10 Mayıs 2017 Çarşamba

Acımadı Yani

…Acımadı Yani…
Sen bana bir harf yazsan,
Benim cümlem gülerdi be sevdiğim,
Yüreğim lunaparka gitmiş bir çocuk gibi sevinirdi.
Neyse ki!
Di'li geçmiş zamanlarımdan hiç pişman olmamayı
Çok öncemden öğrenmiştim.
Acımadı yani.
Cemre.Y.

Yağmuru Bile Seninle Sevdim Ben


...Yağmuru Bile Seninle Sevdim Ben…
Yağmuru bile seninle sevdim ben
Bilseydim herkes gibi
Gözlerime değil de
Bu sefer
Yüreğime yağdıracağını
Sever miydim
Hiç...
Sever miydim!
Cemre.Y.

Son Cemre

...Son Cemre...
Ayrılıklar yaşadım elbet
Sevdalarını çektiğim gibi.
Her yağmur sonrasında
Pencereme onlardan aldığım kadar
Derin bir nefes verip
Bir kalbin içinde başka isimlerin
Adımın baş harfi hep aynı olan
Başkaca harflerini yazmış olabilirim
Başka bir yağmurla
Penceremden öylece dalgın bakarken
Onları hatırlamayı artık
Unutmuş da olabilirim
Hatta yağmurdan
Hatta kedilerden nefret etmeyi bile
Cam ve göz buğularını
Artık görmemek için öğrenmiş bile olabilirim
Çünkü ben yağmuru ve kedileri
Nefes verince buğusu olduğunu hatırlamadan
Yeniden seninle sevdim
Evet oldukça da bencildim
Ömrümce sadece seni
Sadece senin adının ve soy adının
Aynı olan baş harfini
Sığdıramadım o boş kalbin içi buğusuna
Ben ilk defa bir yağmur sonrasında
Adının ve adımın harflerini
Savurdum nefesimin rüzgarına
Yine de sığdıramadım seni
Hiçbir boşluğun içine,
Hiçbir şeye,
Adlarının baş harfini bile sığdıramadım.
Çünkü
Nokta vardı adının ve soy adının
İlk harflerinin eteğinde!
Alfabede yer almıyordu elbet
Baştan belliydi yani
Yine karambole gitmedim yani
Soy adımın baş harfi
Adının ve soyadının ilk harfiydi
Ve benim imzamın soy adı sadece
Hep noktayla biterdi
Adımı yazdım, sonra soyadımın baş harfini…
Sonu noktaydı yani
Hiç fark etmedindi değil mi,
Cemreyim ben!
Cemre.Y.

9 Mayıs 2017 Salı

Ve Kadın Uyudu

...Ve Kadın Uyudu...
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Pambık pirensesin elbisesinin
O uçuk pembe dantelleri,
Hani üstüne yüzüstü yatılıp
Ellerini pervasızca çeneye dayayıp,
Gökyüzünden, yer yüzüne bakıp
Bembeyaz hayaller kurulan
Temmuz bulutlu
Pamuk şekerlerinden değildi.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Dedeler, babalar, atalar...
Köylerinin meralarından kaçıp
Sırtlarında küçük bir çıkınla
Trenlere atlayıp
O taşı toprağı altın sanılan,
Haydarpaşa garının merdivenlerinden
İstanbul’a sırtını dikleştirip
Daha gelmeden yenilgiye savaş açıp
“Ulan İstanbul, seni yenicem!” dememişti.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Her kim ki şu koca şehrin
Hiç beklenmeyecek bir anında
Bir hem şehrisine rastlandığında
Köyündeki sarı kızın kaç tosun ettiğini,
Kınalı kuzunun, bütün kuzularının
Alnın ortasından alacalı mı doğup doğmadığını
Ağanın kızının sevdiğine kaçıp kaçamadığını
Çobanın kızınınsa kim bilir
Ünzile adında,
Kaç koyun ettiğine gam yüklemiyordu.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
İkinci ele şereflice muhannet olunan
O bit pazarlarının yerlerinde yeller esiyor,
Parsel parsel ihanet kokan AVM’lerden
Modası kaçmasınlı Eskidji’li
Şerefsizlik akan paçaları gizli dikişli
Güya birinci el kıyafetler alınıyordu.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Kadın adama artık güvenmiyordu.
Kaburga kemiğinden çıktığından beridir,
Anasının rahminde uyuduğundan beridir,
Adamın birine
Vatanım odur diyecek kadar
Evladına baba edecek kadar güvenmiyordu.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Ademin evlatları eşleceği andan beridir,
Üremekli cinsellik icat edildiğinden beridir,
Kadın, arkadaşına, eşine, dostuna güvense
Kız kardeşine bile güvenmiyordu.
Öyle ya...
Ne vakit hep kalbini dönse sırtından,
Nice vakit de
Hep sırtını dönse kalbinden,
Ciğerinden hançerleniyordu.
Neyse ki kadının...
İstanbul’u yenmekle ilgili
Hiçbir vakit...
Hiçbir derdi,
Hiçbir hayali yoktu.
Ve kadın uyudu...
Uyumadan önce!
Bir kız kardeşin göz yaşı tanelerini
Sol yanağındaki gamzesinin çukurundan yakalayıp,
Sanki yüzyıllardır susuz gibi
Acılarını şarap eyleyip doya doya içti.
Ve kadın uyudu...
Uyumadan önce!
Bir adamın yüreğinin tellerini
Nihavent makamından
Hüzzam makamına kadar okşadı.
Adama sırtını güvendi,
Adama sabahını güvendi.
Adamla kadınaysa...
Bir tek Allah'ın kulu,
Bir tek kimse güvenemedi.
Kadın cennet sizin olsun dedi.
Kadın vazgeçti.
Kadın dondu.
Cemre.Y.

Kokulu Kadınlar

...Kokulu Kadınlar...
Bazı kadınlar...
İlk gördüğünüz anda huzur verir
Sinirinizi, stresinizi, ağrılarınızı unutursunuz.
Üstü başı;
Bergamot, lavanta, papatya kokar.
Bazı kadınlarsa...
Konuşmaya başladığı anda,
Zihninize hüküm sürer,
Gücünüz, cesaretiniz kendine gelir.
Sesi, nefesi ;
Okaliptüs, rezene, portakal kokar.
Bazı kadınlar da...
Saçlarını savurduğu anda
Derin bir nefes alırsınız ondan,
İçine dahil olmak istersiniz.
Saçları;
Yasemin,
Boynu;
Karanfil,
Dudakları;
Çilek kokar.
Bazı kadınlar bazen...
Yatağa uzandığı anda!
Ateşiniz yükselir.
Baştan sona bütün vücudu;
Sandal ağacı, sedir, gül kokar.
Bazı kadınlardaysa...
Siz onu okşamaya başladığınız anda,
Sadece, ona ait olduğunuzu hissedersiniz.
Bazı kuytuları;
Greyfurt, gelincik, kasımpatı,
Misk-i amber kokar.
Ama bazı kadınlar var ya!
Çokça da azdır ha onlar!
Çok sevmişlerse,
Seviştikten sonra lavanta kokarlar!
Ve sadece o kadınlar,
Tek notalı,
Bir tek koku ile,
O tek sevdiceğine,
Bütün kokularının
Notalarının hepsini,
Sadece ve sadece...
Ona sunarlar!
Üstelik!
Teninin çırılçıplak kokusu ile...
İşte o kadının
Başkalarına bütün haram yerleri
Sadece ona, safi sabun kokar
Bundandır belki!
O bir tekine,
“Seni, benim kadar,
Hiç kimse sevmeyecek” diyebilmeleri...
An gelir!
Hepsini birden!
Hiç kimsede duyumsayamadığınızdaysa
Hatırlarsınız!
Geç olur…
Çookk geç.
Cemre.Y.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Ruhum

...Ruhum...
Ruhuummm...
Otur bir dinlen hele...
Alabilirsen de...
Deriinn bir nefes al.
Belli ki yorulmayı da geçmiş,
Artık yeniden doğmalara da
Haylice zul etmişsin.
Yani vazgeçmeyi de es geçip
Artık pes etmişsin.
Uzat hele bir ayaklarını!
Mavi bir leğen bulup,
İçinde tuzlu su getirivereyim.
Yol yorgunu, hüzzam ayacıklarına!
Tam, tamamına,
Kırk yıllık,
O, ırak yoldan gelmişsin.
Tabanların su toplamış ya!
Yüreğinin içinde belli ki daha fazla...
Hala eksik kalmış hatta bir yerlerin,
Erişememişsin hala an’a.
Bir türlü tam gelememişsin.
Yüreğin yarılmış mesela.
Tam tamına yirmi bir yıl önce!
İlk defa!
Nar taneleri gibi saçılmışsın ona.
Yüreğini ona yarıp gelmişsin.
Uzat hele ellerini bir!
Avuç içlerini öpeyim solundan başlayarak...
Isıtayım artık atmayan nabzını
Donuyorsun!
Ciğerin çizilmiş mesela!
Tam tamına on sekiz yıl önce!
Narının tanelerini onda toplamışsın o vakit.
Ciğerini ona çizip gelmişsin!
Uzat hele!
Uzat-ma dur!
Dur!
Ben dokunayım bir hele!
Sinene sinene!
Dinleyeyim bir sol kulağımla
Acıdıkça canının camları
Sağ yumruğunu indirdiğin bağrını!
Tam tamına beş yıl önce!
Ruhun ayrılmış mesela.
Yeniden yoğurulmuş
Yeniden doğurulmuşsun
Denemişsin en azından
Oysa yüreğin yarık,
Ciğerin çizikken
Yine eksikmişsin
Hayat denen vuslata...
Sonrası
Eksik ilk ilmeğin üzerindeki
Selaniksiz yanlış bir haroşe örgüsüzlükmüş.
Herkes başına çorap örülecek sanırken
Birinin bile boynunun şah damarına
Hayali bir atkı bile olamamış!
Yıllar öncesinden açılmış bu yaralar...
Yüreğinin sökük ahşabını,
Ciğerinin kan damlayan duvarını,
Ruhunun ayrık otlarını,
Hatta!
Alnının sağ köşesinin üç çizgisini,
Ve de aralarda bir gerçekten gülümsediğinde
Sol yanağında beliriveren gamzeni,
Sen gösterdin,
Seni sana soranlara...
Biliyordun!
Hiç kimse...
Kimseyi yarasından öpmeyi,
Sen gibi sev-e-me-di!
Oysa sen...
Şifa olup saldın her birini
Rengarenk uçurtmaların kanatlarında.
Yar demeden
Dost demeden
Akraba demeden
Birer gaga vurup,
Kanata kanırta uçtular!
Ruhum...
Uzat hele sana ağır gelen bedenini
Yoksunluğumun sarmalına
Boylu boyunca...
Bu sefer hiç kimseye doğmayalım ha!
Cemre.Y.

Belediye Başkanına Da Posta

...Belediye Başkanına Da Posta...
Sayın...
Belediyesi Başkanı'na
Varlığımdan ötürü özür mektubu!
Bunca yıllık hayatımda
Adını çoğunlukla tatile gideceğim zamanlarda
Çok sevdiğim Avşa’ya
İDO’dan bilet almak için gördüğüm
İlçenizi aslında hep de merak etmekteydim.
Önünden geçip gittiğim,
Geçip giderken de bir sigara tüttürdüğüm
Şu meşhur ilçe acep nice ola?
Gün oldu, devran döndü...
Canım kadar sevdiğim,
Uğruna can verebileceğim sevgili
Şair bey dostum ve sevgili şair hanım dostum'un,
Şiirli dinletisine,
Nihayet denk geldiğim bir vesileyle şehrinizi...
(İlçenizi bilerek demedim, bana nedense şehirdi çünkü)
Solumak fırsatı buldum.
Tam da ömrümün, artık hep yanlış anlaşılmış olmak...
Zamanlarından haylice yorulmuştum.
İzin almadım sizden ilçenize adım atarken!
Öylece dalıp, dostlarımla beraber,.
Birer, derin bir nefes aldım. (Sandırıldım)
Hele, sonradan yirmi gün boyu
Hastalık çekeceğim Mendirek’inizde
Dostlarımla beraber yürüyüş yaparken,
Nefes alabilmiş olmaktan da, hala da oldukça, memnunum!
Çünkü kendime bile ölmek üzereydim,
Oysa hala yaşıyorum...
Döndüm...
Yeni umutlarım, yeni nefeslerimleyken
Birden hasta oldum...
"Olsun." dedim...
Gerekti demek ki...
Panormos’u öğreti edindim kendime!
Hele “Güvenli liman!” olan anlamınaysa
Ayrıca vuruldum.
Güvendiğim gibi,
Güvendiğim kadardım ben o ilçede.
Rahat. özgür ve hür!
Ancak!
Hamuruma yoğrulu
Doğru desturlarımdan yine ödün vermeden!
Meğer!
Her bir katre nefesime, ayrı bir haram karışmış!
Hem de dürüstlüğümden...
Hiç ödün vermemiş olmama rağmen!
(Hiç kimsenin eşini, eşinden ayırmadım,
Hiç kimsenin, sevdasına aşk bulaştırmadım,
Hiç kimseyi, ayrı sevmedim, dostluk zincirimde!
Hiç kimsenin, mutlu gülümsemelerinde,
Tek bir bakış-ı nazarım olmadı.
Bunca yıllık ömrüm kadar zamanlık hem de!)
Meğer!
Ben ilçeniz bünyesinde
Hayat nefesimi aldığım kadar,
Boğulmuşsunuz siz bütün...
Benden bunalmışsınız Panormos'lular!
Hem de hiç tanımadığım,
Hiç yüz yüze gelmediğim,
Geçmişi şiirle devam ettirebilecek kadar,
Şiir yürekli olan bir adamı,
(Bu gibi şeylere başkanlık gerektirmiyor çünkü)
Hiç tebrik ve teşekkür, edememiş olamam rağmen!
Mademki...
Adının anlamı geçmiş güvenli limanınız
(Panormos & Güvennli liman)
Taaa!
Belediyeniz başkanınız...
...Beyefendiye kadar
Rahatsızlık vermişim ilçenizdeki varlığıma
Bir daha yolum düşse,
Yolumu çeviririm ilçenizden ancak!
Ben ilçeniz bünyesinde dostum
Şair hanım’ın odasında ücretsiz kaldım!
Yine ilçeniz bünyesinde,
Akşam yemeğimi ücretsiz yedim!
Yine ilçeniz bünyesinde
Tepe Gazinosunda çay içtim bitkili, bitkisiz!
İlçenize uğramış olmak rahatsızlığımdan dolayı,
Lütfen sayın başkanım
İlçenize varlığımdan özrüme,
İlçenize maliyetimi de hesap ettirip,
Tarafımıza banka hesap numaralarınızla beraber gönderiniz!
Duydum ki dostlarımdan, sonradan güya!
Varlığım fena rahatsız etmiş sizi bile!
O halde ilçeniz bünyenizde kaldığım,
Yediğim, içtiğim, nefes dahi aldığım, haramdır bana!
Benim siyasi kimliğime uyan,
Hiçbir parti henüz oluşamamıştır hala,
Derdimin iklimi bu değil yani.
Oluşmaya çalışılmışsa da var olamamıştır!
Arada bir CHP’ye oy veririm.
Arada bir MHP’ye toplasak ikisini...
Neyse...
Ancak hiç mi hiç, haram yemem!
İlle de ilk sevdam Atatürk’üme...
Tek kelam ettirtmem!
Maliyet hesabını bilen,
Uygun bir bünyeniz elbette vardır. bencileyin!
Acil maliyet hesabınızı beklemekteyim.
Farkındayım Mendirek ve dostlarımla
En derin nefeslerim ücrete kafisiz gelecek!
Keşke her şey, gittiğim gün ile...
Döndüğüm gün gibi olsaydı.
Panormos’un anlamını öğrenmiş olmak bile,
Haylice borçtu çünkü!
Öylece kalabilseydi.
(Yediğim, içtiğim,
Kaldığımın bedelini elbet öderim.)
İlçenizdeki var olmuşluğumdan,
Bir katre nefes almışlığımdan dolayı,
Tekrar özür diler,
İlçenize mali külfetim olan borcumun
Adisyonunu acil rica ederim.
Saygılarımla,
Cemre.Y.

7 Mayıs 2017 Pazar

İllegal Sevişmeler

...İllegal Sevişmeler…
Söz'süz şarkılar söylüyorum bu aralar...
Adı bende saklı,
Hüküm'süz nice küfürler ediyorum söz'süz!
Alayına sükunet.
Alayına sakin.
Alay’ına huzurlu.
İllegal sevişmelerimi hatırlıyorum durduk yere!
Gün ışığında Güneş'siz...
Ya da gecenin şavkında eş'siz...
Ama ille de...
Karanlığın gizemine mahkum edilen,
Ettirilmesine de haylice gönüllü olduğum.
Ay’sız, yıldız’sız, yakamoz'suz, dilek'siz...
Ama yürekten sevdalı.
Gözü kör mahkum.
İllegal sevişmelerim geliyor aklıma!
Gülümsüyorum.
Yoksa bende bilirdim!
Nazım üstadım gibi,
Önce Nüzhet’in
Sonra Piraye’nin ki "Aahh o Piraye'm" derdim.
Ardına kalmadan, yüksek perdeden attığım Piraye’mi,
Aldattığım Münevver’imin,
Ve sonunda…
Bana gelince hiç tam denk gelmeyen Vera’mın,
Bütün adam versiyonlarına
Şiirler yazmayı bende bilirdim!
Bende bilirdim.
Bir Tomris Uyar olup,
Üç üstad şairi birbirine katmayı
Turgut Uyar’ın ne suçu vardı sevmekten başka!
Ya Cemal Süreya’nın?
Ya Edip Cansever’in?
Meşrebi neredendi bunca sevmelerin?
Ya da Orhan Veli olmalıydım mesela!
Nahit hanıma aşıkken,
Bella’ya bitesiye meftun...
Tam da bugünlerde...
Şu sıralar...
Ne alakası varsa...
Memleketimin ahvali geliveriyor aklıma!
Elimde olmaksızın,
Sızı sızı...
Ona da gülümsüyorum!
Susuyorum!
Yoksa...
Bencileyin tek kalmış her insan oğluna/kızına
Derin sorular soruyorum!
Cevap bulamıyorum!
Deliriyorum!!!
Değil mi ki...
Ne işim vardı, ne alakam,
Görmüyordu ki zaten gözleri!
Ama...
Esma’ sın dan başkasına aynı hissetmeyen!
Mademki gidecekse,
Bari yolsuz kalmasın diye,
Ayakkabısının topuğuna,
Bütün hayatını koyan,
Garip bir Aşık Veysel’le
Ne işim vardı?
Oysa ne Esma olmaktı derdim
Ne de uğruna ozan olacak bir Veysel?
Benim topuğum,
Daha o ayakkabıyı giymeden acırdı!
Susuyorum sonra yine.
“Konuşan bunca hipnotize sabit beyinli,
Çoğunluk varken!” diyorum içimden avaz avaz!
“Sevişen…kimdi kiminle?
Hem de…nefes nefese!
Biri bendim o kesin” de.
Susup susup gülümsüyorum bu aralar!
İllegal sevişmelere
İllegal şiirler yazıp, yazdırdım bir kere
Üstelik, yasal olmayı hep dilerken,
Neşet Ertaş'tan,
"Cahildim Dünyanın Rengine Kandım." ını dinleye dinleye.
Memleket'im gibi, illegal sevişmelerim oldu benim de.
Bir fark vardı elbette,
Bütün şiirlerden, bütün sessiz çığlıklardan,
Ülkemde olanlardan, oldurulmaya çalışılanlardan.
Çünkü ben, hiçbir zaman,
Kendim hariç,
Hiç kimseyi, hiç öldürmedim.
Ve bütün şiirler, birer katildir, alayına gider!
Cemre.Y.

Eyvallah Mirim…Hoşça…Kal

...Eyvallah Mirim…Hoşça…Kal…
Sen ne kadar şeffaf olursan ol
İlle de dahasını soymaya çalışırlar
Taa ki sen tamamen yok olana kadar
Yetmez hiç kimsene
Hiçbir şeyin
Hatta akrabaların dahi
Aralarında iddiaya girip dahasının
Yalan yanını ararlar
Bir o kadar da acımasızdırlar!
Oysa sen eyyy ciğerimin en dibisi
Sen, kendin, kendine kalınca
Sadece burukça tebessüm edersin onlara
En ciğer bildiklerine bile hatta!
Onlar cıvıl cıvıl neredeyse senle aynı dertleri
Açılar farkıyla anlatırlarken sana
Satır aralarında
Nasıl da mutludurlar mutsuz olduğuna!
Ağızlarından sıyrılıverir bir cümle
Öylece pervasız, zamansız, bol yıkımlı hatta!
"Ben de seni bu aralar,
Oldukça mutlusundur sanmıştım,
Aramadıydım kederimle boğmayayım diye!
Kapanınca cümle konuşmalar
İşte böylece buruk bir tebessümler kalır geriye!
Gitsen ona yazık
Kalsan sana bir kararsızlık işte.
Anlarsın yeniden nice çaba sarf etsen
Sen ne kadar şeffaf olursan ol
İlle de dahasını soymaya çalışırlar
Taa ki sen tamamen yok olana kadar
Yetmez hiç kimsene hiçbir şeyin
Tanımaz seni hiç kimsen en ciğerinden
Oysa sen sadece acılarında değil,
Mutluluklarında da yanında olmuştun hepsinin
Ve kararsızlıklarında
Ve her lazım olduğunda
Mutluyum sanmış beni yav!
Mutluysam gerek yok ya
Mutlu oluşumu duymaya!
Hani ortak olmaya bari en azından
Bunca yıldır çektiklerimin eziyet harcı bile etmezdi ama!
Hani böylece devam etsin dilekli umutlanmalarıma
Hazır değil hiç kimse'm
Yazık ki
İki üç cümlemi bile doğru okuyup
Beni dosdoğru kavrayamamış hiç kim sem!
Sen bile...
Artık sana cancağızım demeye ermiyor dilim bile kırgın!
Biliyorum hala farkında değilsin bu sana
Kaçıncı kırılışlarım
Gidiyorum ben
Senden de...
Azaldım haylice...
Sana bile artık
"Yerim, yönüm, sağım, solum, önüm , arkam!"
Bil bakalalım güven duvarım
Tamamen yıkılınca ne oluyor bana ve onlara!
Çookkk duydun bunu benden sen.
Ben gözlerinin içine ağlarken.
Biliyorsun işte!
Seni bile yani
"Sobe!" yani
"Eyvallah mirim, Hoşça kal!" yani
Cemre.Y.

Sen Bana Bakma Sevgili

...Sen Bana Bakma Sevgili...
Sen bana bakma eyy sevgili!
Mitolojik tanrılarla
Antik çağlar kitaplarının kahramanlarıyla,
Agatha Cristie romanlarımın
En kabuslu kahramanları,
Geceleri hep yorganıma gelirlerdi benim.
Hatta hayattaki tek korkum
Fredyy Krueger gibi yanma ihtimalimdi.
Daha küçücük bi kızken,
Kalorifer dairesinin o sessiz karanlığında,
Eğer sınıfı geçemezsem
Bir sonraki seneyi okutmayacaklar diye!
On iki kişilik,
Artık varlığından bıkılmış,
Ultralüx masamın üzerinde,
Bacaklarımı da Jaws yiyemesin diye,
Bağdaş kurmuş tek başıma ders çalışırken,
Altından geçip giden farelerden biri durup,
Gözlerimin derinine bakıyordu her akşam.
İşte o zamanlar…
Tek tek bütün sayfalarında
Arıyordum kahramanımı Meydan Larusse ciltlerinin!
Bulamayınca da burnumu deliyordu,
Hayat Ansiklopedilerinin,
Matbaadan yeni çıkmışcasına derin kokuları!
Yukarı katlardaki dairelerde de kızlar vardı.
Onlar her ay hep değişen,
Moda ve magazinlerin sayfalarından sıkılmışken,
Kapı önlerine konmuş dergileri de alır,
Gezi ve tarih bölümlerinde,
Denizinin o yılgın iyotunu kokladığım Ölüdeniz'i,
Bulutların yere inmiş haliyle,
“Pamukkale” yi görmeyi hayal ederdim.
Bir de senin gözlerini…
Daha küçücüktüm, yalnızdım, korkuyordum.
Yılgın ışıkta solmuştu çocukluğumun gözlerinin feri!
Kuytuya inmişti nefesi.
Yine de inadına gülümsüyordum hayata!
Gelecekteki kahramanımdın sen benim.
Sen bana bakma eyyy sevgili!
Ne okusam,
Nereye gitsem değişecektin,
Yenilenecektin belli ki…
Hayalimdeki suretin başkalaşacaktı hep!
Ben hayata daima gülümserim ne de olsa
Yine bana kalacaktı gözlerin son hayalim.
Kahramanımdın sen benim.
Peki bunca yıldır hala neredesin?
Cemre.Y.

Sakın Hiç Sevgili Gibi Sevme Beni

...Sakın Hiç Sevgili Gibi Sevme Beni...
Sen, sakın hiç sevgili gibi sevme beni!
Sen yanımdayken gözlerimin içi gülüyor be sevgili.
Yüreğim kaynıyor sana!
Gün ortasındaysak yıldızlar kayıveriyor gökyüzünden,
Bütün dileklerim kabul buyuruluyor.
Akşam sefasındaysak güneş ısıtıveriyor her yanımı,
Şefkatli bir meltemle okşuyor yanaklarımı.
Gece yarısıysak okyanus seriliveriyor bedenime,
Bütün şehvetler doluyor ruhuma romantik bir biçimde.
Sakın, hiç, sevgili gibi sevme sen beni!
Sen yanımdayken şımarık bir kız çocuğu çıkıveriyor içimden,
Çocukluğum geliyor yanıma!
Eteklerini savurarak hemşirecilik oynuyor,
Gelincilik oynuyor kocasına.
İp atlayabilirim, sek sek oynayabilirim mesela,
Mahallenin yaramaz çocuklarıyla iki misket için kavga edebilirim.
Akşam eve dönünce annemden bir araba dayak yeyip,
Yatağımın içinde misketlerime sırıtabilirim.
Sabah olunca koşa koşa yine
O pis çocukların kafalarına taş atabilirim.
Sevgili gibi sevme, sen hiç beni!
Sen yanımdayken aşk'ı henüz hiç tanımamış
Bakire bir kız oluveriyorum ben.
Bedenim tanımadığım duygularla
Çırpınırken ruhum akıyor sana!
Ne kadar ilk'im yoksa…
O kadar ilk'im oluveriyorsun.
Mesela ömrüm boyunca
Hiç kimsenin öpmediği yerden öpüyorsun dudaklarımı,
Sırtımı dayadığımda sana
Güven ağacım oluveriyorsun mesela.
Mesela hiç kimsenin öpmediği yerden
Öpüveriyorsun boynumu usulca.
Saçlarıma yüzünü yaslayıp, hiç kimsenin koklamadığı yerden
Koklayıveriyorsun ummadığım anda.
Yıldızlar altında beni sımsıkı sardığında mesela
Hiç kimsenin yapmadığı yerden sarıyorsun beni ruhuna.
İşte böyle harfsizim!
Beni çoookkk sevgili gibi seven oldu da
Hepsi teker teker gittiler!
Sevgilin değilim, sevgilim değilsin bu sebepten.
Bırak aksın bize harfsizlikler,
Yeter ki bana sen hep böyle kal!
Ve sen, sakın hiç sevgili gibi sevme beni!
Cemre.Y.

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Kalp Kırıklığı

...Kalp Kırıklığı...
İçimde,
Annesini çoktan çok özlemiş küçük bir kız çocuğunun,
Her gün yeni bir bahaneyle azarlanan kalp kırıklığı.
Cemre.Y.

Sevecekti Yenden

...Sevecekti Yenden...
Sevda sokağının çıkmazlarından birinde
Ahşap oymalı pencereleri hala aralık kalmış
Artık beyaz olmayan grimsi tülleri
Yaz rüzgarıyla usulca salınırken
Deniz mavisi boyaları yer yer dökülmüş
Yer yer oyuklar açılmış kapısının
Tahtası solmuş merdivenine
Bir adam oturdu
Yorgun, bir çare ilişiverdi en köşeye
Okyanus gözleri her an kopabilecek fırtınaya meyilli
Sessiz sedasız İstanbul’dan
İstanbulluların kalabalıklarında yitmesi gibi
Coşkun sokaklarından
Yoğun kalabalıklarından biri olmaya çalışıyordu
Burnunda saçları iyot kokulu kadının
Hiç koklamadığı insan kokusunun sızısı
Ellerinde elleri dokunsan yanacak sıcaklıkta
Hiç tutmadığı o ellerin boşluğu
Birileri birilerine istisnasız
Ya geç ya da çok erken kalıyordu.
Ramak kala soluyordu hayallerin yeşili
Oysa kimse bilmiyordu
Bir şairin şiiri susarsa
Kalbi çalışıp nefes alsa da
Yüreğinin rengi kırmızıdan siyaha yol alıyordu.
Bir bilseydi sıfatına sevda denilen kadının
Onu da öylece sevdiğini
Adam usulca kalkacaktı yerinden
Silkeleyecekti üstüne başına yerleşiveren
Kederlerin çaresizliğini
Gülümseyecekti yeniden hayata
Sokağın sonundan denizin görüldüğünü fark edecekti
Hayata yeniden yine
O ilk aşkına çarpan kalbi gibi sevgiyle
Gülümseyecekti
İstanbul'u görecekti okyanus gözleri
Yine sevmeyi sevecekti.
Cemre.Y.

Kitaplara Küsme

....Kitaplara Küsme....
Sen öylece pervasızmış gibi bürünürken bana
Aslında hiç sen olmayana
Ansızın çığırırken suskunluklarına!
Nihayet dimağım,
Bir dere kenarı papatyaların sarısında kaldı.
Sular ah!
O akışını bir türlü durduramadığım akarsular…
Çocukluğumun gözyaşlarını ne de güzel yıkıyordular.
Ben toplamaya çalıştıkça ömrüme hatırat olsun diye
Bütün akan sularımın sarılarının
Artık ne diye gereksiz yere bulandığını
Aynı taşları yerli yerince koyup
Durultabildiğimde ve hilesiz, amansız, zamansız
İlle de bana göre vakitsiz
Yerlisiyse yerine dizebildiğimde anladım.
Şimdi sen
Sensizliğe bedel bütün şiirlerimin üstüne
Bir de kitaplara!
Benimle hayatını hiç eden
Ama piç edemeyene,
Hiç alakasız yere
Kitaplara küstün hee!
Daha ben bile bunca yaşımca
Yürüdüğüm bütün yolları kitapsız yürüsem
Ayağım burkuluyor hiç yoktan
Üstelik hiç olmayacak yerde
Kış ortası mesela!
Son kapişonlu kabanımı
Bir Suriyeli velet giyebilsin diye
Üstelik ekmeksizliğimin dibindeyken
Şimdi hala bile
Mandalina kabuğu bütün ayak ağrısı yaralarım!
Etme çocuk!
Ne kimseye gereksiz iyilik
Ne de kendine sebepsiz kötülük etme!
Şimdi bunca şiirlerimden sonra
Üstüne kitaplara da küselim he!
Küstün yani epeydir
Haberime almak istemediğimce küstün yani
Bütün yazılı kitaplara! ?
Yansın dersen…
Bilirsin sen için yine yakarım onları bile! ?
İster misin tutuşsun sağdan sola yine!
Tam tamına iki yıl öncesi gibi!
Bu sefer daha da büyüdü yüreğin
Ayak tabanların hayli küçülürken
Sen için kendimi bile yakarım bilirsin.
Ben suskunken
Seni hiç duymadım sanırken
Bir daha ama asla ve kat'a
Aptallıklar ettim, çocukluklar! deme ama!
Bu sefer bana sen, bari sen...
Hala göz yağmurum olmadan gel...
Pencerelerimi mesela
Yeni silmişken.
Uzuunn bir hayal ötesi senle…
Gel be gözleri yosunu yeşilim
Ciğerimin en ilk çiziğim
Biliyorsun beni
Hayata 1-0 eksikliyim!
Kimsem kız olayım diye dualar savurmadı bana
Oysa sen...
Kıpkırmızı pabuçları bütün damlardan
Hala aynı hevesle görünensin
Adın Ece olacak kadar kolay değildi elbet de
Sen benim
Sen bizim hala
Eee! Eylül lü, Lülücan'lı
Kraliçeeemmmizsin!
Ne diyorsun şimdi
Yansın mı bütün kitaplar?
Ama bil ki
O terastaki şöminede yanan şiirlerin
Bir tekin bile yazamadım ben
Hala
Hee?
Öleyim mi bir kere daha?
Cemre.Y.

Palyaço Rengi

...Palyaço Rengi...
Boşversenize bayım!
Boşversenize bayanım!
Gerçekten mi?
Güldürmeyin beni Allah aşkına!
Hani yerim olsa,
Sahiden güleceğim!
Sahi!
Gerçekten mi sizce çok önemli,
Kırmızı burnumun sahici rengi!
Hı! ?
Gerçekten mi önemli bayan?
Sahi!
Sizce çok mu önemli,
Gözlerime,
Gerçekten de
Toz kaçıp kaçmadığı?
Hı! ?
Oysa ben!
Size!
Hepinize!
Her gün!
Yürekten gülerken,
Siz!
Hepinizden biriniz!
Bana bakışlarınızdan birinde,
Buğulu bir kirpik tanesi atsanız bana!
Kırmızı burnumun,
Daha da kızarırdı, asıl ten rengi.
Gözlerime yağmur kaçıverirdi hemen.
Bir türlü arayı bile düzeltemediğim
Tanrıya,
Sizler için
Yakardığım kadar,
Yakarmadım kendime be...
“Baylar, bayanlar gülümseyiniz!”
Boşversenize bayım!
Boşversenize bayanım!
Gerçekten de,
Çok önemli olsaydı
Merak ettikleriniz!
Görülürdü hemen
Her yerimden
Kalbimin,
Şiir şiir,
Kırılan kemikleri.
Oysa ben,
Bugün,
Siyah beyaz bir filmin
En başında,
Son yüzyılımın
En sonundaydım...
Hiçbiriniz bilemediniz!
Koskocaman o alkışlar,
Asıl sizlere!
Hepinize...
Boş versenize bayım!
Boş versenize bayanım!
Siz mi gerçeksiniz
Hı! ?
Sahi mi? !
İyisi mi !
Patlatıverelim yine
Ağız dolusu koskoca bir kahkahayı,
Geniz dolusu koskocaman bir hıçkırığa.
Unutalım.
“He” mi?
Önümüze bakalım.
Hı! ?
Güldürmeyin beni Allah aşkına!
Nasılsa
Size her şey,
Yine Palyaço rengi.
Cemre.Y.

Elma Çiçekleri

...Elma Çiçekleri...
Yıllardan hüsran,
Aylardan rüzgar,
Günlerden zemheri,
Saatlerden...se
Koca bir sessiz avazlık,
Eceldi.
Ay ışıl ışıl, göğün tam ortasına,
Kurum kurum yerleşmiş,
Misafire sunulacak tabak gibiydi.
Kadın,
Saçlarını balkona çoktan savurmuş,
Çoktan sisler içine gömülmüş,
El ele, güle oynaya giden,
Başka bir ebed bulmuş adamının,
Yeni ebedinin ardından öylece bakmaktaydı.
Kendisinin ve kızının geleceğine,
Paramparça, kırılmış bir cümleyi,
Öylece mırıldanmaktaydı,
“Bu son!” diye diye!
Artık meyve bahçelerinin,
O aşılmaz, o ulaşılmaz,
Yapayalnız tek bülbülüydü.
Son kez savurdu o uzun saçlarını.
Yandaki elma ağacının bembeyaz çiçekleri
Uçuşup kadının saçlarının tellerine kondular.
Bir çift meraksız, şüphesiz göz,
Onun gözlerinin derinini arıyordu.
Kadınsa, içeriden ağlayan bebesine,
Saçlarındaki elma çiçeklerini
Evinin her yerine salarak koşacakken,
Gözler konuştu;
“Sakın ha!
Bebe, belli etme derinini!
Sonra gel hele, diyeceklerim var sana” dedi.
Kadın unutuverdi unutulmuşluğunu.
Bütün odalarını hala aynıymış gibi aşıp.
Bebesine sağ memesinden süt emzirdi.
Göğüsleri hala aynıymış gibi yerlerine yerleştirdi!
Bebesini uyuttu.
Balkona koştu.
Sanki onları daha kapıdan çıkmadan
Bu yuvayı yıkmaktan caydırabilecekmiş gibi.
Yoktular!
Bir çift meraksız, şüphesiz, sabırlı göz,
Kadının saçlarından son elma çiçeği,
Göz pınarlarından son yaş damlası,
Öylece yerin dibine yuvarlanana kadar sabretti.
Sonra, sesi kendisine bile yabancı bir tınıyla,
“Bir gün, bu olanları anlatacaksın elbet,
Hem de birçok kişiye” dedi.
“Ne zaman ki son anlattığında,
Saçlarından elma çiçekleri düşmez,
Ne zaman ki, gözlerinden artık bir damla yaş akmaz,
Buruk bir tebessüm edersin geçmişini anlatırken!
İşte o zaman, anlattığın her şey,
Herkese olduğu gibi, sana da masal gelir.” dedi.
Kadın boşluğa bakındı, hiç kimse yoktu.
Az önce kocası ve sevgilisinin el ele sarmaş dolaş
Öylece evlerinden uzaklaştığı o yolda bile hiç kimse yoktu.
Yine de cevap verdi;
“O vakit gelirse, saçlarım bile,
Kendi keyfimce değil de, kederimce yolunmuş olur ancak!
Göz yaşımsa, çoktan kurumuş olur ancak!
Yani bana, ilk'imi hatırlatan, illa ki, hep olur,
Ben hep ecele selam dururum.” dedim.
“Sonuç değişmeyecek ki a kızım!
Sen de, onlar da masal sanacaklar anlattıklarını
Ve sen…
Yıllar sonra onlara hikayeni anlatırken.
Gülümseyeceksin işte!” dedi ve sis oldu.
Kadının öyle bir komşusu hiç yoktu!
Çok yıllar geçti üstünden,
Çokça da hayatlar.
Tam da kadın sisler içinden,
Sessizliğe ve ıssızlığa uçacakken,
Tam da o geceki gibi, hayattan haylice yorgunken,
Gün ortasında,
Bir çift göz gördü.
Meraksız, şüphesiz bir çift göz.
Zira nedense bu aralar sıklıkla,
Sadece ve sadece kadının gözlerinin derinini arıyordu.
Çünkü o gözler hiç durmadan soruyordular!
"Ne olacak be evladım senin bu halin?"
Kadının, zaten utanacağı hiçbir şeyi yoktu.
Sorusunca, sırasınca öylece sakince
Bütün cevapları denizin iyot kokusuna cevaplıyordu.
Sadece artık!
Saçları yoktu.
Elma çiçekleriyse çoktan solmuştu.
Tek bir damla bile ağlamıyordu.
Hayatını her sorana da, gülümseyerek anlatıyordu.
Kadın geçmişinde,
Ona geçirilenleri,
Ki bu bütün hayatının sadece ön sözü oluyordu.
Kadın her zaman olduğu gibi,
Hep kırılıyordu.
Zerrelerine ayrılıyordu.
Kimse bunu bilmiyor, anlamıyordu.
Çünkü, çok yıllardır,
Geçmişini anlatırken hep gülümsüyordu.
Nede olsa tarih hep tekerrürden ibaretti!
Sonunda her şey bitiyordu,
Hepsinin sonu,
"Son." du.
Elma çiçekleri bile artık tohumdan GDO'luydu!
Cemre.Y.

Boğazının İlmeğini Sevdiğim

...Boğazının İlmeğini Sevdiğim...
Soy adının…
Adımın yanına ne kadar yakışacağını yazıp yazıp silmek,
Bir şarkının nağmeleri gibi dillendirmek,
Sabahlara kadar seni düşünüp hayal etmek yaşlarını
Çoktan geçmiştim ben ey sevdiceğim!
Hani es kaza, çocuğumuz olursaydı eğer!
Kürtaj vakıasıydı yani.
Adı bile yoktu yani senden bir canın!
Hani çok sevmiştim, hani çok seviyordum,
Hani çok seveceğim ya ben seni!
Hani “Çok” bile, “Az!”dı ya sana dair be sevdiceğim!
Ne de olsa her kadın, “Sevgilim.” derdi birilerine,
Her kadının “Aşkım.” dediği birileri olurdu mutlaka,
Ama her kadın,
Herkese, “Sevdiceğim!” diyemezdi!
Oysa adının emir kipi yüklü umut dolu olduğu kadar,
Soy adınla,
Huzur yüklü sessiz harflerimdin sen benim.
Baştan biliyordum rengini yani.
O renginin mayıs şafakları,
Haziran akşamları,
Temmuz yakamozları,
Ağustos geceleri en güzeliydi be sevdiceğim.
Ben ilk defa dost yüreği!
Benim için uyumayan bir adamı sevdim mesela.
Oysa sonradan öğrendim.
Yorgun ayakları uzanmak istiyordu sehpaya.
İpoteksiz bir sevdayı
Seninle sevmeyi sevdim be sevdiceğim!
Ben ikinci defa!
Kayboluşlarımın güven yüklü şafağını sevdim mesela.
Ben üçüncü defa!
Ansız bir bakışı
Arsız bir öpüşü sevdim dudaklarından mesela.
Ben dördüncü defa!
İlk kez kayalıklarda bana sarılışını.
Beşinci defa!
Yağmuru sevdim mesela!
Şemsiyemizi kaldırıp bana bakışını,
Ben altıncı defa!
El ele...
Maviye ilk defa yüzüşümüzü sevdim mesela
Ben yedinci defa!
Zaman sana hayli geç kalmışken…
Ben daha sana yeni doğarken…
Adımlarını bana uydurmaya çabalayışını sevdim.
Ben sekizinci defa!
Olmadık yerde, olmadık zamanda,
Komedyalar dolusu bir kitabı sana sesli okuyup
Çocuklar gibi şenken, rahatsız bir yatakta,
Umarsız kıkırdayışlarımızı sevdim mesela!
Ben dokuzuncu defa!
Metrobüs durağında
Ansızın beni merdivenlerin altına çekip
“Şimdi seni dövsem kimse karışmayacaktı nasılsa,
Öpersem de kimse karışamaz ya!” diyerek!
Ansızın beni öpüşünü sevdim.
Hani…
Sadece beşle sınırlanan
Ummanlar dolusu duyularımızın,
Onuncu köyü çoktan aşmış…
Sınırsız olduğun anılarım.
Çok sevdim,
Seni ben çok farklı sevdim.
Be “Sevdiceğim!”
Hem de hiçbir zaman!
Hiç kimsemin,
Soy adının yanında,
Adımı sesli söylemeyecek kadar.
Delirmeden yine,
Adabınca olanı kabul edecek kadar.
"Sahi sen nasılsın?
İyi ve mutlu ol no’lur!” diyecek kadar da
Aşırı sevdim ben seni.
Ah be sevdiceğim!
Boğazının ilmeğini sevdiğim.
Ama beni yine terk edişini,
Bu sefer bana ebediyen susuşunu
Hiç mi hiç sev…e…me... dim!
Deli bir adamın mantık duvarlarına
Çarpıp çarpıp, beni yok saymak pahasına
Bana gelince akıllanmasını
Hiç mi hiç sev…e…me... dim!
Delirmek akıllı bir eylem değildir oysa
Seni hala..çookkk… düşünmekteyim.
Neyse be sevgili boşver sen beni.
Unut beni be...
Soy adına yakışır bir ad bul kendine...
İnan böylesi daha iyi senin için...
Sahi yahu “İyi misin?”
“İyi ve mutlu ol be...”
Boğazının ilmeğini sevdiğim.
Yutkunma bir daha bana....
Ben…son yutkunuşlarımı,
Güzel bir ağustos sabahı
Güneşe dizmiştim kaldı orada…
Şimdilerde de hep o son anımıza tebessüm ederim.
"Karıştırma yine yüreğimi,
Bitmişken git!" demiştin hani.
Bir daha sana gelmemek üzere gittim ben de.
Yoktu ki başka bir nedenim.
Cemre.Y.

Tam Da Sen Gibi Sevdin İşte Beni

...Tam Da Sen Gibi Sevdin İşte Beni...
Bir seçtiklerimiz var yüreğimizin en baş köşesine...
Sonsuz limit ve şanslar tanıdığımız,
Hiç durmadan yeni bir hayat sayfasında,
Hep o ilk levelden başlattığımız…
Aslında seçmek bile denilemez ya,
Öylece ansız, arsız sızıverirler,
Göz bebeklerimizden yüreğimizin
Kan damlasının tam ortasına!
Öylece…
Ansız, arsız sızıverirler,
Ahh ki… ne ah!
İşte onlar, bilselerdi ki, o kadar da azdılar!
Kim yüreğini, aynı yerinden tam da üç kere hançerlerdi ki,
Hem de, bile isteye?
İşte onlar, yenilmekten bıkmadığımız,
Yeniden denemekten, hiç gocunmadıklarımızdılar!
Gurur mu?
O, ne menem laf anlamaz, ne söz dinlemez asi bir canavardır!
Damlalar, kan renginde,
Sızım sızım sızdıkça yürekten sokaklara,
Sokaklar, yüreğimden mideme sızan
Kan damlasından kızıla döndükçe,
Senden başka hiç kimsenin,
Senin sızıya sızıya yok olduğunu,
Görmediklerini fark ettikçe…
Artık dayanamazsın ya kendi acına!
Ayak ucunla sigara izmaritin gibi öylece, ezersin işte o asil gururunu!
“Gitme” der,
“Kal” der,
“Gidersen yok olur, sende başka bir sen kalmaz artık." der.
Sen yine de gidersin onun yollarına.
Artık sen sadece ona göre herhangi bir ciğercinin önündeki,
Her daim, ciğer yiyen,
Ama sanki ömrü hayatında hiç ciğer yememiş gibi bakabilen,
O arsız, o yüzsüz…
O zavallı ve gurursuz kedicik oluverirsin.
Kendine bile direnemeden!
Olsun!
Bir tekme atsalar da gam yemezsin ki!
Senin o bakışlarını sadece ve sadece o görmüştür!
Başka herkese nedense hep toksundur!
Bir de ne yapsalar, ne etseler…
Hani ağızlarıyla kuş tutup, kuş sütüyle besleseler,
Daha gözlerimizden içeriye giremeyenler var!
Daha ne ki yüreğimize gireceklermiş!
Zorrr be!
Yüreğin mühürlüdür artık senin.
Hiçbir mevsim,
Hiçbir yere göçemeyen kafes kuşları gibisindir.
Her mevsim, nerede dikili olsa da,
Hiç solmayan çam ağaçları gibisindir.
Ne bileyim,..
Damga gibi…
Mühür gibi…
Ateşle ve korla kazınır ya yüreğine ve o tek’dir!
Bir seni tek ve sebepsiz geçtim hayatımdan.
Senin gözlerin bile duymadı.
Ama şiirlerin hep duydu ya!
Ölsem de artık gam değil!
İnkar etme suskun yüreğimin suskunluğa ikrar-ı!
Sevdin işte sen de beni,
Herkes gibi değil işte!
Tam da…
Sen gibi sevdin beni!
Cemre.Y.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Yenildim

…Yenildim…
Kendi dudak izlerinden
Öpüyor san hala hayatı...
Ölüme çoktan razısın!
Direniyormuş sun gibi yapma!
Ama yaşamaya mecbursun hala!
Onun... için...
Olabildiğince...
Ne kadar ol?
Nereye kadar kal?
Nerede, kimde, daha çok kal.
Ya da bu kadar da fazla kalma!
Şu kadar fikir sun...
Ama çok da konuşup aklını karma!
"Büyüdüm ben be anne!"
Hele ki harcadığın bütün bir ömre
"Yoktun!" dediyse...
Elbette yakacaksın bi cigara!
Bir yutkun...
Bir "Es" lik kadar olsun sus ona!
Sen onun...
O güzelim yosun gözlerine,
O güneş ışıltılı saçlarına,
Onun ilk çocukluğuna layık!
Onun o ilk ömrüne layık!
Çekirdeğinden olsun
Bir aile bari
Dilediyse hala ama bak hala!
Olamadın!
Az biraz savaşırsın.
Ya sürünmek artık umurun değildir de
Sırtına bastırmazsın hiç bir ayak izini!
Olabildiğincesindir yani.
Ya yoktur…
Ya da eksiktir hala bi şeyler…
Ya da var olman gerekir
Ama en önemline hala...
Bana...
Yaşamıyorsundur!
Ben ona...
Yaşamıyorumdur.
Biz, bize çoktandır
Yaşayamıyoruzdur yeterince zaten!
Ama unutma!
Dur ya bi sen, bi dur!
Bir...
Unut!
Ya da!
Yok ya hiç de unutma da...
"Annenin kaderi kızına!" yı oldurtma!
Boz o zincirin,
O son halkasındaki kaderi!
Evladı...
Bunca olayla ayrıca
Savaştırma!
Pes etmedin yenilmemek için.
Yenildin bırak da sevinsin!
Senden daha güçlü o!
Cemre.Y.

Artık Anlama

...Artık Anlama....
“Burnumun direğinin sızısı sın sevdiğim” dedim,
“Yüreğimin çırpınıp duran
Bir küçük serçe kanadım sın” dedim,
“Ben seni başka sevdim,
İlk’im gibi sevdim, sonum gibi sevdim” dedim,
”Sensiz uyumuyorum çoğu karanlık gecelerde” dedim,
“Şiirimsin” dedim,
“Ezberim'sin” dedim,
“Nefesim'sin” dedim.
Olmadı işte...
Anlamadın ama ben anladım.
Senin burnunun direği sızım sızlayıp,
Boğazında lokma niyetine yutkunduğun bir yumru olmadıkça,
Yüreğin bir kar fırtınasında yaz ülkelerine göçemeden
Bir gece ayazında kalmış bir
Küçücük serçe kanadı gibi donmadıkça,
Sevdin evet bir fırtınadan kaçarken
Bir alev ateşi bulmuş gibi sevdin ve sevildin de ama
O ateşin koru o sevdadır sanmadıkça
Bir gün canın gerçekten yandığında,
Yangının duman olduğunda artık,
Dizlerinin yaralarını sarmak için çırpınan
Bir kalbe gitmeyi göze almadıkça,
Geceler boyu ben niyetine sarıldığın yastık olmadıkça,
Yaz sıcağında bile an olup bensizlikten donmadıkça,
Düşlerinden düşüncelerinden çıkmadıkça,
Konuşamadığın her bir sözü
Yazıya dökmedikçe yani şiirin olmadıkça,
Kim ne konuşursa konuşsun
Aklının bir köşesinde hep
Aynı şarkının aynı nakaratı takılmış gibi fikrine,
Ezberin olmadıkça,
Zaman zaman ciğerlerin tökezleyip,
Veremli gibi, kuru, kesik öksürük nöbetlerine tutulup,
Benimle ama benden derin bir nefesten mahrum kalmadıkça.
Anlamayacaksın...
Artık anlama.
Cemre.Y.

Yeter Ki Isınsın Yüreklerimiz


...Yeter Ki Isınsın Yüreklerimiz...
Nasıl olmuşsa,
Hayatın bu zamansız amansızlıklarında,
Birbirimizden habersizken üstelik!
İkimiz de haylice yorulmuşuz sevgilim.
Birimiz karıncayken,
Tam da raylardan atlamak üzereyken,
Koca bir tren geçmiş üstümüzden!
Diğerimiz kim olduğunu bile bilmezken,
Hayal bulutlarının üstündeyken,
Tam da dünyanın farkına varmak üzereyken,
Fütursuz koca bir fırtına çıkmış aniden!
İkimiz de tam uçmak üzereyken,
Düşmüşüz yerin yedi kat zemherisine.
Issızlığımızın soğuğundan da yorulmuşuz sonra.
Elsiz, ayaksız yollara düşmüşüz yeniden.
Mecalsiz nefeslenirken rastlamışız birbirimize.
Sözsüzce okunmuş düşüncelerimiz.
Ben senin ellerin olsam,
Sen benim ayaklarım.
Söz!...
Yorulunca yer değiştiririz.
Sen benim ellerim olursun,
Ben senin ayakların.
Yeter ki ısınsın yüreklerimiz.
Cemre.Y.

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Ben Düşerken

...Ben Düşerken...
Ben birkaç kış ayazı cümlenden sonra
Silip atabilirim sandım seni, yüreğimin altın kafesinden.
Oysa sen şimdi,
Bir yaz akşamının gün batımında,
Bir kaç kadeh votka ve durmadan içtiğim sigaram kadar,
Gözlerimden akan
Bir kan damlası yaş kadar yakınsın sevdiceğim.
Oysa başladığın kadar kolay bitmeliydin...
Birkaç satır cümle, bir öpücük kadar kolay olmalıydı,
Bitişimize başlamak, senden gidebilmek,
Seni sonsuza dek bitirebilmek.
Senin ruhun kadar göçebe olmalıydı ruhum.
Bir çingene misali konup gidebilmeliydi yüreklerden.
Ah sen...
Bir daha sevmemeye ettiğim yeminlerimi,
Olmazlarımı yıktım seninle.
Sayende öğrendim olabiliyormuş...
Sensiz boğulurum sanmıştım,
Seninle de sensiz de nefes alabiliyormuşum.
Seninle nasıl yeni doğan bir bebek gibi atıyorsa kalbim,
Sensiz akciğer kanseri sanki yüreğim,
Tıkanıyorum ama atıyor işte.
Bitecek biliyorum bu sancılar
Bu yaralarda kabuklaşacak diğerleri gibi.
Ama hep "Bu sonum olsun,
Bu son yangınım olsun" demez mi insan.
Her şeyi yeniden, sıfırdan,
Hiç yoktan var etmek o kadar zor ki...
Hiç hazıra, hiç kolaya konmadım ben mesela...
Sen benim son gücümdün sevdiğim.
Hani zor olan daha güçlü kılar ya insanı,
Hani zirveye bir adım kalmışken,
Tam da ayağın kayarken bir dal kırıntısı bulursun,
Tutunursun ona son bir gayret sımsıkı,
O seni taşıyacak, o seni doruğa ulaştıracak.
O sana hayatı sunacak...
Ve sen onun verdiği hayatla zirveye adımını attığında
Yatacaksın sırt üstü gözlerin bulutlarda
"Başardım" diyeceksin,
"Senin sevdan çok geliyor bir yüreğe,
Kendilerini senden çoğu olabilir'e inandırıp, gidiyorlar",
"Sana hayatı anlık yaşamayı öğretemedik" diyenlere inat,
Son bir hayat gayreti ona sarılacaksın sımsıkı.
Ve o tek umut kırıntısı hiç yoktan "çıt" diye kırılıverecek
Hiç yoktan
Senin onu büyüttüğün kadar gözünde ve yüreğinde
Büyük sanacak kendini...
"Ben" diyecek,
"Senin hayata tutunduğun dal olmak istemiyorum" diyecek,
Kendini o uçurum kenarındaki zirvenin son noktası değil!
Kendini tek kalmaktan kurtaran ellerimde değil,
Bir meyve bahçesindeki herkesin bir el attığı,
Herkesin el salladığı bir dal sanacak,
"Çıt" diye gidiverecek avuçlarından.
Oysa bilmiyor...
Ben uçurumlardan derin kör kuyulara düşsem bile
Yara bere içinde, kan revan,
Kırıklar, acılar içinde de olsam bile
Silkelenir ve yeniden başlarım yolculuğa...
Sakın sanma sen kadar severim birini daha yeniden
Sevmeden seviyor insanlar bir öğrenebilirsem
Ya sen olursun oradaki
Ya da bu sefer ellerimin değerini bilen...
Cemre.Y.

Cancağızım


…Cancağızıma Son Mektup…
Ben ömründe yokken beridir, beni...
Artık merak etme cancağızım!
Sahte yalan, gizemli gizemli yüzlerine,
Yeni yeni pencereler açıp durma!
Artık bakma bana.
Nihayetinde...
Sevgili'm değilsin.
Soraydın ahvalimi, hala ilk gün ki gibi yalansız söylerdim!
Hala seninle seninle ilk tanıştığımız zamanlardaki kadar,
Yangın yeri olamasa da yüreğim,
Birkaç mezarım daha oldu senden sonra!
Ama bize ihanet etmedim asla,
Senin bana ettiğin kadar.
Günahlarının yüzüne el pençe divan
Maskeli maskeli gergefler işlemekteyken sen,
Kimi zaman nasıl da,
Bana, yüzüme, gözüme, gülüşüme...
Sana olan dair'li kız gardaş'lı
Katıksız, karşılıksız sevgime nasıl bakabildin?
Nasıl bakabildin onca zamanlar boyunca!
Onca tükenişli zamanlarımızda yüreğime,
Hala merak etmekteyim?
Hiç yoktan teyze kızının bir öfke nöbetinde,
Bir gün Cemre'de sana yetemeyecek,
O da bitecek,
Bakalım!
O gün yanında kimin kalacak!"deyişi geliverdi aklıma!
Sen...
Beni...
Sahiden mi?
Kullandın mı be cancağızım!
İstemedin mi aslında hiç mi hiç mutlu olmamı!
Hani es kaza denk geliyorum sansam sevdaya!
Hani es kaza denk geliyorum sansam şansıma, işime!
Hevesin mi kaldı,
Aklın mı, yüreğin mi kaldı ki,
Sen..
Olası sevdamın hevesine dahi,.
İşimin mevkisine ve de saatlerine bile,
Hep bir içerlerdin!
Biliyordun oysa!
Rahmetli anacım,
Kazandım diye o sene, üniversiteye yollamadıydı beni,
"Sülalede, kız çocuklarının liseyi okuması mucize!" diye...
Hele ki ertesi gün Londra'ya uçacak geleceğime,
Soyu kırılası kara çarşaflı bir akraba,
Nasıl akrep olmuştu biliyordun!
Gavur ülkeye gidip
Bir gavurla evlenmediydim evet'de
Ömrüm Allah'a isyanla geçti.
Ki daha niceleri!
Şöyle bir geçmişime döndüm de, kendime...
Senle tanıştığımız andan itibaren'e be cancazım,
İlk defa tam bir Sadri Alışık selamı çaktım sana be!
Cancağızım...
Sana selam olsun...
Kaç yılım, ömrünün acı ve çıkmazlarına heder olmuş!
Sahi...
Hala sevmiyor musun
Emin önünde sahile karşı,
Balık ekmek yemeyi!
Hala ısrar ediyor mu sana birileri,
Olur ya paran yoktur diye, utanıyorsundur diye,
Cebinden cebinden, borca batıyor mudur,
Sahi sana, sen hiç fark ettirmeden daha nelere!
Feda ediyor mudur sana,
Daha nice yaşayabileceklerini?
Olsun be!
Teyzenin kızına selam söyle.
Cemre "Ardında gözü kalacak hiçbir şeyini feda etmemiş bana de!"
Hatta!
"Yıllardır, yalnızlıklarımızı bir araya toparlayıp,
Kah gülüp ve de kah ağladığımız,
Bütün anları, bütün anıları bana yazmış" de.
Uzatma.
Bu bir tam veda, varlığım, olamayacaklığına!
Artık hiçbir yalanından pişman olma.
Artık...
Dün akşam ciğer yedim bolca...
Ve de en meşhurundan.
Ben...
Senin...
Ciğerinin özünü gördüm!
O kadar yakındım sana da
Sen sezmedin!
Şimdi artık sen otur ağla!
Ama unutma!
Bizi, birkaç ciğer sandığına feda eden...
Sen...
Dilersen...
Veririm adresini.
İhanet, sayılmıyor nasılsa!
Ama artık bık...
Yorul...
Tam olsaydın ki
Zaten çeyreğe düşmezdik!
Çek...
Nazarını ömrümden.
Ha sahi!
Var ise sevdiceğin,
Gününüz, kutlu olsun...
Cemre.Y.

Hepsi Sustular

...Hepsi Sustular...
Yorgan,
Usulca fısıldadı geceye,
Yastık,
Şiir renkli saçlarını serdi heceye.
Sen duymadın,
Kulaklarında utangaçtılar,
Aşk'a hasret cümleleri duymadılar.
Hepsi birden sustular.
Cemre.Y.

2 Mayıs 2017 Salı

Kanını Bana Sensiz Dondurduğunda

...Kanını Bana Sensiz Dondurduğunda...
Hep "Derin acılar dilsizdir." denir ya!
Ya derin acıların ansızındaki derin cennetler!
Var mıdır dili?
Herhangi bir dilde, bir tercümesi var mıdır?
Hikayesini geçtim,
Ya cümlesi?
Ya kelimesi?
Ya hecesi?
Ne bileyim...
Var mıdır?
Seni tarif edebilecek bir tek harf'i?
Anlamsızlıklarına,
Kendilerince anlamsızlıklar daha yüklenmeden,
Var mıdır mesela bir kestirme görseli?
Sendeki cennetin tanımı yoktu!
Oysa ne çok…
Belki de sadece bana çok gelen,
Sonsuz cehennemler yaşadım.
En "Bundan sonra ben varım!"diyenimin bile
Daha yüreğimin kapısından çoktan geçip gittiği.
Yolumda yürüyor sandıklarımın,
Sonradan yokluklarını fark ettiğim.
Daha alevlerimin alazında yanıp yittiği,
Ne çok cehennemlerim varmış meğer kendime bile!
Şimdi ben nasıl gülsem,
Nasıl ağlasam,
Nasıl saatlerce kendi kendime konuşsam,
Ya da kendi omuz başlarıma sarınıp
Kendime bile, nasıl günlerce sussam...
Öpsem omuz başlarımı,
Yine en kederinden.
Yine en mutluluğundan.
Yine en ilk kaybedişinden.
Avutsam bendeki o beni
Yeter miyim ki yine kendime.
Şimdi sen pür dikkat
Okuduğum kitabımın sayfalarından,
Hüzzam makamı, kanun taksimi ile
Duyularıma, duygularıma
Saldırdığını bile bilmiyorsun oysa!
Güya her şeye ve hiçbir şeye hazırlıklıydım çoktan.
İkimize yeni bir şiir edecek
Tek bir harfim bile yok elimde ne yazık!
Yazık ki!
O kadar da çookk...
Mutluyum yani.
Şimdi sen, normal şartlarımda
Seni satır satır şiir edecek,
Belki en hüzünlü,
Belki en mutlu şarkının nağmelerindesin.
Ruhunda neler geçiyor, neler göçüyor?
Ben... bilemem ki!
Benim ruhumdan çoktan...
Geçip gitmiş, göçüp bitmiş o acımasız anlar.
Çoktan affedilmiş anılar.
Sende hala afsızlar!
Belki de sadece sana özel
O şairliğimi sınamak istedin.
Loş bir masada öylece oturup kitabımı okurken,
Tek bir tınıyla,
Tek bir bakışla şiir edebilir miydin?
Bil-e-bil-mek istedin!
Oysa bu hikayede asıl şair sendin.
Hep "Derin acılar dilsizdir." denir ya
Acılarının ansızındaki derin cennetin bendim!
Ben...
Sana...
Henüz kanayan yaralarımla geldim.
Yani sevgilim,
Sustuğun bütün şiirlerin
Kanını bana sensiz dondurduğunda
Hepsi bundan sonra ben'im!
Cemre.Y.

Seve Seve Sev Diye

…Seve Seve Sev Diye…
Sana sevda sokağının çıkmazında rastladım,
Geri dönüp gitmek vardı ya
Ben kalbinin yamacında küçük bir oda kiraladım.
Seve seve sev diye.
Cemre.Y.

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Hadi Gel!


…Hadi Gel!...
Eskiden kafamın atıp,
"Gidelim buralardan!"dediğim,
Bütün o yorgunluklarıma dahi,
Emekli zamanlarıma sakladığım,
Hayalden bi sahil kasabam vardı.
Geçen yıllar içinde,
Nelerim olamadıysa,
Artık tamamlayamıyorum o resmin hayalini dahi.
Şimdilerdeyse sık sık..
Ben, hep,
Hiç olamayasıca bir anda
O sahile vurmuş cesedim sanki.
Hadi gel!
Yine...
O sahile vurmuş cesedim sanki.
Hadi gel!
Yine...
Sessiz ve sakince...
Ölelim mi?
Doğalım mı yine he!
İnadımıza hayata!
Doğalım mı bir kerecik, bir daha!
Cemre.Y.

Tuzluksa Bana Ne!

...Tuzluksa Bana Ne!...
Bugünlerde çığlık figan
Çocuksu heyecanlarımla
"İlle de olacak!" dediğimi,
Bir türlü punduna getirip,
Olduramasamda...
Aslında epeydir...
Lal suskunluğunda,
Kati kararlar damıtıyordum
Beynimin imbiğinde.
Sorun şuydu ki,
Yerine kondurabileceğim
Yoktu başka hiçbir şey!
Onun,
Yerine...
Yoktu işte,
Başkaca...
Hiçbir şey!
Bugün,
Hiç ummayacağım bir dost elinden,
Hiç ummayacağım,
Bir hediye aldım durduk yere!
Pembe...
Hayallerim kadar pespembe...
Tam da...
"Bütün hayallerimin,
Hepsi birden,
Öylece...
Kırıldı..." derken hem de!
Bir görseniz!
Başı, apayrı gülümsüyor,
Vücudu, sanki kahkaha atıyor!
Çocuk kalbim,
Ne sevindi bir bilseniz!
Sanki, mahallenin bütün çocuklarının,
Rengarenk misketlerini,
Yine ben ütmüşüm de...
Annemin,
Boş reçel kavanozuna saklamışım da...
Komşular...
Onların şişko çocuklarını...
Şu cılız halimle döve döve!
O misketleri aldığıma iftira atıp,
Annem...
Misketlerimin hepsini birden,
Sokağa saçmamış gibi halimdeyim!
Yalansızlığıma daha hiç...
Güvenimin kırılmadığı yerdeyim.
Gerçi siz...
Ona da...
Altı...
Üstü...
İçinde tuz bile olmayan bir tuzluk dersiniz!
Oysa ben...
Son sigaramı içtikten sonra yatarken,
Sigara paketimin üstüne koyacağım onu!
Sabah uyanınca,
Uyanırsam yine eğer!
Sigaramdan önce,
Bu sefer en ilk,
O bana gülümseyecek!
O, her yerinden akan,
Pembe, pespembe düşleriyle!
Ki ben eğer artık...
Ona da kıyarsam!
Güneşe asın beni tütün niyetine!
Yoksa...
Kıyamazsam gülen güvenine!
Valla ki tuz değil misket dolduracağım içine!
Tuzluksa bana ne!
Cemre.Y.

Kendine İyi Bakmamış Yine

...Kendine İyi Bakmamış Yine...
Sonra...
Hiç ummadığın bir anda,
Onu görürsün.
Oradadır işte!
Şimdiye kadar,
Hiç denk gelmediğiniz,
O yerdedir!
İki-üç adımlık.
Az daha ötende!
Önce, öylece baka kalırsın.
Sonra...
Onun yanına,
Hiç uğramadan,
Oradan ayrılmış olsan bile!
O hisseder senin,
Orada var olmuşluğunu da,
Kendine yine gücenir...diye,
Sessiz bir koca avazlık,
Boğazının ilmeğinde kalan!
O son hıçkırığını da yutkunursun ya!
Yüzüne de...
Kocaman bir normallik,
Gülüşüne de...
Hala umutlu gül gamzeni takınıp,
Önceden kendine ihbarlı,
Onunla...
Öylece...
Karşılaşırsın.
An da inanamaz varlığına!
Sonra birden,
Sanki fırtınalar sonrası gibi,
Baharlı güneşler doğar gözlerinde.
Yüzü...
Gülümsemeyi çoktan unutmuştur ya!
Dışındaki adamlığını/kadınlığını...
Çoktan ev hali gibi soyunmuş,
Geriye küçücük,
Çaresiz bir minnak çocuk kalmıştır ya!
En hayal ettiği armağanı,
Durduk yere!
Ona hediye edilmiş gibi...
Küçümen bir veled sevinciyle...
Olduğu gibi karşılar ya seni!
Ama...
Sen...
Sarılsan...
Kırılacak!
Sanki;
Senden başka hiçbir aşka rast gelmemiş de,
Kemikleri kaburgasına yapışmış.
Dokunsan...
Dağılacak!
Sanki;
Güneş de fazlaca kalmış atlas kumaşı da,
Kurumuş kelebek kanadı gibi olmuş her yanı.
Bir kere daha sev-i-ver-sen...
Bildiğin uğruna ölecek!
Ama...
Sen...
O an...
Öylece...
Ondan...
Vazgeçersin.
Çünkü yine...
Biz'e...
Razı tam olmayacak hiç kimsesi!
O, giderken...
Gittikten hemen sonrası...
O, görmeden bakarsın ona...
Gözleri desen...
Feri çoktan kaçmış!
Yıldız, yakamoz desen,
O bile kalmamış!
Rengini bile seçemiyorsun?
Halbuki daha az önce...
Onunla son kere...
Vedalaşırken yine söylemiştin!
"Kendine iyi davran lütfen!"
Oysa...
Senin...
Anından sonrası,
Hiç!
İyi bakmamış yani kendine,
Yine dinlememiş yani seni.
Ne fark eder Adam/çocuk...
Her kimimsen!
Sen'sin seeen!
Cemre.Y.

Yasak Elma…Ben!


…Yasak Elma…Ben!...
Hiç unutmuyorum,
Henüz savrulup atılmamıştık
Şu yalanlar dolu
Yılanları akarsu Dünya'ya...
Tanrımız bile...
Bütün yalan tanrıları alaşağı etmiş,
En son Adem babama,
En son Havva anama güvenmişti.
Şeytan yok mu o şeytan!
Hepinize hala,
Tercümesi bile yetemeyen,
O, Kur-an'ı bile,
Yanlış yorum etmenize celb etti.
Zira...
Kur-an bile...
Kesin demiyor iken,
Havva anamın
Adem babamı,
Cazibeli yalanlarıyla,
Bir elmaya,
O...
Rus...
Bu....
Luğunu...
Siz...
"O'dur!" dediniz
Sizi doğurana!
Kandırdı işte bütün...
Alem'i cümlemizi...
Ondan sonrası,
Her kim ki!
Havva olup size...
Bil cümle küstüyse.
O yasak elma'yı
Havva anamız yedi de...
Adem babamıza,
Taddırdı öyle mi?
Eril bir adama hele...
Zor'u aşk-ı meşk ile...
Şimdi olsa...
Yemeyin beni bile der idim.
Ben hatırlıyorum oysa!
Havva ana'm
Kör olasıca kaderine
Lanet ede ede...
Hep sadıktı kendine de..
Adem baba'ydı
Başka bütün lezzetleri,
Taa en ilk hiyeroglif yazıtlarda
Kıçı başı ayrı hayal yazan.
Hani tam da...
Güvenle...
Geceme...
Yedi Ayetel-Kürsi'mi okur iken...
Şimdi durduk yere
Hiç olmayacak zamanımda
Zecharia Sitchin'in yazdığı
12.Gezegen'i geliyo aklıma!
Sonra durduk yere!
Patric Süskind'in,
Koku'su...
Sonra yürürken bile okuduğum
O bütün kitaplar...
Sahi hep hayalimdi bulmak onları,
Neresinde kaldıydı
O, Maya'lar...
Bütün o yemyeşilim umutlu İnka'lar...
Burnumun direğinde
En başımızdan yanlış yalan bir
Alın yazısı!
Sanki...
Rabbim çok üzülmüş de
En sevdiceğine...
Güvenmiş birine...
O da bi şizofrenmiş!
Yazmış kaderimizi...
Çal/a...
Kar/a...
Kalem.
Hani ölelim desek...
Ölemeyiz!
Nasıl hesap verecek,
O, eşrefsiz!
O, beyinsiz emire itaatsiz melek...
Bütün dünyayı
Bir çok..
Şerefsize boyadığına!
Ben…
Hepinizi kalubeladan hatırlıyorum
Siz bilemezsiniz şimdi.
Merhaba!
Cemre Nurten YILDIRIM
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...