklikten çıkıp çoğalınca,
Biz başka odada yatırılıp,
Yorganlarımız yamasız kalınca,
Destanlar artık sokak gazeteleri gibi satılmaz olunca,
Babam hala meyhanelerden çıkmaz olup,
Arkadaşının sırtındaki küfeyle gelip,
Ona sitem eden anamı,
Son gücüyle dövmeye başlayınca,
Anam bizim odamıza taşınınca,
Anam işe başlayınca,
Siyah beyaz renkli o kocaman insanlar…
Koca bir kutunun içinde o destanları oynayınca,
Anam artık saçlarımızı okşamaz olunca,
Anam artık kendisini bile sevmez olunca!
...
Yüzyıllar sonra babam…
Anamın mezarı başında hıçkırarak ağlarken,
Aslında anamı hep sevdiğini,
Ama bu kahrolası kaderin,
Hepimize birden yanlış yazıldığını söyleyince,
Sonradan yani.
Çok sonradan.
...
Doğuşumuzu soranlara selam olsun!
Üç kardeşiz biz,
Her birimiz…
Yorganın dört köşesi yamalı ve hep kapalı olsa da!
Sonu hep mutlu biten hayalli,
Birer destanız!
Şimdi susma vakti…
Cemre.Y.

Çirkefliğe Sevda Süsü Vermesin Hiç Kimse

...Çirkefliğe Sevda Süsü Vermesin Hiç Kimse...
Vakit...
Her zaman olduğu gibi yine Eylül'e
Ya çok erken gelmişti,
Ya da çok geç!
Sağanağı hiç durmayan yağmur ise,
Issızlığa, pür telaş aceleciydi yine.
Çok sevdiğim papatyalardansa,
Yıllar önce ümidimi kesmiştim zaten.
Ama bu sefer!
Kucağımda birer pembe lale vardı.
"Gülümse." diyordu hayata.
Başın dik, alnın apak!
Sevda dediğin...
Eğer şimdilerde,
Artık olmayan kadar gerçekse.
Hiçbir sevdanın hası ve yası,
Namussuzluktan sayılmıyordu nasılsa.
En yakınlarınca.
Yeter ki,
Karşı pencerelerden,
Bi çok karşı pencereyle,
Aynı anda oynaşıp,
Çirkefliğe,
Sevda süsü vermesindi kimse.
Olmuyorsa da vazgeçebilmeyi,
Sindirebilmektir sevmek erdemi.
Cemre.Y.

Günaydınım Ol Mesela

…Günaydınım Ol Mesela!...
Günaydınım ol mesela...
Ben sana gözlerimin kahvesinden ikram edeyim,
Sen bana dudaklarının pembesinden...
Cemre.Y.

3 Nisan 2017 Pazartesi

Neyse


...Neyse...
Koşarak yürüyorum,
Sanki sana gelecekmiş gibi, koşarak yürüyorum.
Seni aramıyor,
Ve seni bulamıyorum.
Belki,
Bir gün,
Çok vaktimiz olacak,
Ama ben yine de koşarak geleceğim.
Sana hep koşarak geleceğim...
(Neyse)

Pazartesi

...Pazartesi...
Bugün günlerden sen....
Yani pazartesi
Yağmurlu bir günden
Musmutlu haftalar....
Güler yüzlü günaydınlar...
Cemre.Y.

2 Nisan 2017 Pazar

Yosun Gözlümün Günlük, Olağan Toplantısı

…Yosun Gözlümün Günlük, Olağan Toplantısı…
Yosun gözlüm ne güzel, günlük olağan rutin toplantısını yapmıştı,
Toplantı sonrası, kızlarla bir cafede oturup, hasbıhal ettiler.
Gerçi planda ailecek bowling oynamak vardı ya!
Kafasındaki sorular ve sorunlar, engellemişti o plana dahil olmasına!
Kalabalığın içindeki yapayalnızlığına gülümsedi,
Güncel dedikodulara "Hı hıııh!" dedi.
Herkes onu konuşup, gülüyor sandıkça o, içine içine biriktirmişti çoktan.
Herkes, pür neşe dağılırken o cafeden...
Etrafındaki hiç kimsesi...
"Yosun gözlüm...Çantanı unutma sakın!" demedi.
Unuttu da zaten.
O bile farkına, unuttuğu yerden, onca metrobüs durağı geçmişken varabildi.
En acil butonundan annesini aradı, belki önce kan kardeşini...
Sanki, o hep sırt çantasını bir yerlerde unuturmuş gibi…
Bilinçaltılı, baskılı o anlık panik depresifli acil plan eylemleri sundular ona!
"E, ne var ki bunda, bulursun, hemen mekana git, kesin oradadır!"
Hiç kimsesi...
"Korkma!
Ben zaten yoldayım!" demeyi akıl edemedi, ben de dahil.
Hiç kimsesi...
Algılayamadı, aslında unutmak istediğinin,
Sırtındaki o kamburunun olduğunu, ben dahil.
Yosun gözlüm...
Bir zamanlar kaybolduğum yolları buldu.
Gayba uğramak istediği o en ilk anını...
Alıverdi sırt çantasını sırtına, kimsesi yoktu kaybolduğunda!
Yine kimsesiz kaldı.
Sorsan herkes uğruna fedaydı!
Kimi sorsa...
Anası dahil çookk uzaktaydı.
En yakın, en yalnız başka bir cafeye daldı.
Bir bira ısmarladı kendine,
Kendine hayli yabancı gelen,
Herkesinin bir maça gittiği,
Yapa yalnız bir Cafe'nin
Yapa yalnız tek aykırılı sandalyede otururken.
İçine içine içerledi.
Aradı, yazdı, aradı,
Hiç kimsesi onu tam anlayamadı.
Çünkü...
Hiçbir zaman bütün değildi o...
Yarıma razıydı,
Çeyrek bile olmadığını hissetti yeniden!
Sanki öykünmüş gibi ilk gençlik yıllarıma...
Adım adım arşınlıyordu ilk gençliğimde geçtiğim
Bütün yolların, bütün kayboluşlarını.
Oysa onu en ilk kucağıma koyduklarında,
Üç kilo yedi yüz elli gram ağırlığında,
Tam tamına elli bir santim bir bebek bu!
Baştan şanslı doğdu bu Dünya'ya demişlerdi.
Ey benim en sevdiğim pazartesim,
Senle ilk göz göze geldiğimizde
Günlerden salı sabahı olmuştu çoktan!
Yürek isterdi ki...
Yüreğin gram dahi ezilmesin.
Ama seni dünyaya getirmekle
Fena bir şey işlediysem
Senden...
"Özür dilerim!"
Ama seni doğurduğum hiçbir an için pişman değilim!
Çünkü sen olmasaydın benim,
Yaşamaya devam etmek gibi bi anlamım kalmazdı.
Haydi şimdi sil o güzelim gözlerinin,
Yosunundan bütün imkansızlıklarını!
Sen değil, onlar kaybetti.
Cemre.Y.

Çok Yalnızım

...Çok Yalnızım...
Yalnızlığımın…
Etten duvarlı labirentlerinden birindeyim
Eskiden bunca kalabalıklı
Issızlığımda kaybolduğumda,
Günün her hangi bir saatinde,
İstiklal Caddesine atardım kendimi,
Tünele kadar yürürdüm önce boydan boya.
Gelip geçen insanlara çarptıkça,
Azalırdı beynimdeki uğultular.
Sonra arasına dalardım sokaklarının
Bütün dertlerimin cevaplarını arardım,
Eski dükkanların camekanlarında.
O çok gurur duyduğum yön duygumu
Kaybetmiş olurdum mutlaka bir çıkmaz sokakta.
Caddeye yeniden çıktığımda,
Ayaklarımın altı su toplamış olurdu yürümekten.
İşte o zaman...
Tam da ne yönde olduğumu anlamaya çalışırken,
Siyah melon şapkalı şiircinin,
Şiir kitaplarını satmaya çalışan
Sesini duyardım bir yerlerden.
Onu bulduğumda hiç değilse,
Kesin olan bir kararımı hatırlardım.
Yönümü bulurdum.
Kendimi bulurdum.
Beni bulurdum bende en kalabalık halimle!
Oysa bu aralar yola çıkmak için bile...
Kendimi bulamıyorum!
Apaydınlık zifiri dehlizlerindeyim yalnızlığımın.
Sabah gözümü açıyorum yalnızım.
Kahvaltımı yapıyorum yalnızım.
Çay içiyorum yalnızım.
Kitap okuyorum yalnızım.
Sanal olduğunu beynime kazıdığım bir ekranda,
Gerçek dostluklar buluyorum...
Kahvelerimizi resimlerle yudumladığımız!
Layynn!
Yalnızım.
Akşam oluyor, midem kazınıyor,
Bir şeyler atıştırıyorum yalnızım.
Çay içiyorum yalnızım.
Gece çöküyor hüzün başlarıma yalnızım!
Yalnızlığımla dosttum güya,
Bozuşmuşuz nedense...
Açılmış aramız farkında bile değilim.
İki bira açıyorum bize,
En alkollüsünden...
Benim dokunabileceğim birim yok!
Yalnızım.
Artık ellerim sarmak istemiyor
Yalnızlığı çok bol o, omuz başlarımı
Yetmiyorum kendime
Ulan!
Kendimden bile çok yalnızım
Cemre.Y.

Cemre Düşmüş Diyorlar

…Cemre Düşmüş Diyorlar…
Cemre düşmüş diyorlar sevgilim
Sahi söylesene artık kalbinde miyim?
Cemre.Y.

Bağımlılık...Onu Da Kuşlar Yesin

…Bağımlılık...Onu Da Kuşlar Yesin…
O, Aç olmasa!
Kafası beş milyona milyarderken
Eğilip o mısır tanelerine…
Tenezzül etmezdi.
Bugün güneş beni çok sevdi.
Her yeni güne umutla uyandığım her sabahımda olduğu gibi,
Sosyal medyalardaki şahsi sayfama ve şiir sayfama,
Mutlu ve umut yüklü bir "Günaydın." mesajı tutturdum.
Sonra standart iş arama işime başladım.
Bütün iş arama sitelerindeki, bütün ilanlara tek tek baktım
Ve bana uygun gördüklerime başvurumu yaptım.
Sonra Güneş hafif bir rüzgar yolladı perdelerimin arasından
"Kahveni yap, kitabını kap gel, tam salıncak zamanın." dedi.
İçime geçen yazdan çalıntı ergen bir sevinç zıpladı.
Hemen giydim şortumu, askılı bluzumu geçirdim üstüme.
Bol köpüklü sade bir Türk Kahvesi yaptım.
Tam terasıma çıkacakken bakmakla,
Görmek arasındaki o ince nüansla
İlgili musmutlu bir şiir daha tutturdum paylaşım sayfama.
Kapattım bilgisayarımı ve kahvem soğumadan dışarı koştum.
Aslında okumakta olduğum kitap biraz sıradan gelmişti bana.
Çok kısa ve net ve basit cümlelerle devam ediyordu.
Sıkıldım sıkılmaya da...
"Benim bilmediğim bir şeyler olmalı mutlaka!" diye
Kendimi ikna ederek devam ettim okumaya.
Zaten başladığım hiçbir kitabı yarım bırakmazdım ki ben.
Kitap alırken başını, ortasını ve sonunu okuyarak almayı ise
Özeti öğrenip, kitaba ihanet etmek saydığımdan
Sadece ön ve arka kapak sayfasını okuyup alırdım kitaplarımı.
Reklamlar hiçbir zaman doğruyu yansıtmaz zaten.
"Sofie'nin dünyasını" da
Normal ama kalın bir kişisel gelişim kitabı sanarak
Tatile giderken çantama koymuş ve bütün tatilimi
Denize karşı bütün felsefecilerin
Bakış açılarının özetlerini
Okuyarak geçirmiştim.
O değil de, kumsaldaki insanların
Bana uzaylıymışım gibi bakışları görülmeye değerdi.
Zaten sahilde kitap okuyan iki-üç insan var.
Onların ellerinde de
Yılın en trend kitaplarının kapakları gökyüzüne bakarken,
Benim kalın kitabım,
Şekilden şekle giriyordu ben onu okurken.
Bir onu unutmam,
Bir de uzun bir yolculuk esnasında
"Tolstoy" u okurken muavinin gelip
"Abam Kırk Haramilerde var mı o kitapta?" deyişini.
Neyse işte, ince bir kitap daha ne kadar sıkabilirdi ki beni,
Son sayfaya gelene kadar.
"Geldim. Bitti." diyordu son sayfanın son cümlesinde.
Zaten kitap uzun cümlelerden çok böyle kelimelerden oluşuyordu.
Tam Güneş yüzünü bulutlara gömerken aşağıdan kapı zilim çaldı.
En üst katta oturuyor olmama rağmen
Öyle kanıksamıştım ki alt kattakilere gelenlerin de
İlla benim kapı zilini de çalmalarını,
Kılımı bile kımıldatmadım.
Kapı zili tekrar öterken
Annemin arkadaşı adımı seslendi bu sefer!
Hemen fırladım yerimden
"Birine bir şey mi oldu acaba?" diye.
Öyle ya bana kimse gelmezdi mahalleden.
Annemin en sevdiği arkadaşlarından
Ayla!
(Ne olur, ne olmaz rumuz isimleri koyayım ben) abla!
Her zamanki gülen yüzüyle
"Haydi çay demledim, bugün komşu günlerimizden biri,
Yengen ve diğerleri de var,
Ama bak itiraz istemem." dedi.
Ne yalan söyleyeyim, her zaman,
Annemlerde olduğunda sıkıcı bulduğum
Bütün bu bu eylemler zinciri
Bu sefer çok ama çok mutlu etti beni.
Hemen duş aldım.
Ev hali ama özenli kıyafetlerimi
Geçirdim sırtıma uçarak gittim.
Öyle ki selam sabah faslında neyse ki
Altın günü tarzı yemeklerini yemeye
Yeni koyulmuşlardı hepsi!
Yoksa öpüşme faslında kalbimin gümbürtülerini duyabilirlerdi.
Zaten!...
Yemeğe başlanmışsa eğer,
Selam sabah faslı ve öpüşmeler
Yemek sonrası yapılırdı annem öğretmişti.
Ayla abla, sanki beş-altı hatuna değil de
Bütün mahalleye yapmıştı
Çeşit çeşit poğaçaları,
Börekleri, mercimek köfteleri, mayonezli salataları,
Yareppim yok yoktu sofrada.
Hemen koca bir tabak da bana hazırladı.
Yanında da çay.
Belkıs ablanın gelinleri
İlk defa beni öyle bir mecliste görmüşlerdi.
Şöyle bir baktılar bana.
Hep bir ağızdan "İyi ama Sırma abla yemez ki şimdi,
Kesin rejim yapıyordur o." dediler
Mercimek köftesini limonlayıp özenle marula sararken
Onlara dedim ki; "Hiiççç kusura bakmayın.
İnsanlar bunca emek edecek,
Maharetlerini bizlere sergilemek için
Canını dişine takıp sabahın körü kalkıp
Fırın fırın hamur işi yapacak ve biz
""Ah biz rejimdeyiz"" deyip ona hakaret mi edicez yani!
Hakaret mi edicez yani?
Öyle de bir yerim kiiii,
Rejimimi bu yemeklerden sonraki günlerde
Evimde yaparım ben." dedim ve yuttum köfteyi,
Sonra yumuldum böreklere.
"Aaa! Biz hiç böyle düşünmemiştik,
Hakikaten bize gelenler yemeyince nasıl da kuruyoruz,
Acaba beğenmediler mi?" diye
Bir avaz itiraf ettiler.
Esma olan "Ama yersek de
Bu sefer görgüsüz diyorlar ya Elif!" dedi.
Tatlı çöreği avucuma sarmışken
Ayla ablanın yüzüne baktım
O kadar mutluydu ki
Yaptıklarının lezzetini hissederek yiyen birini gördüğü için.
(Oysa en son yengemle üç ay önce Nesrin yengelere
Gittiğimizde görmüştüm böyle bir sofrayı ben.)
Afiyetle yemeye devam ederken
"O zaman şöyle yapacaksınız,
Birincisi sık sık bu tür eylemlerde bulunmayacaksınız.
Evine gittiğiniz ve evlerinize çağırdığınız insanlar
Sizi yargılamayacak insanlar olacak.
Seçecek ve seçileceksiniz.
İkincisi zaten yemeye, içmeye gideceğiniz bir yere
Sanki ultra lüks bir restoranda rezil olmak istemiyor muşsunuz gibi
Önceden karnınızı tıka basa doyurup
""Ay biz rejimdeyiiizzz!"" geyiği yapmayacaksınız!
Siz gidince sizi ağırlayan insan,
Onca yaptığı şeye bakıp bakıp ""Bu mu yani?"" demeyecek.
Rejim yapıyorsanız evlerinizde bol bol yapacaksınız.
Zaten gerçekten yediğine içtiğine dikkat eden
İki üç gün unlu mamüllerden uzak durarak bu işi kotaracağını bilir.
Üçüncüsü evlerinize gittiğinizde
""Ay perdeleri, ay koltuğun altı,
Ay yere bir şey düşmüş gibi yaptım
Halısının altı pis mi baktım demeyeceksiniz."" derken
Tiramisuya sıra gelmişti bile.
O sırada Ayla abla
"Valla kekini aşşağıdaki bakkaldan aldım,
Bildiğimiz markalardan değil ama!" derken
Elif "Hımmm! Belli olmuş zaten.
Bak Esma köstebek pastaya benziyor
Ama diil tiramisu" diyordu.
O anlık sinirle iki poğaça daha yemiş olabilirim,
Hatırlamıyorum ama sakinliğimi koruyup
"Gençler ben size ne diyorum?
O zaman size hiç gelmem ben,
Sizler de bana gelmeyin lütfen.
Zira benim fırınımın en sonuncusunu
Misafirim geleceği zaman kekimi pişirmemiş
İçini hamur bırakmış diye
Terasımdan attığımdan beri yok,
Küstüm bütün fırınlara,
Aslında bu aralar size ikram edicek
Bir paket bisküvim bile yok ama çay var,
Kahvem var, köstebek pastaya benzeyen
Tiramisuyu bile bulamazsınız bende
Ama sevgim var." deyince
Annemin bütün arkadaşları hep birden sustular!
Hepsi birden önlerine bakıp ellerini bağladılar.
Evet annemden bana sadece ve sadece,
O gün kıyafetleri dağıtılırken
Yengem "Kim neyi isterse alsın nolur?" diye ağlarken aldığım,
Son günlerinde hep taktığı baş örtüsüyle
İyiyken kendi elleriyle ördüğü pembe şalı kalmıştı.
Ben demedim.
Onlar ağladılar.
Annemden bana sadece ve sadece emeklisinden düşen
Dörtte bir payım üç yüz otuz lira kalmıştı öğrenmişler.
Ben demedim.
Onlar bir yıldır işsiz olduğumu hesapladılar.
Ocak ayından beri işsizlik maaşı bile almadığımı da hesapladılar,
Evden sadece iş görüşmesi için
Bir de en sevdiğim arkadaşıma gitmek için çıktığımı
Erkeklerle gezip oynaşmadığımı da hesapladılar.
Ağladılar içlerine içlerine.
Sonra torunlardan biri bir şeyleri döktü yere
Hep birlikte onu topladılar.
Belkıs abla, Ayla ablanın başında gördüğü oyayı çok beğendi,
El işi çantasından daha önceden iki kenarı örnekli mendilini çıkarttı,
Ayla ablanın baş örtüsündeki örneği işlemeye koyuldu.
Gelinler çocuklarını alıp sıvıştılar.
Söylediklerim henüz işlerine gelmedi.
Belkıs abla örneği işlerken de
Ağlamasına sebep göstermek için
En hakiki sebebini sundu.
Büyük gelin ilk çocuğundan sonra bir daha doğuramıyordu.
İlkinin de elleri sakat doğmuştu zaten.
Küçük gelin çocuğunu severken
Büyük gelin bir daha doğuramadığı için,
Sürekli düşük yaptığı için kahroluyordu.
Bu sırada ben yıllar öncesine gidip
Kulağıma en yakınım tarafından çalınan bir lafı düşünüyordum.
Güya Belkıs abla benim için demiş ki
"Madem eşi, dostu yok, madem hayatında biri yok!
Çocuğunu en iyi kreşlerde okutup,
En iyi makyaj malzemelerini nasıl alıyor,
Nasıl bu kadar güzel giyiniyor o üç kuruş maaşla!" demiş!
O böyle çaresiz ağlarken bir an aklıma bu anı geldi.
Oysa yirmi altı yaşımdaydım boşandığımda
Ha bire de annemin sıkı sıkıya
"Aman haa demesinler!
Derlese öl" kelimelerinin ağırlığıyla
Evimden işime, işimden evime gidiyordum sadece.
Kızımın kreş ve kıyafet paralarını
Babası keyfinde gezdiği için
Dedesiyle babaannesi karşılıyordu
Bunun karşılığında eğer onlar gelemezlerse
Torunlarını almaya ve görmeye
Hafta sonu ben onlara gitmek zorundaydım.
Zorundalığımı ise
Bir hafta sonu kendimi iyi hissetmediğimde
Annemi (Eski kayınvalidemi) arayıp
"Anne ben gelemeyeceğim, haftaya gelsem olur mu?"
Dediğimde öğrenmiştim.
O zamana dek seve isteye çağrıldığımı sandığım o eve
İlk kez bir yabancı olarak
Şu cümlenin sonunda gitmiştim.
"Kusura bakma ama biz olmasak o çocuğunun,
(Birden çocuk sadece benim oldu)
Masraflarını biz karşılıyoruz
Ne demek iyi değilmişsin" dediğinde,
İlk kez upuzun susmuştum anneme.
Beni doğuran annem üst kattan bana yine yırtınırken
"Onların ayaklarına gidiyorsun yine." diye
İlk defa haklı olduğunu görmüştüm.
Çok yaralıydım çookkk.
"Babam hemen fark etmişti durgunluğumu.
Kendi varlığıma sebep olan baba hiç yokken,
O babam "Kızım nen var?" diyordu.
Göz göze geldik annemle hemencik
"Aa! Kızın canı çıkıyor bütün hafta
Yorgundur İbrahim, ondandır
Başka ne olacak!" deyiverdiydi.
Sağ olsun hala da öyle.
Zamanımız politikatıcılara bakınca
"Pehhh!" diyorum hala,
"Ah bu hatun politikaya atılacaktı ki!" o kadar siyasetçi.
Yani, yaşamıyordum bile.
Belkıs abla bana veya anneme sorsaydı keşke.
O zamanlarki bu merakını sağa sola,
Hatta teyzeme bile yumurt yumurt yumurtlayacağına
Bize sorsaydı söylerdik.
Eski eşimin teyzesi (Süslü teyzemiz) verirdi kıyafetlerimi.
Bir şeyi beğendi mi her rengini alırdı.
Çoğunun etiketleri üzerindeydi hep
Ama en on yıl boyunca yaşımdan on yaş büyük giyindim,
Sağ olsun makyaj yapmayı da sevmez ama
Rengarenk farlar, rujlar alırdı.
Yeni evlendiğimde teyzemin
(Eşim askerde olduğu için kayınvalidemle aynı evde yaşıyorduk
Teyzemde eşinden ayrıldığından beri onlarla yaşıyordu.)
Odasını temizlerken
Etajerinin çekmecelerine varmıştı ellerim
O kadar şaşırmıştım ki annemi çağırmıştım hemen
Her çekmesinde atletler, donlar, çoraplar olması gerekirken
İncik, boncuk takı doluydu.
Annem yanıma geldiğinde,
"Anne! Ferhan teyzemin bijuteri dükkanı vardı da iflas mı etti." dediğimi,
Annemin katıla katıla güldüğünü hatırlıyorum.
Akşam yemeğinde Ferhan teyzeme de anlatırken
Hep beraber güldüğümüzü de.
Acaba alay da etmişler miydi benle?
Ah sahi Ferhan teyzem en güzel kokuları alırdı,
O bir yere girdi mi kokusu saatlerce odadan çıkmazdı
Yarısına gelmeden sıkılırdı hepsinden.
(Onun genç yaşında geçirdiği trafik kazasından sonra
Hiç koku alamadığını ise,
Çok yıllar sonra rahim ameliyatı olduğunda
"Ah bu hastane kokusu bayıyordur be seni teyzem." dediğimde,
Onun "Üzülme ben aslında
Yirmi iki yaşımdan beridir
Kokuyu duyamıyorum." dediğinde öğrenecektim
Evet en güzel kıyafetler, en güzel makyaj malzemeleri,
En güzel kokular sadece bendeydi
Hem de bu varoş beldede.
Sadece yaşımdan on yıl fazlaca.
Bunu sadece İstanbul'a, hele İstiklal'e gittiğimde
Beni görenler biliyordu.
Belkıs teyzeler bilmiyordu
Çünkü onlar zaten annemin arkadaşlarıydı,
Yani benden en az yirmi iki yaş büyüktüler.
Kızları da buraya özgü kızlarıydı,
Onlara göre "Kibirli sosyeteydim" ben.
Neyse işte tam da "Ne günah işledim ki ben?" derken
Yıllar yılı sabırla beklediğim,
En sevdiğim "Lafın gediği faslındaydık"
Aldım cümlemi, beynimden yüreğime yolladım,
Yüreğimden hızla çıkarttım,
Mideme erişti, ekşimsi bir tatla,
Tam reflü gibi dilime sirayet edecekti ki
O, gözlerime baktı.
Hiç kimsenin görmediği ne çok özür vardı.
Yuttum gerisin geri lafımı ilk defa!
Yaşlanıyorum galiba!
"Olsun be Belkıs abla!
Sınav sınav diyorsunuz ya bana!
Onlardan bir şeylerdir bu da
Olur elbet, nasılsa verir Rabbim,
Olmuş işte bir evladı, tekrar doğar inşallah,
Yeter ki anası babası birlik olsun daima!" deyiverdim.
Belkıs abla "İnşallah be yavrum,
İnan diğer torunumu sevemiyorum
Öbürü ikincisi olmadı diye üzülmesin diye,
Sende annenin sesiyle bilgeliği var" diyerek gitti.
Herkes evine giderken
Artık çok farklı bakıyordu bu hayata,
Hepsinin ardından baktım Ayla ablanın balkonundan.
Bu arada Ayla ablanın
Neden o kadar çok şey yaptığını
Yeniden hatırladım.
Annem de öyle yapardı.
Evine gelenin eline koca bir dolu tabak verip öyle yollardı.
Ayla abla da öyle yapmıştı hepsine.
Yine de bir sürü tepsi doluydu hala.
Sadece ben gidecekken
"Sırmacım, poğaça koyayım
Birkaç tanecik ha!
Valla onların tabakları gibi yapmıycam,
Böyle şeylere kızdığını biliyorum da
Birkaç tanecik he!
Hem belki Lülücan gelir." deyince kabul ettim.
Birkaç tane oldu, kocaman bir poşet!
Annemin arkadaşları
Nasıl ki sesimle ona biraz olsun doymuşlarsa
Bende doymuştum aslında,
Onunla olan anılarıyla.
Sonra sevinçli bir telaş yüklendim omzuma
Evimin yoluna koyuldum.
Yolda teyzeme rastladım.
Yürüyüşten geliyordu elinde ekmek poşetiyle.
Nereden geliyor nereye gidiyorsun muhabbetinden sonra
(Ki bu muhabbet geçmeden bu sokak asla ve asla bitmez,
Kesin kuraldır.
Birileri yolunu hep keser.)
Bir tur da ben yürüyeyim bari deyip
Evime girmekten vazgeçtim.
Öyle ya midem zaferini sindirmeliydi.
Tam parka girecekken…
Uzaktan sarsak adımlarla
Yemyeşil eşofman altı giymiş,
Üstünde kapüşonlu gri beyazlı
Eşofmanın şapkası da kafasında
Genç bir adam belirdi.
Tam kaldırımın ortasında çömeldiğinde
Aramızda üç adımlık mesafe kaldı.
Burnunu gördüm önce,
Sonra kirpiklerini...
Derin bir nefes aldım, en derininden.
Yok yahu daha da nelerdi.
O, bu olamazdı ama çok...çoook...
Benim küçücük kardeşimdi...mi?
Eğilip yüzüne baktım
Neredeyse seslenecektim.
"Kaan?" diye, ne de olsa bağımlılık kuyusunda yüzmekteydi.
O esnada gelip geçen hiç kimsenin
Fark etmediği bir şeyi fark ettim.
O, yere...öylesine eğilmemişti
Yanlışlıkla yere dökülmüş mısır tanelerini...
Üçer kere öpüp, başına koyup,
Ayak değmeyecek yere koymuyordu!
O, yere dökülmüş mısır tanelerinin bazılarını da
Teker teker toplayıp ağzına atıyordu.
O, benim küçük kardeşim gibi
Memleketinde o mısırları soslayıp ketçaplayıp satmıyor,
Yere dökülenleri yiyordu ama tıpkı oydu!
Sanki onun düşmelerinin son demleri gibiydi.
Onu gören herkes korkudan
Karşı kaldırıma geçerken,
Ben onlardan korkmamayı çok yıllar önce öğrenmiştim
En küçük kardeşimin bu hallerinden.
Zaten biz bütün kardeşlerin hayatı hep ya on yıl erkendi,
Ya da on yıl geç!
Yüzüne eğildiğimde
Bana gülümsedi ve usulca kalktı yerinden,
Zaten mısır tanelerinin bir kısmını yükseğe koyup,
Büyük tane olanlarını yemişti.
Gerisine bakıp bakıp, "Onu da kuşlar yesin." dedi.
Bir gülücük koyverdi,
Sokağın sonuna doğru yürümeye başladı.
Parka girmekten vazgeçtim.
Önce, halime, hemen bir şükür yolladım.
Ardından canı gönülden
"Allah'ım beni asla bu duruma düşürme
No'lur!" diye yalvardım.
Bu kadarı bana çok fazlaydı işte be!
"Keşke param olsaydı.
Yok yahu!
İyi ki yokmuş baksana haline!
Para versem bu sefer,
Bir beş milyonluk hap daha alacaktı!
Senin küçük kardeşinin en sefil hali bu muydu yani?
Paran olsaydı verecektin
O da gidip kafası bir poşet daha
Alacaktı yani ona kötülük edecektin!
Ama...ama...ama!
Aç olmasaydı yerden mısır tanelerini
Neden midesine doldurdu ki?
Senin miden bile bunca zaman sonra olsa bile
Böyle şişikken?
Keşke..." derken
Yönümü değiştirdim aniden.
Öyle ya çantamda
Ayla ablamın doldurduğu bii sürü poğaça vardı!
Korkmadım mı?
Yahu! Kamikazemiyim ben!
Altı üstü insanım işte
Ödüm bile kopardı olsaydı ama
"O aç olmasa,
Kafası beş milyona milyarderken
Eğilip o mısır tanelerine
Tenezzül etmezdi." dedim
Hemen onun daldığı sokağa daldım.
Bir bakkalın önünde durdu önce,
Uzuuunca düşündü gülerek,
Sonra vazgeçti içeri dalmaktan,
Etrafa korku salmaktan.
Yoluna devam ederken durdurdum onu.
"Afedersiniz!
Size poğaça versem yer misiniz?" dedim.
Şaşırdı, gözleri yoktu sanki.
Kardeşimin burnuyla kirpikleri vardı sadece onda!
Çantamdan çıkartıp
Poğaçaları eline tutuşturacakken
"Poağaça? Hıııı....yerim ya" dedi.
Elleri hep cebindeydi,
O an bir maket bıçağı kadarlık ömrüm vardı!
Ölürsem...
En küçük kardeşime tek mesajım vardı!
"Ben, senden, doğduğunda nefret etmedim!
Sadece, o mavi leğene düştüğünde,
Düşenin yanımda yatan güvenimi,
Ellerindeki o makaslarla kestiklerini zannettim!"
Öldürmedi beni,
O en küçük kardeşimin
Burnuyla kirpiklerini
Almış olan o genç adam!
Sadece elindeki poğaçayı okşayarak güldü.
Sokağın yarısına kadar hep güldü
Elindeki poğaçayı severek.
Kapı önlerinde çekirdek çitleyen hatunlar vardı.
Sanki bizi hiç görmediler.
"Bak! Hakkını helal et ama!" diye bağırdı sokağa.
Sessizce, onun duyabileceği kadar
"Helal olsun ve Allah seni
Islah etsin inşallah!" dedim ve hızla yürüdüm.
Sokağın sonuna geldiğimde
Arkamı döndüğümde
Başka ara sokak olmamasına rağmen.
Yoktu!
Sanki onu ve beni hiç kimse görmedi.
Ya da buranın halkı
Öylesine alışıklardı
Böylesi durumlara bilemedim.
Emindim, poğaçaları almıştı adam,
Sanıyordum ki açlıkla hepsini bir lokmada yutacak.
Tuttu elinde, okşadı, güldü sonra...
Upuzun güldü...emindim.
"Ben" dedi sustu.
Sindiydim karşı kaldırıma
Ne yapacak diye bekliyorum
Ölümden hiç korkmadan!
"Ben, kuşlar gibiyim aslında,
Farkımsa kuş gibiyim
Ama uçamadan yürüyorum!
Kuş'un dilini öğrenebilirsen
O başka tabi" dedi ve dediği anda
Topuksuz kaçtım oradan!
Sokağın sonundan baktığımdaysa
Yok olmuştu!
Öldürseydi daha iyiydi.
Sonra içim el vermedi
"Neydi ki bu kuş dili?" sormalıydım,
Peşine düştüm yine
İki sokak sonrama döndüm yok!
Bulduğum yere döndüm yok!
Ya önü, ya arkasıydı sokağın,
Yok işte yok!
Cadde boyu yoktu işte
Yok olmuştu, güle güle...
Neyse ki dönüş yolumda
Yarım mısır taneleri duruyordu
Yerli yerinde!
Yoksa aklımı oynatacaktım.
Bu sefer bir gülüş de ben savurdum onlara...
"Onu da kuşlar yesin!"
Cemre.Y.

İlgisizlikten Öldü


...İlgisizlikten Öldü...
Soran olursa...
Aşırı dozda ilgisizlikten öldü dersiniz...
Cemre.Y.

Pazar Kahvaltısı

...Pazar Kahvaltısı...
Sahi sevgili kaç yüzyıl geçti!
Senle biz şöyle afili bir
Pazar kahvaltısı etmeyeli.
Sen sucuklu yumurtayı yaparken
Ben menemen yapardım ya hani
Sonra ansızın,
Sarılırdın sımsıkı ardımdan
Saçlarımın kokusunu çekerdin
Nefesine nefesine…
Bahçelievler'in en bahçesiz dairesinde
"Biz" olurduk yine, yeni, yeniden
Asırlar öncesinde...
Cemre.Y.

Affet

...Affet...
Ortalık yeterince
Kanatlı melekler ve
Kanatsız nefilmlerle doluyken
Sadece yüreğine dokunmaktı niyetim.
İçimde,
Dışımda,
Her yerde...
Eteklerimi çekiştirip duran şanssızlığımı
Sana da bulaştırdığımı bilemezdim.
Şimdi boğazıma hapsolmuş
Koskocaman bir çığlığı yutkunurken
Sessizce tek kelime sunuyorum sana
“Affet beni!”
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...