19 Mayıs 2017 Cuma

Çok Sevmiyor Muşuz Gibi Yapalım

…Çok Sevmiyor Muşuz Gibi Yapalım…
İnsan olan diyorum...
En dostunu bile, sabırla dinleyebilene kadar değil be canım,
İnsan olan, onun dillendiremediklerini bile,
En yüreğinden, en ciğerinden hissedebildiği kadar,
Derindir!
Derinsin...
Ötesine sustuğun bütün o,
Yürek yangınlarını,
Bütün o bensiz acılarını,
Herkese...
Hani o çok sevdiğin babana bile...
Yutkunduklarını bile,
Hissediyorum bazen...
Görüyorum bunu, çok korkuyorsun hayattan.
Çaktırma ama bende çok korkuyordum, hep de korktum.
Ama sen hiç korkma!
Benden sana tek zarar gelmez!
Ki çok sevdiysem seni,
Olsa olsa senin zararın olur bana.
Şimdi...
Hemen...
Geçmişine de, gelemeyişine de…
Hiç gelmeyecek olana da,
İstersen bir küfür at ama!
Önce...
Bir...
Gülümse ha!
Hayatına...
İnadına!
Gözlerinden yüreğine...
Derinim de hayli sana...
Ama söylemeyelim sakın birbirimize!
Rahmetli anam hep...
"Çok muhabbet…
Tez ayrılık getirir evladım!" derdi.
Bu sefer ona uyalım ki eminim,
Sana da hep öyle demiştir anacığın...
Çok sevmiyomuşuz gibi yapalım biz bu sefer,
Hiç değilse…
Deneyelim mi bir ha cancağızım!"
Cemre.Y.

18 Mayıs 2017 Perşembe

Huzurlu Bir Huzur Evi

…Huzurlu Bir Huzur Evi…
Kapımın içinde benden başka
Yok ki hiç kimsem.
Tası attırılınca tepesinin...
Beni yine yüreğinden atıp
Cami avlusuna ko'sun!
Aynaya her baktığımda,
Gördüğüm görebileceğim bütün...
Kalabalık bu.
Bazen gülümserim gözlerime.
Gün sanki bugün.
Bana, benden başka bir insana,
Yine, yeniden doğabilirmişim gibi!
İçi sevinir artık hiç utanmadan
Kız bebek doğmuşluğumun.
Sonra kırılır aynalarımın her biri,
Hiçbir zerreye dağılmadan,
İçimden yıkılır bütün şehirlerim...
Ben her gün nasıl ki!
Gülen güneşle umutlar kırparsam...
Her gece toplarım bütün kırıntılarımı.
Hiç usanmadan.
Ama şimdi çok yorgunum be can.
Ellerimin titrek aceleciliğini geçtim.
Ama şimdi yüreğim güven sızısı...
Kanıyor bak hala!
Kapımın içinde epeydir
Yok ki benden başka hiç kimsem!
Sahi hangimiz atsın beni dışına?
Beni...
Huzurlu bir huzur evine bırakın evladım.
Bütün kapıları rengarenk olsun aman ha!
Cemre.Y.

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Topraktan Maviye

…Topraktan Maviye…
Aylar öncesiydi,
Aydemir abim,
"Cemre biz, Topraktan Maviye Şiir Kardeşliği olarak
Bir karar verdik!
Yürek kelamlarını sessiz haykırışlarla
Etrafa savurmuş insanları,
Bir araya toplayacak,
Onların bu güzel evlatlarına,
Birer belgeli kimlik kazandıracağız,
Yakın bir gelecekte
Zaten var olan iki bebeğin doğacak,
Doğsun ister misin?
Yalnız birinin adını,
Ben koyacağım ona göre?" demişti.
Telefonun diğer ucundan
Hep cayır cayır konuşan ben,
Susmuştum bir an.
Şaşırmıştım, bocalamıştım,
Kendimi henüz hazır hissetmemiştim ve belki de,
Sevdiği kadının hani o,
İlk hamilelik haberini, o an duyan bir baba gibi de
Korkmuştum.
Yüreklendirdi beni abim,
""Ürkme hemen!
Tek sen olmayacaksın, evlat sahibi olan,
Bende olacağım içlerinde ve birçok şair.
Zaten sen sadece -He!- diyeceksin,
Ve zamanı geldiğinde,
Onu ellerinin arasına alacaksın,
Seveceksin...
Sevineceksin...
Gerisi bizde ve "Hayır"ı asla kabul etmem!""
Abim yanımdaysa daha ne denirdi ki
"Peki!" dışında.
Aylar geçerken,
O bütün gönüllü insanların her birini,
Birer anıya saplanmış şiirlerden oluşan
O evlatları bir araya toparlamalarını,
İlk sayfada kim olursaydı
Birbirlerine küsüşmeyecek şımarıklar olmamasını,
Sıralamalarını, basından yayına bütün aşamalarını,
Yayınlandıktan sonra en çok da
Doğu illerinin kütüphanelerinde okumalara,
Yerlerinin ayrıldığını, hepsini izledim.
Uzaktan.
Tıpkı kadını hamile kalmış bir baba merakıyla!
Ne de olsa doğuracak ben değildim fütursuzluğuyla!
Ama yalan yok!
Hep merak ettim,
O yürekten sızıp, her biri,
Birer anıya savrulmuş onca şiir yavrusu,
Nasıl olup da,
Her biri anasını, babasını,
Hiç mi hiç şaşırmadan gerçek sahibini bulacak!
Zaman geçti...
Bayramlar geçti...
Tam hiç kimselere soramadan umudu kesecekken!
Günün, işin, ortalık hastalığımın
Meşgalesindeyken ben...
Adımı duydum aniden!
"Ama ben kimseden, hiçbir şey beklemiyorum ki,
Bir yanlış olmasın."derken tutuşturdular onu elime!
Önce, sanki ona bakınca hala algılayamışım gibi
İçimi sürpriz bir hediye paketi heyecanı sarıverdi,
Sonra zaten başından beridir
Hep beklediğim aklıma gelip,
Sevinçlendim.
Ondan bahsettiğim herkes,
Sanki yalan söylüyor muşum gibi,
Olacağa inanmıyormuşcasınaydı zaten,
Benden daha oburcasına,
Pür heyecan sıyırıverdik onu kalıbından.
Ne çok kimliksiz evlat varmış meğer!
Bana kalmadan adımın olduğu sayfalar
Benden önce bulundu,
Okundu, sevildi, tebrikler edildi.
Benim hala yüzümde, birer şaşkın gülümseme!
Sevinsem mi?
Yoksa kendimle gurur mu duysam?
Yoksa ağlasam mı ha!
Şöyle epeyce dökülemeyen yaşlarım kadar!
Bütün insanlar bir köşeye çekilince,
Aldım onu elime...
Yürürken bile okuduğum bütün kitaplardan farklıydı işte!
Yüzü içime dokunuyordu bir kere!
Açtım kundaklarını, ikizdiler sanki, bir kız, bir oğlan!
Sevdim...okşadım harflerini...
Ne de olsa bunca vakit hem yetim, hem de öksüzler!
Sevindim epeyce, gururlandım.
Her harfi sanki koltuklarıma sığmayacak gibi
Birer Diyarbakır karpuzu gururu!
İçimden demiştim oysa...
"Rahmetli ana'm bunlara bir dokunsaydı!"yı.
Epeyce bir zaman ağladım.
Sonra bütün bunlara olanak sağlayan
Abimi aramak istedim,
Çokça da ona ağlarım da
Onu da ayrı bir üzerim diye arayamadım.
Başındaki keder yeterdi zaten!
Ya anlayamazdıysa,
Yaşlı seslerimin öylece sevinçten olduğunu!
Sonra kızımla konuştum,
Yalan yok!
Yüreklendirdi beni,
Ona yazdıklarımın bile,
Birkaçı hariç!
Hiç okumadığı onca şiirime!
Artık bir kitabımla kimlik kazandırayım diye...
Ama hissedersin ya hani!
Usulden gibi...
Zira o da,
Kendi hayatının,
Yoğunlukları ve türlü yorgunluklarındaydı!
İlk ona hediye ederim bu evladı diyordum oysa!
Yooo!
Kırgınlık değil bu!
Hayat gailesinin öncelikleri diyelim.
Ana'm dan sonraki
İlk anaç bakışa,
O en ilk...
İkizlerimi hediye ettim.
Ruhum...
Huzur...
Ben zaten bu iki şiir'ime
Hiç kadın olamadım dı...
Varsınlar anaları doğamayan,
Babalığa da hükmü yetmeyen
Şiir'lerimin artık...
TOPRAKTAN MAVİYE ŞİİR KARDEŞLİĞİ KADAR!
Birer evleri olsun du.
OL-DU!
Teşekkür'ün yetemeyeceği anlar vardır,
Hele şükür'ün!
Hiç ummadığın şeylere destek olanlara
Topraktan maviye kadar şiir kardeşliği kadar
Derin...
"Ne dedik biz hep...
Kelimelerimiz şiir olalı beri...
Ne dedik sağır kulaklara he!
"Bir tutam mavi yeterdi bize!
Onu da fırtına kuşlarının elinden
Bir simide razı martılar çaldı" demedik mi?
Duymuşlar işte sesimizi...
"Topraktan Maviye Şiir Kardeşliği"
Toparlamışlar işte bir araya hepimizi.
Biz...
Bir tutam güneşli maviye razı
Bütün fırtınaların kuşlarını...
Teşekkür'ün "Şükür!" anı vardır,
Bilir misin!"
"Amin" gibi tek kelimeliktir yani.
Cemre.Y.
Yani...
Cemre Yıldırım

İşte Ben Seni Hep Öyle Sevdim

…İşte Ben Seni Hep Öyle Sevdim…
Çok yorgunum efendim.
Bakma...
"Sana dair!"li,
Hala çeyrek umutlu
Bir tam öpüşlü nefesimi sakladığıma.
Umudumu, unuttuğum anda geldin.
Daha dağınık ortalığım,
Yanım, yörem, saçım, başım,
Gülüşüm bile yarım yamalak.
Oysa şimdi,
Ne çok sevinmeliydim değil mi?
Kusura bakma sevdiceğim,
Geleceğini hiç bilemedim.
Her tarafım, yürek kırığı.
İşte ben seni hep öyle sevdim.
Cemre.Y.

16 Mayıs 2017 Salı

Kral Hariç Herkes Çıplak Mağazalarda Yine İndirim Var

…Kral Hariç Herkes Çıplak Mağazalarda Yine İndirim Var…
Reklamlarda Madam bilmem ne kim!
Falan, fişman, feşmakanlar dahil
Yüzde elli artı, yüzde elli indirim yapıyorsa!
Bu yazımı bir okuyun bence.
Hepsi, her şey…
Subliminal Mesajlar arkadaşlar!
Zira benim sağ gözümde sekiz aylıkken geçirdiğim ağır kızamıklı,
Yüksek ateşten bir tembellik var,
Doktora götürmemişler de bilememişler
Yedi yaşıma değin çalışan gözümü,
Günde en az bir saat uyumadan kapatmaları gerektiğini.
Yıllar sonra da, sıra ehliyete gelince,
Karasız kalınıp, heyetlere yollanılıp,
"Ne diyelim buna ki biz, diğerinden sağlam olan
Ama beyni inatla, gör demeyen şu sağ göze,
Bari ona biz kör diyelim biz ona madem,
Tek gözü kör ehliyeti verelim bari ona,
Madem teşhisi ispat edecek literatürümüz yoksa!"dediler ya!
Yeni ehliyetimde sağlık raporu için gideceğim o doktorcazımı,
Yormayacağım ben.
İlk defa gideceğim o aile doktoruma,
Orada olmazsa özel hastane doktoruna,
"Tek gözü kör yazın.
Monoküler olucak baakk"diyeceğim!
Ne diye uğraşayım yeniden onca heyetler boyunca!
G/öz de tembellik var ya…
Öyle iki D, üç D, dört D…
Artık kaç tane D vardıysa,
Hiçbirine odaklanamıyor benim beynim.
Üstelik benim beynim,
Bütün subliminal mesajları,
Çırılçıplak görüyor.
Ve krallar hariç herkes çıplak!
Uyanın!
Yüzde elli artı, yüzde elli indirimli bütün reklamlar aldatmaca.
Toplamda size sezon sonu bedavaya verebileceklerinin,
Ancak ve ancak onların hesabına göre yüzde yetmiş beş!
Bindirimli indirimli etiketlerden alışveriş yapacaksınız.
Benim maliyet hesaplarıma göre değişiyor ama o olay!
Tekil hesaplayalım, çünkü bencil bu olay!
Zira sen en önemlilerini asıp koşacaksın o AVM'ye ya!
Zira senin gözlerinin her ikisi tam net görüyor ya!
Zira senin beyninin sağ ve sol lobu aynı anda çok da zeki ya!
Zira senin para ve zaman değerin çok da mühim ya!
O halde senin cephenden bir bakış atalım.
O ünlü mağazaya alelacele daldın,
Şirketteki ağır hanfendi kimliğin kapının kolunda kalmış ki
Mahalle karıları gibi o en beğendiğin gömleğin kolunu
Yırtarcasına çekiştirmektesin tam karşındaki sekreter hanımla!
Eh zamanın para değeri olduğu kadar…
İndirimin de zaman değeri var.
Kasiyerlerin sıralı listelerinde…
Saatlerce sıra bekleyeceksin,
Beklerken, sınıf farkı gözetmeksin,
Bekleyenlerle beraber öf pof edeceksin…
Hatta esnasında aldığın kıyafetleri bile
Yakıştırıp, yakıştırmadığını bile konuşmuşken,
Tam da dost olunur derken,
Sınıf, sıra farkı gözetmeksin.
Hiç yoktan sıra ya ona, ya da sana gelir.
Ömründen kaçan kalitesiz onca an varken,
Belki de en kaliteli anında zaman dolar.
Sonra kasiyer kuyruğunda iki parça bir şey aldın diye beklerken,
Ellerin kolların dolu kocaman bir "Kol!"var!
Böyle anlarımda aklıma hep o ünlü türkü gelir,
"Alçaklara kar yağıyor, üşümedin mi,
Sen bu işin sonunu, düşünmedin mi?"
Kral hariç herkes çıplak
Ve bu ülkenin kralı…
O ülkede olduğu gibi çıplak her kim ise,
Avaz avaz korkusuzca "...Çıplak!" diyebilecek kadar,
Gözü kara ve cesur bir çocuk değil hiçbir insan evladı!
Var mıymış şimdi.
İn…di…rim!
Peki madem kredi kartlarınıza, yine bir gömelim.
Kral hariç herkes çıplak, mağazalarda yine indirim var!
Cemre.Y.

Keşke

...Keşke...
Keşke hiç sevmeseydin sen şimdi beni!
Yıllar yılı düşlerimde yaşattığım özlemim kalsaydın.
Yine hasretim olsaydın burnumun direğini sızlatan.
Kavursaydı yokluğundaki isyanım, ciğerimin ta en içini.
Rüyalarını görseydim saçlarımı dizlerinde okşayışlarının.
Yüreğimi her yaktıklarında sana koşsaydım hayalimde.
Beni her terk ettiklerinde, terklerimdeki son durağım olsaydın.
Sarılsaydın sımsıkı, sarsaydın bedenini bedenime!
Keşke pişmanlıkların olmasaydı benli yanlışlarına dair.
Kızsaydım, kırılsaydım, öfkelenseydim, kinlenseydim.
Sonra yine çengel bulmacalarımın ucu tek sana çıksaydı.
Sevdalansaydım, aşık olsaydım,
Şefkatlenseydim, sevseydim yine.
Keşke hiç sevmeseydin sen şimdi beni!
Sen yokluğunda sonsuzdun,
Güneş kadar sıcak,
Ay kadar mesafeli,
Yakamozlardaki gördüğüm her aşkın sendin son çengeli.
Hayatım boyunca kayarken
Yakalayabildiğim tek yıldızın sendin son dileği!
Keşke...
Keşke...
Şimdi sevmeseydin sen beni.
Ya da sevmişken,
Hiç değilse yeterince, sevemediğin kadar kalsaydın.
Keşke...
Bizi cennete tercih etmeseydin be annem!
Cemre.Y.

Huzur Sokağı

...Huzur Sokağı...
Kalabalığın ortasında...
Tam da bir yol ayrımında.
Terk etmiş ve terk edilmiştik.
Tam da yeni bir hayat ayrımında...
Kimsesizdik ve artık yön duygumuzu ...
Kaybetmiş olmaktan memnunduk...
Varsındı, olmasındı artık,
Hiç kimsenin, hiçbir şeyi,
Hiç kimsede birbirine….
Biliyorduk artık!
Her yol bulabilirsek eğer kendimizi,
Sonunda yeni bir bize çıkardı...
Uzun, zor, meşakkatli açık bir yol
Ya da çıkmaz bir sokak…
Ne fark ederdi ki…
Her yol bulabilirsek kendimizi,
Bir tek su yansımasında
Yeni bir bize çıkardı derken...
Herhangi bir ayna yansımasında ki
En azından kendime razıyken,
Sen çıktın karşıma.
Herhangi bir su damlasından
Kar tanesindeki yansımana razıyken,
Ben çıktım karşına.
Ben…
Yorgun ve gururlu,
Sevda sokağını sordum sana…
Sen...
Yorgun ve kibirli,
Huzur sokağını sordun bana…
Diyemedim sevdaya çıkan yol
Her neredeyse her şey orada...
Öylece yolumuza devam ettik
Sanki hiç karşılaşmamışız gibi.
Cemre.Y.

Hepimiz Aynı Mezardayız Sevgilim

...Hepimiz Aynı Mezardayız Sevgilim...
Ellerimi tuttuğunda,
Hatta sokaklarda benle el ele dolaştığında,
Yağmur yağarken
Aynı şemsiye altında
Belime sarıldığında,
Ansızın dönüp dönüp çocuksu bir sevinçle,
Benim gözlerimin içine baktığında,
Bana sımsıkı sarıldığında,
Saçlarımı uzun uzun kokladığında,
Beni tutkuyla öptüğünde,
Benimle çılgınlar gibi seviştiğinde,
Uykunda bile benim adımı söyleyip,
Omuzlarımı öptüğünde,
Bunun aşk olduğunu sanmak gibi
Kendime bile küs kalacak büyük bir hata yaptım.
Aramızda yaşayan bir ölü varmış
Hissedemedim de sen…
İçinde yok edemediğin biri varken
Bütün bunları hangi ruhunla yaptın?
Şimdi beni de gömüyorsun ya
Geçmişinin aynı mezarına
Biliyorsun değil mi?
Artık hiçbir şey…
Eskisi gibi olmayacak!
Geçmişindeki o kızıl mezarı,
Her ziyaret ettiğinde…
Toprağına her gözyaşı taneni akıttığında
Başucuna anılarını astığında mezar taşının
Önce bana dokunacak yaş tanelerin
Önce bana dokunacak ellerin
Önce bana dokunacak şiirlerin
Zira hayatının en büyük hatasını yaptın
Hepimiz aynı mezardayız sevgilim!
Cemre.Y.

15 Mayıs 2017 Pazartesi

İşte O An

…İşte O An…
“Hayvan sever misin sen!
Beni de sevsenee!” demişti
Onunla gecenin yarıya yakın zamanında
Ona çoktan tanıdık bir masanın,
Çoktan tanıdık garsonlarına
İkişer bira söyleyip nihayet biz bize kaldığımızda,
Önce uzun uzun gözlerimiz konuşmuş,
Ardından da ilk cümlesi bu olmuştu.
Öylece “Sobe!”lenmiş buluverdim kendimi
Yeterince sevilememiş…
Çocuk gözlerinin yıldız yakamoz ışıltılarında.
Sustuğumu hatırlıyorum epeyce...
Dudaklarımın kenarına
Yerleşivermiş bir gülümseme!
Buruk mu, acı mı, tebessüm mü kararsız öylece.
“Sustun ama!
Belli ki sevmiyorsun hayvan falan sen!
O zaman insan gibi sev!” deyiverdiydi aniden.
Döndüm ona usulca
Gözlerinin şafağına baktım gecenin bir vakti.
Şafağı böyleyse, kim bilir gün batımları nasıldı?
Hele kuşluk vakti?
Hele öğlende iki yorgunluk arası!
Kim bilir nasıldı öğleden sonrası?
Ya ikindi vakitleri,
Ya insanın en hüzün saatleri güneşin batışı!
Ya da doğduğu o anı?
Sahi kimse bilmiyordu değil mi?
İkisi de an'da aynı yaşanıyor bana inan!
Yutkundum önce…
İnmedi ki boğazımdaki o kaç yumru.
“Ben..bee... been...
Sevmem ki hayvan falan!
Hele sıfatıysa "İnsan!" hiç sevmem.
Bir tek...
Bazen, çok arada bir
“Adam gibi adamları
Bazenleri de
Adam’ın dibi kadınları severim.
Elbette aynı ağırlığa basmaz kefeleri
Herkes yerini de bilir zaten,
Mesela bir kadınla asla sevişmem” dedim.
Güldü kahkahalarla!
Sonra resmi dairelerle baktı bakışları
“Ama...ama...sevmelisin beni mutlaka,
Hem de acilen!” deyiverdi.
Ah nasıl da ürkek,
Nasıl da korkak,
Nasıl da kırılgan!
Ya kocaman bir şamar inerse yüzüne de
Kalkar gidersem heyecanlarıyla
Titriyordu sesinin harf olan her bir teli...
İşte o an...
Sevdalanmıştım ben ona.
Cemre.Y.

Hayatımızın İçine Edenler

...Hayatımızın İçine Edenler…
E tabi!
Bir de hayatımın içine,
Tükenmez bir inatla, edip duran,
Gerçek ve oldukça yoğun,
Acımasız renklerim var!
Yarim!
Yar’sizliğinin üstüne,
Bir de onlara üzülmesin diye,
Dile getirmediklerim,
İçimin bütün başka renklerini
Kendimden bile sakladıklarım var.
Kendime dahi, azimle susturduklarım var.
Sen gittin ya!
Şimdi bütün mevsimler gri.
Bütün yazlar siyah.
Bütün renkler, sadece göz yanılsaması.
Renk bile değil ya!
Sadece ve sadece
Gözyaşlarım…
Berrak, saydam.
Onlar bile akmıyorlar!
İşsizim.
Kimsesizim.
Olanaksızım.
Oysa uzanamadığım
Bütün her şey sadece
Bir tek,
Parmak şıklatması uzağımda.
Ne kazanacaksam sonunda,
Ben hala,
Yüreğim ellerimde,
Bütün onlara,
İnatla imkansızım!
“Ön teker nereye giderse arka teker de
Oraya gider kızım!” derdi annem.
"İnat değil mi gitmeyeceğim be annem!"
Cemre.Y.

Yeğen ve Hala Sevdası

…Yeğen ve Hala Sevdası…
Geldiğini hiç fark edemeyeceğim kadar
Sessizdi ayaklarının parmak uçları!
Fakat gözlerine ait kirpikleri
Bana dair bütün özlemlerle kırpışırken
Erkekler ağlamazlı yutkunuşları
Suskunca yutkunurken
Beni merdiven başında
Dakikalarca suskun izlediğinin
Çoktan farkındaydım
Benden ve en küçüğüm kardeşimden olan
Bütün ablalarına özlemlerini
Yutkunmasını öylece bekledim.
En sonunda
Sıska cılız bir nefes duyuldu ses tellerinden
-"Halaaa annemler seni iftara bekliyor!" dedi
-"Oyyyyy yakışıklım
Senin gözlerinin kirpiklerini
Tek tek öperim!" derken
Az kalsın ayakları topuklarına denk
Öylece kaçıyordu benden
"Nereye kaçıyorsun be yakışıklım
Daha o gül yanaklarını bile öpmeden!" diye
Mırıldanırken ben.
Durdu ayak sesleri aniden!
Artık adımları geri sayıyordu bana
Nasılsa sırdı aramızda
O kucağıma bebemmiş gibi kıvrılırken.
Sırdı öpücüklerimiz!
Ben onu öptükçe
Bütün kayıplarıma
Sıralıyordum zamansızlıklarımı,
O bana sarıldıkça ben
Eylül kokuyordum (Kızım) önce,
Sonra Zeynep kokuyordum
(Amcasının kızı olan ikinci ablası)!
-"Halaaaammm!" deyip kirpiklerini kapattı.
Saymadım kirpiklerinin kaç öpücük ettiğini ama
-"Seni çok çook çokkkk
Ailem gibi seviyorum biliyorsun değil mi?" dedim.
Yanaklarının gamzeleri bile kızarırken
O güzel başını aşağı yukarı sallayıp,
Gamzelerinde güller açıp sadece
-"Hıhıııı biliyorum!" deyip
Öpücüklerim yanaklarında,
Kirpiklerindeyken daha
Öylece kucağımdan kalkıp gidiverdi.
Oysa ciğerimin çiziği bile
Ben onu öptüğümde
Öpücüğümün izini üstüme silerdi.
-"Öpücük kokulum
Sırf sen için bile orada olacağım." dedim.
Uçarken topukları
-"Epeydir herkes biliyor halacığım
O yüzden beni yolladılar zaten sana!
Öpücüklerin diyorum
Kaç gün sonra bana yine olur,
Yine yıkamam gerekirse diye sordum
Sakın ha yanlış anlama!
Tanıyorsun beni çok çok çok uzuuunn
Özlersem seni yutkunur yutkunur
Ne konuşur ne de
Öptürürüm kendimi hiç kimseye!
Ne sanıyordun ya halam!
Seni yahu seni bari seni...
Çok çok çok özlememek için
Her akşam sen işten dönerken
Balkonlarda bekliyordum seni,
Sen bana yorgun da olsan
Gözlerinin nefesi gülerek gülümserken
Ben sadece sana
"Eyvallah halam!" lı bakıyordum.
Oysa ben her gün akşam olunca
Bütün özlemlerimi
Senden nefes alıyordum.
Haaa aklıma gelmişken
Sakın bak saçlarını kestirme bir daha!
-...........................!!!
Bu çocuk!
Sadece çocuk değiiil!
Cemre.Y.

Suçsuzdur Hakim Bey


…Suçsuzdur Hakim Bey…
Gül cemali sade bana sevda ışığı ey yar!
Gözlerinin bebeği bile yalan’ı öğrendi de
Yok yere mi yüreğime aktılar!
Daha dün gibiydi oysa
Rüzgara doğru savaşırcasına uçarken biz...
Yüreğin ellerimdeydi.
Hadi gözlerinin ay ışığına
Yakamoz şavkı yalandı diyelim ki!
Ki sen yalandan bencileyin,
Yılan kadar!
Nefret edersin.
Olur ya!
Seni de hakim karşısına çıkarırsalar,
Şairin dediği gibi;
"Hakim bey inanın bana,
Ben masumum...
Bakışlarım...
Kuru sıkıydı...
O da pek güzeldi...
Bakmadan, geçemedim... " desen!
Hakim bey meğerki bana sorarsa;
"Suçsuzdur hakim bey!"diyeceğim.
Oysa!
Gözlerin ilk akıştı
Yüreğinse son bakış.
Yüreğin avuçlarımdayken
Gözlerini görmüyordum ki ben...
Sırtını emanet etmiştin hani bana!
Ve dilin; “Çekme elini
İkide bir yüreğimden no’lur!”diyordu.
Daha sıkı sarıldımdı...
Hepsi buydu!
Ama üzülme...
Hakim bey meğerki bana sorarsa;
"Suçsuzdur hakim bey!"diyeceğim.
Cemre.Y.

Güzel Şeyler Olacak

...Güzel Şeyler Olacak...
İçimden maviler süzerek seviyorum seni.
Güneş'in kollarından
Yakıcılığını gölgeleyerek seviyorum.
Uykunun huzurlu gülümseme anlarını,
Özüme çekerek seviyorum seni.
Ben ömrümde ilk defa,
Soru çengelleri,
Beynimi kemirmeksizin seviyorum.
Biliyorum bütün cevaplarımı,
Sarılışlarının güveninde saklı hepsi.
Sahi sevgili,
Beni hiç kimse,
Uykusunda bile böyle sevmemişti.
Kifayetsiz kelimelerimin,
Cümle arasında kalan gizli öznemsin.
Bilemezsin sen daha nelerimsin...
Cemre.Y.

14 Mayıs 2017 Pazar

Öyle Özledimki Seni Anam

...Öyle Özledimki Seni Anam...
Öyle özledim ki seni,
Yumduğumda gözlerimi,
Göz kapaklarımın son ferinde,
Vücut bulmaya son etmiş, o son anını.
Kapattığımda kulaklarımı,
Geceye bütün sesleri susturduğumda…
Kulaklarıma meltem fısıltıysa akan
Sevgi dolu o son
"Yavruumm!" diyen sesini öyle özledim ki!
Bütün kokulardan geçip,
Gözlerimi kapatıp her şeye!
Kokladığımda boşluğu,
Burnumun direğini
Sızım sızlatan o son…
Misk-i amber kokunu öyle özledim ki!
Nice zamandır, demir tadına kesmiş,
Bütün tatlara lal olmuş dilimle,
Tattığım o son terinin tuzunu öyle özledim ki!
Senden, o soğuk, yoğun bakımın,
Yoğunsuz kapısından her gidişimde,
Ben gitmeden önce, bana bitmeyen
Sonlarca kez, artık kovulana kadar!
O kapıdan ertesi güne çıkmadan önce ben,
Bir çok kere daha dönüp dönüp,
Teker teker öpüp öpüp, koklayıp, duyup,
Okşadığım ayaklarının canlı parmak uçlarının
En son gördüğüm şey olduğunu,
Unutursam diye ödüm kopuyor!
Öyle özledim ki seni.
Ölünü bile defalarca öpebildiğim,
O en son anı bile özledim anam!
Kar yağıyor şimdi sizin oralara biliyorum,
Öyle ya bizsiz sanıyorsun kendini!
Ne varsa tutturdun memleketim diye!
Oysa burada olsan...
Yorgan diye serilirdim toprağına
Kim bilir kaç yalnız ayazlı gecelerimde!
Hani bana bile yaşayamazdın ya!
Bin kere daha ölsen!
Milyon kere daha öyle de severim ben seni!
Ayaklarının parmak uçlarının ölüsünü bile öpe öpe
Ölüsünü bile öpe öpe
Ayakların diyorum ana!
Parmak uçları şimdi nerede!?
Ya tırnakların?
En son ben kestiydim hani
Ellerindekileri de
Ayaklarındakini de öpe öpe!
Eridin mi anne
Oysa hala en ilk
İki yakamın,
İki sevdasına bi türlü
"Biz!" i
İlikleyemediğimsin.
Öldün gittin de
Senden caydım mı yani?
Cemre.Y.

Ayrılırken


…Ayrılırken…
Ayrılırken; “Benim hatamdı…
Unutamadığım,
İçimde öldüremediğim biri varken…
"Üzgünüm…
Sana bunu anlatmaya çalıştım…
Sen beni sahiplendikçe boğuldum…
Beni unutmaya çalış…
Nefret et…
Anlamaya çalışma…” demiş son mektubunda.
Cümleler dolusu kelimeler
Kelimeler dolusu harfler sarf ettim ona da
“Burnumun direğinin sızısızın sevdiğim,
Teninin terinin kokusu hala burnumdayken,
Hiç ummadığım bir anda şiirime fotoğraf ararken
Seçtiğim o fotoğrafın altında şiirinle sen varken,
Senin olmadığını farz ettiğim her yerde gördüğüm senken,
Gözlerimi kapattığımda
Bakışlarındaki çocuk sevinci gözlerimin önündeyken,
Yatağıma uzandığımda omzuma kondurduğun o öpücüklerin
Hepsi hala omuz başlarıma konarken.
Karanlık sokaklarda yürüdüğümde,
Ellerimde, ellerinin güveni ve sıcaklığını duyarken.
Tutkulu öpüşlerinin derin sızısı,
Dudaklarımı istemsiz titretirken,
Bütün diğer ilklerim gibi, hayatımda ilk kez birisi,
"Unut beni!" ile değil de
"Beni unutmaya çalış…
Nefret ama sakın
Anlamaya çalışma…" ile giderken mi unutayım seni ha!
Yani nefret edecek kadar olsa da
Seni hala seveyim öyle mi!
Yine dönsem o güne, yine gelsen bana,
Yine aynı çocuk sevinciyle
Bakıversen yine gözlerimin içine…
Yine severdim seni diyemedim ya ona yanarım.
Cemre.Y.

Geç Olur Geç

...Geç Olur Geç...
Şu duruşa şiir yazarsam...
Sadece sen olmazsın ondan korkarım.
"Sonra yıkılır şehirler, kasabalar ilsizliğinden utanır!
Nahiyeler belediyesizliğinden,
Beldeler ney'sizliğinden...
Sonra köy kasabalarının
Sokaklarının ıssızlığında bir rüzgar eser...
Sanılanın aksine, gecenin "an" saatine,
Birbirine karışmış
Bir top saç yumağı geçer ıssızlıktan...
Herkes...
"O yün topağının orda ne işi vardı?" yı bile anlar,
Anılar...
Aylar sonra sadece kendine kendisiyleyken der!
Ey saçı kırk yamalı kuzum merak etme!
Nefret ettiğin o kovboy filmlerinin
Tam da o sahnesinde ağlar bütün erkekler!
Zira yeterince adam değilseler!
O, açılır kapanır bara girmeden önce
Daha içip içip
Meylere küfretmeden önce ancak görürler
Kapıda bekleyen atının sağrısında saklı saç telini!
Sonradan ama...
Çoookkkk sonradan...
Hani hiç olmayacak bir yerinde
Kalmaya ısrarlı bulunca bir tek uzun tel.
Gelemeyince...
Kalamayınca...
Sen öylece gidince...
Saçların bile zamana ve zamansızlığına susunca...
Sen dizlerin dermansız
Yalın ayak karşı bayırı geçince onun ancak...
Gümrah ırmakları çoşmuş , yorgun atı kişner!
Yelesini okşar adam!
Eline takılıverir o sende bile artık olmayan tek tel...
Geç olur ama azizim...
Geeççç'e bil yeter!
"Geeeççç' e bil yeter!
Cemre.Y.

Hoşça…Kal

…Hoşça…Kal…
Şu sanal alemin
İnsandan alıp götürdüklerinin yanında
İnsana kazandırdıkları
Başa baş yarışırken,
Arkadaşlıklar, dostluklar, sevgili...
Kimisi reele taşınıyor,
Kimisi üçüncü cümleden sonra yok ediliyor!
Reele tanışıp, tanışıp,
Yıllarca süren gerçeklikler bile
Sona gelince yine bir tık
"Engel"tuşuyla son buluyor.
Buluyor bulmasına da
Sanki bitiyor mu?
Son mu oluyor yani her şey
Şimdiye değin düştüğüm en büyük hata!
Buradan engelliyorsun,
Hemen açıveriyor yeni bir hesap
Oradan gözetliyor seni sinsi sinsi.
Farkına vardığın an
Engeli kaldırıyorsun
Bari yorulmasın başka hesaplarla diye
Bu sefer de o engelliyor seni,
Hoşuna gidiyor çünkü
Seni perde arkalarından izlemek.
Sonra sen de düşüyorsun
Bu sinsi oyunun çarkına!
Açıyorsun yeni bir hesap
Oradan gözetliyorsun ama sen
Sinsi olamıyorsun, beceremiyorsun bu işi.
Saklambaç oynayıp
Bulunmak isteyen çocuk gibi
Eline yüzüne bulaştırıyorsun,
Bilerek ele veriyorsun kendini.
Bakıyorsun ki dost sandığın
Hala sandığın kısmında duruyor öylece...
Kapatıyorsun bütün hesapları,
Sayfana dönüyorsun ve kendini
Onun en güzel görebileceği yerden
"Sobe!"liyorsun ve bir daha da
Arkana bakmayacağına söz vererek,
Dilinde Ahmet Kaya'nın
"Hoşça kal" şarkısını mırıldanarak
Yoluna devam ediyorsun.
Hoşça...
Kal.
Cemre.Y.

Vazgeçtim

...Vazgeçtim...
Vazgeçtim!
"Ömrüme ömürdür" dediğim herkesten.
Geçmişimden…
Geleceğimden…
Umutlarımdan…
Hayallerimden…
Yüreğimden…
Artık bir tek hayalim bile yok mesela
Hem de hiçbir şeye dair.
İstemem artık baharın hani,
O, en taze yeşilini,
Çimen kokusunun sardığı huzuru,
Yağmur sonrası beliriveren o,
Rengarenk alaimisemayı
Zaten!
Papatyalar bile küçülmüş,
Sindirildikçe orkideler tarafından!
İstemem artık, yaz akşamlarının
O tatlı sam yeli rüzgarının
Yanaklarımı şefkatle okşamasını
Zaten!
O kumdan masalarda,
Bir kadeh şarap…
Sunulmaz artık yarin ellerinden.
İstemem artık, sonbaharın,
Yenilenmek için bile olsa,
O son yapraklarından vazgeçişlerini,
Zaten!
Hiçbir zaman el ele, sarmaş dolaş
Yürüyerek geçmeyeceğiz
O yaprakların üzerinden.
İstemem artık,
Ben sensiz geçebilecek o tek kış'ın,
Kapı üstüne kadar
Kar'la kaplı, en zemherisini.
Zaten!
Kaybolduğumuz o ıssız orman kuytusu,
Çoktan ele geçirildi
Zengin haramiler tarafından.
Anladım…
Ne taç yapılacak saçlarıma,
Bir bahar akşamı, papatyalardan…
Ne yaz akşamlarım,
Bir deniz sahilinde,
Senin sevda ateşinle, son bulacak!
Anladım ki,…
Biz hiç yenilenmeyeceğiz hiç
Sonbaharın son yapraklarıyla
Sırf o yüzden veda değil,
“Elveda” diyecek ve üzülecek yüreklerimiz!
Bir zemheri ayazında,
Öylece önce donacak parmak uçlarımız!
Biz tam ısınıyoruz sanıyorken
Son kez bakıp gözlerimize
"Artık sus" diyerek...
Birbirimize öyle öleceğiz.
Hiç kimse bilmeyecek.
Cemre.Y.

Sevdiğim Kadar Sevilmeliyim Ben

...Sevdiğim Kadar Sevilmeliyim Ben...
Vazgeçtim bencilliğimden...
Hayatıma dokunan her şeyi
Hep tek başıma
Daha çok sevmekten
Vazgeçtim...
Yoruldum, yaşlandım belkide
Belki de...
Ayaklarım su toplayana kadar ki
Uzun yürüyüşlerimde
Hep aynı şarkıyı
Hiç olmayan
Hiç sevilmemiş
Hiç sevmemiş
Hiç gitmemiş
Hiç dönmesi beklenmeyen
Hiç gelmeyecek sevgiliye
Kendi kendime mırıldanıp
Durduğuma göre
Belki de
Hiç bencil olamadım ben
Belki de
Sabah uyandığımda
Kuşlarının cıvıltılarını duyar duymaz
Onlardan sadece birine
Ondan ve onlardan başka
Hiçbir şeyi umursamadan
Göğsümü gere gere şöyle alenice
Sevgimi sunduğum kadar çok
Sevildiğimi de duymak duyumsamak istedim
Göçüp kondukları bütün şehirlerdeki
Bütün sabahlara
İçlerindeki onun
Beni ne çok sevdiğini cıvıldasınlar istedim
Vazgeçtim bencilliğimden...
Sevdiğim kadar sevilmeliyim ben
Cemre.Y.

Bak Demedi Deme

…Bak Demedi Deme…
Hüznünün,
Gül gamzesinden öperim seni adam!
Kirpiğinin ucundan
Göz kapağına özenle yapıştırdığın
Yağmurlar dolusu
Tek damla kar tanelerinden öperim seni.
Huzurlu uykulara hasret,
Gözlerinin içi kan çanağı olsa da
Yine de hayata inat gülümseyen
Esnemenden öperim seni.
Burnunun ucundan öperim adam seni!
Alnının zaza çatısından.
Şakaklarının duman akışından.
Dıştan kan sızılarınla karışır
İçten yanan buğulu hasretlerin.
Çıkarırım seni adam,
Sonra böler, sıfırsız çarpar,
En kavuşamadığın sevdanın
Ucu yanık o resminde kendime toplarım.
Sol omuzunun hikayesinden
Öperim adam seni
Durduk yere roman oluruz demedi deme!
Bak ben seni…
Issız dumanlarını hasretlerinle karıştırıp
Susa susa sonsuz öpmelerinden öperim.
Ya toparlanır, ya da hepten dağılırız.
Bak demedi deme!
Cemre.Y.

Kitapsız Ne Kalır Bizden Geriye


…Kitapsız...Ne Kalır Bizden Geriye...
Hani yaramazlık yaptığında, kaprislere büründüğünde,
Olur olmadık anlarda şımarıklıklar yaptığında,
Ortalığı darmadağınık ettiğinde
Ya da sana yetemediğim zamanlarda,
Yine hep yaptığın gibi, sadece beni suçladığında!
Yüzümü olabildiğinde asık tutup,
"Bak! Küçük hanım!
Bunları yapan, benim kızım değil,
Hele yüreğimin çiziği hiç değil."
Bence!
Sen olsan olsan ancak benim prensesimin,
Vücuduna girmiş başka birisisin,
Şimdi ve derhal odana git ve prensesimi bulduğunda,
Onunla birlikte dön!” derdim sana.
Sen ise, odanda birkaç dakika kaldıktan sonra,
“Annem! Ama sıkıldım buyda, hem ben kraliçeyim!”derdin.
Ben de sana;
“Prensesimi bulduysan, tabi ki dönebilirsin küçük hanım!" derdim.
Sadece yarım dakika daha sürerdi
O, yosun gözlerini devşirip yanıma dönmen.
“Annecik!
Yayamaz bir kötü kız almış senin yüykinin çiziyini,
Buldum ama hala, o pirienses falan değilmiş kiyaçeymiş,
Getiydim ama!
O, ısyay ediyoy, piyenses olmamakta!
O, bir kiyaliçemiş, kabul ediyosansa,
Affediyosansa, gelsinmiş!”derdin!
Sımsıkı bir teletabiys sarılışı yapardık birbirimize.
Prenses kalmanda ısrar etmem miydi suç ve hata!
Olsundu!
Kabul ederdim ki kraliçeliğini de!
Bana koymadı ki hiç,
Bunca yıl, prensesin olmak!
Kraliçelik tacı senindi ve hep…
Sadece iyi yürekli bir kraliçe olmandı niyetim ve dileğim!
Sen gittin çocuk!
Zehirli elmayı da öz kızına, bana yedirdin.
Masallarını bile, işine geldiği gibi ezber tutmuşsun be çocuk!
Neyse…
Senin titreyen sesin sağ olsun,
Son defa olsa da duydum ya,
Pırıltılı saçların sağ olsun,
Gözlerimi kapattığımda hep,
Onları ve seni gördüm ya!
Bari bir kez olsun saçlarını tarardı insan olan,
Son defa olsa da...
Benden uzakta,
Tam bir aydır artık uzamış olan o son saçlarını,
Yatak odamdaki o ıssız tarağımla
Bir kez olsun gelip, gizlice saçlarını tarayıp,
Öylece giderdi gidecekse insan!
Olur ya!
Bir tek tel olsun takılıp kalırdı hani!
Koklardım!
Öperdim!
Koynumda yatırırdım bu gece!
Gelmişsin hoş gelmişsin de bu sefer,
Ne kraliçe olarak,
Ne de bir prenses olarak gelmişsin!
Hayatın boyunca tek doğru ezber ettiğin cümlelerle gelmiş,
Öylece bohem bir gidişle de gitmişsin!
"En son, kitaplar ayrılır birbirlerinden
Yüreğimin...
(Hep, kan damlası sızıntısı yapan asıl yerin olduğun için,
Çatlak damarımın özü olduğun için yüreğimin) ...çiziği!
Onlarda ayrıldılar mı birlikteliklerinden
Her şeye ait ne varsa bitmiştir.
Artık, omuz veren desteği gitmiştir yanlarından,
Devrilirler oldukları yere...
Sen, sen ol, kitapların gittikçe yanından,
Yeni kitaplığının...
(O zamanlar da biliyormuşum bugünü),
Yeni kitaplar, yeni hayatlar,
Yeni romanlar edin kendine.
Yeni kitaplar, yeni hayatlar,
Yeni hikayeler edin kendine...
Sol yanın boş kalmasın emi sakın!
İnsan dediğinin, boş kalırsa sol yanı,
İşte o zaman, ne yana zayıf kaldıysa o yana devrilir.
Sen sakın devrilme!
Sol yanın hiç boş kalmasın emi sakın!
İnsan dediğinin, boş kalırsa sol yanı,
İşte o zaman ne yana zayıf kaldıysa,
O yana devrilir takatsiz!
Sen... sakın devrilme ha çocuk!
Ben olmasam bile…
Yeni hayatlar, yeni omuzlar edin kendine!
Ama sakın hiçbir yana devrilme ha!” demiştim sana…
Belli ki dayanacak omuzlar bulup öylece aldın bizden kitaplarını…
Aferin!
“Benim kitaplarım, omuzsuz kalsa da olur,
Olsun!
Kitaplıklar dolar çocuk!
Eninde sonunda dolar da…
Ya içindekiler…
Aynı olur mu?"
Ne kalır bizden roman geriye?
Cemre.Y.

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Bu Sefer, Hoşça Kal

...Bu Sefer, Hoşça Kal...
"Eyvallah mirim,
Dostça bile değilse de,
İçimde yoksun artık işte!
Bu sefer,
Hoşça Kal!
Güzelleşemedim ne yazık ki, yeterince zamanla!
Yani beterdim zaten, sen beni ilk tanıdığında da!
Yeni acılar dışında da
Pek bi şey eklenmedi aslında hayatıma.
Yüzüm, hep herkese güleçtir de!
Ruhum...
Senin de gamzelerin gülüyorsa, gülerdi ancak!
Beni, benden iyi tanırsın sen!
Ne zaman çok konuşmazsam artık!
Ne zaman hiç kimseme artık
Hiçbir sitem etmessem.
Yani artık nihayet!
Ben ne zaman sussam...
Hele ki birine ait ilk şiirimle
Başlarsam o susmalara!
Artık onun hayatıma değmişliğindeki
Cinsiyetli kimlikleri ve bitişleri,
Sessizce... avaz avaz ağlarlar!
Ve bu şiir, bu sefer seninse...
Hele ki son kurtarış çığlıklarımda bile
Sen gittikten sonra bile
Ağlarlıyorsa yerdeki halılarımın bile iplikleri
Tanelerine akan
Sessiz hıçkırıkları bile anlarlar da
Duvarları deler çığlıklarım da
Hiç kimsem de duymaz ya.
Sağır bir duymazlıkta ummanlarda çağlar
Artık geriye dönemeyişlerine...
Zaten artık, hiçbir şey, aynı da olamazlara...
Öyle işte...
Oysa yine de senle bari,
Şimdiyi kurtarmak için bile
Ne çok mısralar dolusu şiir sustum sana!
Belki patavatsız ya şu dilim,
Bir çok laf geveledi ağzımda
Olur ya
Ucundan değilse de dibinden kurtarırsa!
Sen...
Benim mısralarımın
Sus zamanını bile biliyordun!
Artık bilme!
Meğer ne çok yormuşum seni…
Beni öylece kabul edişinle!
Süslü laflar geçmiyor, artık içimden de
Hakkım bile, helal sana!
Bu da sana aslında bir ömürlük,
Ömrüne dahi değer!
Ve...de...
"Eyvallah Mirim...
Bu sefer,
Hoşça...
Kal...
Cemre.Y.

Bitemiyorsun Ey Sevgili

...Bitemiyorsun Ey Sevgili...
Ben senden değil sevdiceğim,
Kendimden kaçmaya çalışırken,
Yüreğimde ince bir sızısın, kanıyorsun,
Kanıyorum, kanıyoruz sızı sızı.
İstiklal Caddesinin orta yerinde,
Bir elimde kahvem, diğerimde sigaram,
Herkes beni yalnız sanırken ve ben aslında
Seninle baş başayken içimde,
Gözyaşım "Damlarım şimdi ince bir çise gibi" diye
Beni tehdit ediyorken,
Ben onları oyalamak için
Galatasay Lisesi'nin parlak ışıklarına dalıp
"Kimbilir kaç tutsak ruh var orada da benim gibi" diye
Düşünüyorum.
Birden onlarca martının
Kanat çırpışıyla dokunuyorsun ruhuma.
Sen başkasına gittim sanıyorsun ya şimdi beni.
Sana göre başka hayatlar yaşamak istemek kadar
Kolay, sıradan, tensel ve sığ ya sevda denen şey
Arkanı dönünce bitilir, gidilir,
Geniş bir pavyona benzer ya yürekler,
Herkesi hemen kabullenilir ya
Unutmayı denemek bile kolaydır ya
Tüm yaşananları, sana göre
Sen başkasına gittim sanıyorsun ya şimdi beni
Bir dokun yüreğinin tam ortasına, oradayım,
Tam kalbinin attığı yerde
Bitmiyorsun sen bende
Bitemiyorsun ey sevgili
Ve bitmeden başlayamaz
Yeni bir şey bende hiçbir zaman ve hiçbir uçarılıkta.
Bazen sıcağımın ortasında,
Serin rüzgarım oluveriyorsun.
Bazen kışımın ayazında cehennem ateşim
Ve ben kalabalığın orta yerindeki iki kişilik yalnızlığımla
Sensizlik
Cennet demekse ve sen cehennemde kalacaksan
Senin cehennemin benim cennetimdir diye haykırdım
Sadece martılar duydu orada ne işleri vardıysa.
Gökyüzüne bir kalp çizip gittiler.
Kimse duymadı, sen duymadın.
Cemre.Y.

Kanadı Kırık Serçe Yüreklim

...Kanadı Kırık Serçe Yüreklim…
Ey benim kanadı kırık serçe yüreklim,
Ciğeri parelim,
Başı dumanlım,
Ruhu yaralım,
Ömrü belalım,
Otur hele şöyle bir yamacıma.
İlk geldiğinde demiştim ama ben sana
"Yara kabukları ile sarılmaz, onarılamaz yaralar,
Bizi bu yaralar çok daha fazla yaralar."
Oysa o bakışların,
Gözlerimden yüreğime değdiğinde,
Oysa ellerin,
Ellerimden güvenime değdiğinde,
Oysa o dudakların,
Dudaklarımdan ruhuma değdiğinde,
Oysa tenin tenimden cennete değdiğinde,
Oldukça sahici idiler.
Şimdi sen benden çok daha hapissin
Ömrünün görünmez kelepçelerine.
Ne zaman bir ölüm duysan,
Acı ile feryadını duysan bir kız çocuğunun,
Ne zaman birinin gözyaşı tanelerini
Şefkatle silmeye kalksan,
Ne zaman biri gözlerinin bebeklerine bakarken
Ciğerine baba sevgisi gibi
Şefkat saplanmaya kalksa,
Ne zaman hep gittiğin o sahilde
El ele yürüyen iki sevgili görsen,
Ben saplanacağım boğazının ortasına.
Ne yutkunabileceksin,
Ne unutabileceksin.
Ey benim kanadı kırık serçe yüreklim,
Ciğeri parelim,
Başı dumanlım,
Ruhu yaralım,
Ömrü belalım,
Ben seni çoktan affettim.
Ama!
Seni öyle unutmayacağım ki
Her Temmuz sonunda iki kez ağlayacağım ya
Şimdi sen...
Unut beni unutabilirsen?
Cemre.Y.

Büyüdüm Ben

…Büyüdüm Ben…
Kaçmanın, safi yalnızlığından,
Yalın ayak...
Uçarak...
Gitme hallerindeyken bile kararsızdım oysa!
Ya bir kere daha,
Adına “Kan pompası.” denilen
Şu avuç içi kadar bir yürek daha!
Bir kere daha beni!
Ama tanışıklık,
Ama arkadaşlık,
Ama akrabalık,
Ama yarenlik,
Ama dostluk,
Ama...ama...ama...
“Yüreğiimmm!”lik.
Kisvesinde beni bir kez daha,
Onca kalabalık içinde hem de!
Ya yaralarsa?
Diğer yarıma sormalıydım,
Ciğerimin çiziğine, hem de acilen!
Hep öyle olmaz mıydı zaten.
Ömrüm iki dudağı arasında geçerdi ve ben,
Yüreğimin dibini dinler ve hala ona bile yetemezken...
"Feda etmeseydin!" olurdu.
Ömrüm hep ona, sadece ona solarken hep öyle olmadı mıydı?
Şaşırttı beni bu sefer!
Ansızın "Gidelim!" dedim de “Olur!” deyiverdi.
Ahhh ben!
O, derin hikayeyi ne çok iyi biliyordum oysa!
Unutmuşum.
“Hay! ben bu beynimi!
Unutmalardan kaçamayan şu beynimi
Hay ben, kellemi hiçbir yerde terk edemeyen beynimi!"
Anam, hep derdi oysa,
“Şu boynundan yukarısı olmasa,
Ben çoktaaann giderdim a kızım!”
Gücenirdim bazen ona, çocuk yaşımla hem de çook...
“Beni hiç sevmiyor!” sanırdım.
Kırk yaşıma kadar da, hep öyle sandım.
Yüreği yetiyor, çilelerinden kaçıp da,
Bizi ortalarda piç gibi bırakmaya da...
Hesapları, yetmiyor sanırdım.
Oysa onun torunu,
Cümlelerinde “Ankara” geçen bir anısına istinaden.
“Hadi gidelim, hem de hemen!” deyiverdi ya.
Sevindim lan!
Fenaa sevindim.
Bir rüyayı akşam olur da,
Hani ezan saati niyetinde anlatılırken
“Gün aydınlık ola!” tabiriyle.
"Ben!" için sandım!
Meğer!
O, ondan önce gitmiş olmak istiyordu oraya!
“O” diye biri vardı hala…
O, küçücük yüreğinde.
O, artık hiç olmasa da...
Ciğerindeydi ya!
Yeterdi ona!
Sadece, ondan önce, orada olsundu.
Ondan önce havasını, nefesini solumuş olsundu bütün niyeti!
Belki de hiç okumayacağı,
Dahası okumaktan bile isteye caydığı
Bir tıbbiyenin havasını bir solusundu belki.
Belki de hiçbir şeye,
Bila-bedelsizi merak ediyordu babası gibi.
Buydu, onun da bu gitmelere tek dileği.
Ondandı belki hep göynünün göçebeliği.
Belki de ne çok hayalleri vardı,
Ona tanıtılan üniversite kampüslerinde.
Biri Tıp öğrencisi, diğeri Bilgisayar Mühendisliği,
Hani olurdu ya tesadüf bu ya!
Öylece karşılaşacaklardı.
Üstelik, öyle okuduğu bütün kitaplardaki gibi değil,
Bütün şiirlerdeki gibi,
Tunalı Hilmi’de de falan değil ha!
Kızılay Meydanı'nı az geçince solda.
Künefenin en lezzetli yerinin sonunda.
Son görüştüklerinin üzerinden yıllar geçmişken.
Öylece kala kalacaklardı...
“Bilmiyordum.
Bilmiyordu.
Biter miydi ki, başlayamayan hiçbir şey!
Öyle ise!
Ne diye daha başlangıcın başından hayal edilir de
Kaybedilirdi öylece...her şey!”
Bir çift göz karşıladı bizi Ankara’nın
Işıklı otogarında...
Akşamın o vakti ne de çok yıldızlı yakamozlar vardı onda!
Daha o vakit bize hiç mi o kadar
Bana hiç olamayan “Baba”ydı sıfatı...
İkimizeydi...
Kızının henüz doğmayan torunu,
Sanki kollarındaydı kızıma sarıldığında.
Banaysa...
“Ahh be asi yavrucuk, ne zaman büyüycen ki sen!" bakışları.
Beni çocukluğumdan yakaladı diye hala saklı utancımda.
Yeniden güvenmeyi öğrendik.
Sonrası sanki “hac” diyesim geldi,
Vazgeçtim!
Orada da “Zemzem i nereden daha ucuza alsam!
Nereden de şu boncuklu cüzdanı şu müslümana beleşe kapatsam!" vardı!
Hatta!
“O zaten...” hepp var!
Sonrası bence...
Vaftiz töreni!
Ne bir tek şüphe,
Ne bir tek soru işareti!
Ne bir tek ünlem!
Ne de yalan,
Ne de riya!
Gözler...
O gözler hep ama hep herkese hep!
Dost doğru savruluyordular!
Öyle harici koğuşundakiler gibi
“Gün ışığı mı desem,
Yoksa yüzü ay yerine bakılası mı?
Yoksa inanmak istemiyorum
Hepsi birden mi bunca yüzyıldır
Cennetten atıldıklarından beridir mi
Hep mi yani?
Aç mı?” değil.
Gözler...
Hepsi birden aynı anda gözyaşı!
Belki de yüzyıllar sonra ilk defa
Kendi aynalarımıza bakıyorduk biz..
Birileri “Biz dürüst değiliz aslında!” derken
O an ateş saçıyorduk hemencik çocuk telaşıyla!
Onca hayat boyu savaştıklarımıza yenilgiydi bu zira!
Oysa akrabalarımızdan bile,
Omzuna ağlayamadıklarımıza akraba denmiyor,
Kan bağımız var diyorduk!
Adını değiştirince değişmiyordu hiçbir şey!
En büyük yalanımız buydu işte kendimize!
Kan bağımız varsa akraba olmalıydık biz.
Akrabalar akrep olunca!
Kendimize bile bazen yalancıklar söylüyorduk.
Nefretleri safrasıyla kusa kusa...
Gülerek hıçkırtıyorduk!
Çünkü hepsimizin muslukları açık unutulmuştu.
İkisi hariç!
Biri “Erkekliğe sığmaz şimdi.” diyordu.
Diğeri de iki de bir sanki terasımızdayız da,
Küs olduğu salıncağıyla barışacak!
“Hadi sallanalım mı anne!” diyordu.
Elbette sırasıysa, sallamalıydık Dünya'mızı!
Biz sallanıyorduk, Dünyalarımızı sallayarak.
O biri de, kızlarıyla yanımızdaki salıncakta bi cesaret!
Görünmez salıncaklar kurarak!
Yamacımızda ben, acaba hala'mı olsam daha vefalı,
Yoksa teyze mi olsam daha mı sevilir terazisindeyken.
Üstelik hiçbiri bana ve bize hiçbir bok olamamışken!
Susarak sallanıyorduk biz Ankara'nın Gölbaşı'nda.
Sonra o vurdu beni…
En derin yarasınından...
Meğer ne çok yarasını susturmuştu hazin bir kinle.
Meğer ben affettikçe ne çok yalan sığdırmıştı küçücük ömrüne.
Saydı döktü, sustu, konuştu, yüzü gülümserken
İçinden çıkanlar ateş döküp beni kül ediyordu.
Birileri sokuldu sarıldı, ona izin verdi,
İkileri sarıldı, ona da izin verdi gözleri bana düşman saçarak!
Küstüm, sustum, içimin ciğerinden kırıldım.
Neyse ki yine şiirler vardı.
Neyse ki!
Bu yalan gerçek oyununun sonu daha neydi ki?
Sonra…
Hissetmediğim bir an fark ettim ki
Parmaklarımın boğumunu okşuyordu
Henüz yaşı bir buçuk da uykuya dalmak ister gibi...
Üşüyormuş meğer!
Yüreğim kırılsın diye onca kustuklarından sonra
Gönlüm kırılmasın diye de hiç söylememiş!
Güçsüz sanırmış beni!
Hayat şiirlerimi yazarken dudağım titriyor,
Hele ona yazdıklarımda hıçkırıklarım kendime susamıyorken!
Meğer!
Ağlamayayım diye sevmezmiş yazdığım şiirlerin hiçbirini!
Meğer ben hiçbir zaman, o yüzden şiir falan,
Hele kendi şiirimi falan okuyamazmışım!
O gün ilk olmasına rağmen, okudum.
Ağlamadan...
Hala dalda kalmış o son yaprak gibi titriyor bedenim,
Bu sefer bilmiyor o da!
Aşk değil ama...
Sevdiceğimdi o, yüreğimin içiydi, oydu bütün şiirlerim.
Daha kaç kere onun gözlerinde yakabilirdim şiirlerimi!
Daha kaç kere ölebilirdim!
Ölmek değil a!
Daha kaç kere yeniden doğabilirim?
Farkı neydi?
Ezanı duymadan “O kılıyor!” diye
Namazda kulağı olan
Kaç yürek hissettim ben o an aynı anda susan.
Güya kilometre karelerimdi her biri...
Arşınsızından gözler gördüm,
Litresizinden gözyaşı akıtan...
Adımsız sözler duydum
Hani olsa yarışı hepsini kazanan...
Öpücükler duydum, olanı olamayan,
Tam yarısından hasetliğinde yaran!
Daha kapılar kapanır kapanmaz
Özleyen yürekler gördüm burun direklerini sızlatan!
Beş duyu mu?
Kim neyi, ne kadar duydu bana ne aga!
Vedalar gördüm...
Omzundan dudakları ayrılınca daha hasretine boğulan!
Aşk, değil ki bu aga!
İki’yi bir edince öteki isterse geçiverirsin.
Zigana kaldıysa, öyle bir şey işte...
Ya gelir, ya gidersin.
Hani ortası desen!
Tabiat cinsiyetsiz alır nefesin.
Ya yüreğin bir dolu dönersin ya da kendinden bile boş!
Dolu yağıyordu Eylül’ümün son günlerine!
Yağsın madem dedim...
Hiç kimse görmedi oysa!
Dün akşamdan kalamayan ikimizi!
Bizden kalan dört göz harici!
Harici koğuşu,
O ilde bütün misafirlere değil
"Biz"e süitti.
Gündüzleri ara ara içten gelen,
Kurtarılır mı bir yerlerinden
Hissiyatından salıncak terapisi.
Ama toparladılar sağ olsunlar.
“Dost!”lar yara berelerimizi soldan sağa!
Giderken bile...
Gittiğim yerlerde kızımın neden tıbbiyeden vazgeçtiğini öğrendim.
Hem de dönmelere ramak kalmışken.
Madem artık öyle hiçbir yerde karşılaşmasınlar diyeymiş...
İtiraf ediyorum!
Meğer ben…
Ben hiç sevememiş,
Hiç de sevilmemişim!
Toprağa baktık sonra aniden aynı anda!
Sonra gökyüzüne…
Ve yıldızları gördük ay dolunayken...
Tek nefes etmeden yani yanımızdakiler bile duymazken,
Yosun gözlümle el ele tutuştuk şiir kardeşliğine!
Sonra sabah oldu İstanbul’a
Onun sol yanı sabaha dek sancırken...
"Biraz uyudum ben." dedim
Yalan söyledim ilk kez ona...
Onu, iki yıldır alışık olduğu üzere babaannesine yollarken,
Kendimiyse henüz yeni olduğu işine.
Biliyordum çünkü ben kırk yılda bir umutluyken
Evim bile kabul etmezdi canımda taşıdığım bunca yüreği içine...
Dışında kaldım akşama dek!
Akşam oldu…
Oyyy en büyük hayalim!
Çok cepli yeri her zaman belli anahtarımı bulamam!
Benim kalbim öyle şarkılardaki gibi,
Ege’de falan kalmadı aga!
Ege’ye hiç gitmedim ki...
Benim kalbim doluydu geldiğinde evine
Valla bu sefer hepsini sokacaktım evime!
Anahtarımı bulsaydım.
Bulmak için bütün çantamı yine boşaltmak zorunda kalmasaydım!
Hüzün yok bu masalın sonunda
Beklemeyin burun direkleriniz hazır!
Biri dış cebine asılmış fermuarın
Tutuşturdu elime evimin yalnız anahtarını!
Şaka yapmış meğer dış kapının değilmiş o!
Diğerini uzattı öbürü hemen.
Meğer ben ne kadar çok gizli yarayı deve sanırken
Çantalarımın fermuarlarına cücelikten beri
Dost yüreği canhıraş asılanlara kör iken...
Develer tellal, pireler berber iken...
Ben ninem beşiğini tıngır mıngır sallar iken
Heidi fahişe,
Uyuyan güzel daha yeni facebook'ta online ve sohbete kapalıyken!
Hansel kardeşini cadıya terk eden o.çocuğu,
Gratel de malın tekiyken...
Keloğlan o uyuz kelliğiyle
Nahh! Bir prenses kaparken...
Alice'in harikalar diyarı
Hiç yok, aslında o bir şizofrenik hastayken.
Yedi cücelerin sekizincisinin
Cüce bile olmadığını kimseye söylemeyen
Pamuk prenses tam bi işkolikken!
Sindiralla teyzemizinse
Camdan papucunun, hayallerde bile,
Aceleyle o merdivenden uçarken,
Çoktan kırılmış olması gerektiği gün gibi aşikarken…
Geriye küçük bir kız çocuğunun henüz altı yaşındayken
Okunmaya çalışılan o ilk masal kalıyor!
Dönmeyelim istersen!
......................................
Kırk yaşımda büyüdüm ben.
Cemre.Y.

Çivit Mavisi Gözler

...Çivit Mavisi Gözler…
Umutsuzluğun derin dehlizinde boğulmak üzereyken,
Bir çift…
Çivit mavisi,
Bulutsuz bir gök seması rengindeki
Gözler gelir aklıma ki,
Bir kere güneşi görmeye görsün,
Benim gibi hemen göğe bakar gözleri!
Henüz yaşarmaya başlamış,
Damlasa, gururum kırılacak,
Damlamasa şefkati boğulacak,
Öyle bir kararsız, öyle bir çağlayan,
Bir çift bakış gelir gözlerimin önüne!
An’dı sonsuzluğu yaşatan!
Başka hiçbir şey önemli değildi bizden.
Ben yemeğimizi yeni koymuştum ocağımıza,
O gelmişti yanıma…
Susarak teşekkür etti kaynayan ocağımıza!
Susarak dokundu yanağıma,
Saçlarımdan kayıverdi birden başımdaki
Orada bulup sardığım örtüm,
Sarı saçlarım savruldu mutfağa,
Sımsıkı sarılırken içine hapsetmek istercesine,
“Saçların güzel olmuş” dedi.
“Ama biraz daha koyu olsaydı ya sanki,
Öyle daha çok yakışıyor sana!”
Biliyordum ve bilmekten nefret ediyordum.
An, sadece o an’dı ve sadece o anda kalacaktı.
Öylece asılı kalacaktı sonsuzluğun
Herhangi bir evrene ihanet eyleminde!
“Tamam be güzelim” dedim,
“Biraz böyle kalsın, sonra hala böyleyse dileğin,
Varsın altın sarısı değil de,
Solmuş başak tarlası olsun rengi.”
O sustu…
Biliyordu sonu yoktu o anki sonsuzluğun,
Ben sustum…
Biliyordum sonu yoktu o anki sonsuzluğun!
Bilmediğimse…
Ömrümün ilk defasında yaptığım gibi
Kapatırmıyım ki saçlarımı,
Bir bilinmez hayale değil de,
Evimin erine onun istediği renkteki
Mutfağımıza savrulan saçlarımı!
Susarak sevmenin,
Aşkın, acının, şefkatin, acımanın renklerini,
Bir daha bir tek insan sunabilir mi bilmiyorum mesela!
Bildiğim tek şey!
O andan itibaren,
Umutsuzluğun
Derin dehlizinde boğulmak üzereyken,
Bir çift bakış…
Çivit mavisi,
Bulutsuz bir gök seması rengindeki
Gözler gelir aklıma!
Çünkü hiç kimse bana bu kadar derinden
“İyi ki varsın” dememişti
Bir çift bakışla yüreğime inerek.
Sevmek diye bir şey varmış!
Sevmek diye bir şey yokmuş!
Cemre.Y.

12 Mayıs 2017 Cuma

Anormal

...Anormal...
Anormalim evet!
Standartlara…
Standartlarınıza uymuyorum.
Uçukluksa dibine kadar.
Sadece…
Başka bir ülkede yaşıyormuşum gibi…
Şehir şehir…
Ülke ülke gezebilecekmişim gibi bir hayalimle...
Bir yanım motor bisiklet tepesinde dünyayı gezer de,
Türkiye’ye uğramaz bile.
Tecavüze uğrayıp bir kenarda
Ölümüm gazetelere manşet olmasın diye…
Tabularımda var evet!
Olmazsa, olmazlarım!
Katı, despot,
Bazen tutucu, yerine göre asabiyim de!
Ama Allah için
Dengeliyim diye kandırmam bir tek insanı.
Bir yanım…
Kıpkırmızı tosbağam bozulmuş da
Buharlar içinde yol kenarında
Eğilip tamir eder motorunu da kimseye mut olmaz!
Bir yanım bembeyaz örtülerle,
Yüzü nurlarla dolu tavaf eder kabeyi .
Belki yüz bile sürer kapısına da sonsuz tevbe eder.
Bir yanım…
İlk kez…
Bembeyaz ama tek damla kan bulaşmamış!
Duvağı yerlerde sürünen
Daha hiç gelin olamamış bir gelin…
Salınıp durur…
Mayıs yeşili kırlarda….
Ne kadar onu olduğu gibi kabul eden varsa,
Hem de o kadar konukla.
Bir yanım uçurumun kenarındaki
Kardelene ulaşmaya çalışırken
Belki tutacak bir el bulamadı da uçtu yardan…
Paramparça bir yanım.
Bir yanım…
Ayaklarını uzatır sehpaya upuzun…
”Boşverrr” diyecek kadar tembel.
Bir yanım…
Bu hayatın sıkıntısı olsa bile
“Bana ne be
Hepsinden birden” deyip uzaklaşmış,
Bir yanım….
Daha doğduğum gün
Birkaç güne kalmaz ölür bu!
Baksanıza sigara kağıdı kadar!" diyenlere inat
"Savaş Cemre!
Ne olursun hemen ölme!” demiş
Kendine her gün doğumunda hiç usanmadan.
Ben kendime bile tek değilim ki!
Sen,
Hangi beni isterdin ey sevgili…
Orada...sende...her şeyimle...
Tüm hücrelerimle ve ruhumla
Tekleşebilirdim!
Sonsuz olabilirdim…
Sana sonsuz kalabilirdim.
Hiç sormadın!
Ben de söylemedim….
Cemre.Y.

Sevgililer Günü

...Sevgililer Günü...
Geçen yılın on üç Şubat akşamında
İçi kıpır kıpırdı kadınının...
Kalbinde kelebekler uçuşuyordu rengarenk,
Her kanadı sanki birer gökkuşağı.
Ondan önceki ilk Sevgililer Gününde de
“Sevgilimmm!
Benim hediyem sensin,
Ben seninle nefes aldım,
Seninle kadın olduğumu hatırladım,
Bundan büyük
Hediye mi olur bir insan hayatına.” demişti de
Düşündürtmemişti ne hediye alsındı ona!
Yine de hep kendince özel bir hediyesi olmuştu kadının.
Ama bu başkaydı,
İkinci yıldı ve yeni ayrılıp barışmışlardı,
Olamıyorlardı ayrı işte!
Tam on beş gün boyunca, gündüz düşünmüş,
Gece uyumamış ve bir albüm kitabı tasarlamıştı.
Öyle ki albüm kitabının
İlk sayfalarında sadece onun resimleri,
Ortasında ikisinin resimleri,
Son sayfalarda ise kadının resimleri vardı...
Kitabın kapak resminde,
Sevdiceğinin deniz kenarı bakışlarının hemen altında
Kadına yapılan ilk ve en acayip teklif yer almıştı.
“Senden çok hoşlanıyorum ve seninle olmak istiyorum,
Teklifimi düşün, kabul etmezsen bile
Sakın beni dostluğundan
Mahrum etme!” diyebilecek kadar net biriydi.
Ve o kadın böyle bir teklifi
Asla kabul etmeyecek biriydi!
Ondan sonraki,
Her resmin altında ve üstünde
Adamın sevdiğine yazdığı bütün mesajlar yazılıydı.
En son sayfasında ise iki yüzük resmi vardı
Ve kadının “Son” adlı şiiri.
Buram buram ayrılık kokuyordu o şiir ki,
Şimdiki ben bile okumak istemem.
Bu ona en güzel hediyesiydi aslında,
Emekti ve yaşanmış bir aşk’tı.
En önemlisi, her şeyin bir hayal olmadığının kanıtıydı!
En önemlisi...
Her şeyin sadece bir rüya olmadığının kanıtıydı!
En önemlisi...
Adam gerçekten isteseydi, olabileceklerinin kanıtıydı!
Kimselere değil!
Kimseciklere değil!
Sadece kendilerine!
Kadın sadece gecesini, sadece uykusunu,
Sadece emeğini katmadı o kitaba!
Kadın...
Geleceğini de kattı, o kitaba da
Bunu kimsecikler anlayamadı, o bile!
İki tane bastırdı o kitaptan
Ne biçim kader yazmış ise artık o kendine!
Her kes sormuştu “Neden?”
Dedi ki “Birine ben bakıp duracağım
Ayrıldığımızda, diğerine o!”
Yani onlar, hep ayrılacak,
Hep barışacak ve hep ayrılacaktılar taa o zaman bile...
Olmayacak bir hayaldiler, oldurmayacaklardı ki...
Kadın bunu hep biliyordu,
Kimse de çıkıp “Olur bu iş” demeyecekti ki hiç!
Şimdi mi?
Ondakine ne oldu bilmiyorum.
Kadındaki...
İki bin on ikinin bir Nisan sabahı
Kalleş bir oyuna kurban olmuş bir vaziyette...
Kederinden ve hüsranından yok oldu çoğu.
O ki demişti ki dünya aleme...
“Bin milyon kadın çırılçıplak soyunsa önünde,
Dönüp bakmaz benim sevdiğim!
Bu sizin seviyorum dedikleriniz!
Sarhoş masalarda meze yapmaya çalışıyor hepimizi!
Bölüşüyor, paylaşmaya kalkıyorlar.
Oysa "Benim sevdiceğim
Yapmaz asla öyle bir şey” demişti de...
Ona...
Evladını bile, kızını bile güvendi de...
Bir tek kalbi sarhoş arkadaşının değil,
Aslında en dost’unun,
Sevdiceği için defalarca ağlayıp üzüldüğü o tek bir omzun!
Birkaç oyununa, üçe beşe,
Belki bir başka aşkı kıskandırmaya çaba idi de,
Ama bir salak saçma sapan oyuna bile satıldı ya be!
Oysa o dost ki omzunda geceler boyu,
Sevdiceğin için ağladığında bile
Kaç kere “Sen git onun yanına” dedi de...
Bir gururu vardı ki kadının...
Ayakları yol olsaydı gitmez idi...
Gidemez idi...
Kaf dağının ardı kadardı ki o gurur, o kadında...
Sonra kaç kereler ayaklar altına aldı da...
Kaç kereler nefesi olmadan ölürüm sandı da...
Ölmedi, sırf inadına ya!
İki bin on ikinin bir Nisan sabahı
Kalleş bir oyuna kurban olmuş bir vaziyette...
Kederinden ve hüsranından
Yok oldu çoğu o güzelim resimlerin.
Kadında ki o albümün ikisine ait tüm sayfaları...
İki bin on iki yılı herhangi bir gün diyelim...
Bir Nisan sabahı
Kalleş bir oyuna kurban olmuş bir vaziyette...
Parça pinçik olmuş halde,
İki ayrı kutuya konuldular binbir gözyaşı ile,
Kadına kalleşlik etmelerinin bedelini
Bu iki hediye ile buldular sabahın ayazı masalarında.
Kız adama isyan etti
“Senin yüzünden” diyerek
Götürdü kutuyu adamın masasına koydu.
Adam mahcup ve pişman!
“Ben düşünemedim, seni bu kadar üzeceğimi,
Veriyordu, almaktı niyetim,
Tamam, ben şerefsiz, düşüncesiz,
Ahlaksızın tekiyim, ama onun hiç mi suçu yok!
Üstelik biz ayrıydık,
Ben seni asla aldatmadım” demedi mi kadına?
Oysa!
Kadın bir gün, bir oyuna
Kalleş kurban gitmek üzereyken demişti,
Ahretliğine “Bin milyon kadın
Çırılçıplak soyunsa önünde,
Dönüp bakmaz benim sevdiğim!
Bu sizin seviyorum dedikleriniz!
Sarhoş masalarda meze yapmaya çalışıyor hepimizi!
Bölüşüyor, paylaşmaya kalkıyorlar.
Oysa benim sevdiceğim
Yapmaz asla öyle bir şey” demişti de...
Arkadaşı, dost’u, ahretliği hatırlatmıştı
Daha o en acısı içinde, dost dediğinin evindeyken
Kim bilir onu o an
Saçlarından savurmak isteyip savuramamışken!
Biliyordu ki kadın!
Birileri onu o saçlarından tutup,
Gecenin karanlığından kurtarırdı!
Çookkk daha önce olmuştu hani…
Seslenmişti kadın kocasına ve yavrucağının babasına
“Giiittt-meeee!"
“Lanet olsun,
Dönsen bile kabulüm olmayacaksın...
Ama gitme!”
Adam ve isimler ayrı olsa ne!
Gecenin karanlığında...
Son onun resimleri kalmıştı kadının elinde de...
On beşlik ergen kıvamında tek tek...
Nakış nakış dokumuştu, onun tek resimlerini,
Yatak odasının duvar kağıtlarının üstüne!
Üşenmeden her akşam bakardı,
Okşardı her bir sevda dolu bakışı,
O kadın o resimlerdeki bakışlara
Sonra kapatır perdesini
İşine giderdi ve o adama bile söylemezdi...
“Asla...
Sen beni böyle severdin” demezdi...
Sevdiceği...
Bilirdi de demezdi işte!
Cemre.Y.

Bir Kerecik De Olsa, Adam Ol Be BABA

...Bi Kerecik De Olsa, Adam Ol Be Baba…
No'l du baba!
Hayırdır!?
Beni... bunca zaman sonra sen....
Ne diye aradın ki?
Sesin ağlamasın be hele öyle hemen bi dur!
Katarakt'a dönmüş gözlerin
İyicene solmasın bi hele!
Yüreğim sana tam kırk yılllık kadar çok uzak,
Er'kek doğmadığım andan itibaren kadar.
Duyamıyorum sen i…beennn!
Tane tane söyle hele...
Duyamıyorum seni!"
...................
Neee!
Fındık dağında aklına birden ben mi geldim!
Tam da kırk yıl sonra ha!
Nasıl mıyım üstelik!?
İhtiyacın mı vardı baba fındık dağına
Günlüğün kaç lira?" deyince
Bu sefer babalığın aklına gelip de
Bana yalandan suskunluklar düzme no'lur!
Bir kerecik bari,
Sandıklarımın yerine -ADAM- ol
Bir kerecik bari ADEM ol!
İyiyim elbette ben,
Yuh!
O dağın tepesinden mi gördün artık saçsızlığımı?
Valla mı?
İçin mi acıdı yani?
Ciddi misin?
Günlüğün kaç lira baba?"
Hımmm demek 50 lira!
Bir gün zengin olursam
Senden alırım bir tane kendime!"
Ne!
Duyamıyomusun beni?
Sadece nefesimi mi merak ettindi!
Bana saç kaç lira mı?
Valla mı nasıl mıyım?
"Anam ölüyo sen yaşıyosun?
Anam ölüyo ben yaşıyorum?
Anam ölüyo sen...
Neyse ya neyse!
Anam öldü…
Sen bana ömürlük offsun!
İyiyim ben!
Altı yaşımın hükümsüzlüğüne inat!
Hala Allah'a duacı..."
Karşılaşıyoruz elbet hayat bu
Gözlerinini öbeklerindeki pişmanlıklar
Hayatım boyuncalık intikamıma bile
Yorgun artık Baba!
Hani artık ölsen diyorum seni ben öldürmeden!
Cemre.Y.

11 Mayıs 2017 Perşembe

Çok Sevince Terk Edilmiyorduk O Zamanlar

...Çok Sevince Terk Edilmiyorduk O Zamanlar...
Bob Ross amcanın tuvaline
Titan beyazıyla özenle yerleştirdiği
Mutlu beyaz bulutlarla,
Her şeye rağmen,
Özgür ve mutlu çocuklardık biz
Uzaklardaki çam ağacı asla yalnız kalmamalıydı
Gökyüzünde uçan kuşun mutlaka sevdiği yanındaydı.
Deniz fazla dalgalanmışsa
İçinden mutlaka Güneş geçmeliydi
Yani Dünyamız bizimdi.
Tuval, fırçalar, boyalarla,
İçimizde sakladığımız sevgiyi sunmamız yeterliydi.
Çok sevince terk edilmiyorduk o zamanlar!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...