2 Haziran 2017 Cuma

MR (Manyetik Rezonans)

...MR (Manyetik Rezonans)...
"Mezara ilk girince neler hissedilir artık biliyorum!" dedikten
Ve de kısa özetle ana fikir hakkında
Genel bilgi verdikten sonra,
Gelelim dün geceki hikayemize...
Bu aleti hiç görmemiş olanlar için üstteki fotoğraf,
Cennete açılan sır kapısı gibi görünebilir de,
Hatta çoğu maceraperestler için,
Farklı bir deneyim dahi olabilir.
Ama benim için öyle değildi işte o işler!
Hele ki benim gibi klostrofobiniz var ise...
Hele ki rahmetli anacım gibi klostrofobiniz var ise...
İlk kere rahmetli anacımın,
Kanser teşhisi aşamasında tanışmıştım kendisiyle,
Epeyce de bir yıllar yüz yüze gelmemeye çabalamış,
Anacım her ona gireceğinde,
Kardeşcazımın götürmesini sağlamıştım.
Anacım, gençliğinden beri vasiyet ederdi.
"Aman ha yavrum, meğerki ölürsem,
Mezarımı, az geniş, biraz da yüksek yapın,
Ha bir de, kibritle mum koymayı unutmayın!
Bak ölene kadar ölürüm ben orada, sakın ha!" derdi.
Oysa bu meretin ne genişlik imkanı vardı,
Ne de alan yüksekliği!
Zavallı kardeşim anamın korkusunu bildiğinden
Defalarca annemle beraber uğrayacağı radyoslanları
Umursamadan ki neyse ki o vakitler her şeye
"Susun" dedirtecek parası da vardı.
Girerdi anacığımla el ele...
Hiçbir yerini tutamasa ayaklarının ucunu tutardı
"Korkma! Anam! Ben varım, yanındayım!" derdi de
Nihayetlenirdi anacımın MR çilesi...
Sonra kardeşim iflas etti, anacığımın hastalık yükü ağırlaştı.
Omuz sırası bendeydi,
On bir yıllık işimden bir kalemde ayrıldım.
Tazminatımı aldım...
Annem acı çekerek ölmeyecekti!
İlk randevumuz MR'dı.
Anacığım alışmış ya erkek kardeşimin koca yürekli,
Koca ellerine, pek büyüdüydü göz bebekleri!
"Sen beni çıkaramazsın ki be evladım o mezardan!" demişti.
Hiç unutmuyorum, söz vermiştim ona
"Çıkartırım be anam, ellerini öpemez isem,
Ayaklarının ucunu öperim,
Hissedersin beni demiştim."
Ah be kızım...deyip susmuştu.
Kocaman, ürkek gözleriyle girmişti o cihaza!
Cebimde kıdem tazminatımın güveniyle
"Size ne benim radyaslonlarımdan,
Annemle gireceğim!" deyip
Susturmuştum özel özel hastanelerin
Hiç bilinmeyen ara yüzlerini.
İlk anından, son saniyesine kadar,
Kardeşimden devir aldığım şefkati ve sevgiyi
Sonuna kadar sunmuştum her defasında.
Onu, en son...kere...
O gecenin üç otuzunda...Beyin MR'ına yolcularken,
Ellerinin tırnak uçlarını öpmüştüm,
Çıkana kadar da ayalarının parmak uçlarını teker teker...
Çıktığında bana çıkarabildiği o kısık sesiyle
"Eh be kızım, ne ettiysen bu sefer hiç üşümedim ki" dediydi.
Şimdilerde herkesim merak ediyor,
Nasıl olup da bunca ince sesleri duyabildiğimi;
Siz...
Hiç...
Artık acıdan hiç konuşamayan, tek bir tiz çığlık atamayan
Annenizin kanser acısının dinme vaktinin çoktan geldiğini
Ve + bir doz daha morfin yemesi gerektiğini duyabildiniz mi ki
Doktorları bile hayli şaşırırdı nokta atışlı zamanlamalarıma!
Anacığım son kere oraya girdiğinden aylar sonra
Bizi terk etti.
Yoruldu.
Bitti.
Gitti.
Ama biliyordum!
O dışarıdaki çırpınışımızı değil ama içerideyken ki halini
Hiç mi hiç yaşamamızı diliyordu!
Ama hayat bu be cancağızım!
Her elma, kendi ağacının dibine düşer!
Hikaye derin...
Bende masal çok, hem de en gerçeğinden.
Dün bütün günümü bu anıların anlarıyla geçirdim.
Kah ağladım, kah oturup yazı yazdım,
Kah uyudum, uyumaya çalıştım.
Randevu saatine bir saat kala, saat 22:00 de
(Çünkü gündüz çekinirsen bu meredi *2 fiyat,
Gece on ikiden sonra 1/2) kardeşcağızım aradı.
"Vardiyam müsait abla, seni ben götürebilirim!"
Ah ne sevinçti benim için,
Nihayetinde 20 dk.yürüsem hastanedeydim ama o
Korkulu klostfobi yok mu!
Yarım saat kala indim iki kat altımdaki kardeşimin evine,
Ortanca yeğen ayakta, bitmemiş bilgisayar oyunu,
Büyüğü uyumuş ya ölürse halası diye korkusundan,
Anaları uyumuş, oturma odasının orta yerinde,
Gelincağızımıza rahmetli kaynanasından kalmış bir anneanne!
Kurulmuş yatağına…
"Hastaymışın diyola be gızım!
Nassın, eyimisin!
"Sorma!
Şu şöyle oldu, şu şunu yaptı,
Son kızım yüzüme bakmadı vs.vs.vs."
Yaşlı tabi diyemedim.
"Hele ki sen değil miydin,
Kızın kanserden ölecek diye gelip
Bir ay geçince de ölmediğini görünce
Anacımın onca yalvarmalarına rağmen
Basıp köyüne dönen,
Senden sonraki bir buçuk ay sonra
Onun tabutunu sana getirdiğimizde,
Ah evladım doyamadım ki ben sana..."diyen...
Diyemedim!
Onun da gideceği yerin çapı, çupu,
Her cm'si aynı sonuçta.
(Anam gücenmesin diye) Sustum.
"Hı hıı! Hastay mış ım galiba bakacaklar işte!" dedim.
O sırada en küçük yeğenimi yanıma çağırdım,
Hayret nazlanmadı bu sefer!
"Sana çok ihtiyacım var, gel bir sarılayım!" dedim.
Kuruluverdi erkek yakışıklılığıyla kollarıma.
Farkında değilim ama bir damla göz yaşım düşmüş olabilir,
Ben onu öperken yanaklarına...
Saatimiz gelmişti.
Toparlanıverirken, birden,
"Bende geliyorum! İtiraz istemem!" deyiverdi.
Sanki cennet oldu bana da anamın küçük çocukları
Anamın o ellerini, ayaklarını öpüverdi.
Allah'ım bu nasıl sevinçti!
Neyse sıkıldıysanız da sıkılın...
Ama eğer hala buradaysanız...
Gece 24:00 de olan randevuya, acil vakalar vs.derken
Kardeşcazım yarı uyuklarken
(Yavrum zaten uykusuzluğa hiç dayanamazdı,
Annemli hikayelerimizde bile)
Nihayet 01:20 de sıra geldi.
İçeri girme sıram gelmişti.
Şükürler olsun ki yaradıma!
Yarın sabah 07:00'de okulunda olması gereken
İlköğretim ikinci sınıf öğrencisi yakışıklım ın gözleri
Fal taşı gibi açıktı.
İstemiyordu babaannesi gibi geçip gitmememi,
Seviyordu beni.
Adımı seslendiklerinde
"Öldü o!" dedim diye çok kızdı bakışlarıyla.
Neyse, eşyalarımı bırakıp ellerine, öylece dalarken içeri...
Evladım geliverdi aklıma;
Dönüp ardıma baktım...
"O da burada olsa mıydı?
Olsaydı beceremezdim ki oradan ölmeden kurtulmayı!
Hem biz değil miydik ki
Zincirlerin zayıf halkasını bulup onarmaya çalışan!
Benim kaderim her neydiyse ben memnun değilim!
O neden kahrını daha da çeksindi ki!
Günler önce, bugünü söyleyip, öylece de geçiştirmiştim.
Unutsun diye de elimden geleni yapıp,
Bu sefer bunu başarmıştım.
Hala "Anne'm" diye hitap ettiğim ve sonsuza kadar da
Bu hitabımı hak eden (Kızımın babaannesi...
Çok yabancı geldi bu kelime ya...
Eski kayınvalidem...
Enem bu daha beter...)
Ferhun'cum derdi ki bana
"Eh be kızım!
Sen herkesi senin yanında sanırken,
Doğarken yalnızsın aslında, doğururken yalnız,
Ölürken de yalnızsın aslında...
Sen sen ol...
Güzel hatırlar ve hatıralar bırak!"
Kızımın yaşadığı bunca yaşamaması gerekenler yanında
Bir de ona yeni bir zincir halkası ekleyemezdim ya!
Girdim odaya...
Annemin bu anlarını hissettim
Anacığımı yatırdılar!
Beynine mengeneleri sıkıştırdılar.
Kımıldama dediler, içeri sürdüler...
Nefes 1-2-3 deri nnefes,1-2-3
Hem çok soğuk burası zaten!
Üşüyorum!
Nefesss a-la-mı-yo-rum!
Gözlerini kapa!
1-2-3-3-2-1 nefesss çok üşüyorum.
Zaten ölmüş olsam üşümem de mi?
Burnumun dibine kadar da indirmişler!
Kızıma haber salsa mıydım?
Yoksa çırpınsam görürler zate beni...
Ama burası çok daarrr!
Hey ben bu beynimden,
Günlerce dinmeyen sesi seveyim yareppim!
Kaç çeşit, kaç cins ses acısı var...
Çığlık sesiyle insanları öldüren,
Çocukları koşullandıran bir kitap okumuştum!
Çırpınsam!
Klostrofobim vaarrr diye bağırsam!
Ama kapıda korkulu gözlerle beni bekleyen bi çocuk var!
Ya yine ona aynı zalım korkuyu yaşatıp ölmeli,
Ya pes eden beceriksiz bir hala olmalı,
Ya da zincirin zayıf halkasını
Kesmiş, atmış ve dönmüş cesur örnek olmalıydım.
Ama benim klostrofobim varr!
Nefes...
1-2-3-3-2-1
Hem çok soğuk bura!
Hem fena deli ses!
Annemin bana son seslerini silmeye çalışan,
O nefret ses!
Suss!
Ya aşk, ya sevda,
Ya yanılgı, ya aldatılmak...
Ya sevgi,
Bak küçücük daha kaybetsin mi seni yeğenin,
Ya evladın...
Bir zincirin halkasını kıracaksın diye çağırmadın zaten
Şimdi geberip gidersen şu kutuda...
Affeder mi ölünü...
Ya mutluluk, ya para, ya sağlık, ya aşk, ya sevda...
Kelime kelime öldüm, öldüm dirildim.
Nihayet bitti.
Yine ölmedim ya la!
Cemre.Y.

Hayat Masalım

…Hayat Masalım…
Eyy benim yüreğimin bam teli...
Bu sana ve bana,
Yani kendime ilk, belki de son mektubum.
Kalbim ilk gençlik heyecanlarıyla,
Kozasından çıkıp daha yenice,
Yeni doğmuş bir bebek gibi kanatlanıp,
Renklerini sana sunarken,
Sana, ne çok şiir sustum ben, bir bilsen...
Ve...
Ne çok hayat anlattım uzuun bakışlarımla sana...
Gözlerinin derinine...
Kimselere bunca suskun,
Cümlelerimle anlatmadığım,
Ne çok şeyi sen sormadan anlattım.
Oysa sana da, sen sordukça anlatmak isterdim,
Herkesime anlattığım gibi,
İlmek ilmek...
Gırtlağımı sıkan ve artık beni,
Nefesimden oldukça yoran hayatımı.
Biliyorsun beni artık işte...
Doğru sorulara kat'a yalan söylemem ben.
Gün olur da,
“Yakan çok açık be güzelim,
Bir düğme olsun ilikle sen!” deme sakın bana...
Mümkünse nefes ver,
Zira o an...
Ben aslında ölüyorumdur gülümserken.
Oysa zaman dar!
Yürekler sağır,
Kör, vicdansız,
Birer kan pompasından ibaretler insanlıkta!
Hani sormuştun ya aniden gözlerime akıp,
Ansızın “Hayvanları sever misin?” diye!
Oysa hepsi fikirsizdiler!
Severdim ben onları hem de pek çok çoookkk yıllar öncemde.
Yine de kusursuzca da sana,
“Hepsini değil!” dedim ya!
Ben o an, bütün hayvanlardan içimden,
Özürler diliyordum.
Zira bana yapılanlar,
Onların kitaplarında yazmıyordu çünkü!
Sen “Şimdi kim bilir neye gülümsüyosun?” derken,
Ben bütün hayvanlardan özür dileyip,
Hayvansı kılıklılarımı affederken,
Sen aniden; “Görüyorum ki birinden birini seviyorsun da,
İlle de güvenemiyorsun.
Sevsene!
Ben-i Be, Sen!” dediğin andan öncesi,
Sev-dim ben sen-i oysa!
Oysa sadece sarılıp uyumak neydi ki!
Ölünürdü de ciğerinde atarken kalbin...
Halbuki ben...
Kime yakıştıysam...
Akrabalarım da dahil bana,
Yakışıksız bir haset bulmadılar mı sanki!
Senle nasıl güzel yaşanır bilmem amma,
Senle ölünür başka hiçbir şeyi hesaba katmadan!
Fekatt daha benim hayattan eksikli yıllarım var!
Söz verdi bir gün bana ödeyecekmiş!
Neyse!
Geç kalıp erken kaybetmektense,
Erken gelip geç kaybetmeyi tercih ettim bu sefer!
Senden, benden duyabileceğin ilk ve son,
"Söz" kelimesinin hakkını bugün,
Bu yüzden kulandım ben.
"Unutma ne olursa olsun,
Ne olmazsa olmasın,
Dostluğumuzu zedelemeyeceksin."
Çünkü söz verdin ve ben,
Sadece dost ya da arkadaş kalsak ya da,
Bir gün beraber yaşlansak bile,
Asla senden başkaca,
Hiçbir söz istemeyeceğim!
Benli cümlelerim yorgun haylice,
Dilersen sana bir masal anlatayım.
Cemre.Y.

Uğur Böceği

…Uğur Böceği…
Hoş geldin yalnızlığımın otağına
Ruhumun ikizi...
Eşini hala beklemekteyiz değil mi ya neyse!
Biliyorum çok suskun çağıldadım sana da,
Öyle ki, bi biz duyduk bizi!
Bakma sen bana yaparım arada bir doğru şeyler!
Sonbaharda uçuşan gazellere inat
Parmaklarımızda birer uç uç böceği!
(Bir kere biz onun,
Uğur böceği olduğunu bilmiyorduk o zamanlar!)
İki kız çocuğu bi masal tutturmuşuz
“Uç uççç böceğiimmm,
Annen sana terlik pabuş alacaaakkk!”
Uçardı da nasıl sevinirdik.
Seninle ne çok hayat sorumun
İşaretinin çengelini kaldırdım ben bir bilsen!
Meğer öyle neşeli,
Öyle hasretli kanadına kanadına,
Üfüre üfüre söylüyor muşuz ki biz o masalı,
Nefesimizden korkuyormuş da kaçıyormuş yavrucak!
Otuz beş yaş geçmiş ya anlayana kadar!
O zamanlar terliğimiz bile yokmuş demek ki!
Arnavut kaldırımlı sokaklarda
“Tıkır da tıkırt!” zarifliğinde,
Hafifsiz meşrepsiz, kıvıra kıvıra yürüyen bir kadının
O ince topuklarına hangimiz imrenmedik ki!
Şimdi ondan demek ki
Rahat etmiyor bir türlü hayatlarımız,
Sivri topuklarda sıkışık ayaklarla.
Yirmi iki yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Nasıl da arardık parmağımızın
Ucundan uçuşan o minnacık,
Kırmızılı siyahlı o şirin böceği,
Yine aynı masalla uçurmak için...
Sanki annelerimiz bize
İlk fırsatta o terliği, pabucu yamalı
Fistanlarından arttırmamış gibi,
Sanki o fistanların çiçekleri solalı
En üç yaz geçmemiş gibi!
Yirmi beş yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Sonra bahar gelirdi yeniden,
Bize yine hep gelirdi…
Ve hep en ilkti...
Elalem geçen bahardan ölmüş Cemreleri
Teker teker diriltip yeniden düşürmeye çalışırken...
Biz böceğimizi düşünürdük bu sefer!
Renkleri de pek güzeldi.
Ama masal buysa öykü de böyle sürmeliydi.
Yaz gelecek, sonra sonbahar!
Sonrası zemheri!
Daha ilkbahara çok vaar!
Sürdüremedik ya biz
O masalın öyküsünü a cancağızım!
Ne zaman masalın öyküsü bize manisiz kalsınistedik...
Dondu kaldı ya parmak uçlarımızda o uç uç böceğimiz
Otuz altı yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Artık böceklerden de, çiçeklerden de çoktan vazgeçmiştik
“Medet ya Rab!” dedikçe susmayı da öğretmiştik zaten.
Turna’nın ne menem bir hasret türküsü olduğunu,
Bilen bile kalmamıştı değil ki
Semada hüzünle kanat çırpışından
Tanıyacak da uzaklardaki sevdiceğine
Selam salacak!
Şiirler yazardık biz!
Onu da okumazdılar bile uzuuunnnn diye!
Zira onlar hala o ilk yalan masaldaydılar!
Hala ne de güzel kanıyordular!
Kırk yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Seninle ne çok hayat sorumun
İşaretinin çengelini kaldırdım ben bir bilsen!
“Hoş geldin yalnızlığımın otağına
Ruhumun ikizi... eşini hala
Beklemekteyiz değil mi ya neyse!”
İyisi mi bir cümle edelim biz yine
Kitab-ının falından
Önümüze çıkan her neyse!
Biraz daha beklersem
Donacak hayallerim.
Binlerce kelime dokundu
Gözlerimin rengine bu gece yine.
Sonbaharın eşsiz güzellikteki ebruli
Yaprak harmanı gibiydi her biri.
Kırmızı, sarı, yeşil, kahvemsi bir sürü renk.
Vivaldi’den daha muhteşem bir senfoniydi
Birbiri ardına sıralanışları.
Şiir sığmazdı sana
Romansa bir solukluk bazen...
“Uçma uçma sen uğur böceğiimmm!
Sonsuz ol, limitsiz ol, bana ol,
Ben ilk defa bunca bencilim!
Bak yalnızlığım
Arka fonda bizi
Fitne fücur kıskanırken diyorum
“Hoş geldin otağıma ruhum,
İkizim, huzuruuummm!”
Hadi şimdi aynı anda biraz susalım mı?
...ve perde kapanırken
Konuşsun o vakit
“Gözleeerrrr!
Uç uuçç böceğiimm!”
Cemre.Y.

1 Haziran 2017 Perşembe

Sevgili Psikoloğum Facebook

…Sevgili Psikoloğum Facebook…
Epeydir ihmal ettiğim sevgili psikoloğum benim!
Face efendi soruyor;
"Ne düşünüyorsun?"
"Ne düşüneyim be ağbi…
Koskocaman bir boşluk"dedim.
"Doğru yoldayım desene!
Bunca yıllık rehabilitemin meyvesi bu!
Aşk yok, sevda yok, mutluluk yok,
Neticesi olan acı yok, his yok!"dedi.
"İyi de usta'm,
Ben sana kalbimi öldür demedimdi ki!"dedim.
"O kadar mı ki o boş..luk!"dedi.
"Hııı! Böyle her şeyi her an unutabilirim,
Hiç olmayacak şeyleri,
Yüzyıllar öncesinden hatırlayabilirim,
Ya da zerrelerime bölünebilirim.
Ben kimdim, kimim,
Ne zaman, kimeydim?"gibi…dedim.
"!"
"Hı hıı!"
"Yeniden doldursak ya yüreğini!
Meşhurdur senin hayata yeniden dirilişlerin?"dedi.
"Iıı ıhhh!
Küçükken bile yakan top oynarken,
Can tutmaya korka korka,
Ya bir daha yaşayamazsam diye diye,
O kadar çok can tuttum,
O kadar çok benden daha çok lazım olana,
Öylece armağan ettim ki…
Şimdi ödendi hepsi…
Yoksa ben kendime hiç can tutamamıştım.
Haklarım bitti yani!"dedim.
Pişmanlık ve korku dolu gözleriyle,
"Ne yani ölecek misin şimdi!"dedi.
"Yok yahu! Ne ölmesi…
Alışmaya başlamam lazım ama artık,
İki dakika önce canım diyenlerin,
Benden bir dakika sonrası,
Sırtımı hançerlemelerini,
Üstelik her gün temas halinde olduğum,
Çoğu insan da buna dahil!
Nasıl oluyor bilmiyorum ama onlara,
Bir adımdan fazla yakınlaştığımda,
Bana olan iç hislerini de sezebiliyorum.
Ki bu durumum çok karmaşık geliyor bana!
Birkaç dakika önce çok sevdiği birinden,
Beş dakikada nasıl soğuyup da,
Satışa geçiyor onca insan evladı!
Öğrenmem lazım!
Ya da bu yüreği beyninden söküp,
Çok uzaklara gitmem lazım!"dedim.
Başı önde, mutsuzluk ve hayal kırıklığıyla,
"Başlarda işe yararım sanıyordum oysa!"dedi.
"Ama haksızlık etme kendine!
Sevda'm gittiğinde,
Ana'm öldüğünde,
Onca dost hançerlerini yediğimde,
Hep sen vardın!
Şu an hala yorgunlukla olsa da,
Hala ayaktaysam, sayendedir ve gerçekten,
Teşekkür ederim sana!"dedim.
"Eyvallah o zaman diyerek kaçayım mı ben?
Bir daha yani, hiç mi gelmeyecek misin bana!"dedi.
"Deli doktorum benim!
Gelmem mi hiç!
Elbet gelirim de ama sen de,
Şu acı anıları, hatta iyisini de, kötüsünü de iki de bir,
Gözüme sokup durma artık lütfen!
Bırak…
Yarın an'da ne hissederiz ona bakalım bi ya!"dedim gülümseyerek.
"İşte bu ya artık benden,
Tahliye olabilirsiniz!"dedi umutlu bir sevinçle.
"Tahliye?
Tahliye'yi bekleyen kim!
Hem sana çok alıştım ben
En çok kapalı görüş yaparız he!
Yahut bir blog açarım kendime,
Arada bir sende de paylaşırım, olmaz mı?"dedim.
Sarıldık, ağlaştık, öylece…
Terk ettik artık incelen bir yerinden "Biz!"i.
Cemre.Y.

Ama Burası Benim Ülkem

…Ama Burası Benim Ülkem…
Oysa yepyeni kelimeler
Döşemiştim şiir haneme,
Mecaz anlamı başkalarınca apayrı,
Banaysa özel mi tüzel, nice cümleleriyle.
Tam yazdığım gibi öylece paylaşacaktım.
Herkes yine sadece onlara,
O kadar sanacaktı.
Yağmur, çocukluğuma oyun etti bu sefer!
Tam perdelerimi araladı,
Beni yine delirmeye çağırdı.
Tam giyindim, parfümümü elime aldım
Tam buram buram kadın kokacaktım...
Vazgeçti içimdeki bir ses.
Bu sefer de iftar pidemi almaya gider gibi
Erkek kokumu sürdüm.
Öyle ya ben, kadın yüreğim çağlıyorsa
Zara’nın en indirimli anında Fruıty’ini,
Erkek yüreğim ağlıyorsa
Axe Darktemptatıon Chocolette’i,
Aşk a hazırlıksız yakalanacaksam,
Yakalanmak da, yanmak da istemiyorsam
Fırst Class Man’i kokardım...
Evet!
O da erkek kokusuydu yani!
Evet yanlış okumadınız!
Ben genelde erkek kokarım!
Bana ne Diorlar’dan,
Ömrüme kaç aşk etmişti ki,
Bana neydi o bütün Di Amor’lardan.
Bana neydi Milion’lu parfümlerden
Zaten rakamları kokuma,
Burnumun ucuna hayli bedelse
Hepsinden nefret ederdim ben!
Neyse işte;
Axe Darktemptatıon Chocolette sıktım
Erkek kokuyordum buram buram...
Bu kokuyu
Benden başkalarında duyduğum
Bütün anlara inat!
Savuruyordum merdivenlerimin
Tam on altı basamağına!
Başka bir sebepten.
Anamın gücüne artık gitmesin diye diye!
Eminim çoğu kullandıkları kokunun
Notalarını bile bilmiyorlardı.
Ben öylece,
Aslında hiç yağmayacak yağmura uçuşurken,
Ardımdan en küçük kardeşimin kiracısı,
Sanki az önce,
Taaa giriş kapımızın kaldırımlarını
Süpüren o değilmiş gibi,
Sanki ben terasımdan bakarken
O’nun incecik bedenine özenmemişim gibi,
Sanki şimdi iftara misafirken
O incecik bir yeni gelincik gibi
Giyinmemiş miş gibi!
Kendi merdivenlerini iniyordu usul usul....
Ben onun merdivenlerden
Sadece yağmuruma uçuşurken,
Öylece deyiverdi;
“Sen ne de güzel kokuyorsun
Ama her seferinde be kadın!
Ve ben safi sabun koktuğun günlerde bile
Senin buradan geçip gittiğini anlıyorum.
Sakın kızma bana!
Güzel ötesi koktuğunu söyledim diye!
Ama bugün özellikle bugün!
Sen adım gibi kokuyorsun.” dedi.
Adı Özlem’di....
Ömrümde ilk kez,
Erkek kokumla birileri beni
Kendi merdivenlerimden
Uçuşurken tanımıştı işte!
Dinsiz , milliyetsiz, ırksızdı
Beni hiç yermemişti ona buna.
“Teşekkürler” deyip
Gülerek gittim ya hani
O gülmeler...
Kocaman bir yalandı...
Şükre çeyrek, duaya yarımdım.
Yağmur bana yine yalan söylemişti işte.
Sonra sokağıma daldım
Ne güzel kokuyordum adını hatırlattım
Belki de epeydir gidemediği memleketini.
Oysa ben geçen seçimde
Mevlüdümüze bahaneyle hazımsız olduğum
O yeşilli, sarılı iğrenç bayrağın ipini
Kendi elleriyle kestirendim.
Oysa; Hocamız bile izin vermişti.
Hocamız!
Türkiye Cumhuriyeti’ni ne kadar bilebilirdi!
Mevlamız “Aziz Mahmud
Hüda-i ye zeval vermesin!” di.
Hocamız ne bilirdi?
O gün ben o bayrağı kaldırtmasam
Mevlüdüne, yazık ki Kur-an hakkını
Gerçek bilenleri duracaktı!
Kaçı biliyordu ki gerçeği?
Mevlamız onca yüce!
Hiçbirimize, ne ülkemize,
Ne kişiliğimize, ne bize, zeval vermesindi.
Bu neyin, neye denemesiydi?
Nelerin neye bedelli vazgeçmesiydi?
İçim, iç savaşlara el veremezken
Rahat değildi.
Savaşmalı ve yine gerekse
Benim Cumhuriyetim kazanmalıydı...
Ve bu kazanç o binanın sahibi biziz diye
Olmamalıydı.
Bugün ben merdivenlerinden uçarken,
Hem de baştan sona erkek kokarken
O özlem’in gözlerinde bunu gördüm işte.
Utandım ilk kez kendimden.
Savaşmaya cesaretim yok
Sindirmeye cesaretim hayli çoktu diye.
Ama burası benim Ülkem.
Cemre.Y.

Şehit

…Şehit…
Hayat ne garip şey değil mi annem?
Bak bir annem..
Cumhurbaşkanımız bile arkamdan yürüyor!
Oysa ne çok korkardın
Ya büyüyüp adam olamazsam diye!
Cemre.Y.

Yetmez Mi?

...Yetmez Mi?...
Karşılaştığımızda...
Rengarenk misketlerini,
Daha yeni avuçlarına almış,
Sevincinin doruğunda,
Heyecanlı o çocuk gülüşünden
Gülüşünün gül gamzelerinden,
Öperim seni.
Karşılaştığımızda...
Rengarenk misketlerini,
Daha yeni parçalamışlar,
Hüznünün dibinde,
Hayali bol kırıklı,
O çocuksu gözyaşından,
Yaralarının kabuğundan,
Öperim seni.
Yetmez mi?
Cemre.Y.

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Mor Menevşeler

…Mor Menevşeler…
Fesleğen kokulu tanıdıklarımız var bizim!
Hiçbir menekşe çiçeğinin,
Hiçbir zaman,
Çiçek özü kokmadığını bilen.
Ve fesleğen kokulu tanıdıklarımız var bizim!
Her gördüğü menekşeyi,
Şiirlerdeki kadar kokuyor zanneden!
Oysa koku, ruhun rayihasının anımsattığıydı.
Sadece analarımızca
Mor menevşelerli hasreti
Burunlarımızda tüten...
Söylesenize, hangimiz bilinçsizce koklamadık,
Önümüze çıkıp duran menekşeleri,
Rengini umursamadan.
Bütün o rengarenkli,
Ya da renksiz...
Bütün menevşeleri!
Hasret kadar derinlerdi...
Kokmuyorlardı ama değil mi?
Kokmazlar...dı lar!
Duyarsanız, ruhunuz özlerse çoğundan,
Bütün menevşeler,
Sadece anne, sadece evlat, sadece sevda kokarlar!
Öyle her yerde sunulan,
Dokunup koklanılan fesleğen gibi, değiller ha!
Duyarsanız, hasret kokarlar, güneş kokarlar.
Duymazsanız da hayal kırığı burun bükersiniz,
Küsüp giderler de bir geç kızın saçlarında
Papatyalardan taç olurlar...
Anneler ve hayalleri…
İlle de kendilerini hatırlatırlar.
Ama siz yine de…
Fesleğenleri sulamayı unutmayın sakın ha!
Cemre.Y.

Şehlayım Evet

…Şehlayım Evet…
Daha sekiz aylıkken,
Sırf babam ağlamalarıma uykusu bölündüğü için,
Benden sıkılıp beni kara kışa atmış diye!
Ateşli bir kızamık geçirmişim.
Annem çok yorulmanın uyku komasındayken,
Öylece herhangi bir cami avlusuna, sepet içinde,
Piç gibi bırakılan çocuklar gibi,
Ahşap köy evimizin içindeki tahta beşiğimi,
Gıcırdayan ahşap kapısının zemherisine bırakmış beni.
Annem uyanıp, yokluğumu anlayana kadar,
El kadar kar kaplamış beşiğimin üzerini.
Anneme ikinci kez küsmüşüm,
Hatırlarsanız birincisi,
Kız evlat doğmuşluğuma ilk bakışıydı.
Sonra artık tam göremeyeyim diye etrafımı,
Gözlerim kaymış!
Şaşı olmuşum.
Doktora falan götürmemişler!
Kim bilir kaç derece yüksek ateşle,
Günlerce ecelle savaşmışım,
Ne gereği varsa, onu da başarmışım,
Yüzlerce yıllar geçmiş…
Ben hala, hiçbir şeyi unutamamışım.
Madem bunca yüktü kaderim bana,
Affettim lan bütün başarıp, başaramadıklarımı,
Sağ gözümün de,
Göremeyesicelerini,
Gördüğü o...
Bütün anılarını da!
Hepsini affettim lan!
Daha çok küçümendim oysa.
Yeter mi ki sonrama affettiklerim?
Yoksa inadına!
Hala şehla mı bakar ki gözlerim,
Hala..
Hayatına!
Tutmaz mı ki biri ömrümün ecelinden.
İlk defa doğmuş gibi olabilir miyim ki,
Şüphesiz sevdasının eserinden.
Ne de olsa baştan babasından, çoktan terkliydim.
Cemre.Y.

Cinayet Mahali

…Cinayet Mahali…
Faillerini tanıyordum bütün maktuliyetlerimin,
Her biri...
Yeniden doğuşum ilan edilmezden önce,
Gelip gelip duruyorlardı cinayet mahallerine!
Kimi, babamdan vuruyordu en akrabasından,
Kimi yalanlar savuruyordu en arkadaşlığından.
Kimi, güvenilmişliğin,
En zehirli okunu saplıyordu sırtıma en dostluğundan.
Kimi, sevilmişliğin böylesini hiç görmemişti,
Vuruverdi aniden,
Bencileyin gibi hiç sevilmeyecekliğini!
Ona ilk ardımı döndüğüm, o ilk anımdan!
Çoklarıma göre de,
Kasabın vitrininde kıçımda karanfil saplı değil diye,
O erişilemeyen et gibi murdardım.
Saplaya saplaya bitiremediler iftiralarını.
Fitnatlarını,
Şerre zarar biatlarını!
Ama en çok ben,
Ne vakitler öldüm biliyor musunuz?
"O, yapmaz, o beni çok iyi bilir!" dediklerimin,
Fark etmediğimi sandıkları anlarda,
Arkamdan kazdıkları o kuyulara,
Beni kurnazca gülümseyerek ,
Tek elleri böğürlerinde,
Öylece insafsız, ittiklerini gördüğümde!
En çok o zamanlarım öldüm ben.
Konuşsam kıyamet, sussam cennet uzak…
Öylece öldüm.
Ben...
En çok o zamanlar öldüm.
Hiç farketmiyordu oysa sıfatları!
Eş, dost, akraba, arkadaş, yar, yaren!
Bugün...
Ben...
Bir kere daha öldüm ben.
Size mutlu yıllar!
Benim kalmadı artık,
Bunca şefkatime, sevgime, empatime rağmen!
Beni maktüle döndürmüş olanıma bile,
Affedip duran o bana rağmen,
O, ölüp ölüp, yeniden doğuşlarıma gücüm.
Ne sanıyordunuz?
Size...
Bana, bunca yaptıklarınıza,
Hiç yapmadıklarınıza rağmen!
Nasıl olup da, hep…
Hala gülümsedim size...
Sizce?
Kör müydüm, umursamaz mı,
Yoksa duyar sız mı?
Çoktan kaybetmiştim oysa,
O, peygamber sabrımı!
Yoksa o son, "A, salak!" mıydım size göre?
Sizin gibi hiç olamadım ki ben.
Artık genç değilim be güzelim.
Başka hayatı hayal edecek güç yoktu bende.
Beni her öldürüşlü seferinizde,
Gülümseyebilirdim size en çok!
Kimi sitemimden,
Kimi umudumdan,
Gülümserdim en çok...
Hala hayatta oluşuma küfreder gibi.
Siz hiç görmezdiniz!
Her maktüliyetimde...
Hepinize, her yeni güne,
Yeniden son bir umut doğdum küllerimden de.
Siz hiç bilmezdiniz!
Buyurunuz size en gizemli hallerimden, en deşifrem!
Hep ama hep, o beni ilk öldürenime,
İlk o var oluş an'ıma küstüm!
Babaya değil!
Ya da rahmetli anama hiç değil!
Olmaz olasıca, o başarılı savaşımlı,
O ilk...an'ıma küstüm!
Biliyordum en büyük cevabı hayata oysa!
Bilerek gelmiştim değil mi bu dünyaya!
Öylece kodlanmıştım.
Mademki bu dünyadaysam ben,
Kazanmışsam ilk zaferimi.
Nefes alıyorsam,
Bu hayatta en büyük başarım,
Bu hayatta olmaktı.
Hem de hala!
Şimdilerde hafızam epeyce çelişiyor ya!
Hepsini unutsan ki...
"Hepsini yaşadın lan!
Durduk yere Alzheimer olacaksın!" ı
Unutmadan kalsan...
Yine başa döneceksin.
Yine biri daha senin
Ölünün son ziyaretini,
Saklayıp, saklayıp duracak yürek mezarında.
Yine…
Yapma!
Kendine!
Şiir bu bu ya…
Buraya kadar okuduysan baştan oku!
Da...
Şükretmeliydim yaradana!
Ki bence yaradan, yar edip,
Ötesini terk ediyordu çoktan.
Dedirtmediler bir türlü zira!
Fark yok hala, yine güven kırığı her yer,
Yine ecel.
Ölelim madem.
Zaten…
Yine küllerinden yeniden,
Dirilmek isteyen kim artık!
Kime?
Niçin?
Neye?
Neyse...
Ama en çok ben,
Ne vakitler öldüm biliyor musunuz?
"O, yapmaz,
O, beni iyi bilir!" dediklerimin,
Fark etmediğimi sandıkları anlarda,
Arkamdan kazdıkları o kuyulara,
Beni kurnazca gülümseyerek ittiklerini gördüğümde!
Ben...
En çok o zamanlar öldüm.
Yoruldum bence ben epeyce...
Siz yine de bilmeyin de...
Faillerini tanıyordum bütün maktüliyetlerimin,
Her biri...
Yeniden doğuşum ilan edilmezden önce,
Gelip gelip duruyorlardı cinayet mahallerine!
Siz yine de, benim gibi hiç ölmeyin ama
Yeterince ölemezsiniz zira da!
Bilin bence...
Yorgunum ben birkaç ömürce...
Size iyi seneler!
E gülümseyin!
E daha çok gülümseyin lütfen!
Ama lütfen!
Benim yılımın son günününe ramak kala lütfen ama!
Hiçbir kalbi kırmamışsınız,
Hiçbir gönülü öldürmemişsiniz gibi
Gülümseyin reca edicem!
Bak!
Çekiyorum...
Durduk yere acınızı başkalarının ömrüne
Hiç var saymamışsınız gibi,
"Daha bu ne ki!" dememişsiniz gibi gülümseyin.
Bilmiyorsunuz ki ben...
Kırk iki yaşımın,
Kırk yılını anamı affederek geçtim.
Ahh be anacığım!
Az mı okudum senin köy mektuplarını...
Ama izin ver bir, be...
Bir, hatırlayamayayım!
"Evvela böyüklerim ellerinden,
Göççüüklerim gözlerinden,
Selamlı kelam ile öperim,
Hatçem.....................vs.vs.vs.
Ama bunu bile anlamazdı o zamanki it salyalı,
Ağa sülüklü köpekler!
Kocasının anama o ilk mektubunu,
Ağa kızını hiç ederek aleni okumuşlar...
Bence asıl orada bittin.
Size hala iyi seneler!
Neredeyse aşk'ı evlat olacaktım ben!
Zaruri istikamet olmuş kaderim.
Ne yaptım ne yapmadımsa düzeltemedim.
Oysa yosun gözlümün bari hikayesini değiştirmekti niyetim.
Cemre.Y.

30 Mayıs 2017 Salı

Güvenilemeyenlere Sarılınca Sigaralar Her Yön Allen Carr

...Güvenilemeyenlere Sarılınca Sigaralar Her Yön Allen Carr...
Uyur uyanık aklımla,
Kalbim yarına ölecekmişim gibi.
"Ama yarın pazartesi!" diye,
Yarınki işine, tam zamanında yetişmeye çalışan,
Bir kelebek gibi heyecanlı,
Yani zamana karşı da hayli aceleciyken
Beynimde bir rüya gördüm...
Sigarayı gerçekten bıraktırabileceklerini sandım.
Aradım, taradım derken Allen Carr amcaya rastladım.
Kesin bir cümle ile "Tek seansta sigarayı bıraktırıyoruz,
Bırakamazsanız ödediğiniz parayı da iade ediyoruz." diyordu.
Allen Carr yöntemine çok güvenmiştim,
Emindim bu sefer, olacaktı, kurtaracaktım hak ettiğim ömrümü.
Oysa, ilk seanstan sonra, tam otuz üç saat dayanabilmiştim.
Arayıp bırakamadığımı, paramı iade etmelerini söylediğimdeyse
Seminer başlamadan hemen önceki heyecan ve telaş esnasında,
Ellerimize tutuşturulan kağıtları tam okumadan imzalamıştık ya!
Meğer, ilk seansta bırakamazsak ek iki seans hakkımız varmışmış da,
Tek bir ek seansa girersek, para iade hakkımız o an elimizden alınırmış!
Ümidimi çoktan kaybetmiştim ya,
Bari onca param boşa gitmiş olmasın diye ikinci seansa da gittim.
Bu sefer de tam dört saat dayanabildim sigarasızlığa!
Bana söyledikleri hiçbir şey yeni değildi ki aydınlanayım.
O ilk isyanımın bağımlısı olduğumu çoktan biliyordum.
Hipnoz fasılları ise tam bir fiyaskoydu zaten.
Hem güvenim gitmişti, hem inancım, hem de onca param.
İçmemeye çabaladıkça eskisinden daha çok içer olmuştum.
Allen Carr yöntemi dolandırıcılığına ne kadar kızgınsam,
Kendi aymazlığıma üç katı yine gücenmiştim, aldanmıştım, aldatılmıştım.
Yılmadım ama bu sefer de, koşar adım evime geldim.
Başladım çoktan beridir yaptığım gibi
Sigarayı bıraktırma metotları aramaya…
Nihayet bir tane eli yüzü düzgün bir hipnoz videosu buldum.
Tam hipnoza giricem "Çat!" kesildi video!
Devamı için Allen Carr'a ödediğime yakın para istiyordu.
Kalktım bir sigara daha yaktım!
Derken birden, Allen Carr amcanın kitabını ve hipnoz cd'sini de
Parasını basıp almış olduğum aklıma geldi.
Azimliydim, çöpe giden paralarımın karşılığını
Sigarayı gerçekten bırakabilerek ödeyecektim.
Kitabı, tane tane tam yedi kez okudum.
Gerçekten güzel başarmıştı Allen amca!
Nihayetinde bırakmıştı!
Düz ve rahat bir zeminde uzanarak…
Çünkü o seminerin, o sahte plastik sandalyeleri
Beni yeterince, bana rahatlatamadıysa diye...
Rahatlayarak evimin güveninde…
Defalarca cd'yi hem izledim, hem dinledim.
Ne dediyse harfiyen uyguladım.
Ve her "Bu sonuncu sigara, düşünün." dediğinde,
Her seferinde de katıla katıla ağladım.
Hep ama hep düşündüm zira o "Son!"u…
Bu, kendi kendime dair denediğim on sekizimci seansımdı.
Artık beynim iflas etmek üzereydi ama bir türlü hipnozamıyordu!
Çünkü her seferinde,
O ilk ve son intihar girişimim geliyordu aklıma.
"Düşüüünnnn!" diyordu ya, düşünüyordum!
Tam on sekiz yaşımdaydım.
O gün işten erken gelmiştim, annem işte, baba evdeydi.
Sonra saçma sapan şeyler söylemeye başladı yine.
Oysa altı yaşımdan ilk ergenlik yıllarıma kadar süren,
O iğrenç tensel temas denemelerini ki birkaç yıldır yapmıyordu bana.
Nihayet babam olmaya başladığını sanmıştım.
O gün altı yaşımdaki o kötücül adam vardı karşımda!
Artık büyümüştüm ya, bu sefer,
Tek bir temas dokundurtmamıştım kendime!
Bir de "Her baba merak edermiş, memelerim büyümüşmüymüş!"
Tartışmalar, kavgalar derken nihayet odama kilitleyebilmiştim kendimi.
Şükür ki beşinci kattaki evimizin pencere pervazındaydım.
O gün, ilk defa, özgürce, camlar sonuna kadar açık…
Pervazından dışa sarkıtılmış ayaklarım, aleni içiyordum sigaramı,
Nasılsa, o, birazdan kapıyı kıracak, bu sefer, tam tecavüze yeltenecek!
Ve ben tek bir an… düşünmeden atacaktım kendimi aşağıya.
Neyse ki kapım kırılacakken annem yetişmişti.
Bana en günahsız zamanımda yetişemeyen o, Allah'ımdı sanki.
Kaburgalarım kırılırcasına sarılmak istedim o an'ıma!
Oysa zaman inattı…
Hatırlatacaktı illa ki, o her an'ını…
Unutmak için yüzyılımı harcadığım ama unutamadığım,
O son akşam üzereye yakındı zaman!
An gibi…Ecel gibi…An'ımda hep o an…
Hala bana her kim günahtan söz açsa dayanamayıp sorarım?
Altı yaşımda, annem beni guatr ameliyatı için ilk defa terk etmişken,
En küçük kardeşim henüz var olmamışken,
Bir küçüğüm nedense baygın gibi yatarken,
O akşamüstü, beni sedire yatırıp, susturmaya çalışıp,
İçine girmeye çalıştığı anüsüme dalmak üzereyken baba!
Ben çırpınırken o acımasız kollarda
"Kün Fe Yekün!"deyince olan, olduran o Allah'ım…
Neredeydi diye sorarım bütün hoca ağalara!
Ben çığlığı basamasam ecele razı!
Bütün bağırsaklarım baba piçi dolacaktı!
Neredeydi o yaradan?
Hepsi bana, cenneti vaat ederler ki, o da
Teveccüh dahil bütün namazlarını kılarsam!
Peki ya madem…
Neden bunca yükü sadece benim omzuma bindirildi.
Ya savaşmasaydım…en doğduğum andan..
Ya cayıp bir yerlerinden hayatımın bir daha..yine..yeniden
Savaşamasaydım, verseydim onun istediğini!
Ölüp gidecektim oysa ne güzel, henüz günah sayılmazken!
Daha yedi yaşım değildim ya...ben cennete!
Baba cehenneme giderdi.
Oysa ben çığlığı, feryadı basınca, komşular kapıya dikilince
O, beni, "Altına kaçırmış, ishal olmuş, anası da yok ki başında." diye diye…
Kıçımdaki ona giremesin diye ne varsa içimde
Akıtttığım o bokları temizlerken yakalanınca mı geldiydi Allah?
Düşün diyor hipnotizma seansı…
Düşünüyorum…
Altı yaşımı aştım, aslında en büyük zaferim bu galiba da
Bana, "Bu hayatta sen en çok neyi başarabildin ki!" diyenlere sus olduğum tek yerdir!
"Götümü!" demek uzun hikaye çünkü.
Düşün diyor hipnotizma seansı…
Düşünüyorum…
Çocukluğuma dönmek epeyce boka sarmış madem!
O güne, son güne dönüyoruz!
Baba'nın son kere tecavüz yeltenişine!
Neydi, oydu, buydu, gene mi musallat oldunlu tartışmalar derken.
Anneme yine anlattım her şeyi, yine…
Şimdiye kadar her yanlış dokunuşunu anlattığım gibi…
Baktım yine annemi dövmeye başladı açtım kapıyı!
Anneme söylediğim ve söyleyemediğim bütün her şeyi sıralarken,
Baba'nın elinde ekmek bıçağı vardı,
En son cümlesiydi ya!
Beni odamın camının pervazına oturtan!
"Annen bana vermiyor, sen vereceksin!"i
Söyleyemeyeyim diye dilimi kesecek!
Nihayetinde annem bu evden "Ya senin, ya benim cesedim çıkacak" deyince…
Baba kahvehanesine gitti.
Bir de her büyük kavgada olduğu gibi mektup bırakmış!
Utanıyormuş kendinden, asma köprüden atlayacakmış mış mış mış….
Oysa bunu ilk söylediğinde ona inanmıştım.
Hala da otuz altı yıldır mütemadiyen
Bütün boğaz köprüsü intiharlarını takip ediyorum, bilmiyor, ölmüyor!
Ah be annem!
Çocukken baba onu dövdüğünde bize sarılıp ağladığı gibi,
Bana sımsıkı sarılacak ve birlikte doyasıya ağlayacağız sandımdı ben!
Sarılmaya yeltenirken tiksinerek iteledi beni!
"Seni doğuracağıma taş doğursaydım,
Hiç değilse bir duvara koyardım." dedi.
O günün sabahı annem benim annemdi,
Akşamı ise "Sanki kocasını elinden almışım" lı bir karışım!
Oysa ben daha altı yaşımdayken,
O, bizi ameliyathaneye ilk terk ettiğinde bile,
Kanmamıştım onun kocasına, bana yeltenmeye çalıştığında,
Küçücük kız çocuğu çığlıklarımla feryat figanı basmıştım.
Hatırlasanıza bunu da başka hikayemde anlatmıştım.
Annem beni cezalandırdı o gün suçumu hiç bilmesem de!
Belki de ondan önce işten dönmüş olmamdı suçum!
Belki, ben döndüğümde baba'nın o gün benden önce,
Annemden önce evde olup bana aç hayvanlar gibi saldırmak istemesiydi,
Belki de çocukluğuma dönersek…
"Ağa kızı doğura doğura sigara kağıdı kadar bir kız doğurmuş
Zaten bu da çok yaşamaz…
Heyy bakın hele!" diyen kayın analara inat,
Şimdi on sekizinde, sülün gibi bir genç kız olamamamdaydı suçum!
Annem beni yine…
Kız evlat doğurup, hakarete uğradığı yerinden terk etmişti.
Zaten yaşıyor olmamın bir anlamı yoktu,
O gün, hepten hiç olmuştu.
Baba kahvehanesinden gece yarısı dönerdi,
Annem kapıyı çarpıp komşusuna gitmişti.
Yalnızlığım ve ben ve acılarım baş başaydık namuslu namuslu!
Hızla buz dolabına daldım.
Annemin bütün ilaçlarını sarımsak döveceğine doldurdum,
Hatta antibiyotikli iğne tüplerini de kırdım,
Bu hayattan sonsuza kadar yok olmak için,
Bir güzel iksir hazırlamıştım kendime.
Bütün ilaçları tek tek yutamazdım ya.
Ölmek için acelem vardı benim!
Bir bardak suyla hepsini bir dikişte içtim.
Aradan çok zaman geçmeden içim çekildi.
Sanki felç geçirir gibi oldum, inme iner gibiydi.
Emekleyerek odama gittim, bence ölmek için güzel bir yerdi.
Tam olacaktı, tam gözlerimi kapatacaktım ki
Sigara geldi aklıma!
Daha yeni başlamıştım ona ya
Daha o gün özgürce evimde içmiştim ya
Bu hayata son bir vedayı hak ediyor dedim.
Yaktım bir sigara daha!
Daha yarıya gelmeden midem bulanmıştı.
Zar zor banyoya gidip, bana bu bütün yaşatılanları kusmuştum.
Ve çok uykum vardı.
Odama gidip rahat bir zeminde uykuya dalmıştım.
Zaman sonra böğrümde bir acıyla uyanmıştım.
Meğer ölmeye meyledip, yoğun bakımlık nekahet dönemimi
Odamda bayıldığım yerde geçirmişim.
Aradan üç gün geçmiş, doktora bile götürmemişler!
Nefesim normale dönünce anamın,
"Kalk be kalk, üç gündür yatıyosun, bir ölemedin, kalk!"
Cd dimağımın köşesinden bir yerden düşün diyor, düşün.
Epeyce bir hipnozma seyir ettim…
Şimdi dimağım ne diyor biliyor musun?
Hayati tehlikem varmış!
Ne ki…
Annem bana sarılmayı reddetmiş…
Bir de küsmüş…
Hepsi, her şey beynimin hatıratında.
Ben sigaradan kurtulmaya çabaladıkça,
O günlerde benim ölmememi sağlayan,
Son ve tek şey olduğu geliyor aklıma.
"Beni yak be hatun!
Çok kıskanıyorum tillahi...
O kalp dudaklarının arasına
Yalandan bir çubuk kondurunca sen.
Vallahi yerine beni öpsen,
Onun yerine,
O kadar çok...
Ben'i çok çok öpsen,
Gram pişman yemeyeceğim ömrümüzden!
Ben sen için harlı bir közde yanarım.
Ciğerine tek zerre de har düşürmem!" demişti.
Ne gereği varsa hayatımı kurtarmıştı.
Yaktım bir sigara daha!
Şimdi bunca düşünce çakılının ardından,
Son kere geçtim geçmişimden.
Artık düşünmüyorum hiçbir şeyi!
Sigarayı bıraktırma yalanlarına kanmayacağım artık.
Çünkü hiçbiri acılarımı, anılarımı söküp atamayacak beynimden.
Bundan sonra ben direnmek zorunda kalmadan bir şeylere
Dirense ya birileri bana,
Ona...
Alışkanlıklarıma...
Zamana....
Bana....
Azıcıktan çok katlansa ya!
İşte o vakit bırakırım sigarayı!
Cemre.Y.

Seni, Sadece Sevmiyorum!

…Seni, Sadece Sevmiyorum!...
Doğduğum andan itibaren,
Yani tam tamına otuz dokuz yıldır,
İlk defa sadece ve sadece kendime aitim.
Hiç kimse için değil,
Hiç kimseye değil yani!
Çünkü artık gördüm ki,
Kendimin, kendime, daha çok ihtiyacı var.
Bunca yıl beni yıpratan yaralarıma,
Rengarenk kırk yamalar dikiyorum bugünlerde.
Çünkü ben olmazsam bana!
Benden başka her şey, benim için yok olur.
Ben olmasam, hayatıma, yanlışlıkla bile olsa
Dokunmuş olanlar, hiç var olmamış olur.
Zor geliyor, yor geliyor, dar geliyor belki yakınlarıma,
Ama sabrımın, sükutumun, nabzımın sırrı bu!
"Annem keşke beni şimdi
Otuz dokuz yıllık sevmeseydin!"
Geçmişimizi bilenler, geleceğimize yokluk biçip,
Beni gönül gözlerinde, "Es geç"liğe azledenler,
Şimdi görüyor ve hayran susuyorlar.
O kendinde değilken ben,
Tam on sekiz gün sonra nihayet,
"Ara!" deyince, o son "Hoşça kal"ıma,
Acımı, hazanımı görüp gözümün içinden,
Öpmeye meyilli çaba etmeseydi,
Öpmeseydi yanaklarımı.
Beni nihayet buldun anam.
Şimdi sıra kendimde.
Sakın ben yokken bir yere gitme!
Seni, sen yokken bile seni çok sevdim ben.
Dudağına aşk kondurduğum anam!
Tek buselik kadınım, sevdam anam!
Seni, sadece sevmiyorum!
Sebebi ömrümsün anam,
Sebebi ömrümeyse,
Hayata tutunmak bahanem de var elbet
O ki benim ciğerimin ilk çiziği.
Ondan azıcık hayat öpüp geleceğim,
Ama sen sakın bir yere gitme!
Bak benden habersiz gidersen,
Sana bu sefer çok küserim,
Şimdi, cennet filan kandırırlar seni,
Sakın ölme be anam!
Cemre.Y.

Her Yanım Yarım

…Her Yanım Yarım...
Senin her tarafın uçurum sevdiğim...
Tam da vazgeçmeye bu kadar yakın,
Ellerinden tutmaya bu kadar uzakken...
"Gitme" diyorsun ya bana mısra mısra
Bakıyorum sen varsan uçurum, sen yoksan uçurum.
Sende sensiz kalmaksa, sonsuzluk boyu dipsiz bir kuyu…
Şimdi bir yanım güvensizlik,
Bir yanım gurursuzluk, bir yanım kırgınlık…
Benim bir yanım artık yarım.
Senle de yarım, sensiz de yarım.
Her yanım yarım.
Tamam olmak için zaman yok artık.
Senin anlayamadığın tek şey bu...
Cemre.Y.

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Buz

...Buz...
Üçü geçmedi bu şiiri dinlediğim
Hey üç
Neresindesin
Ömrüme
Son ramazanının
Son iftarının
Son buğusu, o son pidemin.
Son ramazanlı çörek otu
Yav seni seviyordum hala
Allah'a sevap
Allahsızlığım'aysa bana günah
Yav
Cenetimdin.... kollarındaysam
Yav bana başka
Cehennem var mı ki senden uzaktaysam...
Ki sıcağı ben çok severim.
Olsun...
Senin bana seçtiğin cehennemin
Bana olamayan
Bütün renklerimden yoksunluk olsun
Buz...ol-sun....
Kristallerinden
Sana bari hayata umut olan!
Senden başka herkesime donan!
Cemre.Y.

28 Mayıs 2017 Pazar

Erken Sahur!

...Erken Sahur!...
Daha küçücüktük, gün boyu sevinçli çığlıklarla cıvıldaştığımız
Köyümüzün merasının göğündeki güneşimiz,
Bize hiç fark ettirmeden
Çatıveren akşama, bizi terk eder etmez
Aceleyle karınlarımız, birer tas kaynar suyla karışık,
Birkaç sebze tanesiyle,
İlle de bolca ekmekle doyurulup,
Yere seriliveren minder tanelerinden
Rengarenk kırk yamalı küçücük bir yatağa
Özenle dizilirdik.
Ya da...
Özenle sıkıştırılırdık.
Ben en başa, bir küçüğüm sona geçer,
Son kardeşin leş kokulu ayakları,
Bir küçüğümle ikimizin burnumuzun direğine geçerdi.
Çünkü üçümüz yan yana sığamazdık da
Başlı ayaklı dizilirdik o mindere!
Üç kardeş...
Başlı bacaklı küçümen minderlere,
Sığdırılacak kadar da küçücüktük.
Sonra gaz lambamıza üflenilip,
Koyun kokulu, kocaman yorganın altında,
Nefes alamadan uyurduk sabahlara...
Hepimiz...
Sadece o geceye ölürdük aslında.
Ben hep, en son ölürdüm!
Bazenleri...
Yani çok aylar sonra bazenleri,
Anamla babamın fısıltılarını duyardım.
Yok!
Bu sefer öyle değil be aa!
O anlarında, o tek şart arardı;
Dair olmak için,
Tek bir hücresini dahi,
Kımıldatmadığı her şeye dair!
Yalandan da olsa
“Hee!” dese anam destandı.
Onları da!
Merak ederdim ille de,
Bu yorganlar acaba onlara da mı bu kadar ağırdılar.
Hele onlara da mı bunca koyun kokuyordular!
Ondan mıydı o gecelerde bütün cebelleşmeleri!
Ama bazenleri...
Aylar sonra bazenleri!
Bu sefer baba...
Baba’m...
Ne demekse adı!
Hani şu adı,
Sahur'a!
“İlle de yufka böreği, ille de kavurma,
İlle de ballı ceviz isterim ha!” yı emrederdi.
"Yoksa oruç moruç tutmam ha!" derdi.
Bu sahur neydi ki biz sebze çorbası içerken!
Baba'ya en ihtişamlı yemekleri hazırlattıran.
Hep hatırlayamadığıma,
Hayıflandığım o ilklerimdeyim şimdi.
Belki de oradan başlamalı affetmelere!
Mesela şu an, indik çocukluğumuza...
An’dayım...
Mmmmm!
O ilk sahur an’ımdayım şimdi.
Çocukluğun verdiği merakla beklemedeyim uyumayacağım!
Sabrıma en asil, ilk sevinci göreceğim birazdan.
Neydi ki bu fısıl da fısıl emredilen yufka böreği.
Neydi ki bu, geceleri koyun kokulu yorganımı geçip
Burnumun direğine konuveren
Bizden gayri yenilen kavurma neydi?
Hele neydi ki,
Üstüne ballı, cevizli mesneti!
Velhasıl kelam...
En küçüğümüzün bir ayağı bana,
Bir ayağı bir küçüğümün burnuna,
Üstümüzdeyse...
Milyonlarca koyun kokusunun, ayak kokusunun
Kesif kokusu aç midelerimize doluşurken
Burnuma dolup beni doyuran börekli kavurmalı ziyafet neydi!
Ne zaman acıksam o güzelim kokuları hayal ediyordum.
Dört ya da beş yaşımdaydım.
Anamla babam kısık gaz lambasının ışığında
Yine dizilmişti sofraya!
Burnumun direğinde,
Ayak ve koyun kokusu vee...
Koyunun kavrulmuş tavası!
Üstüne gündüzünden,
Ağacın en tepesinden topladığım
Cevizlerin ellerimdeki kınası!
Oysa ne çok sevinmiştim ben,
O son cevizi, en üst dalından koparırken,
“Ben başardım ben” diye diye!
Ödül benimdi...
Ödülüm, o gecenin üç otuzundaydı.
Onlar uyandı.
Ben zaten ölemedimdi.
Kuruldular sofraya,
Fırladım yorganımın kenarından.
Bekledim...
Gördüler de.
“Tutamazsın bak çok küçüksün.” dediler.
Oturduydum oysa öylece
Bana ayrılan
Kırk yama minder yatağımın ucuna.
Zaten hiç bağdaş kuramam!
Sofraya sırnaşmak ne haddime!
Zaten onlar da dayanamaz da uyur diye
Çağırmadılar bile,
Beni unuttulardı çoktan,
Gaz lambasının sönük tarafına gelen beni.
O gün, ben, ilk orucumu tuttum akşam içtiğim çorbayla aç!
Sonraki on yedi yıl boyunca da tuttum.
Sonra inandığım oruç!
O bile tutmadı beni.
Boşanma arifelerimden birinde,
Bütün eşyalarım koliler içinde
Belki gelir diye günlerce onu beklerken,
Orucumu, birkaç birayla bozduydum, o zaman da açtım.
Ondan da sonra,
Hep ve her zaman,
Koyun kokusundan nefret ettim.
Sonra;
Fırsat buldukça, param oldukça,
Kavurma yedim de, aynı olmadı.
Hep ve her zaman,
O geceki kavurmanın,
Burnumun sızısındaki kokusunu,
O zamanki lezzeti hep merak ettim.
Hep ve her zaman...
Ballı cevizden de nefret ettim.
Bir daha asla ve kat a!
Dalından asla ceviz toplamadım.
Tam başlayacağım...
Yeni bir hayata...
“Hepsini, her şeyi, her anımı affettim!" diyorum.
“Aman ha hiçbir şeyi unutma bak!” diyorlar ya!
“Unutma!”
“...! Olur...
Unutmam!"
Sizce bu sefer...
Varır mıyım o ilk sahuruma!
Hele ki anneeemmm!
Olacak mı dersiniz hala orada!
“Söz...
Cevizden de yiyeceğim bak valla!”
Zaten artık kınanın,
Taşını bile sürmüyorum tırnaklarıma ha!
Varır mıyız bir sahura daha!
Belki gelmiş geçmiş, gitmiş de kalmış deriz de
Hepimiz oluruz ha o sofrada!
Hadi babamı geçtim de, belki anam o ilk sahurda
Anam bana kıyamaz
"Sabinin yiyeceği ne ki bey gelsin o da" derdi babama.
Yoksa sahur ne ki!
Ya iftar...
Ya iftihar!
Ölemedim madem!
Aman ha peki hiçbir anı unutmam.
Sahi ya!
Ama ceviz yemesem ben?
Söz bir daha hiçbir şeyi unutmayacağım.
"Aman ha unutma!" diyorlar,
“Ceviz ye ha, bak unutma!”
Cemre.Y.

Göğe Bakın

…Göğe Bakın!...
Uçurtmalar uçuşuyordu başımdan.
Ne kavaklar yelleri kalmıştı artık
Ne de bir rüzgar fısıltısı.
Uçurtmalar uçuşuyordu başımdan.
Kızımla en büyük hayallerimizden biriydi mesela!
Şimdi hatırlayamaz elbet,
Geçmişine dair unutmaya
Meylettiklerinden sebep!
Haklı da tabi.
Onca ona olamayan şeyden sonra!
Ona bir türlü olduramadıklarım da var tabi!
Neyse hatırlayamaz yani.
Ona çıtalar arası onca renkli kağıttan
Uçurtmalar yapıştırdımdı günlerce.
Hangi rüzgara açsak ipin ucunu
Bir karış uçamadıydı
Hiçbiri...
Meğer!
Kuyruğunu hep başına tutturmuşum.
Uçan, uçamayan,
Kuyruğu göbeğinden çıksa bile
Gök kubbenin en tepesinde
Kurum kurum salınan,
Bütün uçurtmaları da
Bana hiç yapılmayan çocukluğumla,
Kızıma beceremediğim
Onun o hayal kırıklığımı da
Affettim
Bugün durduk yere!
Uçurtmalar uçuştular başımdan.
Bugüne kadar başaramadığım her ne varsa!
Kendimle beraber,
Başarmamı emredenlerle beraber,
Başaramadığım da,
Küskün bir çocuk gibi
Bana ardını dönüp gidenlerimle beraber.
Bil cümlemizi affettim.
Peki ya siz?
Durduk yere ne vakit göreceksiniz
Rengarenk uçurtmaları ha?
Hala inanmıyor musunuz!
Göğe bakınız!
Çocuklar hep varlar.
Hele onların gözlerinin içine!
Bir de en güzel uçurtması
En tepesindeyken gökyüzünün,
Dudaklarının kenarına
Sanki elma şekerini yeni yemiş gibi
Yayılan gülümsemelerin
Ortasına yapışmış pamuk şekeri gülüşü
Bir kez olsun...
Görmeyi deneyin ya!
Bir kez olsun, görerek bakın.
Göğe bakın.
Cemre.Y.

Yürürken Okumak

...Yürürken Okumak...
Yanıma yaklaşınca,
Hatta biriniz diğerinin kolunu
Hafifçe dürtüp diğerinize
Muzip bir bakış atıp
Aniden önüme çıkan,
Benim başımı,
Baktığım yerden kaldırmadan
Hiç tereddütsüz bir refleksle
Sağa çekilmem ve yoluma
Yüzünüze bile bakmadan
Devam edebilmem karşısında
Birbirlerine aynı anda
"Nasıl yaa!
Bu nasıl bir şey böyle! "
Cümlesini söyleyen
İki kadın stajyer doktor,
Sayfanın en heyecanlı yerinden
Geçtikten sonra,
Size cevap veriyorum;
"Artık ritüel olmuşsa
Herhangi bir yere gidiş gelişleriniz,
"Gözüm kapalı bulurum." cümlesi
Deyim olmaktan çıkar.
En acil hastanın
Hangi anda çıkacağını,
En heyecanlı doktorun
Hangi kapıdan çıkacağını hissedersiniz.
İçeride kemoterapi alan hastanın yanına
Zaten işlem bitene kadar giremezsiniz.
Mermerlerinin sayısını bile bildiğim
Bir hastanenin bir kat altına gidip,
Uzun dönemeçli koridorunu geçip,
Karşıdan karşıya geçip,
Kendime demli bir çay alıp
Kitabımı hala başımı kaldırmadan
Ve hiç kimse ile
Çarpışmadan okuyabiliyorum.
Bir telefon gelmeseydi devam edecektim.
Şimdi beni o köşeden
İzlemeyi bırakınız lütfen!"
Cemre.Y.

Sonbaharda Elma Çiçekleri Açar Mı Hiç

…Sonbaharda Elma Çiçekleri Açar Mı Hiç…
Ve bulutların arasında 
Seninle saklambaç oynuyordur 
Az sonra "sobe"diyerek 
Ortaya çıkacak diye bir inatla umut edilen 
Güneş, çoktan başka diyarlara girmiştir bile... 
Artık...
Ya yağmurdan yürüyemezsin, 
Ya çamurdan. 
Ne kadar kaçsan, 
Kurtarıcın sandığın o son parke taşının altı, 
Hep boştur ve kirli su fışkırır 
Yüzüne kadar her seferinde. 
Küfür bile etmezsin artık kaderine... 
Sadece buruk bir tebessüm yerleşir 
Sol dudağının sol kenarına ve 
Sol gözünden yanağına akıp, 
Sana yalnızlığını hatırlatan 
O tek damlalık soğuk bir çığ tanesi 
Konar tebessümünün sol kıvrımına. 
Buharlı nefesinden 
Senin bile duyamayacağın 
Tek fısıltı savrulur, 
Ciğerinin en sol yanından...
Eyy! 
Uslanmaz gönül, 
Sonbaharda elma çiçekleri açar mı hiç, 
Aklın nerede?
Cemre.Y.

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Her Şeyden Önce İnsan

...Her Şeyden Önce İnsan...
Yeni yılın son bir buçuk günü...
Hava kulak donduracak cinsinden aşırı soğuk!
Kar yağıyor lapa lapa!
Nedense hiçbir zaman romantik bir yağış olamadı bu bana!
İşine bağlı her çalışan gibi hastalıklarımı bile,
Tatillere denk getiren ben,
Hala bir işimin var olduğu geçen yıl başına mı özendim nedir!
Fena halsizim!
Gün boyu hapşırıp durdum.
Ama ben hasta olunca, hep uyurum!
Ola ki artık uyanmayım diye...
Evimde ekmek dahil eksikler varsa da almaya gidecek mecalim yok.
Üstelik yarın yeni umutların, yeni hayallerin günü!
Kimseye değilse bile,
Kendime güzel ve temiz olmalıyım.
Oysa halsizlikten iki kat altımdaki kardeşime bile gidemiyorum.
Bilmem ki, o cep telefonları,
Oyunlarla sosyal medyalar takipleri için mi var oldular!
Açmıyorlar telefonları!
Duymuyorlar!
Birden aklıma, yüksek binaların yanındaki,
Evime tam tamına beş dakikalık yürüme mesafesindeki,
Arada bir uğradığım o market geldi!
Son uğradığımda “Evlere servisimiz de var.”demişlerdi de
Elime reklamlarını yapan magnetlerinden birini tutuşturmuşlardı.
Buzdolabıma asmışım neyse ki!
Aradım siparişimi verdim, adresimi verdim,
En kolay yoldan yolu tarif ettim.
Marketlerine sırtlarını dönüp dümdüz yürüyecekler
Sonra o bilinen marketin karşından sağa sapacaklar,
Derenin köprüsüne varmadan üç bina öncesi bizim evdi zaten.
Normal şartlarda beş dakikada istediklerim kapımda olmalıydı.
Ama ben yine de!
İçimden de totemimi yaptım
Öyle ya ben, o yüksek binalarda oturmuyordum!
Totemim ;
“Eğer onlar bu adresi bulurlarsa;
*-O, beni, gerçekten seviyor" -du.
Yeni yıla yeni umut!
“Vazgeçmek gerekli ise de, asla pes etmek yok!" ya serde.
Totemim bari tutsaydı diye yarım saat sonra aradım.
"Abla bizim çocuk bulamamış o adresi!
Suriyeli, anlamıyor da dilimizden!
Ben gelsem elimle koymuş gibi bulurdum ya o tarifinizle
Ama buradan ayrılmam mümkün değil,
Hani siz sokağın başına kadar bari gelseniz?”
İki kat aşağı inemeyen ben!
Sırf Suriyeli o çocuk işinden kovulmasın da
Sırf totemim bari yarı tutsun diye
Paltomu giyinip indim aşağı,
Sokağın başına kadar yürüdüm ama!
Bana tarif edilen siyah hırkalı o çocuk yok!
Çocuk yok!
Bir sokak üste yürüdüm yok!
Hastaydım ve üşüyordum bir sokak daha yürüdüm ama yok!
Neredeyse markete varacaktım ki
Titreyerek, elinde poşetle sokaktan aşağı iniyordu bir çocuk.
Daha dokuz-on yaşlarında!
Tanıdım titreyen dudaklarından onu!
Karşıladım yol ayrımında...
Bir yanım “Alıp poşetini ver parasını,
Bas git evine, beter hasta olacaksın!”dedi.
Diğer yanım çocuğun
“Apla! Ben bu sokakların hepsini gezdim ben valla
Ama yüksek binalarda değil ya evin
Ondan olsa gerek bulamadım!
Anca bu kadar anlıyorum dilinizi!”
Cümlelerindeydi...
Morarmış dudaklarındaydı bir yanım.
Meslek hastalığıma göre, maliyet hesabı yapardım hep.
Anlık hesaplarıma göre,
Bu çocuk en çok iki ay daha bu markette çalışır,
Aklımdan geçen şeyi ona verdiğimde
En çok evine kadar onu sıcak tutmaktaydı.
Hesaplarım bana göre
“Evine gidene kadar bari sıcakta olsun’a
*–Tamam- oldum ve ona
“Haydi gel evimi göstereyim sana!
Meğerki bir daha gelirsen kolayca bulursun."deyiverdim.
O kadar küçüktü ki kıyamadım ellinden poşetimi de aldım.
Evime tam iki sokak kala,
Ben “Acaba o kızıma da, bana da artık olmayan kaban duruyorsa hala,
Bu çocuğa versem ki kaç saat ısınır ki?" diye düşünürken
Düşünüp hesap yaparken “Patt!” yerde buldum kendimi!
O dalgınlıkla, koca sokakta,
Bir mandalina kabuğuna basıp kayınca ayağımı burkmuştum.
Saçıldı yerlere bütün her şeyim!
Artık dizlerimin üzerindeydim!
Hemmen!
Değil alışveriş poşetlerimi inceleyen,
Çöpümü dahi “Acaba ne atıyor ki?” diye
İnceleyen mahalle komşularım!
“Anamın arkadaşları!” yetiştiler...
Zavallı çocuk!
Böylesi göz hapsini belli ki ülkesinde bile görmemişti!
Titreyerek toparladı her şeyimi kucağına da
"Abla ben sence artık gideyim mi?”dedi.
Gereksiz mahallime yan yan bakıp
Siz durun “Ben toparladım her şeyi sağ olun." dedikten sonra
Çocuğa “Ablam dur bir”dedim!
“Daha evimi göstereceğim sana!”
Kucağımda ekmek ve vesaireler darmadağın düştük yoluma!
Evime geldiğimde “Bu kamyonun önünde bekle beni”dedim.
“Ben sana az sonra git” diyeceğim!
O dilediğim kabanı bulamadım,
Kim bilir şimdi kimin sırtında!
Kim bilir yine kime vermişim.
Terasımdan baktım bekliyordu çocuk
“Git” diyeyim diye...
Ve titriyordu hala dudakları...
Öylece “Git” demek yine ağır geldi bana!
Uzun zamandır giymediğim içi polar dışı yağmurluk bir kaban vardı
Onu atıverdim aşağıya!
“Heyyy! Çocuk!
Bunu kimseye kaptırma sakın ha!”
“Elimden, dilimden geleni yaparım ablam!” dedikten sonra
Sevinçle uçup gitti.
Hastaydım ben lan?
Durduk yere, iyilik yapmaya giderken
Sağ ayağım burkuntuya sebep
Artık yürümeye de yastaydım!
Ben bunları yazarken
Hikayemi bilen dost yüreklimin biri dedi ki
“Madem öyle, sağ ayağına bari basma bir zaman!”
“Olur.” dedim.
Oysa evimde yapayalnızım üstelik elektrikler kesildi.
Elektrikle ısınan biri için bu bir felaket demekti.
Her zaman ve her koşulda ayağımın
Üzerine basmak zorundaydım ben.
Yine de o çocuğun artık üşümeyecek olması tek tesellimdi.
Sadece yukarıdakine sormak isterdim
“İyilik yapmaya giderken beni yere düşürüp
Ayağımı da sakatlatman neyin sınavı, neyin nesiydi!
Neyin öcüydü yarattığını yaratıp unutmak.
Hani her şeyden önce insan değil miydi?
Cemre.Y.

Turnalar Gibiyim Artık

…Turnalar Gibiyim Artık…
Martılar bile artık göğe uçmuyorlar be adam!
Bir simide bile fitler çoktan!
Üstelik…
Artık denizi olmayan şehirlerde bile
Nefes alabiliyorlar!
Yosunlu iyot kokusunu bile duymadan!
Görüyorum bazen,
Ben denize derdimi anlatırken.
Onlar, öylece umarsız,
Arsız saltolar savuruyorlar sağa sola!
Üstelik....
Umman dolusu balığa birer selam çakarak!
Bencileyin fırtına kuşlarınınsa
Çoktan beridir dili boğazından sökük!
Rüzgar'ın sam yeli bile artık ürkütüyor onu.
Kımıldayamıyor tülekleri yerinden.
Öyle yorgun…
Öyle de bezgin artık nefes bile almaktan.
Bir penguen gibi öyle paytak..
Ağır aksak…
Her gün yaşıyor işte!
Yeniden uçmak…
Hele aşka…
Tövbe Bismillah!
Kanatlarım hala varsa…
Artık yaralarımı gizlemek için…
Allı turnalar gibiyim artık,
Hani varsa selamınız o yar'lerinize!
Cemre.Y.

Nasılım Diye Sorma, Yoksun'um


…Nasılım Diye Sorma, Yoksun'um…
Yorgunum adam,
Hem de en son salisene kadar!
Gel-miş-tim...
Yoktun!
Üstelik…
Öylece gidiverdim sanıyordun sen beni!
Kalabalığın içinde karambole gelip!
Yokluğundan sarmıştın ya beni.
Sonra sonra görmüştün ki
Senin, sana dair tamamın bendim de
Ödün kopmuştu, bana dair kalırsın diye.
Kızıl saçlı bir çift boynuzun ucuna asılı kalmıştın.
Sen hep ikinci tercih olmaya şiirler yazmıştın.
Oysa ben, seninleyken, sadece sana dairdim.
Senden kalanlara bile ben...
Bana dair bütün "Var!" olma ihtimallerine bile!
Dokunduğun her eşyanın kokusunu,
Her henüz yokluğuna, dağılmamış o nefesinin ciğer yortusunu,
Son nefesime çekiyordum!
Yok-tun!
Bir an...
Karanlığın ortasında,
Yarın ki güneş şavkında okunacak
Afili bir mesaj geçtiyse de içimden!
Sustum...
Nice şiirler yazmıştım sana oysa!
Sanki onca yazdıklarımın ne kadarını yüreğinle okudun?
Ya da ne kadarıydı bana varlığın?
Hiç göremediğin beni.
Görmeleri es geçtiğin ben…
Sustum!
Öylece suskun bir bakış fırlattım yazar kasana!
Haberin geldi sonradan,
Alıp, acımışsın...zamansızlığımıza sende.
Zaman...
Bize bu oyunu oynadığından beridir,
Bütün sana dair sıfatlarımda
"Vakit!"i kullanıyorum!
Vakit...
Artık bir hayli geç geçmişimde bir delice sevdiğim...
Üşüme!
Vur sırtını ayaza!
İnan yardım eder sana!
Yokluğuma daha hızlı varabilmen için rüzgar...
Kendimden biliyorum ki,
Lütfen dikkatli davran!
Senden sonra…
Benden öncemde, senden sonram da astım ediyor, olma!
Artık sana değil be adam
En sevdiklerime bile…
"Yok!"um.
Artık, nasılım diye sorma bana…
Cevabı biliyorsun,
"Yoksun!"um.
Yoksulum.
Bana kalamayan ne varsa,
Artık ben ona da "Yok!"um.
Cemre.Y.

26 Mayıs 2017 Cuma

Güvene Dair Hiçbir şey Yok! Kalmadı!

...Güvene Dair Hiçbir şey Yok! Kalmadı!...
En son...
İki dilenci kızın dilenen gözlü,
Sözlerine inandığımda,
Henüz on iki yaşındaydım.
Hiç unutmuyorum, birinin gözleri su yeşiliydi,
Diğerininkiyse,
Azur mavisi!
Kurban bayramının daha,
Birinci gününün öğle sonrasıydı ve ben...
İlk defa en küçük kardeşimizin,
Bütün bayramlarda nasıl olup da,
O kadar bayram parası topladığını öğrenmiş,
Üstelik ilk defa da, param çok olsun diye,
Dileyip yüzümü evde bırakmıştım.
Benden bir küçüğümüyse,
Benlen gelmesine ikna etmesi,
Tek kelimem kadar kolaydı.
“Gel!” demem yeterliydi.
Çünkü o bana,
“Öl!” dese an beklemezdim.
Sonunda zengin olacaktım!
Belki de annemi kurtaracaktım ve bizi.
Sonunda her yağmurda,
Kanalisazyondan taşan
Kapıcı dairesinden taşanlardan,
Kurtardıklarıyla girişin bir alt katına,
Üst üste dizilen yataklarımızın,
Üstünden düşme ihtimalimize artık üzülüp,
Elindeki leğeni doldur boşalt yapmayı,
Bırakacaktı annem!
Belki de artık nihayet benim evim...
Yağmurlanmayacaktı!
En küçük kardeşim elinde çikolatalarla,
Türlü cipslerle ağzı yüzü bulaşık,
Karşımızda sırıtıp, biz,
O uzun binalara gidip el öper iken,
Nasıl da evimize terk ettiğimiz yüzümüzün,
Kızardığını görür ve arsız zamparalar gibi,
Henüz küçümen yaşında bize gülerken,
Biz bir küçüğümle önünden geçiyorduk,
Evimizin bir bina ardındaki lunaparkın!
İkimiz de aynı anda aynı hesabı yapıyorduk,
Aynı salisede!
“Binsek ya şu çarpışan arabaya!
Çok azalır mıydı anamıza alacağımız,
Yağmurun kanalizasyon kokusunun,
Uğramadığı o evden!” derken...
Kapısındaydı ramağın o küçümen iki kız,
Başlarken unutuyorum hep de,
Yanılgılarımın bitimindeyse,
Hiç mi hiç unutmuyorum,
Birinin gözleri su yeşiliydi,
Diğerininkiyse...
Azur mavisi!
Benden bir küçüğüme dedim ki,
“Bütün topladığın harçlıkları da bana ver!”
Verdi!
Çünkü onu ikna etmesi,
Tek kelimem kadar kolaydı.
Gel!” demem yeterliydi.
Çünkü ben ona, bana,
“Öl!” dese...
An beklemezdim.
Sırıtık kardeşe de dedim!
“Geri kalan harçlıklarını ver!”
Vermedi.
Ben kaç el öptüm bunca para için,
Biliyomusunuz salaklar,
Size daha arka mahallenin,
Harçlık verenlerini söylemedimkiii!” dedi,
İçi para dolu poşetini toplayıp gitti.
Hiç unutmuyorum!
(Bak bu yalan!)
Şimdi hatırladım,
Poşetinin deliğinden,
Ülker Napaoliten düşmüştü kırmızı kırmızı...
Kendine, teker teker, tek özelliğiyle!
Birini bile, ikimizin bölüşmesine bırakmayıp,
Çamurdakini bile aldıydı!
(İşte şimdi sorasım geldi kızıma ahhh!
Ona, en çok aldığım,
En sona saklayabildiği tek şey olan,
O napolitenleri gerçekten mi çok severdi.
Yoksa ona aldığım ilk çikolata oydu da,
Hepsi bu muydu diye!?)
Ben ablaydım elbet,
Çantamla beraber verdim o suskun bakışlı,
Yalvarış gözlere, ne varsa!
Oysa iki küçüğümdü, meret...
Çikolatalarıysa fena severdi,
Erkek olmasına rağmen!
“Çamuru bile aldı ya abu!” diye,
Hayıflanmasaydı ilk küçüğüm,
Onun son kurşunu da alırdım elbet.
Bir kutu Napoliten’lik ayırdım ona,
Evdeki yüzüne utancımdan!
Gerisini hayatımızı kurtaracak,
Bütün paracıklarımızla beraber,
O iki küçük kıza öylece verdim!
Uçuşarak geçtiler yanımızdan,
Gözleriyle yüzleri gülerken.
Yüreği?
Daha bilmiyordum o zamanlar!
Son cümleyi...
Yutkunuyorum hala,
Her yanılgımın sonunda...
“İkiiii salaaakkk aslancık varmıışşş!
Lunaparkın önünden geçermişşş,
Daha içineeee bile girmedeeennn...
Fakir, fakir olup çıkar, çıkarmııışşş!”
O an...
Bir küçük karındaşımın,
Gözlerinin dibine baktım.
Yutkunmadım.
Ağlamadım.
Evdeki yüzümü, hep nefret ettiğim,
Yağmurların lağımına çoktan atmıştım.
“Onunkisini tertemis yıkadım kıymetlimiisss!
Alnıma astım!
Neden odur ki...
Bunca yıl sonra bile hala...
Alnım ak, başım dik, çenem yukarıda!,, diyebilişim.
Tabi eve gelince bir ton da dayak yedik!
Komşular görmüş ya bizi meğersem!
“Biz nasıl olur da anamız,
Bu binaya el öpmeye bile izin vermezken,
En küçük kardeşimiz, bahçede öylece,
Tek başına oynarken,
O yüksek binalara çıkıp,
Ellerin ellerine dudak sürermişiz!”
En küçük kardeş ak pak,
Güya bize üzgün divanda ayak sallarken,
Neremize gelirse gelsinli,
Bayram dayağımızı afiyesiz yerken biz,
Görüyordum gözlerini, yıldız ne ki,
Güneş ne ki,
Galaksiler sallanıyordu hazlarında!
Benden bir küçüğüm sadece bakardı.
Öyle mazlum gibi bir kedi,
Hiç sızlanmadan, bana, bize hiç hayıflanmadan!
Anlardım göz yüreğinden,
“Abumm! Şu an olsa, yine desen, yine yapardım!”
Şu an bu anıyla bile,
Bu evden gitmem gerektiğine,
Bir kez daha yemin ettim.
Yıllar sonra...
Ben aile binasının en üst katında,
Kendi ellerimle yaptığım evimin terasının,
Ortak meskenindeyim.
Hiç de öyle kocaman bir ilçeden,
Bir arsa parselleyip AVM'lerinden birinin gökdelenine,
Bütün sevdiklerimi dolduramadım.
Arap zengini bir baba da çıkmadı ki karşıma hiç!
Hay!
Ben anamın bana da mayaladığı şu hamura!
Zaten şimdi yokladım da o hayalimi,
Ulan kimse de kalmamış ki!
Avuç içi kadar yüreğimde bile,
Zamanı sonsuz sakin kaç kişi var!
Bir elin parmakları kadar!
Gerekse kaparım yüreğimi avucumla!
İşte bu yüzden o kadar, az sesli söylediğim,
“Orada, Kal!” lar!
Başını hatırlamadığım bir anı bu,
Sonunu belki de hiç toparlayamam,
Nereden doğduğunuysa çok iyi bildiğim!
“Gel!” demem!
Ama “Öl!” deseler, an,
Azıcık sürer bende yalan yok!
Zaten bir küçüğüm bile artık,
Suların akışına sızmaya meyilli!
En küçüğüm mü?
Yooo!
Cumhur-u reis olamadı o!
Masallar hep masaldı ya!
Kral da olamadı o da hükümranlığına!
Biz anamdan gidince,
Zulmedecek kimsesi kalamayınca,
Anam onun zulmünden yorulunca,
Baly çekmeye zaten çoktan başlamıştı!
Yıllar sonra öğrendiydik!
Yıllar sonra bırakmaya kalkmış,
Onu da yıllar sonra öğrendik!
Evlendi sonra,
Çocuk yaptı anamdan bir daire,
Fazla kapabilmek için!
Anam kanserdi, veremedi.
Karısı ikinciye hamile gitti, geldi, gitti...
En son baktı ki anam,
Hayata direniyor gelmedi.
Oysa şimdi öldü anam!
On iki yaşımdan beridir,
Ara da bir görüyorum ben o gözleri,
Rengarenk!
Herkeste, her birinde, kendimde bile!
Neden lens renklerimle iki de bir,
Oynuyorum sanıyordunuz!
Sevmiyor muydum,
Aynadaki gerçek kahverengilerimi!
Deniyorum lanet olsun!
O bakışlardan görebilmeyi!
O bakışlardan olabilmeyi!
Ama ille de akşam oluyor ya,
Ya göz yaşım çok geliyor arada bir,
Ya arada bir es kaza sevincim.
Umursuz çıkartıp koyuyorum,
Onları da kutularına!
Gözlüklerimle iyice görmek için...
Zaten renkleri gibi de,
Sahte göremiyor ki insan.
Karşıdan bakan yanılıyor belli ki,
Arada bir mavili/yeşilli yalana,
Oysa ben hepsini görüyorum.
Çünkü gözlerimin aslı kahverengi!
Bıkmıyordum,
Usanmıyordum kalbimi kendime kırdırmaktan.
İnanmak imandandı, sabretmek dinden.
Arada bir, evimi de seviyordum oysa,
Şimdi hiçbir şey kalmadı.
Cemre.Y.

Tango

...Tango...
Adam ezberini bozmuyordu
Tangonun zarif hüznü
Yatıyordu yüreğinin köhnesinde.
Aşksızlığına gömülü kalbiyle bakıyordu kadının
Kalbine ve beynine akan bakışlarından içeriye.
Göz bebeklerinden içeri sızan
Labirentlerden ikisine birden gidebilmek istedi.
Gidemedi.
Sol gözünden kalbine inilirdi kadının,
Kendisini kalbinden görebildiği en sağlam gözü oydu.
Sağ gözünden beynine çıkılırdı.
Herkesi, her şeyi bilebildiği muğlak gözü oydu.
Karar veremedi adam,
İkisinden birini seçmek ağır geldi.
Vazgeçti.
Adam belinden sıkıca kavrayıp
Onu yere paralel uzattığında,
Kadın kırmızı elbisesinin
Derin yırtmacından uzatırken bronz bacağını,
Siyah sivri topuklu ayakkabısı
Dokunuvermişti adamın en hassasına!
Kadın ezberini bozmuyordu ve
Tangonun zarif hüznü yatıyordu yüreğinin köhnesinde.
Aşksızlığına gömülü kalbiyle bakıyordu adamın
Kalbine ve beynine akan bakışlarından içeriye.
Göz bebeklerinden içeri sızan
Labirentlerden ikisine birden gidebilmek istedi.
Gidemedi.
O, nihayet farklıydı işte!
Sol gözünden mi kalbine inilirdi adamın,
Sağ gözünden mi beynine çıkılırdı?
İkisi birden mi sağlamdı,
Yoksa ikisi de birden mi muğlak!
Karar veremedi, ikisinden birini seçmek ağır geldi.
Vazgeçti.
Adam o an,
O kararsızlık anında istese öpüverirdi kadını
Kendine ait şüpheleriyle
Yarısı yenmiş kırmızıdan pembeye dönmüş rujundan.
Öpmedi.
Kıpırtısız asaletle
Kaldırdı kadını sıkıca kavradığı belinden
Uzaklaştırdı birkaç adımlık, sanki yüzyıllık geçmişine
Çığlıklar dolusu sessizce kalbine dağıttı kadını
Olay çıkarttırmadan!
Bundan sonrası sadece bir danstı ve bitecekti.
Kadın artık biliyordu!
Artık cehenneme giderse
Hiç kimse onun için kendi cennetinden vazgeçmeyecekti.
Sustu ve uzaklaştı adamdan
Kendi tekliğini, kendi cehennemini seçti.
Ardını dönüp gideceği an adam!
Göz bebeklerindeki renklerle çekti onu kendine,
Kadının vücuduna hiç de uymayan ince bileklerinden.
Adam belinden sıkıca kavrayıp
Onu yine yere paralel uzattığında,
Kadında hala tangonun
Zarif hüznü yatıyordu yüreğinin köhnesinde
Aşksızlığına gömülü kalbiyle bakıyordu adımın
Kalbine ve beynine akan bakışlarına,
Anda donmuştu,
Sanki çırılçıplakmış, hiç kimsesizmiş gibi.
Korktu.
Oysa kadının ve adamın alınlarının ortasındaki
Bir noktaya gizliydi kaderleri.
Saçlarının kokusunu içlerine hapsederek
Dokundurabilselerdi dudaklarını alınlarına,
En yalnızlıklarından öpebilselerdi birbirlerini
Ki bu aynı anda hem olasılıksız hem de imkansızdı.
Cemre.Y.

Şiirim

...Şiirim...
Şiirim…
Ben senin, gözlerinin ala toprak rengi elasına,
Gök rengi, sema-i mavisine,
Zeytin siyahına, gece gibi…
Ya da su yosunu yeşiline değil be canım!
Ben senin bi tek ışıltılı, o bakışına vuruldum
Şiirim…
Ben senin ateşten gömlek şehvetine,
Bir geceden, o gecenin sabahına kadar olan uykuna,
Bir şeylerden ertelenmiş zamanına…
Ya da canının istediği herhangi bir an’ına değil be canım!
Ben senin, bana yaratabildiğin, her anına vuruldum.
Şiirim…
Ben senin arzularının zamansız depreşimlerine,
Anlık histerilerine,
Şefkatimden yoksun ama şehvetime hayli karışık!
Ya da sevgime muhtaç anlarına değil be canım!
Ben senin, bende cenneti buluşlarına vuruldum.
Şiirim…
Ben senin tenine değil,
Ben senin cinsiyetine değil,
Ben senin…
Ben senin…
Kimselerin anlayamadığı, bilemediği, dokunamadığı!
Ruhuna dokundum da
Sen yine de “Sustun!”
Şiirim…
Seninle her gün…
Tan yerinin ağardığı ve benim hala nefes aldığım
O… her yeni gün…
Sabah güneşine,
Gözlerimi senin adınla açtığım andan itibaren,
İstisnasız o her yeni gün.
Yeni bir umuttu bana!
Kimine göre ve aslında en çok da sana göre,
Gizlerden bile sır kalması gerekti!
Hatta insanoğlu denen kul milletine göre
Günahkar ve bir o kadar da yanlış bir masaldık biz.
Ben yine de “Sustum!”
Şiirim…
Ben seninle, gecenin herhangi bir anında,
Uzayın herhangi bir yerine yanarak düşen,
Herhangi bir gök taşıyla yok olabilirdim!
Ve herhangi bir denizin sahilinde,
Romantik bir aşk masalını yaşadığını sanan herkes bunu,
Her zamanki gibi sadece…
Bir dilek dilenmesi gereken ve kabul olacağına inanılan!
Nadir bir yıldız kayması sanarak dileğini dileyebilirdi
Üstelik!
O dilenen, dileklerin hepsi…
Kabul olabilirdi!
(“Oldu!”)
Sustum!
Şiirim…
Ben senin tenine değil,
Ben senin cinsiyetine değil,
Ben senin…
Ben senin…
Kimselerin anlayamadığı, bilemediği, dokunamadığı!
Ruhuna dokundum da
Sen yine de “Sustun!”
(Senin… paşa canın sağ olsun!)
Şiirim…
Oysa sen…
Hep bir vardın…
Hep bir yoktun!
Söyle, benim duam…
Ne zaman kabul olacak?
Söyle, benim yıldızım
Sana, o, en olmadığım anda
Ne zaman kayacak
Senin o tek ve eşsiz ruhuna?
Daha…
Kaç aşk yıldızı kadar
Yok olmalıyım senden mesela?
Sahiden?
Herkes bana hala
Seni soruyor!
Sahi mutlu musun şimdi?
Cemre.Y.

Buruk Bir Tebessüm Eyleyin

…Buruk Bir Tebessüm Eyleyin…
Sonra memleket dedi ki bana;
"Boş'u boşver de!
Hangi sevdayı tutuyorduk kanadından!
Sahi, turnalara da haber salalım mı?
Selamın var mı?
O yarin,
Hiç, sevemediğin sakallarının, her bir teline!
Konsun mu olmadık an ve zaman da
Sol omzu başına bir öpücük niyetine
Eskiden kalma bir sarı, saçın telin!
İnanamasın mı,
Tutsun mu elinde uzun uzadıya?
Koklasın mı sahi sen misin diye!
Kimseler görmeden alsın....
Saklasın mı iç cebine?
Gece, başka ten kokularını
Ondan arındırdığın da
Marmara'nın derinliklerine...
Yalnız küvetinin, sabun kokulu gideriyle...
Öylece yatağına uzanıp!
Derin bir"Oooofff! çeksin mi he?
Hatta ardından da bi deriiiinnnn
"Aaaaffff!"
Sonra kalkıp usulca yerinden,
İç cebine uzansın mı elleri?
Orada, şimdi,
Sende bile olmayan uzunlukta bir sarı saç teli!
Ko'sun mu yüreğinin üzerine, öylece...
Hıçkıra hıçkıra.
Hıçkırıkları bitince...
Sussun mu uykuya!
Sahi kadın!
O gecenin şafağına yakın zamanlarında,
Nasıl bir cümleydi ki o anana "Söz!"le bitirdiğin?
Nasıl başlayıp, nerede bitiyor dun/uz/ da!
Bir yıl öncen de değil de...
Saçlarına vedan da
Şimdi'y din?
Turnalara diyorum kadın!
Söyle, sahi haber verelim mi?"
"Haber değil de benden
Bir tek buruk bir tebessüm eyleyin!
Sonra ekleyin...
Geeçç!
Artık çok geeçç!" miş...
Yolunuz,
Gün olursa ışıklar olsun.
Geceyse yıldızlar...
Cemre…
Bir kere daha...
Hiç kimseyi aynı sevemezmiş!
Zaten!
Turnaları da artık!
Pek kimseler bilmezmiş!
Aynı serçenin iki kanadını da
Kimse kimseye
Artık güvenmezmiş!”
Cemre.Y.

Cemre'siz Bahar Nasıl Gelecekse

...Cemre'siz Bahar Nasıl Gelecekse...
Dokunmayın bana dağılırım
Sade dağılmakla kalmaz
Zerrelerime bölünürüm
Sonra zerrelerim özümü çeker
Sade özümü çekmekle kalmaz
Buhar olurum
Benden başka herkesin
Sevinçle karşıladığı o Cemre
Kendimden bile vazgeçtiğimde
Yine yok oluşumdur aslında benim
Ama ben
Yine her yıl yeniden doğarım
Bıkmadan usanmadan yorulmadan
Bulutlara karışırım önce
Ilıman rüzgarlarla konarım yarin yanaklarına
Sonra yetmez
Suya düşerim bir martı çığlığı zamanı kadar
Bir sevdaya daha susarım
Hala anlamazlar halden halsizlikten
Toprağa düşerim
Ben kendimden caydıkça
Ne de çok can ederim
Dünya denen şu koca aleme
Oysa kimse bilmez
Cemre
Kor ateş
Yürektir onun yeri
Yerini bulamadıkça
Yerinden canı yandıkça
Her yıl yeniden
Düşer
Düşer
Düşer
Geçmişine, gelmişine...
Hiç gelememişine...
Yeniden düşer
Dokunmayın bana
Sessiz ayazlar geçer içimden
Dağılırım
Daha henüz toparlanmaya başladım
Hem bu sefer belki
Artık güven sızımı da aşıp
Toz zerreciklerimi
Bu havaların
Kararlı kararsızlardan da aşırıp
Suyu ve toprağı da es geçip
Ona ulaşırım, o her kimse!
Küllerimden
Yeniden doğmaktan
Artık çok yoruldum
Biri artık beni sadece
Değişim sanmamalı
Koleksiyonsuz saklamalı
Yoksa bu havalar böyle giderse
Seneye ben yokum
Onu da siz düşünün artık
Cemre'siz bahar nasıl gelecekse.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...