6 Mayıs 2017 Cumartesi

Kitaplara Küsme

....Kitaplara Küsme....
Sen öylece pervasızmış gibi bürünürken bana
Aslında hiç sen olmayana
Ansızın çığırırken suskunluklarına!
Nihayet dimağım,
Bir dere kenarı papatyaların sarısında kaldı.
Sular ah!
O akışını bir türlü durduramadığım akarsular…
Çocukluğumun gözyaşlarını ne de güzel yıkıyordular.
Ben toplamaya çalıştıkça ömrüme hatırat olsun diye
Bütün akan sularımın sarılarının
Artık ne diye gereksiz yere bulandığını
Aynı taşları yerli yerince koyup
Durultabildiğimde ve hilesiz, amansız, zamansız
İlle de bana göre vakitsiz
Yerlisiyse yerine dizebildiğimde anladım.
Şimdi sen
Sensizliğe bedel bütün şiirlerimin üstüne
Bir de kitaplara!
Benimle hayatını hiç eden
Ama piç edemeyene,
Hiç alakasız yere
Kitaplara küstün hee!
Daha ben bile bunca yaşımca
Yürüdüğüm bütün yolları kitapsız yürüsem
Ayağım burkuluyor hiç yoktan
Üstelik hiç olmayacak yerde
Kış ortası mesela!
Son kapişonlu kabanımı
Bir Suriyeli velet giyebilsin diye
Üstelik ekmeksizliğimin dibindeyken
Şimdi hala bile
Mandalina kabuğu bütün ayak ağrısı yaralarım!
Etme çocuk!
Ne kimseye gereksiz iyilik
Ne de kendine sebepsiz kötülük etme!
Şimdi bunca şiirlerimden sonra
Üstüne kitaplara da küselim he!
Küstün yani epeydir
Haberime almak istemediğimce küstün yani
Bütün yazılı kitaplara! ?
Yansın dersen…
Bilirsin sen için yine yakarım onları bile! ?
İster misin tutuşsun sağdan sola yine!
Tam tamına iki yıl öncesi gibi!
Bu sefer daha da büyüdü yüreğin
Ayak tabanların hayli küçülürken
Sen için kendimi bile yakarım bilirsin.
Ben suskunken
Seni hiç duymadım sanırken
Bir daha ama asla ve kat'a
Aptallıklar ettim, çocukluklar! deme ama!
Bu sefer bana sen, bari sen...
Hala göz yağmurum olmadan gel...
Pencerelerimi mesela
Yeni silmişken.
Uzuunn bir hayal ötesi senle…
Gel be gözleri yosunu yeşilim
Ciğerimin en ilk çiziğim
Biliyorsun beni
Hayata 1-0 eksikliyim!
Kimsem kız olayım diye dualar savurmadı bana
Oysa sen...
Kıpkırmızı pabuçları bütün damlardan
Hala aynı hevesle görünensin
Adın Ece olacak kadar kolay değildi elbet de
Sen benim
Sen bizim hala
Eee! Eylül lü, Lülücan'lı
Kraliçeeemmmizsin!
Ne diyorsun şimdi
Yansın mı bütün kitaplar?
Ama bil ki
O terastaki şöminede yanan şiirlerin
Bir tekin bile yazamadım ben
Hala
Hee?
Öleyim mi bir kere daha?
Cemre.Y.

Palyaço Rengi

...Palyaço Rengi...
Boşversenize bayım!
Boşversenize bayanım!
Gerçekten mi?
Güldürmeyin beni Allah aşkına!
Hani yerim olsa,
Sahiden güleceğim!
Sahi!
Gerçekten mi sizce çok önemli,
Kırmızı burnumun sahici rengi!
Hı! ?
Gerçekten mi önemli bayan?
Sahi!
Sizce çok mu önemli,
Gözlerime,
Gerçekten de
Toz kaçıp kaçmadığı?
Hı! ?
Oysa ben!
Size!
Hepinize!
Her gün!
Yürekten gülerken,
Siz!
Hepinizden biriniz!
Bana bakışlarınızdan birinde,
Buğulu bir kirpik tanesi atsanız bana!
Kırmızı burnumun,
Daha da kızarırdı, asıl ten rengi.
Gözlerime yağmur kaçıverirdi hemen.
Bir türlü arayı bile düzeltemediğim
Tanrıya,
Sizler için
Yakardığım kadar,
Yakarmadım kendime be...
“Baylar, bayanlar gülümseyiniz!”
Boşversenize bayım!
Boşversenize bayanım!
Gerçekten de,
Çok önemli olsaydı
Merak ettikleriniz!
Görülürdü hemen
Her yerimden
Kalbimin,
Şiir şiir,
Kırılan kemikleri.
Oysa ben,
Bugün,
Siyah beyaz bir filmin
En başında,
Son yüzyılımın
En sonundaydım...
Hiçbiriniz bilemediniz!
Koskocaman o alkışlar,
Asıl sizlere!
Hepinize...
Boş versenize bayım!
Boş versenize bayanım!
Siz mi gerçeksiniz
Hı! ?
Sahi mi? !
İyisi mi !
Patlatıverelim yine
Ağız dolusu koskoca bir kahkahayı,
Geniz dolusu koskocaman bir hıçkırığa.
Unutalım.
“He” mi?
Önümüze bakalım.
Hı! ?
Güldürmeyin beni Allah aşkına!
Nasılsa
Size her şey,
Yine Palyaço rengi.
Cemre.Y.

Elma Çiçekleri

...Elma Çiçekleri...
Yıllardan hüsran,
Aylardan rüzgar,
Günlerden zemheri,
Saatlerden...se
Koca bir sessiz avazlık,
Eceldi.
Ay ışıl ışıl, göğün tam ortasına,
Kurum kurum yerleşmiş,
Misafire sunulacak tabak gibiydi.
Kadın,
Saçlarını balkona çoktan savurmuş,
Çoktan sisler içine gömülmüş,
El ele, güle oynaya giden,
Başka bir ebed bulmuş adamının,
Yeni ebedinin ardından öylece bakmaktaydı.
Kendisinin ve kızının geleceğine,
Paramparça, kırılmış bir cümleyi,
Öylece mırıldanmaktaydı,
“Bu son!” diye diye!
Artık meyve bahçelerinin,
O aşılmaz, o ulaşılmaz,
Yapayalnız tek bülbülüydü.
Son kez savurdu o uzun saçlarını.
Yandaki elma ağacının bembeyaz çiçekleri
Uçuşup kadının saçlarının tellerine kondular.
Bir çift meraksız, şüphesiz göz,
Onun gözlerinin derinini arıyordu.
Kadınsa, içeriden ağlayan bebesine,
Saçlarındaki elma çiçeklerini
Evinin her yerine salarak koşacakken,
Gözler konuştu;
“Sakın ha!
Bebe, belli etme derinini!
Sonra gel hele, diyeceklerim var sana” dedi.
Kadın unutuverdi unutulmuşluğunu.
Bütün odalarını hala aynıymış gibi aşıp.
Bebesine sağ memesinden süt emzirdi.
Göğüsleri hala aynıymış gibi yerlerine yerleştirdi!
Bebesini uyuttu.
Balkona koştu.
Sanki onları daha kapıdan çıkmadan
Bu yuvayı yıkmaktan caydırabilecekmiş gibi.
Yoktular!
Bir çift meraksız, şüphesiz, sabırlı göz,
Kadının saçlarından son elma çiçeği,
Göz pınarlarından son yaş damlası,
Öylece yerin dibine yuvarlanana kadar sabretti.
Sonra, sesi kendisine bile yabancı bir tınıyla,
“Bir gün, bu olanları anlatacaksın elbet,
Hem de birçok kişiye” dedi.
“Ne zaman ki son anlattığında,
Saçlarından elma çiçekleri düşmez,
Ne zaman ki, gözlerinden artık bir damla yaş akmaz,
Buruk bir tebessüm edersin geçmişini anlatırken!
İşte o zaman, anlattığın her şey,
Herkese olduğu gibi, sana da masal gelir.” dedi.
Kadın boşluğa bakındı, hiç kimse yoktu.
Az önce kocası ve sevgilisinin el ele sarmaş dolaş
Öylece evlerinden uzaklaştığı o yolda bile hiç kimse yoktu.
Yine de cevap verdi;
“O vakit gelirse, saçlarım bile,
Kendi keyfimce değil de, kederimce yolunmuş olur ancak!
Göz yaşımsa, çoktan kurumuş olur ancak!
Yani bana, ilk'imi hatırlatan, illa ki, hep olur,
Ben hep ecele selam dururum.” dedim.
“Sonuç değişmeyecek ki a kızım!
Sen de, onlar da masal sanacaklar anlattıklarını
Ve sen…
Yıllar sonra onlara hikayeni anlatırken.
Gülümseyeceksin işte!” dedi ve sis oldu.
Kadının öyle bir komşusu hiç yoktu!
Çok yıllar geçti üstünden,
Çokça da hayatlar.
Tam da kadın sisler içinden,
Sessizliğe ve ıssızlığa uçacakken,
Tam da o geceki gibi, hayattan haylice yorgunken,
Gün ortasında,
Bir çift göz gördü.
Meraksız, şüphesiz bir çift göz.
Zira nedense bu aralar sıklıkla,
Sadece ve sadece kadının gözlerinin derinini arıyordu.
Çünkü o gözler hiç durmadan soruyordular!
"Ne olacak be evladım senin bu halin?"
Kadının, zaten utanacağı hiçbir şeyi yoktu.
Sorusunca, sırasınca öylece sakince
Bütün cevapları denizin iyot kokusuna cevaplıyordu.
Sadece artık!
Saçları yoktu.
Elma çiçekleriyse çoktan solmuştu.
Tek bir damla bile ağlamıyordu.
Hayatını her sorana da, gülümseyerek anlatıyordu.
Kadın geçmişinde,
Ona geçirilenleri,
Ki bu bütün hayatının sadece ön sözü oluyordu.
Kadın her zaman olduğu gibi,
Hep kırılıyordu.
Zerrelerine ayrılıyordu.
Kimse bunu bilmiyor, anlamıyordu.
Çünkü, çok yıllardır,
Geçmişini anlatırken hep gülümsüyordu.
Nede olsa tarih hep tekerrürden ibaretti!
Sonunda her şey bitiyordu,
Hepsinin sonu,
"Son." du.
Elma çiçekleri bile artık tohumdan GDO'luydu!
Cemre.Y.

Boğazının İlmeğini Sevdiğim

...Boğazının İlmeğini Sevdiğim...
Soy adının…
Adımın yanına ne kadar yakışacağını yazıp yazıp silmek,
Bir şarkının nağmeleri gibi dillendirmek,
Sabahlara kadar seni düşünüp hayal etmek yaşlarını
Çoktan geçmiştim ben ey sevdiceğim!
Hani es kaza, çocuğumuz olursaydı eğer!
Kürtaj vakıasıydı yani.
Adı bile yoktu yani senden bir canın!
Hani çok sevmiştim, hani çok seviyordum,
Hani çok seveceğim ya ben seni!
Hani “Çok” bile, “Az!”dı ya sana dair be sevdiceğim!
Ne de olsa her kadın, “Sevgilim.” derdi birilerine,
Her kadının “Aşkım.” dediği birileri olurdu mutlaka,
Ama her kadın,
Herkese, “Sevdiceğim!” diyemezdi!
Oysa adının emir kipi yüklü umut dolu olduğu kadar,
Soy adınla,
Huzur yüklü sessiz harflerimdin sen benim.
Baştan biliyordum rengini yani.
O renginin mayıs şafakları,
Haziran akşamları,
Temmuz yakamozları,
Ağustos geceleri en güzeliydi be sevdiceğim.
Ben ilk defa dost yüreği!
Benim için uyumayan bir adamı sevdim mesela.
Oysa sonradan öğrendim.
Yorgun ayakları uzanmak istiyordu sehpaya.
İpoteksiz bir sevdayı
Seninle sevmeyi sevdim be sevdiceğim!
Ben ikinci defa!
Kayboluşlarımın güven yüklü şafağını sevdim mesela.
Ben üçüncü defa!
Ansız bir bakışı
Arsız bir öpüşü sevdim dudaklarından mesela.
Ben dördüncü defa!
İlk kez kayalıklarda bana sarılışını.
Beşinci defa!
Yağmuru sevdim mesela!
Şemsiyemizi kaldırıp bana bakışını,
Ben altıncı defa!
El ele...
Maviye ilk defa yüzüşümüzü sevdim mesela
Ben yedinci defa!
Zaman sana hayli geç kalmışken…
Ben daha sana yeni doğarken…
Adımlarını bana uydurmaya çabalayışını sevdim.
Ben sekizinci defa!
Olmadık yerde, olmadık zamanda,
Komedyalar dolusu bir kitabı sana sesli okuyup
Çocuklar gibi şenken, rahatsız bir yatakta,
Umarsız kıkırdayışlarımızı sevdim mesela!
Ben dokuzuncu defa!
Metrobüs durağında
Ansızın beni merdivenlerin altına çekip
“Şimdi seni dövsem kimse karışmayacaktı nasılsa,
Öpersem de kimse karışamaz ya!” diyerek!
Ansızın beni öpüşünü sevdim.
Hani…
Sadece beşle sınırlanan
Ummanlar dolusu duyularımızın,
Onuncu köyü çoktan aşmış…
Sınırsız olduğun anılarım.
Çok sevdim,
Seni ben çok farklı sevdim.
Be “Sevdiceğim!”
Hem de hiçbir zaman!
Hiç kimsemin,
Soy adının yanında,
Adımı sesli söylemeyecek kadar.
Delirmeden yine,
Adabınca olanı kabul edecek kadar.
"Sahi sen nasılsın?
İyi ve mutlu ol no’lur!” diyecek kadar da
Aşırı sevdim ben seni.
Ah be sevdiceğim!
Boğazının ilmeğini sevdiğim.
Ama beni yine terk edişini,
Bu sefer bana ebediyen susuşunu
Hiç mi hiç sev…e…me... dim!
Deli bir adamın mantık duvarlarına
Çarpıp çarpıp, beni yok saymak pahasına
Bana gelince akıllanmasını
Hiç mi hiç sev…e…me... dim!
Delirmek akıllı bir eylem değildir oysa
Seni hala..çookkk… düşünmekteyim.
Neyse be sevgili boşver sen beni.
Unut beni be...
Soy adına yakışır bir ad bul kendine...
İnan böylesi daha iyi senin için...
Sahi yahu “İyi misin?”
“İyi ve mutlu ol be...”
Boğazının ilmeğini sevdiğim.
Yutkunma bir daha bana....
Ben…son yutkunuşlarımı,
Güzel bir ağustos sabahı
Güneşe dizmiştim kaldı orada…
Şimdilerde de hep o son anımıza tebessüm ederim.
"Karıştırma yine yüreğimi,
Bitmişken git!" demiştin hani.
Bir daha sana gelmemek üzere gittim ben de.
Yoktu ki başka bir nedenim.
Cemre.Y.

Tam Da Sen Gibi Sevdin İşte Beni

...Tam Da Sen Gibi Sevdin İşte Beni...
Bir seçtiklerimiz var yüreğimizin en baş köşesine...
Sonsuz limit ve şanslar tanıdığımız,
Hiç durmadan yeni bir hayat sayfasında,
Hep o ilk levelden başlattığımız…
Aslında seçmek bile denilemez ya,
Öylece ansız, arsız sızıverirler,
Göz bebeklerimizden yüreğimizin
Kan damlasının tam ortasına!
Öylece…
Ansız, arsız sızıverirler,
Ahh ki… ne ah!
İşte onlar, bilselerdi ki, o kadar da azdılar!
Kim yüreğini, aynı yerinden tam da üç kere hançerlerdi ki,
Hem de, bile isteye?
İşte onlar, yenilmekten bıkmadığımız,
Yeniden denemekten, hiç gocunmadıklarımızdılar!
Gurur mu?
O, ne menem laf anlamaz, ne söz dinlemez asi bir canavardır!
Damlalar, kan renginde,
Sızım sızım sızdıkça yürekten sokaklara,
Sokaklar, yüreğimden mideme sızan
Kan damlasından kızıla döndükçe,
Senden başka hiç kimsenin,
Senin sızıya sızıya yok olduğunu,
Görmediklerini fark ettikçe…
Artık dayanamazsın ya kendi acına!
Ayak ucunla sigara izmaritin gibi öylece, ezersin işte o asil gururunu!
“Gitme” der,
“Kal” der,
“Gidersen yok olur, sende başka bir sen kalmaz artık." der.
Sen yine de gidersin onun yollarına.
Artık sen sadece ona göre herhangi bir ciğercinin önündeki,
Her daim, ciğer yiyen,
Ama sanki ömrü hayatında hiç ciğer yememiş gibi bakabilen,
O arsız, o yüzsüz…
O zavallı ve gurursuz kedicik oluverirsin.
Kendine bile direnemeden!
Olsun!
Bir tekme atsalar da gam yemezsin ki!
Senin o bakışlarını sadece ve sadece o görmüştür!
Başka herkese nedense hep toksundur!
Bir de ne yapsalar, ne etseler…
Hani ağızlarıyla kuş tutup, kuş sütüyle besleseler,
Daha gözlerimizden içeriye giremeyenler var!
Daha ne ki yüreğimize gireceklermiş!
Zorrr be!
Yüreğin mühürlüdür artık senin.
Hiçbir mevsim,
Hiçbir yere göçemeyen kafes kuşları gibisindir.
Her mevsim, nerede dikili olsa da,
Hiç solmayan çam ağaçları gibisindir.
Ne bileyim,..
Damga gibi…
Mühür gibi…
Ateşle ve korla kazınır ya yüreğine ve o tek’dir!
Bir seni tek ve sebepsiz geçtim hayatımdan.
Senin gözlerin bile duymadı.
Ama şiirlerin hep duydu ya!
Ölsem de artık gam değil!
İnkar etme suskun yüreğimin suskunluğa ikrar-ı!
Sevdin işte sen de beni,
Herkes gibi değil işte!
Tam da…
Sen gibi sevdin beni!
Cemre.Y.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Yenildim

…Yenildim…
Kendi dudak izlerinden
Öpüyor san hala hayatı...
Ölüme çoktan razısın!
Direniyormuş sun gibi yapma!
Ama yaşamaya mecbursun hala!
Onun... için...
Olabildiğince...
Ne kadar ol?
Nereye kadar kal?
Nerede, kimde, daha çok kal.
Ya da bu kadar da fazla kalma!
Şu kadar fikir sun...
Ama çok da konuşup aklını karma!
"Büyüdüm ben be anne!"
Hele ki harcadığın bütün bir ömre
"Yoktun!" dediyse...
Elbette yakacaksın bi cigara!
Bir yutkun...
Bir "Es" lik kadar olsun sus ona!
Sen onun...
O güzelim yosun gözlerine,
O güneş ışıltılı saçlarına,
Onun ilk çocukluğuna layık!
Onun o ilk ömrüne layık!
Çekirdeğinden olsun
Bir aile bari
Dilediyse hala ama bak hala!
Olamadın!
Az biraz savaşırsın.
Ya sürünmek artık umurun değildir de
Sırtına bastırmazsın hiç bir ayak izini!
Olabildiğincesindir yani.
Ya yoktur…
Ya da eksiktir hala bi şeyler…
Ya da var olman gerekir
Ama en önemline hala...
Bana...
Yaşamıyorsundur!
Ben ona...
Yaşamıyorumdur.
Biz, bize çoktandır
Yaşayamıyoruzdur yeterince zaten!
Ama unutma!
Dur ya bi sen, bi dur!
Bir...
Unut!
Ya da!
Yok ya hiç de unutma da...
"Annenin kaderi kızına!" yı oldurtma!
Boz o zincirin,
O son halkasındaki kaderi!
Evladı...
Bunca olayla ayrıca
Savaştırma!
Pes etmedin yenilmemek için.
Yenildin bırak da sevinsin!
Senden daha güçlü o!
Cemre.Y.

Artık Anlama

...Artık Anlama....
“Burnumun direğinin sızısı sın sevdiğim” dedim,
“Yüreğimin çırpınıp duran
Bir küçük serçe kanadım sın” dedim,
“Ben seni başka sevdim,
İlk’im gibi sevdim, sonum gibi sevdim” dedim,
”Sensiz uyumuyorum çoğu karanlık gecelerde” dedim,
“Şiirimsin” dedim,
“Ezberim'sin” dedim,
“Nefesim'sin” dedim.
Olmadı işte...
Anlamadın ama ben anladım.
Senin burnunun direği sızım sızlayıp,
Boğazında lokma niyetine yutkunduğun bir yumru olmadıkça,
Yüreğin bir kar fırtınasında yaz ülkelerine göçemeden
Bir gece ayazında kalmış bir
Küçücük serçe kanadı gibi donmadıkça,
Sevdin evet bir fırtınadan kaçarken
Bir alev ateşi bulmuş gibi sevdin ve sevildin de ama
O ateşin koru o sevdadır sanmadıkça
Bir gün canın gerçekten yandığında,
Yangının duman olduğunda artık,
Dizlerinin yaralarını sarmak için çırpınan
Bir kalbe gitmeyi göze almadıkça,
Geceler boyu ben niyetine sarıldığın yastık olmadıkça,
Yaz sıcağında bile an olup bensizlikten donmadıkça,
Düşlerinden düşüncelerinden çıkmadıkça,
Konuşamadığın her bir sözü
Yazıya dökmedikçe yani şiirin olmadıkça,
Kim ne konuşursa konuşsun
Aklının bir köşesinde hep
Aynı şarkının aynı nakaratı takılmış gibi fikrine,
Ezberin olmadıkça,
Zaman zaman ciğerlerin tökezleyip,
Veremli gibi, kuru, kesik öksürük nöbetlerine tutulup,
Benimle ama benden derin bir nefesten mahrum kalmadıkça.
Anlamayacaksın...
Artık anlama.
Cemre.Y.

Yeter Ki Isınsın Yüreklerimiz


...Yeter Ki Isınsın Yüreklerimiz...
Nasıl olmuşsa,
Hayatın bu zamansız amansızlıklarında,
Birbirimizden habersizken üstelik!
İkimiz de haylice yorulmuşuz sevgilim.
Birimiz karıncayken,
Tam da raylardan atlamak üzereyken,
Koca bir tren geçmiş üstümüzden!
Diğerimiz kim olduğunu bile bilmezken,
Hayal bulutlarının üstündeyken,
Tam da dünyanın farkına varmak üzereyken,
Fütursuz koca bir fırtına çıkmış aniden!
İkimiz de tam uçmak üzereyken,
Düşmüşüz yerin yedi kat zemherisine.
Issızlığımızın soğuğundan da yorulmuşuz sonra.
Elsiz, ayaksız yollara düşmüşüz yeniden.
Mecalsiz nefeslenirken rastlamışız birbirimize.
Sözsüzce okunmuş düşüncelerimiz.
Ben senin ellerin olsam,
Sen benim ayaklarım.
Söz!...
Yorulunca yer değiştiririz.
Sen benim ellerim olursun,
Ben senin ayakların.
Yeter ki ısınsın yüreklerimiz.
Cemre.Y.

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Ben Düşerken

...Ben Düşerken...
Ben birkaç kış ayazı cümlenden sonra
Silip atabilirim sandım seni, yüreğimin altın kafesinden.
Oysa sen şimdi,
Bir yaz akşamının gün batımında,
Bir kaç kadeh votka ve durmadan içtiğim sigaram kadar,
Gözlerimden akan
Bir kan damlası yaş kadar yakınsın sevdiceğim.
Oysa başladığın kadar kolay bitmeliydin...
Birkaç satır cümle, bir öpücük kadar kolay olmalıydı,
Bitişimize başlamak, senden gidebilmek,
Seni sonsuza dek bitirebilmek.
Senin ruhun kadar göçebe olmalıydı ruhum.
Bir çingene misali konup gidebilmeliydi yüreklerden.
Ah sen...
Bir daha sevmemeye ettiğim yeminlerimi,
Olmazlarımı yıktım seninle.
Sayende öğrendim olabiliyormuş...
Sensiz boğulurum sanmıştım,
Seninle de sensiz de nefes alabiliyormuşum.
Seninle nasıl yeni doğan bir bebek gibi atıyorsa kalbim,
Sensiz akciğer kanseri sanki yüreğim,
Tıkanıyorum ama atıyor işte.
Bitecek biliyorum bu sancılar
Bu yaralarda kabuklaşacak diğerleri gibi.
Ama hep "Bu sonum olsun,
Bu son yangınım olsun" demez mi insan.
Her şeyi yeniden, sıfırdan,
Hiç yoktan var etmek o kadar zor ki...
Hiç hazıra, hiç kolaya konmadım ben mesela...
Sen benim son gücümdün sevdiğim.
Hani zor olan daha güçlü kılar ya insanı,
Hani zirveye bir adım kalmışken,
Tam da ayağın kayarken bir dal kırıntısı bulursun,
Tutunursun ona son bir gayret sımsıkı,
O seni taşıyacak, o seni doruğa ulaştıracak.
O sana hayatı sunacak...
Ve sen onun verdiği hayatla zirveye adımını attığında
Yatacaksın sırt üstü gözlerin bulutlarda
"Başardım" diyeceksin,
"Senin sevdan çok geliyor bir yüreğe,
Kendilerini senden çoğu olabilir'e inandırıp, gidiyorlar",
"Sana hayatı anlık yaşamayı öğretemedik" diyenlere inat,
Son bir hayat gayreti ona sarılacaksın sımsıkı.
Ve o tek umut kırıntısı hiç yoktan "çıt" diye kırılıverecek
Hiç yoktan
Senin onu büyüttüğün kadar gözünde ve yüreğinde
Büyük sanacak kendini...
"Ben" diyecek,
"Senin hayata tutunduğun dal olmak istemiyorum" diyecek,
Kendini o uçurum kenarındaki zirvenin son noktası değil!
Kendini tek kalmaktan kurtaran ellerimde değil,
Bir meyve bahçesindeki herkesin bir el attığı,
Herkesin el salladığı bir dal sanacak,
"Çıt" diye gidiverecek avuçlarından.
Oysa bilmiyor...
Ben uçurumlardan derin kör kuyulara düşsem bile
Yara bere içinde, kan revan,
Kırıklar, acılar içinde de olsam bile
Silkelenir ve yeniden başlarım yolculuğa...
Sakın sanma sen kadar severim birini daha yeniden
Sevmeden seviyor insanlar bir öğrenebilirsem
Ya sen olursun oradaki
Ya da bu sefer ellerimin değerini bilen...
Cemre.Y.

Cancağızım


…Cancağızıma Son Mektup…
Ben ömründe yokken beridir, beni...
Artık merak etme cancağızım!
Sahte yalan, gizemli gizemli yüzlerine,
Yeni yeni pencereler açıp durma!
Artık bakma bana.
Nihayetinde...
Sevgili'm değilsin.
Soraydın ahvalimi, hala ilk gün ki gibi yalansız söylerdim!
Hala seninle seninle ilk tanıştığımız zamanlardaki kadar,
Yangın yeri olamasa da yüreğim,
Birkaç mezarım daha oldu senden sonra!
Ama bize ihanet etmedim asla,
Senin bana ettiğin kadar.
Günahlarının yüzüne el pençe divan
Maskeli maskeli gergefler işlemekteyken sen,
Kimi zaman nasıl da,
Bana, yüzüme, gözüme, gülüşüme...
Sana olan dair'li kız gardaş'lı
Katıksız, karşılıksız sevgime nasıl bakabildin?
Nasıl bakabildin onca zamanlar boyunca!
Onca tükenişli zamanlarımızda yüreğime,
Hala merak etmekteyim?
Hiç yoktan teyze kızının bir öfke nöbetinde,
Bir gün Cemre'de sana yetemeyecek,
O da bitecek,
Bakalım!
O gün yanında kimin kalacak!"deyişi geliverdi aklıma!
Sen...
Beni...
Sahiden mi?
Kullandın mı be cancağızım!
İstemedin mi aslında hiç mi hiç mutlu olmamı!
Hani es kaza denk geliyorum sansam sevdaya!
Hani es kaza denk geliyorum sansam şansıma, işime!
Hevesin mi kaldı,
Aklın mı, yüreğin mi kaldı ki,
Sen..
Olası sevdamın hevesine dahi,.
İşimin mevkisine ve de saatlerine bile,
Hep bir içerlerdin!
Biliyordun oysa!
Rahmetli anacım,
Kazandım diye o sene, üniversiteye yollamadıydı beni,
"Sülalede, kız çocuklarının liseyi okuması mucize!" diye...
Hele ki ertesi gün Londra'ya uçacak geleceğime,
Soyu kırılası kara çarşaflı bir akraba,
Nasıl akrep olmuştu biliyordun!
Gavur ülkeye gidip
Bir gavurla evlenmediydim evet'de
Ömrüm Allah'a isyanla geçti.
Ki daha niceleri!
Şöyle bir geçmişime döndüm de, kendime...
Senle tanıştığımız andan itibaren'e be cancazım,
İlk defa tam bir Sadri Alışık selamı çaktım sana be!
Cancağızım...
Sana selam olsun...
Kaç yılım, ömrünün acı ve çıkmazlarına heder olmuş!
Sahi...
Hala sevmiyor musun
Emin önünde sahile karşı,
Balık ekmek yemeyi!
Hala ısrar ediyor mu sana birileri,
Olur ya paran yoktur diye, utanıyorsundur diye,
Cebinden cebinden, borca batıyor mudur,
Sahi sana, sen hiç fark ettirmeden daha nelere!
Feda ediyor mudur sana,
Daha nice yaşayabileceklerini?
Olsun be!
Teyzenin kızına selam söyle.
Cemre "Ardında gözü kalacak hiçbir şeyini feda etmemiş bana de!"
Hatta!
"Yıllardır, yalnızlıklarımızı bir araya toparlayıp,
Kah gülüp ve de kah ağladığımız,
Bütün anları, bütün anıları bana yazmış" de.
Uzatma.
Bu bir tam veda, varlığım, olamayacaklığına!
Artık hiçbir yalanından pişman olma.
Artık...
Dün akşam ciğer yedim bolca...
Ve de en meşhurundan.
Ben...
Senin...
Ciğerinin özünü gördüm!
O kadar yakındım sana da
Sen sezmedin!
Şimdi artık sen otur ağla!
Ama unutma!
Bizi, birkaç ciğer sandığına feda eden...
Sen...
Dilersen...
Veririm adresini.
İhanet, sayılmıyor nasılsa!
Ama artık bık...
Yorul...
Tam olsaydın ki
Zaten çeyreğe düşmezdik!
Çek...
Nazarını ömrümden.
Ha sahi!
Var ise sevdiceğin,
Gününüz, kutlu olsun...
Cemre.Y.

Hepsi Sustular

...Hepsi Sustular...
Yorgan,
Usulca fısıldadı geceye,
Yastık,
Şiir renkli saçlarını serdi heceye.
Sen duymadın,
Kulaklarında utangaçtılar,
Aşk'a hasret cümleleri duymadılar.
Hepsi birden sustular.
Cemre.Y.

2 Mayıs 2017 Salı

Kanını Bana Sensiz Dondurduğunda

...Kanını Bana Sensiz Dondurduğunda...
Hep "Derin acılar dilsizdir." denir ya!
Ya derin acıların ansızındaki derin cennetler!
Var mıdır dili?
Herhangi bir dilde, bir tercümesi var mıdır?
Hikayesini geçtim,
Ya cümlesi?
Ya kelimesi?
Ya hecesi?
Ne bileyim...
Var mıdır?
Seni tarif edebilecek bir tek harf'i?
Anlamsızlıklarına,
Kendilerince anlamsızlıklar daha yüklenmeden,
Var mıdır mesela bir kestirme görseli?
Sendeki cennetin tanımı yoktu!
Oysa ne çok…
Belki de sadece bana çok gelen,
Sonsuz cehennemler yaşadım.
En "Bundan sonra ben varım!"diyenimin bile
Daha yüreğimin kapısından çoktan geçip gittiği.
Yolumda yürüyor sandıklarımın,
Sonradan yokluklarını fark ettiğim.
Daha alevlerimin alazında yanıp yittiği,
Ne çok cehennemlerim varmış meğer kendime bile!
Şimdi ben nasıl gülsem,
Nasıl ağlasam,
Nasıl saatlerce kendi kendime konuşsam,
Ya da kendi omuz başlarıma sarınıp
Kendime bile, nasıl günlerce sussam...
Öpsem omuz başlarımı,
Yine en kederinden.
Yine en mutluluğundan.
Yine en ilk kaybedişinden.
Avutsam bendeki o beni
Yeter miyim ki yine kendime.
Şimdi sen pür dikkat
Okuduğum kitabımın sayfalarından,
Hüzzam makamı, kanun taksimi ile
Duyularıma, duygularıma
Saldırdığını bile bilmiyorsun oysa!
Güya her şeye ve hiçbir şeye hazırlıklıydım çoktan.
İkimize yeni bir şiir edecek
Tek bir harfim bile yok elimde ne yazık!
Yazık ki!
O kadar da çookk...
Mutluyum yani.
Şimdi sen, normal şartlarımda
Seni satır satır şiir edecek,
Belki en hüzünlü,
Belki en mutlu şarkının nağmelerindesin.
Ruhunda neler geçiyor, neler göçüyor?
Ben... bilemem ki!
Benim ruhumdan çoktan...
Geçip gitmiş, göçüp bitmiş o acımasız anlar.
Çoktan affedilmiş anılar.
Sende hala afsızlar!
Belki de sadece sana özel
O şairliğimi sınamak istedin.
Loş bir masada öylece oturup kitabımı okurken,
Tek bir tınıyla,
Tek bir bakışla şiir edebilir miydin?
Bil-e-bil-mek istedin!
Oysa bu hikayede asıl şair sendin.
Hep "Derin acılar dilsizdir." denir ya
Acılarının ansızındaki derin cennetin bendim!
Ben...
Sana...
Henüz kanayan yaralarımla geldim.
Yani sevgilim,
Sustuğun bütün şiirlerin
Kanını bana sensiz dondurduğunda
Hepsi bundan sonra ben'im!
Cemre.Y.

Seve Seve Sev Diye

…Seve Seve Sev Diye…
Sana sevda sokağının çıkmazında rastladım,
Geri dönüp gitmek vardı ya
Ben kalbinin yamacında küçük bir oda kiraladım.
Seve seve sev diye.
Cemre.Y.

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Hadi Gel!


…Hadi Gel!...
Eskiden kafamın atıp,
"Gidelim buralardan!"dediğim,
Bütün o yorgunluklarıma dahi,
Emekli zamanlarıma sakladığım,
Hayalden bi sahil kasabam vardı.
Geçen yıllar içinde,
Nelerim olamadıysa,
Artık tamamlayamıyorum o resmin hayalini dahi.
Şimdilerdeyse sık sık..
Ben, hep,
Hiç olamayasıca bir anda
O sahile vurmuş cesedim sanki.
Hadi gel!
Yine...
O sahile vurmuş cesedim sanki.
Hadi gel!
Yine...
Sessiz ve sakince...
Ölelim mi?
Doğalım mı yine he!
İnadımıza hayata!
Doğalım mı bir kerecik, bir daha!
Cemre.Y.

Tuzluksa Bana Ne!

...Tuzluksa Bana Ne!...
Bugünlerde çığlık figan
Çocuksu heyecanlarımla
"İlle de olacak!" dediğimi,
Bir türlü punduna getirip,
Olduramasamda...
Aslında epeydir...
Lal suskunluğunda,
Kati kararlar damıtıyordum
Beynimin imbiğinde.
Sorun şuydu ki,
Yerine kondurabileceğim
Yoktu başka hiçbir şey!
Onun,
Yerine...
Yoktu işte,
Başkaca...
Hiçbir şey!
Bugün,
Hiç ummayacağım bir dost elinden,
Hiç ummayacağım,
Bir hediye aldım durduk yere!
Pembe...
Hayallerim kadar pespembe...
Tam da...
"Bütün hayallerimin,
Hepsi birden,
Öylece...
Kırıldı..." derken hem de!
Bir görseniz!
Başı, apayrı gülümsüyor,
Vücudu, sanki kahkaha atıyor!
Çocuk kalbim,
Ne sevindi bir bilseniz!
Sanki, mahallenin bütün çocuklarının,
Rengarenk misketlerini,
Yine ben ütmüşüm de...
Annemin,
Boş reçel kavanozuna saklamışım da...
Komşular...
Onların şişko çocuklarını...
Şu cılız halimle döve döve!
O misketleri aldığıma iftira atıp,
Annem...
Misketlerimin hepsini birden,
Sokağa saçmamış gibi halimdeyim!
Yalansızlığıma daha hiç...
Güvenimin kırılmadığı yerdeyim.
Gerçi siz...
Ona da...
Altı...
Üstü...
İçinde tuz bile olmayan bir tuzluk dersiniz!
Oysa ben...
Son sigaramı içtikten sonra yatarken,
Sigara paketimin üstüne koyacağım onu!
Sabah uyanınca,
Uyanırsam yine eğer!
Sigaramdan önce,
Bu sefer en ilk,
O bana gülümseyecek!
O, her yerinden akan,
Pembe, pespembe düşleriyle!
Ki ben eğer artık...
Ona da kıyarsam!
Güneşe asın beni tütün niyetine!
Yoksa...
Kıyamazsam gülen güvenine!
Valla ki tuz değil misket dolduracağım içine!
Tuzluksa bana ne!
Cemre.Y.

Kendine İyi Bakmamış Yine

...Kendine İyi Bakmamış Yine...
Sonra...
Hiç ummadığın bir anda,
Onu görürsün.
Oradadır işte!
Şimdiye kadar,
Hiç denk gelmediğiniz,
O yerdedir!
İki-üç adımlık.
Az daha ötende!
Önce, öylece baka kalırsın.
Sonra...
Onun yanına,
Hiç uğramadan,
Oradan ayrılmış olsan bile!
O hisseder senin,
Orada var olmuşluğunu da,
Kendine yine gücenir...diye,
Sessiz bir koca avazlık,
Boğazının ilmeğinde kalan!
O son hıçkırığını da yutkunursun ya!
Yüzüne de...
Kocaman bir normallik,
Gülüşüne de...
Hala umutlu gül gamzeni takınıp,
Önceden kendine ihbarlı,
Onunla...
Öylece...
Karşılaşırsın.
An da inanamaz varlığına!
Sonra birden,
Sanki fırtınalar sonrası gibi,
Baharlı güneşler doğar gözlerinde.
Yüzü...
Gülümsemeyi çoktan unutmuştur ya!
Dışındaki adamlığını/kadınlığını...
Çoktan ev hali gibi soyunmuş,
Geriye küçücük,
Çaresiz bir minnak çocuk kalmıştır ya!
En hayal ettiği armağanı,
Durduk yere!
Ona hediye edilmiş gibi...
Küçümen bir veled sevinciyle...
Olduğu gibi karşılar ya seni!
Ama...
Sen...
Sarılsan...
Kırılacak!
Sanki;
Senden başka hiçbir aşka rast gelmemiş de,
Kemikleri kaburgasına yapışmış.
Dokunsan...
Dağılacak!
Sanki;
Güneş de fazlaca kalmış atlas kumaşı da,
Kurumuş kelebek kanadı gibi olmuş her yanı.
Bir kere daha sev-i-ver-sen...
Bildiğin uğruna ölecek!
Ama...
Sen...
O an...
Öylece...
Ondan...
Vazgeçersin.
Çünkü yine...
Biz'e...
Razı tam olmayacak hiç kimsesi!
O, giderken...
Gittikten hemen sonrası...
O, görmeden bakarsın ona...
Gözleri desen...
Feri çoktan kaçmış!
Yıldız, yakamoz desen,
O bile kalmamış!
Rengini bile seçemiyorsun?
Halbuki daha az önce...
Onunla son kere...
Vedalaşırken yine söylemiştin!
"Kendine iyi davran lütfen!"
Oysa...
Senin...
Anından sonrası,
Hiç!
İyi bakmamış yani kendine,
Yine dinlememiş yani seni.
Ne fark eder Adam/çocuk...
Her kimimsen!
Sen'sin seeen!
Cemre.Y.

Yasak Elma…Ben!


…Yasak Elma…Ben!...
Hiç unutmuyorum,
Henüz savrulup atılmamıştık
Şu yalanlar dolu
Yılanları akarsu Dünya'ya...
Tanrımız bile...
Bütün yalan tanrıları alaşağı etmiş,
En son Adem babama,
En son Havva anama güvenmişti.
Şeytan yok mu o şeytan!
Hepinize hala,
Tercümesi bile yetemeyen,
O, Kur-an'ı bile,
Yanlış yorum etmenize celb etti.
Zira...
Kur-an bile...
Kesin demiyor iken,
Havva anamın
Adem babamı,
Cazibeli yalanlarıyla,
Bir elmaya,
O...
Rus...
Bu....
Luğunu...
Siz...
"O'dur!" dediniz
Sizi doğurana!
Kandırdı işte bütün...
Alem'i cümlemizi...
Ondan sonrası,
Her kim ki!
Havva olup size...
Bil cümle küstüyse.
O yasak elma'yı
Havva anamız yedi de...
Adem babamıza,
Taddırdı öyle mi?
Eril bir adama hele...
Zor'u aşk-ı meşk ile...
Şimdi olsa...
Yemeyin beni bile der idim.
Ben hatırlıyorum oysa!
Havva ana'm
Kör olasıca kaderine
Lanet ede ede...
Hep sadıktı kendine de..
Adem baba'ydı
Başka bütün lezzetleri,
Taa en ilk hiyeroglif yazıtlarda
Kıçı başı ayrı hayal yazan.
Hani tam da...
Güvenle...
Geceme...
Yedi Ayetel-Kürsi'mi okur iken...
Şimdi durduk yere
Hiç olmayacak zamanımda
Zecharia Sitchin'in yazdığı
12.Gezegen'i geliyo aklıma!
Sonra durduk yere!
Patric Süskind'in,
Koku'su...
Sonra yürürken bile okuduğum
O bütün kitaplar...
Sahi hep hayalimdi bulmak onları,
Neresinde kaldıydı
O, Maya'lar...
Bütün o yemyeşilim umutlu İnka'lar...
Burnumun direğinde
En başımızdan yanlış yalan bir
Alın yazısı!
Sanki...
Rabbim çok üzülmüş de
En sevdiceğine...
Güvenmiş birine...
O da bi şizofrenmiş!
Yazmış kaderimizi...
Çal/a...
Kar/a...
Kalem.
Hani ölelim desek...
Ölemeyiz!
Nasıl hesap verecek,
O, eşrefsiz!
O, beyinsiz emire itaatsiz melek...
Bütün dünyayı
Bir çok..
Şerefsize boyadığına!
Ben…
Hepinizi kalubeladan hatırlıyorum
Siz bilemezsiniz şimdi.
Merhaba!
Cemre Nurten YILDIRIM
Cemre.Y.

30 Nisan 2017 Pazar

Demek Ki

...Demek Ki...
Şakır şakır yağmur yağarken,
Suların kesik olması gibi ironiktir yalnız olmak.
O gönül, o gönüle ulaşamıyorsa demek ki.
Cemre.Y.

Aşk Dediğin Şey Bir Varmış, Hiç Yokmuş


...Aşk Dediğin Şey Bir Varmış, Hiç Yokmuş...
Ne tuhaf başlıyor,
Ne tuhaf yaşanıyor...
Ne tuhaf bitiyor artık sevdalar.
Hani onu özlemeye bile!
Son gördüğün gününden
Başlayabiliyor insan.
Sinemaya gitmişiz ilk defa!
Genç aşıklar gibi sarmaş dolaş.
Aralarda kaçamak buluşuveriyor
Islak dudaklarımız.
En yakın zamanda buluşmak üzere
Sarılarak ayrılmışız ve bu...
Meğer, 
Bu bizim,
O son buluşmamız mış!
Bizim diyorum bizim!
O son buluşmamız mış!
Aşk... dediğin şey...
Bir varmış, 
Hiç yokmuş.
Ne tuhaf değil mi!
Cemre.Y.

29 Nisan 2017 Cumartesi

Herkes Kadar Herkes Mi Olacaksın

...Herkes Kadar Herkes Mi Olacaksın...
Bütün kara kışlarını,
Güneşle yamaladım ömrümün.
Göze gelir birkaç koca delik,
Kaldıysa da kusurum niyetine,
Güven atlasıyla kapatırsın belki,
Şefkat hamuruyla yapıştırırsın kim bilir?
Belki görünmez dışarıdan yaralarım,
İhanet hançerleriyle kanatamazlar ömrümü,
Beni bir kez daha öldüremezler belki.
Yüreğimin cehennem dağınığını,
Adam edebilecek misin, asıl sen ona bak!
İçimde sen oturacaksın nasıl olsa.
Yoksa kaçıp gidecek misin herkes gibi,
Herkes kadar,
Herkes mi olacaksın bana!
Seçim senin.
Cemre.Y.

28 Nisan 2017 Cuma

Gitmekle Başlıyorsa Bir Sevda

 
..Gitmekle Başlıyorsa Bir Sevda…
Seni, sen beni sevmezden önce sevdim ben,
Üstelik hiç zamanı değil ve gereği yokken.
Bütün olmazlarımı yıktığımı farkettiğimde,
Sen henüz korkuyordun sevmekten,
Savunmacıydın duygularına karşı,
Bir gün gidecektin ya
Gerek yoktu yüreğini sunmaya.
Gitmek’le başlıyorsa bir sevda,
Kalmayacağını biliyordum.
Zaten mümkünse kalmasındı artık hiç kimse,
Yaşananlar bitince gitsindi, kirletmeden hiçbir şeyi.
Öyle olmadı işte sen hiç gitme istedim benden,
Mümkünse sonsuzum ol istedim.
Sen, sevdin sonra...
Benim seni sevmemin güzelliğini mi,
Yoksa beni mi hiç bilemedim.
Ayırımına varamadım ben senin aşkının.
Ama önemi yoktu seviyordun ya!
Ben seversem güzel severim demiştim bir gün sana.
Öyle güzel ve yaşanası sevdim ki seni
Seni öyle uçurdum ki gökyüzüne
Sen, benim gökyüzümde olduğunu unuttun.
Sandın ki sen herkese aynı gökyüzündesin.
Sandın ki seni herkes benim kadar, benim gibi sever.
Gitmek’le başladı ya bu sevmeler,
Yolculuk hazırlıklarına başladın içten içe.
Gözlerin ve yüreğin bana olan sevdanı anlatırken,
Beynin ihtimaller hesabıyla boğuşmakta ise hala
Var git sevdiğim istediğin yere.
Yolun açık ve hür olsun.
Cemre.Y.

Eylül'üm

...Eylül'üm...
Eylül'üm…
Yüreğimin hazan mevsimindeki papatyası...
Yavrucağım...
Yosun gözlüm...kalbimin kardeleni...
İki gün sonra bayrammış, öyle dediler.
Benim bayramlarım;
Çocukluğumun kırmızı pabuçlarının kurdelesine,
Ağlayan naylon bebeğimin gelinliğine takılı kalmış ya!
Haberim olmadı,
Epeydir bayramları, başkaları hatırlattı hep!
Her bayramın ilk günü, annemle babam kavga ederlerdi.
Babam olan o adam, kumar paralarını
Bize bayramlık almak için harcamış diye,
Zehir ederdi bayramını annemin,
Zehir ederdi bayramımızı bizim.
Sırf bu yüzden bütün bayramlarım buruk geçti benim.
Bir yanım başucumda sabahlattığım
Bayramlıklarımın mutluluğunda,
Bir yanım annemin
Sızım sızım kanayan burnunun acısında.
Kırmızı üstüne beyaz çiçekli
Bir elbise beğendim sana bayramlık!
Aslında ilk sen beğendin o numune elbiseyi...
Alabilmek için değil mi bunca çabalarım, alacağım elbet!
Gücüm yetmezse alır anneannen,
Bayram çocuklarının en güzeli olmalısın ki
Bir tek gülüşünle aydınlansın dünyam…
Sen benim güneşimsin.
Senin varlığın kalbime yol gösteren o ilahi ışıktır.
O yüzden güneşli günlerde
Gülüşün gelir aklıma mutlu olurum.
O gün sen doğdun diye
Pazartesi günlerini hep sevdim ben!
Yine de kalbim acıyor,
Biliyorum sende çocukluğum gibi,
Buruk olacaksın her bayram,
Senin de bir yanın hep yarım kalacak benim gibi.
O güzel yosun gözlerin buğulu bakacak, gülse bile.
Soracaksın "O, gelmeyecek mi?" diye.
Keşke sormasan,
Sormasan da yüreğimi kanatmasan...
Hani o elbiseyi tam alacakken,
Bana ve anneannene dönüp;
"Vazgeçsem ben bundan ha anne'm,
Babamı alın bana!" dedin de
Hani annemle biz...
Hıçkıra hıçkıra ağlamıştık da sen,
"Olmazz, biliyorum ben,
Her gittiğimiz yere baktım!
Babalar hiçbir yerde satılmıyor" demiştin ya.
Keşke...
Bayram pazarlarında satılsa da,
Sana babanı satın alsam!
Keşke...
Elimde olsa da dünyayı önünde secde ettirsem...
Ama bilirim ki…
Ne yapsam ne yapmasam,
Sana asla gerçek bir baba olamam da, alamam da.
Cemre.Y.

Haklısınız Baylar Bayanlar

…Haklısınız Baylar Bayanlar…
Evet!
Artık haklısınız baylar, bayanlar!
“Hayat, artık bana da güzel!”
Eskiden...
Hayat öyle,
Hiç de bana güzel değilken...
Hatta her gece yatarken,
Uykuya gözlerimi kaparken,
“Bu son kapanış olsun no’lur Allah’ım!
No’lur!” derdim.
Hem de her gece...
Sonraları ara ara...
Beş yıl bu duayı etmedim.
Zaten aslında hepsinin,
Varlığıyla yokluğunun toplamı buydu.
Oysa ben...
Kucağımda o minnacık kraliçemin,
O zamanlar mavi olan boncuk boncuk gözleriyle,
Bayramlarda ona sadece…
“Baba!”almamı dileyen,
Yalvaran bakışlarıyla baş başa kaldığımda,
Henüz tam tamına yirmi altı yaşımdaydım.
Daha milletin evlenmeye mecali olmadığı yaşta yani!
İşsiz, beş parasız ama tek kuruş!
Nafaka istemeyecek kadar da gururlu!
Hala o ezik günlerimi anımsadığımda,
Bir yandan anam;
“Sen olmasan ben burayı kirayı verirdim.” der,
Öte yandan onlar,
Sırtımda yirmi beş kiloluk
Kömür çuvalıyla evime ulaşmaya çalışırken,
Mercedesleriyle bana kah kah gülerler...
Evdeki karılarına bana dair iftiralar atarlar!
Bunu mahalleye yaymaya çalışırlar,
Hatta bana...yüzüme!
“Bu mu saltanatın a kadın, oysa benim olsaydın!” la başlayan
O fütursuz cümlelere hep cevabım;
"Buydu benim de saltanatım!
Tam sekiz yıl…
Sadece azalarıma değil,
Sol yanıma da,
Hayır! çekmek."
Hayat o zaman da dediğiniz gibi,
Bana hep tercihlerimle, namusumla "Güzel!”di yani.
Sonrasında...
Hiç değilse zaman zaman kendi dileğimle
Sol yanımdan yine yaralansam da hep aşka inandım!
Satmadım sizler gibi, beynime, yüreğimi!
Oysa...
Oysa daha ilk gençlik çağlarımdan beri
Barış Manço’nun
Sakız hanımsız kalan o Mahur bey’ini bekliyordum ben.
Taaa o zamanlar bile her sabaha uyanmak dilemez
Ancak her sabahına yine uyanırken,
Yüzümde bir tebessüm belirirdi ki sormayın gitsin.
Sanki bütün lunaparklar bana bedava!
Mahur bey!
Çıkacak ya illa karşıma!
Çıkmadı gitti!
Evet!
Artık haklısınız baylar, bayanlar!
“Hayat, artık bana da güzel!”
Hala sol yanımdan girebiliyorlar ya onlar
Yüreğimden içeri...
Onu, o Mahur bey sanıyorum illa ki, günahsa benim, size ne!
Cemre.Y.

Derin Yaralar Alınca Güven Kamaran'dan

...Derin Yaralar Alınca Güven Kamaran'dan...
En ilk...
İncecik bir çatlak oluşuyor
Kristal kalbinin güven duvarında.
“Hani!” diyorsun
“O, biri bari!”
Seni, sarıp sarmalasa…
Korusa, kollasa, savunsa!
Sen dağıldığında, sadece ona dağılsan.
Akmasan dışarıya.
Sızmasan hani!
Bilmese!
Ondan başka hiç kimse,
Senin de dağılabildiğini!
Uçuşmasa ya gökyüzüne,
Milyonlarca, kristal kalbinin parçacıkları!
Bilmese!
Hiç kimse...
Bilmese.
Ona böylesi dağılabildiğini,
“Kol kırılsa, yen içinde kalsa…”
Dağıldığında, toplandığında,
Sadece...
O olsa!
Olmuyor işte!
Zorla değil ya!
Derin yaralar alınca güven kamarandan,
Batışa doğru yol alıyorsun zamandan!
Ve artık bir daha asla güvenemiyorsun!
Hem de hiç kimseye!
Güven yoksa, aşk'da yok oluyor.
Benden başkaca herkes,
Gökyüzüne her baktığında,
Onları birer yıldız sanıyor!
Oysa o semada, kalbimin zamanlar arası,
Evrene savrulmuş can kırıkları'ydı onlar!
Bazen...
O can kırıklarından biri kayıveriyor ansızın,
Onlar, her ışıltıyı yıldız sanıyorlar!
Denk gelmişlerse es kaza birine bile,
İlla ki aşk’a dair bir dilek diliyorlar!
Oysa ben...
Birilerine...
Bir kere daha ölüyorum
Bilmiyorlar!
Cemre.Y.

Bugün Senin Doğum Günün A Kraliçem

...Bugün Senin Doğum Günün A Kraliçem!...
Bugün...
Senin...
Doğum günün,
A Kraliçem!
"Bugün senin doğum günün..."
Ne de kolay bir cümle değil mi?
Hem de ezberlenmesi, hiçbir dilde zor değil!
Öyle basitçe, 
Lirik bir aksanla söyleniveriyor işte!
Hatta yine aynı liriklikte, 
Basitçe de bir cevabı var.
"Doğum günün kutlu olsun." diyorlar.
Oysa...
Bugün...
Senin...
Doğum...
Günün a kraliçem!
A ciğerimin ilk çiziği!
A yosun gözlüm!
A yüzü gül yüzlü güneşim!
A dudağının kenarı gül kıvrımlı gamzelim!
A benim en sevdiğim, tek pazartesim!
Sen hele bir doğ yeter ki.
Nasıl da doluşur etrafın,
Heyecanlı kalabalıkların 
En ortasına alıverirler seni.
Ben, sıramı beklerim.
Öyle kolay mı?
Bugün...
Senin...
Doğum...
Günün a kraliçem!
A ciğerimin ilk çiziği!
A yosun gözlüm!
A yüzü gül yüzlü güneşim!
A dudağının kenarı gül kıvrımlı gamzelim!
A benim en sevdiğim, tek pazartesim!
Merak etme!
Doğduğun andan itibaren ömrünce,
Tek başına da kalacaksın,
Çokça kalabalıklarla da.
Hiç unutma! 
Ölürken bile, belki tek başına,
Belki de kalabalıklarla ölür insan.
Sadece sen doğarken,
Seninle aynı anda,
Aynı milyonlarca duyguyu, 
Aynı hissi yaşayan bir tek insan vardır.
Annen.
Merak etme!
Nasıl ki dünyaya gözünü açana kadar
Her anında, içten içeriyse sana,
Senin her doğduğun günde,
Kimsen olmasa bile etrafında,
Annen sanki o günmüş, o anmış, o saatmiş gibi,
Aynı sancı ve korkuları çekmekteymişcesine,
Sen kalabalıklara karıştıktan sonrayı beklemekte!
"İyi ki doğurmuşum seni 
Kraliçeemmmm!" demek için!
Çünkü, benim evim sensin.
Belki bundan sonran da olamam,
Uğruna,
Bahtımdan, tahtımdan, 
Bana dair her şeyimden seve seve vazgeçtiğim.
Sakın unutma ha!
Senin için varsam, 
Ben cennetimden bile vazgeçerim.
Cemre.Y.

27 Nisan 2017 Perşembe

Güvenemiyorum

…Güvenemiyorum…
Senden sonra, artık, bıkmadan, usanmadan,
Söylenilen, her sevgi sözcüklerine inanmıyorum!
Sabra ve sükuta inanmıyorum!
Sesteki o güven dolu, ahenge de inanmıyorum!
Gözlerdeki...
O anlamlı ve derin, bakışlara, inanmıyorum!
Ellerdeki heyecan dolu tere,
Titreyişlere, inanmıyorum!
Sarılıştaki korunulma hissinin, sevincine,
Hala inanmıyorum!
Tendeki o eşsiz kokunun varlığına,
Ruhların uyumuna da inanmıyorum!
Ama artık inandığım tek, kesin bir şey var,
Herkes bir gün gider.
Hayatıma dokunmayı,
Beklediği kadar bile, dayanmaz ömrüme!
Durmaz bazen bir tek kişinin,
Ömrüme hayatımdaki varlığı.
Yıldız kayar gibi,
Birer dilek ötesini,
Geçmez, geçemez varlığına daimliği…
Yanar, söner, geçer ve gider…
Çünkü sayende artık,
Hiç kimseye, artık güvenemiyorum!
Cemre.Y.

Benden Bile Gidebildi Ya Helal Olsun

…Benden Bile Gidebildi Ya Helal Olsun…
Senin göremediğin gerçekler var.
Sen anneciğini erken kaybetmiş biri
Olarak değerlendiriyorsun bu olayları.
Yani bir nevi platonik aşk gibi.
Ne kadar hayal edersen
O kadar büyüyor gönlünde.
Yücedir elbette bütün anneler gibi.
Bende aslında anacığımı
Çok erken yıllar önce kaybettim.
Bir ağa kızına yakışmayacak derecede
Erkek olamadan kız evlat olduğum anda.
Yani doğduğum anda.
Oysa kızımın babası ile biz
Bir başka hatun için ayrıldığımızda
Henüz bir buçuk yaşındaydı.
Babası ölmemişti ama yeri geldiğinde
Mahallede çocuklarla oyun oynarken
Ona yenilen çocukların
"Piç!" suçlamalarına ağlayarak
Babası ile benim nikah fotoğraflarımızı
Göstermişliği de vardır.
Yeşilçam filmlerindeki gibi.
Yani babası yanında olursa ancak
Piç olmuyordu çocuklar.  
Senin bu dediğini,
Yani hep var olan son hayalimi,
Aslında daha geçen yıl
Vefat etmiş anacığımın,
Ben onu yıllar yılı en büyük aşk ile
Sevmiş olmama rağmen,
O, bir tacizi esnasında babayı
Benimle yakalamasından sonra
Beni tamamen yok sayması,
Hatta hiç doğmamış olmamı
Var sayması ile aradan geçen
Yıllar sonra beni ancak işim,
Gelirim ve başka her şeyimi
Onun rahat bir şekilde gidebilmesi için
Vazgeçtiğimi görebildiğinde nihayet!
Beni çok seven bir annem oldu.
Yani doğduğum andan itibaren,
Tam kırk yıl sonra.
Benden gittiği gün,
Gitmeden birkaç saat önce
Tamamen sevdi annem beni.
Kızıma gelince onu ben
Bende ilk hissettiğim anda sevdim.
Hatta cinsiyetini bilmeden
Aşık oldum ona.
İsteyerek ona ağır bir yük yükledim.
Onu aynı zamanda bana,
Annem olması için eğittim.
Babasını, bütün sülalesini ona
Seferber ederek,
En azından sevgi anlamında
Yanında olmaları için zora koştum.
Bazen işime gelmese de verdiği tepkilerle
Gerçek ve bilinçli bir birey olarak yetiştirdim.
Yani kızım ve sen...
Biriniz annesiz, diğeriniz babasızdınız!
Benim ise ikisi birden yaşıyordular.
Ama hiçbiri yoktu yıllar yılı.
En erken hiç gitmemesi gerekense
Daha beni yeni sevmişken gitti.
Baba ise sanırım asla ölmez.
En azından beni gömmeden.
Bir de böyle bak hayata.
Sende karşı cinsime ilk defa
"Babam!" diyerek sımsıkı
Sarılabilmemin öz güveni var!
Kızıma bir de bu pencereden bak!
Ben her baktığımda
Onu yeniden ilk gördüğümde
İlla ki alnının ortasından öpüyorum.
Benden bile gidebildi diye.
Cemre.Y.

Büyüyorsun

…Büyüyorsun…
Şimdi senin yanında olsam,
"Annem, bana neler oluyor bilmiyorum ama...
Tut ellerimden, sımsıkı sarıl bana." derdin!
Şimdi ben yanında olsam, ellerini tutup,
Sana sımsıkı sarılıp, saçlarını öpe öpe...
"Eh be yavrucağım, büyüyorsun ve büyümek...
Umduğundan daha da çok...
Çok sancılı ve çokça da ağrılı bir şey!
Yaşın geçse de bu değişmiyor” derdim.
“Bak, ergenlik zamanlarına, büyürken nasıl da ağrıyordu,
Eklem yerlerin ve kasların ve kemiklerin,
Şimdi bunca zaman sonra,
Tabi ki kalbin de hala acıyorsa,
O da ne yazık ki hala büyüyor” derdim!
"Şaşırdın değil mi,
Yazık ki kalpler de hep büyüyor yavrucağım!
Tek bunu demediydim sana, seni büyütürken!
Tek bunu demek istemediydim hiç!
Belki...
Hatta dahası…
En büyük dileğim buydu hayatına...
Sen bari, içinde,
Sadece iki yürek, tek sevda kalmalıydın.
Yüreğinin tam orta yerine tercih ve ihanetleri...
Yalanları, riyaları ve bütün bu soytarılıkları,
Hapsetmek zorunda kalmazdın!
Belki...
Büyümek zorunda kalmazdı,
Senin bari, kalbin ve yüreğin de...
Yüreğin bunca yaralanmazdı, senin bari!
Ama unutma sakın!
Ben seni hala ve hep seviyorum.
Uykuya dalacağım zaman,
Her gece ben hala,
"Seni çookk seviyoruuummm."
Ama yürek bu!
Aşkı özler.
Dualar ediyorum her daim sana,
"Aşk seni, sen aşkı, sıfırsız çarpasın,
İyi ki doğurmuşum seni yavrucağım!"
Cemre.Y.

Kara İnci Tanesi

...Kara İnci Tanesi...
Ruhumun sevgilisi, gözyaşı tanesi…
Senle ben!
Aynı gök kubbenin iki ayrı bulut öbeğiydik.
Herhangi bir bahar melteminin güneş ışıltılarında,
Olanca yumuşaklığıyla buluşurdu dudaklarımız.
Kasım lodoslarında kavga eder,
Uzaklaşırdık bizden, birbirimizden.
Biz uzaklaştıkça,
Güneş görünürdü ardımızdaki sızıdan da
Sanırlardı ki bahar gelmiş bizim ayrılığımıza!
Köydeki merada koyunlarını otlatan bir çobanın
Binbir hasretle kavuşmayı beklediği
O kurtuluş anı gibi,
Birimizden biri,
Yenilmeden ama birbirimizi yenmemiz gereken,
İstanbul gibiydi aşkımız!
İstanbul kadar, gizemli, gizli ve yasaklı üstelik!
İçinde yedi tepesinin yedisi birbirine hasret,
Karşıdan özlemle bakarlar dururlar birbirlerine hep.
Oysa birleşsek bambaşka bir şehr-i diyar olurduk ya.
İstanbul gibiydi aşkımız!
Ruhsuz ruhları barındıran, hüzünleri, kinleri saklayan,
İhtiras ve yersiz tutkuları, kıskançlıkları saklayan
Aldatmayı ve aldatılmayı ışıklarına hapseden!
Öylesine boğucu, sıkıcı,
Aman bir an önce kurtulunması gereken.
Senle ben!
Aynı gök kubbenin iki ayrı bulut öbeğinin içinde gizli,
İki ayrı çiy tanesiydik.
Biz gittik!
İstanbul’dan gittik, bizden gittik, bittik de,
Okyanusun tam ortasında buluştuk gizlice…
Sadece iki şansımız vardı be,
Ruhumun sevgilisi!
Ya yağmur damlası olacak, yağacaktık,
Dokunacaktık hiç yoktan
Bambaşka tenlere ve hayatlara,
Ya bir tek damla gözyaşı tanesi olacak,
Öylece sessizce suya karışacak,
Belki bir yunusun sesi olacaktık bir hıçkırık gibi
Ya da bir istiridye içinde yıllarca oluşmayı bekleyen,
Tek bir kara inci tanesi!
Kimse…
Hiçbir şey bilmeyecekti yine.
Sen,
Yağmur damlası olmayı seçtin!
Bense bir tek gümüş halkanın içinden akan yaş tanesi.
Bir tek ruh bakışı attım sana oysa suskundum.
Sadece sen gördün o suskunluğun acı çığlığını!
Hoşça kal.
Rüzgarım, bulutum, güneşim, sabahım, gündüzüm.
Hoşça kal.
Papatyam, gelinciğim, denizim, yaprağım, kar tanem.
Hoşça kal.
İstanbul kadar nefesim,
İstanbul kadar ruhum!
Sevin…
Sen bambaşka bedenlerden ayrı birer nefes alırken
Ben öldüm…
Ve korkma!
Zamanı geliyor o kara inci tanesinin,
Bilinir kıymeti, ederini ve değerini bilen elde ve yürekte.
Cemre.Y.

Eksiktir Bir Şeyler

…Eksiktir Bir Şeyler…
Kendi dudak izlerinden
Öpüyorsan hala hayatı...
Ya yoktur…
Ya da eksiktir hala bir şeyler…
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...