27 Haziran 2017 Salı

Sadık Aldatışlar



...Sadık Aldatışlar...
Sen ve ben geçmişlerimize
Eyvah etmekteyken,
Birileri umuma kapalı bir yerlerde
Ar namussuz tertemiz!
Aleni sevişiyordu.
Bir tek ikimiz yoktuk!
Bizim diğer yarılarımız
Benliğimizi sadık aldatılışlarla aldatırken
Diğer yarılarımız bize daima sadıktı.
Sizce kim kazandı?
Ya da...
Kim kime ne kadar, yine öldü?
Zira ben hiç aldatmadım!
Cemre.Y.

Küflü Ekmek Gibi

…Küflü Ekmek Gibi…
İnsanın bağırsakları acır mı?
Saçlarımın tellerinden başlayıp,
Ayak tırnaklarımdan dolanıp,
Bağırsaklarıma kadar doluyor acının dibi!
Nereye toparlasam kendimi,
Küflü ekmek gibi un ufak oluyorum.
Cemre.Y.

Bizden Sonra

...Bizden Sonra...
Anason mu aktı sevdiceğim burnuna!
Sızımsızım sızladı mı,
O burnunun direği senin de?
Oysa demiştim ben sana!
Başka hiçbir ten kokusu
Kokmaz...
“Biz” gibi bir daha asla!
Artık ne geriye dönebilirsin
Ne ileriye bakabilirsin
“Biz” den sonra!
Cemre.Y.

Bir Damla Gözyaşında Boğulabilmek

...Bir Damla Gözyaşında Boğulabilmek...
Okyanus kuytusu derin gözleri.
Öyle uçsuz bucaksız bir ummandı ki
Göz pınarlarımdan akan
Birer damla berrak suya
Hiç düşünmeden
Parmak uçlarıyla dalmıştılar.
Benim dilim, damağım,
Ağzım, burnum okyanusa dalmışken.
Şimdi bizi kristal fanuslara koysalar kaç yazar!
Mesele balık olmak değil azizim.
Mesele kaç günlük ömür kaldığı değil!
Aşk ya da sevdanın ölçüsü hiç değil!
Mesele...
O gözlerin okyanus kuytusundan
Yüreğine inebilmek.
Mesele...
Onun bir damla gözyaşında,
Bütün yaşları çölmüş gibi...
Sen o çölde
Küçücük bir balıkmışsın gibi...
Boğulabilmeyi göze alabilmek!
Mesele…
O gittikten sonra bile sevebilmek.
Cemre.Y.

Başlamak

...Başlamak...
Bazen...
Yeni bir bakış açısıyla
Başlamak gerek hayata.
Olacaklara,
Olamayacaklara,
Hiç umursamadan.
Hayata yeniden,
İçinden estiği gibi,
Başlamak gerek yeniden...
Cemre.Y.

26 Haziran 2017 Pazartesi

Susarım Sana Da

...Susarım Sana Da...
Madem öyle...
Şairin olmam bundan sonra
Elimi eteğimi, 
Yüzümü,
Yüreğimi çeker alırım aşkımdan
Susarım sana da.
Öyle susarım ki
Hiç yoktan durduk yere şiirin olurum.
Cemre.Y.

Hissetin Mi?


...Hissetin Mi?...
Vakit vuslatı çoktan geçmiş sevgili,
Şimdi zaman,
Uzaktan uzağa resimlerinden,
Sevmek zamanı seni.
Az önce gülüşüne,
Gözyaşım düştü...
Hissettin mi?
Cemre.Y.

Yüreğimden Öylece Gitme

...Yüreğimden Öylece Gitme...
Yüreğimden öylece gitme sakın sevdiğim
Benim artık vatanım sensin,
Senin artık vatanın benim!
Bundan sonra kendi yüreğime bile kalsam
Sensiz sıla hasreti çekerim.
Bundan sonra kendi yüreğine bile gitsen
Bensiz sıla hasreti çekersin. 
Gitme işte, gitme be!
Cemre.Y.

Erken Yatmalıyız


…Erken Yatmalıyız…
Erken yatmalıyız ey minel AŞK!
Bende de…
Sende de…
Yarına bir hayli "Biz!" var!
Hepsi şiir olsun diye.
Cemre.Y.

Ölü Martı Kanadı

...Ölü Martı Kanadı...
İçimde…
Milyonlarca ölü kelebek var!
Kalbimde ise onlarca ölü martı kanadı.
Oysa yüreğim,
Seni çok özledi...
Ve sesini, ve gözlerini, ve ellerini, ve ayaklarını,
Ve sol göğsünü.
Ve...ve...ve...
Yoksun işte!
Artık nerenden severim ki ben seni.
Cemre.Y.

Sevgili Günlük Değil...Cancağızım

…Sevgili Günlük Değil...Cancağızım…
Sevgili Günlük...
Hiç mi hiç sevmiyorum aslında,
Sana en özel, en derinimi,
Nadiren anlattığım şeylere böyle başlamayı,
Çünkü ne sevgilisin,
Ne de her gün yeni bir şeyler yazıyorum sana ama...
Bir başlık koymak gerekliymiş gibi.
Oysa ben bugün,
Yeşil bir salıncağın ardından,
Avazım çıktığı kadar sessizce ağladım!
Şimdi nasıl anlatayım ki bunu sana,
Öyle bir iki cümleyle...
Ne güzel şiir diye yutturuyordum acılı anılarımı,
Ama yetmedi kelimeler, acı, anı çookk derindi.
Dur önce bir sana bir başlık bulalım,
"Kankitom sana ihtiyacım var!" desem.
Cıkkss...olmadı di mi,
Bu sıcakta kim düşer de çıkar gelir bana.
Bir de ortalıkta o kadar kankito varken,
Starbucks'un plastik bardaklı macchiato'lu kahvelerini,
Mekanın beylerine giydirirkene,
Ne etsin dimi beni kankitoş!
Neyse....
Mektup gibi mi yazsam,
Hem uzun diye de kimse okumaz, bize kalır sırlar he!
"Bence hiç fena fikir diill."
Ayrıca, kendi kendine konuşabilmek ince zeka işiymiş,
Ne yazık ki tıbba göre hala deliremedim!
Buldum sıfatını, yuppiieee!
"Cancağızım!" diyeceğim sana ben,
Hem de olamayanların hepsinin yerine!
Böylece bazı anıları da,
Baştan hatırlatmam gerekmeyecek sana.
Cancağızım!
Kuzum, yosun gözleri yüreğime nakışlım,
Ciğerimin çiziği.
Biliyor musun bugün ben ne yaptım.
Yeşil...salıncağı...terastan...aşağı...attım lan.
Öyle acıdı ki canım,
Yine saç diplerimden, bağırsaklarıma kadar,
Yine bağırsaklarımdan ayak tırnağıma kadar acıdı ciğerim!
Oysa daha dün,
Kızımla paylaşmıştım onun bu durumsuzluğunu,
Biliyordu da.
Zaten nicedir,
Bir yerini diksem, diğer tarafından dikiş patlatıyor,
Kızımı, beni korkutuyordu.
Ona dair'li hayatlarımız artık,
Dikiş tutmuyordu bir türlü!
Benimkisi, anılara hürmet bir çabaydı.
Olmadı.
Eskiyince zamanlar, anıları da acıtıyordu artık.
Oysa o,
"Gerek yok, kasma, at madem!"diyordu.
O her dediğinde benim aklıma,
Onunla ilk kez yataklarımızı,
Ayıramayışım geliyordu.
Boşandığım günden itibaren,
Üstümde uyuyan yavrum,
Büyüdükçe sağıma, soluma,
Yamacıma, kenarıma konar olmuştu.
Bir tek ellerimi kapattırıp,
Yumruk boğumlarımı okşaması hala aynıydı da,
Bana göre eksik bir şeyler vardı,
Yarımdım ona hep!
Ana okulunun seminerine ünlüsünden bir psikolog gelecekti,
Danışmalı ve mutlaka tamamlanmalıydım ona!
Hatun kişi anlattı da anlattı.
Anlattıklarıysa,
Hep analı babalı çocuklaraydı, ezberlemiştim çoktan.
Ama biz ayrıydık!
Seminer bitti.
Ünlü psikolog, özel sorulara biraz zaman ayırdı nihayet!
Anlattım özetle durumumuzu,
Dedim ki sonra,
"Siz hep bireyin,
Birey olmasını engelliyorsunuz deyip duruyorsunuz da,
Kızım, çoğunlukla üzerimde uyuyor,
Acaba, yatağını ne zaman ayırmam gerekiyor!,
Kızım benden ayrılamıyor" dedim.
Demez olaydım!
Hatun baktı gözlerimin dikine dikine,
"Kızınız, çoktan beridir rahat yatağında uyumak istiyor,
Siz onsuz uyuyamıyorsunuz diye de,
Kendince kalp atışlarıyla size ninni söyleyip,
Sizi nihayet uyutuyor!
Yoksa sabah uyandığınızda,
Ayaklarının parmaklarını ağzınızda bulmazdınız değil mi?
Yani siz, ne vakit, hazırsanız onu özgür bırakmaya,
O çoktan hazırdır" dediydi!
O zamanlar birinci katta oturuyorduk!
İkiz yatağımı atmıştım yandaki boş arsaya da,
Nasıl da leş yiyiciler, hak bölüşüp, anında yok etmiştiler!
İyi hatırlıyorum, iki baza alıp, le pozisyonu döşemiştim.
Ola ki kızım, beni terk ettim sanıp uyuyamazsa diye,
Ellerimizin boğumları birlik uyumaya çalışmıştık aylarca....
O büyüdü ya artık,
Arada bir geçmişimize indiğimizde,
Varlığından emin olayım diye,
Okşamış meğer parmak boğumlarımı!
Ulan!
Gençliğimin uykusuna ettin diyebildim mi, diyemedim.
Dönelim anımıza!
Cancağızım...
Ben streslerimden kurtulmaya çalışıp,
Aldığım bütün gereksiz kiloları,
Bütün gereksiz yağları, ondan ve de benden azalsın diye,
Azalttıkça evimizdeki hamursal eşyaları,
O meğer, çocuk beyniyle, ihtiyaç da,
Onun yüzünden, alamıyorum sanıyor,
Bütün doğum günlerinde,
Saçma sapan, mutfak robotuydu, fırındı,
Ütüydü, hamur şekilleriydi, mikserdi gibi şeyler aldırıyor!
İlk defa bir doğum gününde,
Salıncak istediğinde ne çok sevinmiştim!
Alabilsin diye de,
Ona verebileceğimin üç katı bayram harçlığı vermiştim.
Yeşil salıncak!
Onun bayram harçlığıyla aldığı ilk kendisiydi.
Yeşil salıncak...
O zamanlar önü boş olan terasımızın ilk tacıydı!
Oysa bizden izinsiz ne çok gecelerde,
Çoluk çombalak sallanmışlardı,
Ne çok...
Çekirdek ötesi aileme değen göz vardı.
Dönelim!
Dün...
Sordum...
"Yoruldum, eskiyi dikmekten." dedim.
Hala iyileşememişim ben!
"Sen yine dikersin!" der diye de bir sus'luk bekledim.
Görüyordu, mecalim artık yoktu oysa!
Tuttu, sarı saksıyı bari onarabildiğime sevindi!
Ötesi, umuruydu veya değildi!
Ama açıkçası o an,
"E hadi savuralım,
Bu eski yeşil salıncağı madem!" demek isterken,
Ben arkasından onca ağlarken,
Ya o çok çağlarsa diye, sustu.
Ah be cancağızım!
Sen de hep deyip duruyorsun ya!
"Bu sene çok yaşa taktı bu hatun,
Ona acil aşk bulmalıyız!"
Duymadım sanma lan!
Bütün bayram el öpmelerinde,
"Yok mu şu hatuna bir eşsiz bir eş!" dediğini duydum!
Tıpkı...
Bir zamanlar, delirir bu, bu sevdadan,
Ama ne yapsak ki!"dediklerini, duyduğum gibi.
Bilmiyordun dimi!
Yeşil salıncak...
Benim de sen gibi,
Geçmişim,
Hayallerim,
Geleceğim,
Hiç gelemeyenimdi...
Artık...
Attım gitti!
Gelse ne!
Kalmak için ömrünü yese ne!
Hiç olmadı,
Mor sallanan koltuğumuzu koyarım o boşluğa!
Ya da...
Hiç olmadı...
Yeni bir...
Bambulu beyaz bir salıncak!
Ama hayal bu ya,
Hem sen evinin balkonunda,
Beyazlara karşı yangın söndürürken,
Hem ben evimin terasında. sana dilek ağacı bağlarken,
Haydi sallayalım mı dünya'yı!
Zira az evvel yeşil salıncağımızın izi kalmadı!
Yani o çoktan vazgeçmişti bizden,
Ama ben yine de ağladım bize,
Çoktu, susamadım uzunca bir zaman.
Cemre.Y.

Oysa Şimdi

...Oysa Şimdi...
Tam yalnızımsa ilk kere!
Neden büyük bavuldu?
Lazım oğlum, lazım, var mı diyeceğin?
Misal bu benim tek başıma ilk tatilim...
Kocaman büyük bavulumu yine hazırlamışım!
Şirketten eve,
Evden anlaştığım tur şirketinin anlaştığım yerden değil de
Şirketten eve, evden anlaştığım tur şirketinin
Anlaştığım yerden değil de biraz daha İstanbul içi
Bir yer belirlemesi üzerine oraya gidecektim,
Geçen yıl da kızımla giderken aynı şeyi yapmışlardı zaten!
Neyse ki büyük bavulumuz yanımızdaydı.
Neden büyük bavul ha?
Ulan ilk defa yalnız tatile çıkıyorum İstanbul'un dibi delindi!
Zor bela kavuştum tur otobüsüne,
Neyse ki valizi aldılar derken, acıkıverdim!
Ramazan ya kapatmışız buradaki her bir yeri bu sefer!
Neyse ki müdiremin bana verdiği krik kraklardan var!
Büyük bavulumuz..
Sana ihanet ettim sanma!
Bu sefer özgürüm ya!
Saatlerce yol yürüyüp,
Yine kendi midemi yalnız dolduramadım bi türlü.
Ulan insan açık bir bakkal da mı bulundurmaz!
Migros'a girdim, yemek yiyecek yer bulamadım diye,
Yemeğe yine küstüm ya gittim kendime,
Şöyle buz gibi, iki kırmızı tuborg ısmarladım!
Üç beş yoksa yedi miydi kraklarımı krankladım.
İstanbul'da yağmur hala ağlıyordu,
Beni bilirsin, böyle zamanlarda hep çişim gelir,
Hatta böyle anlarda hiç gelemeyisicelerim gelir!
Ama merak etme!
Buldum yine çarelerimi,
Az ötemde fena ötesi bir AVM tasarlamışlar
Ama belli ki burayı Katarlılara pazarlayamışlar hala!
Kaç saattir buradayım ve sadece yazıyorum,
Beni gören bir kaç çift,
(Eminim beleş sevişgen noktaları arıyordular)
Abla! Bu merdivenler çalışmıyor mu?
Burdan çıkış yok mu? diyorlar.
Diyemiyorum ki "Yok, götünü eşşek sikesice,
Ben çok aradım da o çıkışı bulamadım,
Çok çişin geldiyse bir deli cesareti,
Şu yapım aşaması bitmeyecek markanın,
En süslü kenar duvarına saplıycan,
Çok içesin geldiyse kadın başına ,
Lüplerken aç karnına kırmızı tuborglu yalnızlığı...
Adam gibi içicen!" diyemedim tabi.
Neyse gittiler de,
Ayakların üşüdü değil mi be cancağızım!
Nede olsa metruk bir binada hikaye yazmak kolay değil!
Asıl olay, İstanbul'da yıllardır olamayan bir AVM bulmakta!
Bu yazım sayesinde saatime, ramak kaldı.
Ve evet İstanbul ben, senin, ağzının, tam orta yerine,
Tıpkı senin hep bana yaptığın gibi...
İçtim de, sıçtım da...
Az sonra da öylece bırakıp gideceğim de...
Ama itiraf edeyim,
Rastlaştığım insanlarca hiç bu kadar saygı görmemiştim.
Yolum uzun ve hala yağmur ağlıyor İstanbul,
Ama artık neyse ki, kendime dairli büyük bavulum yanımda!
Ayaklarım üşüdü mesela!
Çıkarıp sandaletlerimi, evimin kış terliğini giyeceğim.
Zamana az kaldı, otobüsümüz birazdan kalkar!
Hadi size eyvallah!
Cemre.Y.

Topluyorum Kendimi

...Topluyorum Kendimi...
Zaman, şımarık bir çocuk gibi
Her gün , hiç yorulmadan
Kırıp dökse de hayallerimi
Akşama kadar
Çocuklarının peşinde koşup
Gece olunca şefkatle
Teker teker
Yavrularının
Başlarını öpen bir anne gibi
Yorulsam da topluyorum kendimi
Ve hayallerimi...
Cemre.Y.

Unutulmuyorsa

...Unutulmuyorsa...
Bir de aklımıza düştükçe uyuyamadıklarımız var,
Unutabilmek için onca akşamı,
Geceye saramadan uykuya gömülmüşken.
Unutulmuyorsa!
Cemre.Y.

25 Haziran 2017 Pazar

Bayram Babası

…Bayram Babası…
Kalbimin çiçeği,
İki gün sonra bayrammış öyle dediler.
Benim bayramlarım hep...
Çocukluğumun kırmızı pabuçlarının kurdelesine,
Ağlayan naylon bebeğimin gelinliğine takılı kalmış ya,
Haberim olmadı,
Ondan sonraki bayramları başkaları hatırlattı hep.
Kırmızı bir elbise beğendim sana, bayramlık..!
Alabilmek için değil mi bunca çabalarım?
Alacağım elbet..!
Sen, bayram çocuklarının en güzeli,
En mutlusu olmalısın ki
Gülüşünle aydınlansın dünyam.
Kalbim acıyor...
Biliyorum sende buruk olacaksın,
Senin de bir yanın yarım kalacak benim gibi...
O güzel, yosun gözlerin buğulu bakacak,
Soracaksın,
O gelmeyecek mi?
Keşke sormasan,
Sormasan da yüreğimi kanatmasan.
Keşke "Anniş ben bunları istemiyorum,
O mağazalarda babamdan yok mu?" diyerek
Beni beynimden vurmasan.
Keşke bayram pazarlarında satılsa da,
Sana onların yerine,
Sana "Baba!" satın alabilsem!
Keşke ben ölsem de,
Hayatında hep o olsa.
Cemre.Y.
25.12.2000

Beni Bulmalıydın

...Beni Bulmalıydın...
Çakraz aymazlıklarımın,
İlk aykırılıklarımın da
Çıkmaz sokağının sonu olmalıydın!
Bahanesiz yol aykırıklı sokaklarımda
Yolumu çizmeliydin,
“Ben”i bulmalıydın.
Bütün çakrazlarım ve çıkmazlarım
Sana çıkmalıydı sonumda.
Ve artıksız olmalıydı,
Tüm “Sen”siz sokaklarım.
Buydu sana aitliğime,
Sana dair,
Tek biçtiğim kaftanım!
Cemre.Y.

Sen Benden Gittin Ya Be Anam

...Sen Benden Gittin Ya Be Anam...
Gittin ya...
Bu sefer gerçekten de gittin ya!
Bu Ağıdı da bana böylece bitirttin ya!
Bir bayram sabahının ikinci günüydü sana
Daha ikinci günüydüm senden azalışıma!
“Gideceğin yerler cennetse be anam,
Artı bize kalma madem be git!” diyeli
Henüz saatler geçmişti.
Dediler ki anan ölmüş!
Yol demedim yardan uçtum hemmen!
Ellerini öptüm,
Parmak uçlarını hele teker teker!
Çıplak göğüslerini öptüm.
Uzun zamandır artık olmayan
Saçlarının diplerini öptüm birer birer!
Var sanıyordun değil mi
Sana söz verdim diye ama hala
Ben sözümü tutup, kazıtmadım diye
Var sanıyordun hala saçında üç beş tel!
Ayaklarının altını kokladım be anam!
Parmakların aralarını yokladım.
Uçlarına dokundu dudaklarım.
Sanırsın morgda son görüş değil de
Her biri birer cennet misali misk-i amber!
İnat ettin bu sefer
Dirilmedin ya be ana!
Oysa çocukluğumda
Kaç kez ölmüştüm bana yalandan!
Çünkü en ilk sana hep
İlk ben inanırdım.
Hep mi sen mi beni kandıracaktın
Sevmiyorum diye!
Ben seni
Ömrümce bir sefer kandırdım anam!
Saçların tükendiğinde
Bütün yoklukları siyaha boyadım.
"Varlar!
Saydım!
Korkma ama
Asla sözümden sonsuz caymadım!
Tuttum sana son "Söz!" ümü şimdilerde
Bak...
Kazıttım saçlarımı
Sanma ki sana olan ilk ve son sözümü tutmadım!
Sen yine de gelmedin ya!
Bu sefer...
Çok küstüm ben sana be ana!
Adını cennet koyulan masallara kanıp
Öylece koyuverip gittin bizi...
Kızımın deyişine göre
Zaten hiç gelmedikdi!
Oysa ben
Kızım uğruna
Daha bu Dünya da
Nice cenneti elim tersiyle öteledimdi
Sanır mısın ki hala
Gamzesinin gül goncasından bir tek busecik için
Kanamıyor dikenleriyle ellerim!
Bilemezsin...
Bilseydin ölmezdin!
Sen hiç kendinle kan kardeş olmak için
Tatmadın ki canının kanını...
Oysa ben biliyorum
Hepimizin ayrı ayrı kanlı can tadını...
Nefes alıyorum hala bazen kesikleşiyor ya!
Artık
"Öl-sem-mi!" diyorum...
Taaa oralardan hıçkırığını duyuyorum
Uyanıyorum!
Dilimde aynı cümle
“Ağıdın bitti anam
Gelmedin inadına...
Ama
Bu sefer...
Hele bu sefer!
Çok küstüm ben sana be ana!
Bazı sırları olsun o'na
Anlatabilmeliydin, bari rüyasında!"
Cemre.Y.

İyi Bayramlar

...İyi Bayramlar...
Aferin bana...
Tek başıma...
Koca bir bayramın ilk gününü ağırladım.
Arada çok esti de, düştüm yine yollara,
Gidip onun sokağından geçtim.
"Bugün sokağından geçtim sevgili,
Gözyaşlarımın,
Buğusunu yolladım pencerenin perdelerine,
İlk rüzgarda beni hatırlatacaklar sana."
Şiirimin her harfini yutkuna yutkuna yeniden yaşadım.
Sonra kardeşimin ve ailesinin dairesine uğradım.
Annemin anılarının,
Ellerini öptüm teker teker ruhundan.
Çiçeklerin suyuna baktım,
Balıklarına yem verdim.
Kökü annemden kalan,
O çok sevdiği mor menevşeleri okşadım.
Oysa ne de çok kıskanırdım çocukken!
Çiçeklerini bizden çok seviyor diye!
Onlar kalmışlar geriye...
Bütün boş odaları gezip anamı aradım.
Ağladım.
Ferahladım.
Çıktım daireme...
Bu sefer "O"nsuzluk koydu bana...
Bir daha ağladım ama hala hayattayım.
Aferin bana!
Beni tebrik edin.
Anam olmayınca,
Çocuklar da gelmediler bayramlaşmaya,
Tek bir zil sesi duymadım.
Biriktirdiğim bozuk paralardan tek bir lira,
Aldığım çikolatalardan tek bir tane eksilmedi.
Hatta kurbanlık hediye bile getiren olmadı.
Aferin bana!
Öpün beni yalnızlığımın,
Alnının tam ortasından da
Kurşun gibi işlesin yüreğime!
Zaten dağılmış ciğerim.
Buyurunuz yalnızlığımı tebrik edelim.
Kaç yüzyıl geçti, hala en yalnız benim!
Ama size, iyi bayramlar!
Cemre.Y.

23 Haziran 2017 Cuma

Sevmeyi Çok Sevdiğini Biliyorum

...Sevmeyi Çok Sevdiğini Biliyorum...
Saçlarına kar taneleri düşmüş sevdiceğim,
Birazda sakallarına!
Kaf dağına konmuş
Zümrüdüanka burnun yine yukarıda.
Çokça dik durmaya çalışmaktan
Yorulmuş alnının, üç çizgisi var.
Bir tek, dudakların aynı kalmış
Uzunca geçen yıllarından,
Gülümsediğinde
Bir kalp resmi çizilir dudaklarından.
Benim gibi,
Hem kadere lanet,
Hem yine de yaşadıklarına müteşekkir
Buruk bir gülümseme dudaklarında!
Hayata yenik düşmemeye
Gerilmiş boyun damarların.
İlle de sesinin güvenli,
Şefkatli, sevgi dolu tınısı…
Seni yaşadım ya birkaç zaman
Görsem ne fark eder,
Hiç görmesem ne?
Dokunsam ne fark eder,
Hiç dokunmasam ne?
Sevmeyi çok sevdiğini biliyorum en azından.
Çok sevdiğini biliyorum en azından.
Cemre.Y.

22 Haziran 2017 Perşembe

Lal-ü Aşk

...Lal-ü Aşk...
Sevgilim...
Lal-ü aşk yüklü,
Bulutlar geçiyor ömrümüzden.
Sanki hiç!
Mey dolu ağzından,
Dökülmemiş gibisin
En ıssız, en karanlık mahzenime.
Oysa...
Dudaklarından içtim ben,
Ömrüme bin nefeslik aşkın şarabını.
Sevgilim...
Lal-ü aşk yüklü,
O son trenler geçiyor yüreğimizden.
Sanki hiç!
Şiir dolu dudaklarından,
Süzülmemiş gibisin
En sessiz, en sedasız tenime!
Oysa...
Kalbinin ritminden içtim ben,
Ömrüme bin hayatlık terinin tadını.
Sevgilim...
Lal-ü aşk yüklü,
Kar taneleri geçiyor tenlerimizden.
Faydası yok artık,
Her seferinde,
Yüreğinin dehlizlerine kaçıp kaçıp,
Yaramazlık yapmış,
Küçücük bir çocuk gibi saklanmalarının.
Nasılsa yine...
Bende bulunacaksın...
Cemre.Y.

21 Haziran 2017 Çarşamba

Kandilleri Yanıyordu Şehr-i İstanbul'umun

...Kandilleri Yanıyordu Şehr-i İstanbul'umun...
Ben, benden,
"Biz" olan,
Sizli gerçekler ise...
Yine bizden akar gider iken.
Zaman zaman, her zaman,
Çoğalarak gitmelere
Gittikçe ben…
Benden, senden, bizden...
Öylece sus pus!
Azalırken her şeyden
Şimdimi saymıyorum bile!
Yakın geçmişli yüzlerce yılımı ise
Yok sayıyorum.
Unuttum hepsini...
Asırlar öncesinden.
Dolambaçlı, çengel bulmacalarımın cevabınıysa!
Bir balıkçı sahili kasabasında,
Öylece buluverdiğimi var saydığımı,
Hayal bile etmiyorum artık!
Oysaki yine, her sarmalımın sonunun,
Sona daha da yaklaştığını,
Evvelimi bilir iken ahirimden cayan ben…
Varlığımın ruhundan sayenizde caydığımı,
Saymıyorum bile!
Şimdi yine, şehri İstanbul'umun,
Bütün mahyalarında, ışıl ışıl ışıldıyor bütün kandilleri.
Kandil simidinin bile kar'ına ve de kanına,
Doyuyor nasılsa birileri.
Oysa ben daha sabah kahvaltımı etmedim!
Ben daha doğmadan evvel,
Kalubeladayken bile
Ruhum bedenimi beklerken,
Kimlerden doğacağımı bilmezken bile...
Yalan yok, istemedin hiç!
Varlık bulmayı da, bu dünyada yaşamayı da.
Doğmazdan evvelimde,
Doğduktan ahirimi görmek şansım var ise...
Ne için isteyeydim ki?
Ben, benden,
Her gün doğumunda bile
Dahaca neşeyle gider iken...
Herkesim hep kör iken…
Kandilleri yanıyordu şehr-i İstanbul’umun.
Bütün mahyalarında, ışıl ışıl ışıldıyor bütün kandilleri.
Yitip gittim bir ışık huzmesinde.
Cemre.Y.

Aşka Alerjik Reaksiyonlar

…Aşka Alerjik Reaksiyonlar…
Saçlarım karışıyor seninle,
Alnım,
Burnum,
Yüzüm,
Ağzım karışıyor.
Aşk’a alerjik reaksiyonlar var bu hallerde.
“Yasakmış” dediler!
Vuslat denen o sarhoşluk,
Sarılmışlık derini.
“Yasak” değil miydi o elma da
Adem ile Havva’ya?
Yasakla başlamamış mı bu dünya?
Bazen bilmek,
Zehirli bir erdem olsa da,
Ölü bedenler denizinde,
İlk güneşim oldun ya ben ona bakarım!
Cemre.Y.

Aşk Sensin İşte

...Aşk Sensin İşte...
Ben aslında "Aşk" a aşığım eeyyyy sevgili,
Bunun için senin gülüşünün
Gamzesinde yok olmak gerekiyorsa,
"Aşk" için yokluk yoktur.
Varsın bedenim yaşlansın
Çürüsün insanların vasıfsız beyinlerinde,
Unutma ruhum hep seninle.
İstanbul yağıyor,
Ben arınıyorum evimin huzurunda,
Bir başka yağmur daha yağsa,
Göğün gizeminden insanların ruhlarına,
Kirli, paslı beyinlerdeki yargı duvarlarını temizlese.
Yaşanmışlıkların, yaşanmamışlıkların hesaplarını
Basit bir toplama çıkarma işlemiyle
Anlatmaya çalışmasa.
Her şey iki beden bir insan olayına indirgenmese.
Bir anlasalar bendeki senin yoğunluğunu,
Bir anlasalar sendeki benin vazgeçilmezliğini...
Senin varlığına kavuşsam ne olur,
Kavuşmasam ne olur.
Seninle bir an, bir dakika, bir saat, bir tek gece
Ömürlük huzur, ömürlük mutluluk değil mi sanki.
Varsın kirletsinler namussuz düşünceleriyle
Namus denen kavramımızı
Ben aslında "Aşk" a aşığım ey sevgili,
Bunun için bir tek kelimen
Yetiyorsa sende kalmama
Kalırım bende sende
Aşk sensin işte.
Cemre.Y.

20 Haziran 2017 Salı

Boşuna Aramayın Eski Ben'i

...Boşuna Aramayın Eski Ben'i…
Gözlerinin kuytusunda o son...
Vurgunu yediğimden beri,
Hissetmiyorum ki artık,
En son,
Sana mühürlediğim yüreğimi.
Öyle ıssız bir aldatılışa demir attım ki,
Ne gemim yüzebilir ummanlarda,
Ne limanım bulunabilir sevda rüzgarlarında.
Boşuna aramayın artık eski ben’i…
Cemre.Y.

18 Haziran 2017 Pazar

Babalar Günü/müz!


…Babalar Günü/müz!...
Hiçbir şey anlamamıştı,
O henüz bir buçuk yaşındayken
Onu göğsüme yaslayıp gözyaşlarımla,
O ipek saçlarını ıslatarak ana evine döndüğümde.
Dönmek gerekirse her kadın, baba evine dönerdi.
Benim babamsa…
Hep anamın evinde olmasına rağmen,
Altı yaşımdan beri artık bana, babam değildi.
Kızımın, anadan dedesiydi hepsi buydu.
Evse anamın saf alın teri!
Yosun gözlüm hastalanıp ateşlendiği,
Babasını sayıkladığı zamanlarda
Sesimi kalınlaştırarak babasıymışım gibi
Konuştuğum geceler boyu,
Gözyaşlarımla alnındaki beyaz bezi
Her ıslattığım da da anlamadı babası olmadığımı.
O her hastalandığında
Babası koynunda sanmaktaydı.
Öyle sanmalıydı…
Babasını görmeyi özlediğini sezdiğim anda
Rahmetli babamı,
(Babasının babasını) hemen arıyor,
Babası her neredeyse bulduruyor, gelip,
Kızımı almasını,
Sevmesini sağlıyordum nasıl olsa.
Evimize geldiğinde,
Babasının yanındaki ablayı anlatıyordu bazen.
Çok kızıyordu ona,
Neden iki de bir yanımızda ki diye.
Masallar anlatıyordum ona.
O bir kraliçeydi,
Babaların yanındaki ablalar ise
Yetim kalmış prensestiler.
Babalar onları da sevmeliydiler
Ama merak etmesindi,
Babalar en çok,
Küçük kraliçelerini severlerdi.
Biraz daha büyüyüp de
Artık mahallenin çocuklarıyla
Oynamaya başladığında öğrenmişti
Masalların küçük yalancıklar olduğunu.
Bir gün, günlerden tam da
Babalar günü olan bir gün,
Evcilik oynacaklarken onu oyuna katmamışlardı.
O, ya kraliçe olmakta ya da baba olmakta diretiyor,
Arkadaşları,
“Kızdan kraliçe ya da baba olmaz akıllım.” diye
Israr ediyorlar, ya prenses,
Ya çocuk ya da anne olsun diyorlardı.
En sonunda bu inatlaşmalardan iyice kızıp
“Zaten senin baban yok, evinize bile hiç gelmiyor,
Piçsin sen!” deyivermişlerdi.
“Benim babam var bi kerem
Yetim prenseslere bakıyor o!” dediyse de,
Çocuklar artık çığırlarından çıkmış
Evlerinde konuşulanları teker teker sıralıyorlardı.
Geçen gün anneleri,
Komşu teyzeyle konuşurlarken duymuşlardı.
“Vah yazııkk!
Kadıncağız şu genç yaşında dul kaldı haa!
Baksanıza su gibi üstelik!
Adam bunu bırakıp başkasına gitmiş olacak iş mi?
Evlense bari, hiç değilse biri baba olur çocuğuna!”
Ağlayarak koşa koşa evimize geldiğinde,
Mutfakta ona ve arkadaşlarına,
Öğle yemeği hazırlıyordum.
Evciliklerinde gerçek yemekler yesinlerdi.
Beş bardak ılık sütü de tepsiye yerleştirmiş
Tam mutfağın kapısından çıkmak üzereydim.
O küçümen burnundan akan,
Sümükleri baloncuklar çıkartarak,
Gözyaşlarıyla birbirine karışmış halde,
“Sen çok yalancı bi annesin anne!
Ceza vercem sana!
O çocuklar çok yalancı olduklarında
Banyoya kilitliyolamış onları ya,
Ben de banyoya kilitliycem seni,
Hemi de ışıkları da yakmıycam,
Çok korkacaksın orda!
Piçmişim ben!
Piç kötü bir şey bence!” yi duyduğum anda!
Tepsi kayıverdi ellerimden.
Cam kırıkları süt kırıklarına karışıverdi.
Mahallenin bütün dedikoducu annelerinin,
Teker teker saçlarını yolmak,
İçimden köpürürken, sakince topladım bütün kırıkları.
Bir filmde görmüştüm buna benzer bir sahneyi ben.
Sezercik elinde bir çerçeve!
Koşturuyordu mahallenin çocuklarına.
Çocuklar çerçeveye bakıyor,
Az önce sövdükleri çocuğun annesinin gelin,
Babasının da damat olduğunu görüp,
Onu oyuna alıyorlardı.
Hemen herkesin merakla, neden yırtıp!
Yok etmediğimi sordukları,
Resim kutusunu aldım elime.
Diplerde bir yerdeydi,
Aradığım o çerçeve buluverdim.
Ellerim titreyerek ona uzattım.
Ellerini belinden çekti, içi resimli,
Çerçeveye uzun uzun baktı.
Ben yüzünü, gözünü silerken,
“Annem ne güzel bir gelinmişsin sen.
Biliyodum ki bana yalan söylemediyini,
Yalan kötü bir şey diyen annem
Hiç yalan der miydi, dememiş işte bak!”
Deyip, öpüverdi gözlerimden.
Sonra sokağa koşup,
Çok önceden seyrettiğim bir filmin
Gerçeğini yaşamaya gitti.
O gider gitmez kapımı kilitledim
Yatağıma yüzü koyun yattım,
Yastığımı dişlerimin arasına aldım.
İlk kez bağıra çağıra, anıra anıra ağladım.
Sonra gözyaşlarımı toparladım,
Yüreğimi toparladım.
Pencereden baktım.
Oyuna almışlardı onu,
Üstelik ne isterse o olacaktı,
Olayı çoktan unutmuş güle oynaya oynuyorlardı.
Kızım bu sefer!
O gün babalar günü diye babaydı,
Ta ki o çocuklar tekrar mızıkçılık yapana dek.
Oysa ben böyle bir olayın,
Bir kere daha olmasına asla izin vermeyecektim.
O günden sonra kreşe yazdırdım onu,
Bir daha da oynatmadım o çocuklarla.
O da onları, hiç özlemedi zaten.
Bugün babalar günü yine...
Oysa ben,
En çok anne olabildim sanıyordum.
Uğruna gençliğimi serdim yollarına,
O buğulu yosun gözleri hiç ağlamasın istedim.
İstedim ki o gül kıvrımlı dudakları daima gülsün.
Sahte rejimler yaptım param olmadığı zamanlarda,
O yemeğini huzursuz olmadan yiyebilsin diye.
Bazen soğuk yatağım,
Bir insan tenine ihtiyaç duyduğunda yanına gittim,
Kokladım onu, sarıldım ona.
“Olsun varsın.” dedim.
“Benim kraliçem benimle ve ben,
Hiçbir zaman korkmayacağım,
Düşünmeyeceğim hiç değilse böyle,
Ya üvey babası ona zarar verirse diye.”
Bayramlarda yeri geldi,
Başkalarının giymekten sıkılıp,
Bana verdiği kıyafetleri giydim ama ona
Her zaman, en güzel,
En beğendiği bayramlıklarını aldım.
“Olsun.” dedim.
“Benim bebeğim,
Bayram çocuklarının en güzeli ya.”
Benden başkaları ona aldıkları
Bir iki çikolatayı bile hesaptan sayarken,
Ben ömrümü verdim bedavadan.
“Olsun.” dedim.
“Ben yavrumu yavrum olduğu için, canımın,
Etimin parçası olduğu için seviyorum.
Her şey, canım bile uğruna feda.”
“Bu hayat senin.” dedi anneannem bir gün bana.
“Ve bir daha gelmeyeceksin bu dünyaya,
Etin yenir, gönün giyilirken
Gençliğin, güzelliğin, tazeliğin elinden gitmeden
Bul bir hayat arkadaşı kendine.
Ben yedi tane doğurdum ama bak
Yatağımın sol yanı hep boş.
Evlat dediğin nankör bir kedi misali,
Verdikçe alır.” dedi.
Oysa benim meleğim bana
Sadece bir evlat değildi ki.
Arkadaşımdı, dostumdu, annemdi, babamdı,
Dert ortağımdı, hiç olmayan ablamdı,
Kardeşimdi, eşimdi, her şeyimdi.
Yıllarından ardından baktığımda çok zor yıllardı,
Çookkk zor!
İşten döndüğümde sırtımda yirmi beş kiloluk
Kömür çuvalını evime götürürken,
Sobamın külünü boşaltıp, sobamızı yakarken,
Kemiklerimin donunu çözüp,
Üst kattaki annemlerden uyuyan yavrumu,
Sırtıma yüklenip onu yatağına yatırırken,
Yavrum derin bir iç geçirip,
“Annem sonun da geldin ya.” deyip
Yine uykuya dalarken.
Üşümüşlüğüm bir türlü uyku tutturmazdı.
Ben o çileleri çekerken birileri,
Doğal gazlı evlerinde,
Sıcacık çorbalarını yudumlarlardı.
Sonra eşlerinin koynuna kıvrılıp deliksiz uyurlardı.
Oysa benim geceli ya da gündüzlü
Bütün kabuslarımda hep,
Enseleri kalın adamların iki de bir yolumu kesip,
“Hala mı inat kadın!
Bak ev istersen ev, araba istersen araba,
Bankaya istediğin kadar para,
Kızını yatılı özel okullarda okutursun,
Hanım olursun, kadınım olursun,
Gitmek istediğin zaman da çeker gidersin
Sana verdiklerimle rahat edersin,
Bana vereceğin bi et parçası
Ona da yetmiyor mu hiçbir para!
Üstelik çürüyorsun burada!” diyerek
Kömür çuvalımı yere düşürüyorlardı.
Küfürler savurup yeniden yükleniyordum
Hayatımın ağırlığını sırtıma.
Daha hızlı yürüyordum kızıma.
En çok anne olmaya çalışırken,
Babalığın ağırlığını da omuzlarımda taşıyordum.
Zor yıllardı, çookkk zor!
Bugün ilk defa kızım;
“Canım annem babalar günün kutlu olsun,
İyi ki varsın.” dedi bana.
Hiç yoktan durduk yere bana
En güzel hediyeyi verdi.
Babalık da güzel şeydi.
Ama zor yıllardı...
Çookkk zor!
Yine de sadık kaldım her daim kendime!
Aldatmadım hiç kimseyle
Ne beni ne de evladımı!
Başım dik...
Alnım apak hep!
Cemre.Y.

Benim Babalar Günüm Yok

...Benim Babalar Günüm Yok...
Çoktan ezber çektiğimi sandığım sokaklarda
Şimdi kırkını çoktan aşmış bir adamın
Beşli-Altılı-Yedili yaşlarını gördüm
Balkan bisikletiyle
Arşın arşın arşınlıyordu babasına ulaşan tepeleri
Şimdi bana!
Babanı nasıl affettin demiyorlar mı?
Bütün aşılmayan babalar
Bütün imkanlı şehvetsiz
Şefkatli babalar
Benim ilk sevdiceğimdi...
Bugün hiç tanışmadığım
Hiç de görmediğim bir babanın oğlunun
Çocuk gözlerinden
İlk kızının
En ilk aşkı kadar
Sevda hasreti çektim ona
Şimdi nefesi çoktan asırları geçmiş sokaklarında.
Ben gördüm.
Meydandaki,
Artık su bile akmayan o
Çeşme başındaki evlatları.
Su dolduruyorlardı,
Bakırdan kalaylı kovalarına
Ve bir baba uzaktan bakıyordu hala evlatlarına...
Benim hiç olmadı mesela...
Cemre.Y.

16 Haziran 2017 Cuma

Didim Mi Didim

...Didim Mi Didim...
Bugün son günüm…
Şimdiye kadar birçok anıyı, yazıp yazıp, sildim mi sildim!
Öyle ya!
Mutluluk, bencildi,
Acı anılardansa, herkes ayrı bir zevk alıyordu!
Tek başıma ben...
Mutluydum lan!
Özet bu.
Hikaye bitti yani.
Romanın sonu yani.
Ama yine de birkaç reeli hak ediyordu,
Bu bir yıl dolusu özlem dolu tatilim.
Seçilmişliğin tek amazonuydum ben!
Onlardan önce gelip kolaçan edecektim ortalığı,
Açıkçası maddiyatım bu kadardı ya neyse çaktırmayalım!
O, berbat ötesi,
Üç aktarmalı otobüslü, minibüslü, yolcu sigortalı,
İğrenç ötesi seçtiğim o, yolculuğum sonrası,
Nihayet varmıştım otelime de,
Daha saat sabahın sekiz otuzuydu!
Seçmekte usta olduğumu sandığım,
Elegans'da neyse ki boş oda yoktu!
Anlattım tabi derdimi...
"Bana derhal, deniz kenarı bir oda sağlayamazsanız,
Valla ilk bulduğum havuzda kendimi köpürte köpürte yıkarım,
O kadar pis hissettirdiler yani!"dedim.
Bana,
İlk deniz kenarı boşalan odayı tahsis edeceklerine söz verdiler ki...
Hiç de hakkım olmayan saatte, kahvaltımı edebilirdim.
Doydum nihayet de hala, o uzun yolculukla çok kirliydim!
Bari lobiye kurulup,
Bilgisayarımı açıp, günlük paylaşımlarıma dalayım."derken...
Sinirli ve oldukça yorgun bakışlarımla,
Valizimin ön cebindeki şampuanıma uzandığımı gören lobi memuru…
"Belli ki siz havuzumuzu,
Köpüklemeye çalışacaksınız ama köpürmez ki bizim havuz,
Yine bize kızarsanız diye de,
Boşalan ilk odayı size tahsis ettik!" deyiverdiler!
Anam!
Odama bir daldım ki üç kişilik!
Bir tane ikiz yatak, bir tanede bebe yatağı!
La oğlum, ben tekim,
Neyleyim bunca yatağı diyemeyecek kadar yorgundum!
İlk işim, hamamdı, masajdı umursamadan,
Kendimi duşakabinde köpürte köpürte yıkandım.
Tertemiz, mis oldum.
Günler mi?
Onlar o kadar mutlulardı ki, su gibi akıp geçtiler!
Sabahı sade Türk kahvesi, açık büfe kahvaltı,
Öğleye kadar havuz, sonrası biralı siestalar...
Öğleden sonra mavi bayraklı,
Balıkları içinde yüzen pırıl pırıl bir deniz...
Rakı, balık, acılı şalgam…
Bugün son günüm...
Ömrümde ilk defa yalnız bir tatil yaptım,
Ne çok korkularım vardı oysa...
Hepsi silindi...
Bitmemeli kadar uzun sürsün istedim.
Yarın on ikide son buluyor buradaki günüm!
Tur şefimiz hala aramadı beni
"Şu saatte alacağız sizi"diye!
Neyse ki güler yüzlü resepsiyonla bugünden görüştüm,
Ola ki yol yorgunu biri çıkar, ola ki
Olmazsa havuzu köpüklemeye kalkıp arınmaya çok ihtiyacı olur,
Erkenden boşaltacağım odamı!
Ve isimsiz bütün gülen yüzlere sonsuz teşekkürlerimle,
Hatta onlara yaptığım küçük sürprizlere karşılık,
Bana büyük mutluluklar bahşeden kat görevlilerine minnetlerimle...
Hakkım helaldir hepinize
Didim mi, Didim.
Cemre.Y.

Deniz, Güneş, Sahil Ve Çiftler

...Deniz, Güneş, Sahil Ve Çiftler...
Olmayan kumsalların,
Olmayan denizlerinde gün batarken
Sevgililer bazen aniden
Ya hınzırca sevişmek isteyip
Aceleci havlularını topluyorlardı şezlonglarından
Bir yandan kulaklarına ayıplı sözleri fısıldarken
Uçuyorlardı adeta iki kişilik yataklarına!
Ya da dün geceden haylice yorgunlardı zaten
Bu akşam gün batımını seyre dalıp
Geceyle yıldızlı yakamozlar seriverirken olmayan sahilde
Sadece şarap içip,
Müzik dinleyip öpüşebilirlerdi gün doğana dek!
Sonra gün içinde…
İki kişilik yataklarında öylece huzurla uyuyabilirlerdi.
Yaşları geçkinse de bazılarının
Hiçbiri henüz ihtiyar değillerdi.
Bütün bunlar yaşanır geçerken iki insan ömründen
Uzaklarda bir kadın vardı…
O son mavinin en köşesinde.
Yaşınca ihtiyarlamıyor!
İhtiyarlığınca yaşayamıyordu nedense!
Hep yarımdı yani!
Oysa o hiç hasetlenmeden onların sonsuzluğuna
İçinden dualar mırıldanırken
Gözlerinin kahve renginden
Cılız bir gövde takılıyordu belleğine
Sahilin en dibinde hani ışıkların solduğu
O, son yerdeydi yine oradaydı işte.
İlk kez çocukluğunda,
Köylerine tatile diye ilk götürüldüğü zamanlarda
Sarı başak tarlasının sonsuzluğunun dibinde görmüştü onu
O, onca kalabalık ormana
Neden küsmüştü ki diye düşündüğünü hatırlıyordu
Anlamlandıramıyordu onun,
Neden o koca ormanın içinden
Biri olmak istemediğini henüz!
Sonra nice hiç olmaması gereken
Yerlerde de görmüştü onu yine tekti mutlaka!
Oysa, o ağaç yalnız olmasaydı
Ne de güzel çimen yeşili akıyordu hayalinde
Binbir çeşit meyve çiçekleriyle
Dünya/sı bile yeniden doğuyordu!
Oysa karşılıksız sevdalarından ölüyordu her gün dünya
Dünya!...
Sevmeleri es geçip savaşmaya başladıkça
Bir adam çoktan savaşmaktan yorgun
Kadının saçlarının kokusunu duyuyordu.
Hani o ilk gençlik aşkları olur ya bir tek cümleye
Her gün anlamsız saçma sapan şeylere gülümseten
Oysa adam…
Kadının hayatı boyunca kurduğu…
Bütün harfli hayalleri şiir ediyordu.
Kadının saçları hep,
Her zaman iyotlu yasemin kokuyordu!
Bunuysa burnunun hayal sızısında
Sadece bir tek adam görüyordu!
Oysa kadın…
Artık çoktan günden yorgun lenslerini çıkartmış
Hayata hayli miyop!
Biraz da astigmat bakmayı seçmişken
Kadının gözleri nasılsa…
O yalnız ağacın kahverengi gövdesiyle
Gökyüzünün mavisine uzanamayan kollarını
Artık görmese de çoktan ezberlemişken.
Kadın bir tutam mavisini,
Bir tutam sarısını,
Bir tutam da kırmızını
Hayatının siyah ve beyazlarının farkındalığında
Her renk...
Olasıca renkli yerlere konursa
Nice ara renkler oluşacağının
Çoktan es geçmişli tercihli
Her şeyden vazgeçmişliğindeyken,
Bir kavanoza doldurmuştu çoktaannn hepsini,
Kapağını da kapamıştı usulca.
Susmuştu kadının!
Gözlerinin kahve rengi artık çoktaannn!
Hayata hayli miyop,
Biraz da astigmat bakmayı seçmişken.
Vazgeçmişken her şeyden…
Yorulmuştu yani artık hayal kurmaktan!
Evet…
Çifter beşer seviyorlar birbirlerini
Yarını hatırlamayacak kadar…
Ve ben…
Bunu tercih etmedim.
Nokta (.)
Cemre.Y.

15 Haziran 2017 Perşembe

Ne Gerek Vardı

...Ne Gerek Vardı...
Tabisi bütün manzara fotoğraflarını çeken değil de
Şöyle manzaraya karşı çekilen olmak istiyor insan.
Ama bütün bunlar hep yalnızlık işte,
Her ne kadar kalabalıklar içinde de olsan,
Gün geceye gebe kalınca, ay yıldızlarla dans ederken,
Ateş böcekleri gibi, sudaki yakamozlara, yalan yanlış sarılınca,
Bakıyor ki az kalsın ışığı sönecek, söndürecekler!
Cayıyor yıldızlardan da yakamozlardan da!
Yansımalarla, yanılsamalardan da!
Cayıyor öylece.
Yorgun kanatlarını söndüre söndüre uçuşuyor yalnız böcek,
Ateşini söndüre söndüre uçuyor,
İnsanoğlunun yetişemeyeceği,
O son ağacın kuytusundaki son evine, kırılarak sığınıyor...
Oysa, gün daha yeni doğuyordu ona,
Daha gece yeni başlamıştı oysa!
Daha yeni, birer yıldız kayması kadar ışıyacak,
Herkesi kendisine hayran bırakacaktı!
Ne gerek vardıysa,
Kozasından çıkmaya cesaret edemeyen bir tırtıl olmaya!
Ama bütün masalları, bütün hikayeleri,
Ve bütün romanları biliyordu çoktan.
Tırtıl kalsa, ipek böceği olacak,
İnsanlar tarafından yine sömürülecekti.
Kelebek olsa, en uzun ömürlüsü, üç beş ay yaşarken,
İnsanlar ona sadece bir gün ömür biçecekti.
Hiç yoktan ruhunu bir ceninle yer değiştirse,
Ola ki insan doğsa!
Ömrü boyunca tonla bedbahtlık onu bulacaktı.
Ne gereği vardı.
Tuttu en yıldızlı, en yakamozlu,
En kahkahası bollu bir yerde soluk aldı, nefeslendi.
Halbuki gündüz vakti dolaştığı balkonlarda görmüştü,
Balkon lambalarının üstünde,
Taştan örüntülü küçücük yuvalar vardı,
İçlerinde adını bile bilemediği,
Minik kuşların, minik yavrularının olduğu taştan yuvalar!
Yağmur yağsa ya da yavruları acıksa,
Bütün sülale kolaçan ediyorlardı ortalığı,
Balkonlarda, odalarda insanoğlu varsa güvenmiyorlardı onlara,
İstemiyorlardı yavrularının yeri bilinsin.
Ancak insanlar odalarında çok meşgulken, dalıveriyorlardı yuvalarına.
O küçücük delikten nasıl da sığıp,
Bir çeviklikle giriveriyorlardı hiç kimsenin göremediği o evlerine!
Kavuşuveriyorlardı yavrularına!
Oysa insanoğlu ilk geldiğinde bütün odayı gezip,
Balkondan dışarı sarkıp, doğanın eşsiz manzarasına vurulup,
Oh ya verdiğimiz paraya değdi'nin derdindeyken...
En son, bazılarının, balkon lambasının üstündeki,
O kum taşından zamansız konsepte takılıveriyordu gözleri!
Öyle ya ne olduğunu bilmeyip,
Böylesi bi g/örüntü çok yıldızlı bir otele hiç de layık değildi.
Oysa, bazı yalnızlığını,
Güya eve terk etmiş insanlar,
Mutlaka duyuyordu o yavruların acıkmış sesini,
Mutlaka bir delikten sığınıp, doyuruvermiştiler yavrucaklarını.
Uyumak isterken nihayetli yükümsüzlüğüne,
Sırf adını bile bilmediği o minnak anne rahatça o yuvaya sığsın diye!
Odasını bile terk etmişliği vardı!
Zor değildi anne olmak!
Sadece evlat güvenle büyüsün diye,
Belki sığabilmekti küçücük bi karanlığa,
Şimdi şimdi miyopuma, astigmatıma,
Hatta sağ üstteki kırılmış,
Dörtlü köprümün en sonuncusuna umursuzum bu kadar!
Zümrüdüankalığımdan çoktan yorulmuşken,
Gündüz karılarıyla öpüşe koklaşa olan,
"Az erkek erkeğe içeceğiz be hatun!" iznini koparmış,
İpsiz sapsız bey abiler vardı bi de!
Ben bu yazımı yazarken bile,
İçkisi bol çenelerini tutamaz ve...
"Yaz kızım,
Kırmızı dosyayı al da gel!" geyiğini duyar mıyım, duyarım.
Dördüncü dublemi almaya giderken,
"Kusura bakın ama ben bir muhasebeciyim,
Ve bütün Kemal Sunal filmlerine inat,
Klasörlerim ya mavi ya da siyah oldu da,
Kırmızılara aile şirketine geçince sahip oldum.
Yani benim arşivim hep bir şahitliydi, yani öyle kimse bana,
Yaz kızım diyemedi, eşlerinize selamlar" dedim mi dedim.
Sustular mı, hem de nasıl!
Hatta ödleri koptu!
Birazdan hadi uyuyalım diycem kendime!
Hani bu gece ateş böceğiydim?
Cevapsız sorular bunlar.
Yuva'm...
Belki bu gece safi yalnızlığımdı.
Kımıltısız, kabussuz, serin...
Derin!
Cemre.Y.

Olleeyy Sakar Oldum Sonunda

...Olleeyy, Sakar Oldum Sonunda...
Büyük bavullarımın,
Küçük tramvalarından bahsetmiştim daha önceki blog yazımda.
Hatırlarsanız en son,
İstanbul yağmur ağlıyordu ve ben, sımsıcak kumların,
Dupduru denizlerin hayaliyle tam bir kışı donarak geçirmişken hep,
İlkbahar geçer geçmez bir tatile niyetlenmiştim.
Ama ben o tatilime niyetlenirken de, taksit de taksit öderken de,
Nihayet günü geliyor o gün de,
Yalnız ben giderken ne güneş vardı ne de hayal!
Terk edilmiş, yarım kalmış bir AVM nin,
En klas marka reklamlı camekanlarının
İç cephelerinden birinde, yerde oturmuş,
Sanki ilk kez evini terk eden haşarı bir genç kız gibi,
Gelmişime, geçmişime,
Hiç gelemeyenime... saydırıyordum soldan sağdan çaprazdan!
Zaten karnımı doyuracak bir yer aramaktan,
Ve bulamamaktan ayak tabanlarım ağrımış!
Neyse ki bir yerden bari iki kırmızı tuborg bulmuşum,
Tenhalarda sigaramın dumanına sarmışım derken vakit geldi çattı.
Yolculuğum Şişli'den aktarmalı olacaktı ya neyse ki turumun
Fragman aracı süper lüks bir araçtı,
"Şişli'ye kadarı buysa,
Ötesi limuzin mi ki!" yi düşünürek tam sevinecekken
Ön koltuğumun iki yanındaki kadının kocası başladı dırlanmaya!
Yok koltuk ileri gitmiyomuş, yok onun bel sorunu varmış,
Yok o zaten demişmiş bu turla gitmeyelim diyeymiş!
Anaam!
Ben bu dırdırı 18 yıl önce eski eşime yapaydım beni beş daha aldatırdı.
Uyku modumu sergiledim,
Ama nafile susmadı çenesinin bağına sıçtığım herifi!
Neyse ki geldik nihayet Şişli'ye!
Ayaklarım üşüdü diye güya pofuduk ev terliğimi giymiştim
Tam ısınacaktım cumbur lomp su çukuruna daldım.
Turumuzun aktarma yerindeki WC'ler asma asma kilitli mi?
Yağmur, üşümüş ayaklar ve hayallerimin kırıkları,
Üst üste mesaneme mesaneme baskı yapıyo mu!
Turcu arkadaşlar WC nin kilitlerini yoklamaktayken,
Bir umut binanın köşesini dönünce
Bir sote yer buldum,
Allah ne verdiyse şaldır faş yolladım, kimse görmedi.
Büyük valiz koruması işte netcen!
Otobüsün oraya döndüm ki az önceki dırdırcı bey amca!
Bu sefer WC ye kafayı bozmuş,
Altı üstü kaç gram şeyi varsa çubukunla salamamış üresini!
Sonunda dürttüm, "Pardon beyefendi, siz nereye gidiyorsunuz?"
"Biz mi, biz Bodruma gidiyoruz." deyince,
Nasıl bir şükür çekmişsem, "Hayırdır?" dedi.
Buraya gelene kadar başıma gelen musibetleri
Anlatmadım elbette ve elbette onun dırdırlarıyla,
Andan nasıl nefret ettiğimi de söylemedim.
Sadece,
"O kadar negatif yüklüsünüz ki ruhum yoruldu sizden,
Halbuki tatile gidiyorsunuz birazcık bari relax lütfen!" deyince
Adamın sadece ve sadece,
Düzleşmeyen koltuğundan mütevellit bu durumda olduğunu,
Yoksa pambık gibi bir eş olduğunu öğrendim.
Ahh be bey amca bize hayatımız boyunca o koltuklar,
Doksan derece girdi bir yerlerimizden de diyemedim tabi.
Gülümseştik, adam ve eşi aynı anda;
"Tekrar görüşürüz diyecem ama,
Belli ki bir daha rastlaşmamış olmayı diliyorsunuz!" deyince
Kıyamadım onlara mutlusundan iyi tatiller diledim.
Hiç yoktan bizim otele gelmiyordular!
Fragman bitti, standart bir tur otobüsüne bindirildik.
En önde olması gereken koltuğum bir arkasına kaydırılmış!
Sebebi ziyaretiyse onların aile olmalarıymış.
Benim koltuğum sekiz numaraymış!
İyi de abicim benim yanımda bir abi oturuyo!
Nerede bu aile salonu!
Yok mevzu haremlik selamlık olayı değil bittabi de
Sen benim ön koltuğumu bir aileye verdiysen bu amca kim yani!
Zaten otobüs, minibüs, metrobüs,
Yolda görsek tanımayacağımız adamlarla mırç mırçız!
Ki iktidarın art niyetini görmesem,
Pembe metrobüs ve otobüslere de karşı olmayacağım zaten!
Ama bunlar hep art niyet!
Eğitmek yerine, ayırıp aşağılamaya yönelik fiiller.
Neyse konumuza dönelim.
Yan koltuğumdaki ailenin babasıymış bey abi,
Anne ve kızı yan yana oturmuş da
Yanına bir bey gelecek sanıyormuş!
Neyse karı ve kocası yan yana şimdi.
Çıtkırıldım tatliş genç kızları da benim yanımda.
Öyle anaç ki nerdeyse yüz milyon baloncukluk,
Sakarlık yaptım yolculuk sinirimden, gıkını çıkartmadı.
Gülümsedi gözlerinin içi ışıldayarak.
Bende büyük bavulumdan,
Yün hırkamı çıkarttım, ikimizin dizlerine örttüm.
Kendi kendimi tebrik ettim yuppie ömrümde ilk defa,
Birilerinin bir şeylerini toplamak yerine,
İstediğim kadar dağınık, rahat olduğum için sakar,
Özgür ve hür olduğum için.
Arkadaki ablam ya sende hakkını helal eyle he!
Tam beş kere telefonumu,
Tam üç kere kulaklığımı ve tam iki kere,
Yazı kalemimi koltuğun altından bulup verdin.
Yarın ola tatil ola, hadi eyvallah diyecekken yarın oldu.
Güya turla gidiyoruz otelin kapısına kadar sigortalısından ya!
Didim'in bir yerlerinde indirildik yine cümbür cemaat!
Büyük valiz elimde otobüsün önünü kapatmışım,
Zira yine aktarılacakmışız otele kadar!
Tam iki buçuk saat bekletilip,
Nihayet külüstürden bozma bir midibüse tıkıştırıldık!
Günler öncesinden sorup duruyordu ya arkadaşlar,
"Neden heyecanlı değilsin, mis gibi tatile gidiyorsun?" diye.
İşte benim tatillerim hep buna benzer yolculuklarla başlardı.
Sevinemezdim yeterince!
Benim tatilim odama girdiğim an başlayacaktı, anahtar cebimdeyken!
Neyse çok yorgunum, kaçtım ben, az sabredin tatilimi de yazacağım!
Ama bana bir daha tur derlerse hepsine tam tur saydırırım ona göre!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...