12 Ekim 2019 Cumartesi

Affet

...Affet...
Affet beni,
Beni..
Affet.
Beni yüreğinin en dibinden affet ey çocukluğum!
Dişil doğmuşluğumu,
Eril eyleyemem!
Kaderimi, kaderimizi yeniden yazamam misal!
Seni daha doğduğun an yuhalayan insanların,
Yüreklerine sevgi yerleştirmem misal,
Belki biraz sevgi, belki biraz şefkat sunamam o anlarına lakin!
Sana...
En gerçeğinden...
Sarılabilirim en çok!
Ama böyle...
Günümüz insanı gibi,
Öyle uzaktan-mış gibi yapılanlardan değil ha!
Sağ boşluğun sol boşluğuma denk gelene kadar,
Sağ boşluğum sol boşluğuma denk gelene kadar...
İki yürek atışı kadar sarılırım sana,
Kaburgalarımız...
Hasretleri yok edecek kadar çıtırdayana kadar!
Şimdi...
Beni affet lütfen!
Ve tam tamına...
Kırk beş yıl sonra..
O duvar tam da yerinden kırıldığında bana yeniden gülümse lütfen!
Çünkü ben hazinemi bulmuş olurum çoktan...
Tosbağam, mahallenin çocuklarından üttüğüm bilyalarım ve ben.
Bir keresinde...
Şimdiki yaşımdan çok yıllar önce...
"Hayaller ölmeden kızım, insan asla ölmez!" demişti anam.
O yılın ertesinde kansere yakalandığını şimdi anımsamak ne acı!
Bilseydim beni bunca sevdiğini...
Ben bari...
Sana yeni hayaller ekmez miydim be anam!
Keşke bi kere olsun bari!
Yavrunun saçlarını şöyle kokulu kokulu öpüp,
O kokunun, kaç hayal ettiğini bilebilseydin demeyeceğim sana!
Şimdilerde, her gece…
Rüyalarımda sımsıkı sarılıp dökülmeye başlayan saçlarımın her telini...
Öpüyorsun nasıl olsa!
Kanser olurum diye mi korkuyorsun be ana!
Zakkumun kökünü de yesem yahut içsem!
Kanserden öldü diyemeyecekler ardımdan!
Yoruldu, yorgundu.
Ama ille de hayalleri vardı, böyle gülümseyerek gitti,
Bu dünya yetemedi belli ki...
Kendi dünyasını seçti diyecekler ardımdan!
Olsun.
Ben, ruhumu, hiç olmaması gereken varlığımdan affettim ya...
O, bana, yeter!
Cemre.Y.

Durduk Yere

...Durduk Yere...
Bir vakit sonra eski defterleri de yakıyor insan.
İçinde kurutulmuş güllerle,
Kurutulmuş papatya yaprakları olsa bile.
Sonra durduk yere...
Yıllardır boş duran ikinci sandalyeyi yakıyor insan.
Durduk yere oturup saatlerce,
Hiç gelmeyeni beklediği o sandalyeyi kırmızıya boyayıp,
Sehpasını gök kuşağı renklerine daldırıyor,
Ve durduk yere bir hamak yapıyor kendine,
Yumuşacık minderli, rengarenk yamalı bir hamak.
Biraz daha yeni hayalimiz olsa da güzelce sallandırsak.
Cemre.Y.

11 Ekim 2019 Cuma

Cümle

...Cümle...
Melek kanatlarını soyunma sevdiceğim, insanlık kötü!
Ağızlarında kekremsi, buruk, ağulu harfleri kelime edip,
Çabucak da ön yargılı oklarıyla cümle edip,
Hiç de düşünmeden...
Onlara sevecen bakan yüreğinin dibine dibeğine!
Hiç de acımadan paragraf paragraf üzerine savuruyorlar.
Yani fark etmiyor demesinler diye de ne kimliğinden,
Ne kişiliğinden, ne dişiliğinden, ne de insanlığından feda etmelerin.
Melek kanatlarını soyunma sevdiceğim, insanlık kötü!
Bilcümle gizli coğrafik toplantılar yapılıp kararlar veriliyor dünyada.
Birilerinin mültecileri ülkeme sığmazken,
Ve de en alasından keyif çatarken,
Kendi coğrafyasında çıkan savaşlara
Vatanımın has evlatları siper ettiriliyor sınırlarda!
Melek kanatlarını soyunma sevdiceğim, insanlık kötü!
Ağızlarında kekremsi, buruk, ağulu harfleri kelime edip,
Çabucak da ön yargılı oklarıyla cümle edip,
Hiç de düşünmeden...
Onlara sevecen bakan yüreğinin dibine dibeğine!
Sana mavili umutlar bulutlayamam belki bu sefer ama...
Şurada bir yerde tam da yüreğimin içinde bir tutam,
Sımsıkı sarılmak var, şefkat var, ne dersin ey omuz başlarım tekrar sarılalım mı?
Cemre.Y.

10 Ekim 2019 Perşembe

Çürük Zincir

...Çürük Zincir...
Uzak iklimlerin, uzak coğrafyalarında da karşılaşsak!
Bir yerlerden kırılmalı bu kader zincirlerimizin çürük halkası.
Bütün dünya bizi kendi kötücül hayallerine alet etmeye meyl etse de.
Nefes aldığımız havada oksijensiz kalmadan kenetlenmeliyiz hayata!
Belki yüreklerimiz ezilir, bileklerimiz kanar,
Yargılarımızı bir kenara atıp birbirimize kenetlenmekten lakin...
Sonunda...
Diyelim ki kırklı yaşlarında yorgun bir kadın ve bir bireysiniz!
Hiç tanımadığınız üç yaşlarında bir kız çocuğu,
Siz evinizin güvenine doğru adım atarken,
O kapı aralığında karşılaştığınızda
"Güzel kadın!" diyecek arkanızdan!
Pabuçlarını bağlarken ve sen merdivenleri hızla aşarken,
"Nasıl bir güzel kadın mesela!" diyecek ayakkabılarını giydirmeye çalışan abisi!
"Ya ne bileyim,
Hiç bizim annelerimiz gibi değil, güzel işte!" diyecek ve seslenecek ardınızdan!
"Güzel kadın!" 
Sesi yankılanacak merdivenlerinizde.
"Asıl güzel olan sensin yavrucuk, büyüyünce göreceksin!" desen de...
"Güzel kadın işte abi, kadın güzel!" derken anladım.
O, benim ruhumun içini görmüştü!
Bir zamanlar ön yargılarla uzak kalınması salık verilen bir kürt soyuydu!
Bunca vakittir de...
Kızım hariç...
Ruhumun dibini de en sadesinden gören tek oydu!
Asıl "Güzel kadın!" oydu!
Zira...
İçinden...
"Uzak iklimlerin, uzak coğrafyalarında da karşılaşsak!
Bir yerlerden kırılmalı bu kader zincirlerimizin çürük halkası.
Bütün dünya bizi kendi kötücül hayallerine alet etmeye meyl etse de.
Nefes aldığımız havada,
Oksijensiz kalmadan kenetlenmeliyiz hayata!" diyen de oydu!
Büyüdüğünde...
Kaderine razı aşiret gelini yahut, aile meclisi kararı olmaksızın,
Aşık olup evlendiğinde...
Güzel kadınları sevebilecek güzel oğullar doğuracaktı hem de coğrafyasız!
Çünkü anneler cinsiyetsiz severdi evlatlarını!
Öyle olmalıydı!
Türk'ü, Kürt'ü fark etmeden!
Bugün bir zincirini daha kırdım anne'm...
Affettin mi beni oğul doğamadım diye?
Değil mi ki kimse evladı gereksiz savaşlarda boğulsun istemez!
Uzak iklimlerin, uzak coğrafyalarında da karşılaşsak!
Bir yerlerden kırılmalı bu kader zincirlerimizin çürük halkası.
Bütün dünya bizi kendi kötücül hayallerine alet etmeye meyl etse de.
Nefes aldığımız havada oksijensiz kalmadan kenetlenmeliyiz hayata!
Misal...
Bugünden sonra doğacak bütün evlatlara, cinsiyetsiz...
Hayata nefes aldığı her gün...
Anneler hiç usanmadan, son nefesine kadar...
Ve seni her anımda hala aynı heyecanla seviyorum evlat!
"İyi ki doğurmuşum seni!" diyecek.
Çünkü ben o eski, ön yargılı çürük zincirlerin hepsini kırdım!
Cemre.Y.

9 Ekim 2019 Çarşamba

Hayal

...Hayal...
Günün yorgunluğu dizlerime sızı olarak inmişken,
Ayaklarımı kırılmaya yüz tutmuş sehpama uzatıp,
Kucağımda lap topum, elimde kahveyle,
Evimin mavi duvarlarına gözlerim dalıp,
Yanımda bir yüreğin daha attığını hayal ettiğim gibi...
Kim bilir belki de sen de... 
Evrenin bir köşesinde uzatmışsın ayaklarını,
Kucağında bir kitap, elinde kahveyle...
Önündeki maviliğe dalıp,
Yanında bir kalbin daha atmasını diliyorsundur.
Ey şiirim, hayalini, hayalimle kavuşturalım mı ne dersin?
Cemre.Y.

8 Ekim 2019 Salı

Artık Bu Hayat Benim Kime Ne

...Artık Bu Hayat Benim Kime Ne...
Ömrümün dehlizlerinde gezinirken,
Yirmi altı yaşıma rastladım.
Tam da bu aylarda,
Elime tutuşturulan karar kağıdına bakıyordum uzun uzun.
Medeni hali "Bekar" yazıyordu artık kimliğimde!
Oysa kucağımda iki yaşındaki kızımla son kez uğramıştım,
Nice hayallerle evimizi ev yapıp, nice hayal kırıklıklarıyla da,
Duvarlarına,
Gücenikliğimi bıraktığım o evin balkonuna son kez bakmak için!
Tam tamına on yılı geçmişti ömrümün,
"Aman ha demesinler!"diye diye hayatımı,
Hayalimi, halimi eksik yaşamışlığımdan.
Herkesin evlenme çağında sadece dört yıl evli kalmış,
Ölesiye seviyoruz sandığımız,
Yalan yumağı yavrumla elimizde kalmıştı.
O yaşımdan kaç yaş daha sonra,
Kırk beşine merdiven dayamış,
Her beğendiği şeyin,
Birkaç rengini alıp hiç de giyilmeyen elbiselerini giymiş,
Bitimine az kalmış parfümlerini şükürle kullanmış,
Tam da yol yürünmelik ayakkabılarıyla yollar yürümüştüm.
Şükranla anıyorum hala lakin...
Yaşımın yaşamamışlığını daha yaşlı gösteriyordu bütün olanlar.
Ve hepsi de,
"Aman kimse hakkımda kötü bir şey demesin!" diyeydi.
Ki zaten kolay da değildi,
Aldığım üç kuruş maaşla bir evladı gönlünce büyütmek!
Otuz altı yaşıma geldiğimde bir gün annemin arkadaşının,
Bir mevlüt sonrası gıybet anlarında benim için,
Kendi yaşına göre lüks sayılan şeylere,
"E peki bu kız bunca güzel giyinip, bunca güzel makyaj yapıyor,
Nereden buluyor üç kuruş maaşla Hatice hanım!"demiş!
Rahmetli anam gözlerini yere düşürüp,
"Ben alıyorum!"deyip yalan söyleyememiş,
Ar edip "Eski kocasının teyzesi yolluyor ona!"da diyememiş.
Yıllar var hala,
"Keşke o an orada olsaydım da,
Ağzının payını bi verseydim."derim.
Yüreğimin çiziği o söylenenleri duyar da susar mı hiç!
"Feriha teyzem veriyor Birsen teyze!
Oğlunuz Enver abi,
Hangi emekli maaşınızla aldı o güzelim otomobili!"demiş!
Şimdilerde bangır bangır,
"Kandırıdık!"denilen şahsın müridleriydi onlar da.
Akşam olup yosun gözlüm olanları anlattığındaysa,
Bütün kıyafetlerimi, bütün makyaj malzemelerimi,
Yaşımı, yaşımdan yaşlı gösteren,
Bütün aidiyetliğimi yakmıştım kömür sobasında!
Öyle ya daha birkaç saat önce işimden evime giderken,
Kömürcüden aldığım,
Yirmi beş kiloluk kömür çuvalını evime taşırken,
Son model bir arabada yine aynı zengin amca önümü kesip,
Yine "Bütün bunları çekmek zorunda değilsin,
Bir imam nikahına, senden sadece bir çocuk isterim,
Kızın özel okullarda okur,
Sen de evin, arabanla keyif çatarsın!"dememiş miydi!
Ne gereği vardı,
"Aman ha demesinler!" diye,
Sırtındaki kömür çuvalını bırakıp,
Yandaki boş arsadan,
Kocaman bir kaya alıp,
Adamın arabasının ön camını patlatmanın.
O günden sonra bıraktım,
"Aman ha demesinler!"demeyi.
Hiçbir zaman marka ya da etiket derdinde olmadım,
Ki marka dahi olsa kaşındırıyor beni kesiyorum ben onları.
Canım ne giymek istiyorsa yaşımı umursamadan onu giydim.
Canım süslenmek istiyorsa süslendim,
Salaş olmak istiyorsa oldum.
O günden sonra,
Başkalarının ne düşündüğü çok da umurumda olmadı.
Saçlarım uzunken kısalabilir aniden, sarıyken siyah olabilir,
Hiçbir zaman,
İstediğim gibi olmadı diye tartışmam kuaförümle misal!
Belki kesimi istediğim gibi olmayabilir lakin yeter ki,
Eskisi gibi,
Ona giderken ki gibi giydiğim,
Kıyafetlerime uygun yapmaya çalışmasın.
Ben tam yirmi altı yaşımdan otuz altı yaşıma kadar,
Kırk beş yaş üstü teyze gibi dolandım.
Yüreğimin dehlizlerinde az daha dolansam...
Bu hayat hikayesinin gerçekliği bitmez lakin.
Beni şimdi'm ilgilendiriyor!
Yoksa geçmiş fotoğraflarıma bakınca,
Şimdi olsa onlarımı da beğenmem.
Ama eminim o zamanın sabahında aynaya baktığımda,
Kesin gururla gülümsüyordu gözlerim.
Ben en sevdiğimin bile bir şeyini çok beğenmezsem,
Onu kıyasıya eleştirmem misal sırf bu yüzden!
Ne diye,
Onun her sabah bakıp gülümsediği aynaya küsmesine vesile olayım.
Lakin o gün gözüm gönlüm şenlenmişse varlığından,
Bunu da özellikle belirtirim ki ertesi sabah...
Bütün ruhuna birden gülümsesin!
Siz, siz olun...
"Aman ha demesinler!"demeyin.
Zira herkes...
Tam olarak...
Neyi...
"Demesinler!" diye,
Çaba sarf ettiyseniz onu yerin dibine sokarlar!
Siz...
Bu gece yatarken bir aynaya bakın bence,
Ve yarın sabah...
Gözlerinin en irisine!
"Aman ha demesinler!" de misiniz?
Yoksa kendi gözlerinize göz kırpıp,
"Artık bu hayat benim ve kime ne!" de mi.
Kendime en derin sevgilerimle.
"Artık bu hayat benim, kime ne!"
Cemre.Y.

7 Ekim 2019 Pazartesi

Eminim

...Eminim...
Her yazdığımı,
Yazdığım kadar ve yazdığım anda yaşasaydım…
Sanırım bu dünya hiç yaşanmaz bir yer olurdu.
Servise binmişsin misal,
Ya da otobüs durağında...
Biri diğerine bir şey anlatırken empati kurma yeteneğin var diyelim,
O konu bile şiir olur.
Yeter ki kelimeleri cümle ile ilgilendir!
Yoksa...
Her sabah, istisnasız gülümserim gözlerimin lenssiz ve makyajsız haline.
Ve gerçekten severim kendimi ve yeni günü.
Yorgun akşamlarıysa, birlikte aynaya bakıp,
Birlikte birbirimizi severek bakacak biri olduğunda da.
Daha çok seveceğim bundan eminim!
Lakin...
Ucu yanık mektuplar bunlar,
Ne vakit ve kim tarafından okunacağı belli değil!
Cemre.Y.

6 Ekim 2019 Pazar

Gri

...Gri...
Burası çıkmaz sokak sevdiğim, günlerden, gri.
Kim bilir ne vakit açar,
İlkbaharın çimen yeşili yaprakları.
Ve kim bilir ne zaman serpilir meyve çiçekleri.
Burası çıkmaz sokak a ciğerim,
Gün... gri...
Kim bilir ne vakit yaz gelir de,
Egenin mavisinde yüzer kağıttan gemilerimiz.
Ve kim bilir ne zaman bir gün batımında,
Rakı kadehine eşlik edip şarkılar söyler birkaç balık?
Cemre.Y.

5 Ekim 2019 Cumartesi

Yağmur

...Yağmur...
Dün hayal ağacımın dallarına renkli kurdelerle astığım dileklerimi,
Bu sabah usulca topladım yerlerinden.
Tam dileklerim kabul olacakken bir fırtına kopmuş,
Yıldırım düşmüş bir yerlere...
Ve yağmur...
Bütün renklerini soldurmuş hayallerimin.
Yine de gülümsedim hayata inadına!
Gittim uzun uzun yürüdüm.
Geri dönerken uzun zamandır gitmediğim manava, kasaba uğradım.
Ha bir de iki tüp saç boyası aldım.
Önce yemeğimi koydum ocağıma,
Sonra saçlarımı boyadım.
Kokular karıştı birbirine,
Yağmuru seyrederken yemek yemeyi yine unuttum.
Sonra banyoya gidip kendime kocaman bir iyilik yaptım.
Kuaförümün kesimini bir türlü tutturamadığı saçlarımı...
Tam da istediğim gibi kestim tutam tutam!
Yeni renkli kurdeleler yaptım kendime hem de nazar boncuklu!
Bu sefer rüya ağacımın dallarına asacağım dileklerimi.
Cemre.Y.

4 Ekim 2019 Cuma

Hayal



...Hayal..
Bu bizim hayalimiz sevdiceğim...
Hayal havuzumuzun her damlası bizim.
İster nilüferleri yüzdürürüz üzerinde,
İster hanımeli çiçeklerini...
İster leylakları salındırırız hafif dalgasında,
İster iğde çiçeklerini.
Bu bizim hayalimiz sevdiceğim...
Hayal havuzumuzun bütün cenneti biziz!
Cemre.Y.

3 Ekim 2019 Perşembe

Bir Düşün Bence

...Bir Düşün Bence...
Daha kaç beyaz buluta, 
Kaç tane daha...
En mavili umutlarımı asmalıyım ey tanrım!
Bu kaçıncı küsüp barışmamız seninle.
Ki seni seviyorum bunu hep biliyorsun da...
Neden onca hayatımın içine,
Yağmur yağmur, tuz ruhu ekiyorsun?
Nicedir ağlamayı dahi unuttum zira içime akıyor bütün yağmurlar!
Yüreğimin dibi de nem kokmadan,
İçimin içi de küflenmeden bir kere olsun bir duysan sesimi.
Neyse...
Yine meşgul etmeyeyim seni.
Nasıl olsa yüzleşeceğiz seninle ahrette!
Hep sen hesap soracak değilsin ya!
"Ben seni bunca arar, bunca severken, nerelerdeydin?" diyeceğim sana.
Öyle görev gibi sunulup mecbur bırakılan zaman ve şekillerle de değil ha!
Bildiğin, yürek atışı gibi severken,
Bildiğin, durduk yere tebessüm ederek seni anarken, 
Bildiğin, yürekçe yani.
"Ben ölene kadar sen nerelerdeydin?" diyeceğim sana!
Bir düşün bence!
Cemre.Y.

2 Ekim 2019 Çarşamba

Tren

...Tren...
Ay ilk dördündeyken yeni bir dilek tuttum yıldızlardan,
Güne uyandığımda bırakmak ya da vazgeçmekten yıprandığım ne varsa,
Son kez bakıyordum son derece konforlu sarı lokomotifli,
Hayat trenimin ardından ve şükrettim,
Elbette makinist değildim lakin hiç değilse artık,
Yanlış sapağı görünce "Makas geç!" diyecek kadar da yakındım ona!
Cemre.Y.

1 Ekim 2019 Salı

Karışma

...Karışma...
Kenarları el örgüsü dantel sırmalı,
Güllerden kaneviçeler işlemeli,
En ala Amerikan bezi yatak odamın dantelleri,
Ütü sarısı bile olmamıştı daha!
Kaneviçe işlemeleri çamaşır makinesi hasarı olmamıştı daha!
O...
Tam yirmi yıl önce kucağımda küçücük bir bebeyle,
Damat yastığımızı terk edip,
Çiftli küstüm yastıklarına geçtiğinde.
Geçen gün biri benim için,
Sanki bunca yıldır merakındaymışım gibi!
"Bununla kimse evlenmez!" dediğinde,
Ziyaret ettim yirmi yıl önce,
Sarı sandığıma terk ettiğim çeyizimi!
Onca göz nuru döktüğüm salon takımıma şeytanlar işemiş.
Onca hayal ektiğim fiskos masası örtüme küf değmiş.
Değişen mutfak dolaplarına göre,
"En çok örtü rengi değişir!" diye de,
Zamane model işlediğim dantellerin modası çoktan geçmiş.
Haklıydı benim için öyle diyen...
Eskiden, yeni olmazdı nice çabalasam da...
Ve yeniden...
Artık bana bile kalmayan
Gözümün nurunu dökemezdim hiç kimselere!
Varsın, gelen, gelecekse bir tastamam gelsin,
Kalan da öyle sandık yadigarı kalsındı,
Tam olması gerektiği yerde.
Daha tülbentleriyle buluşamamış oyalarım vardı benim!
Şimdilerde beğendiğim bütün desenlerde yazma ile buluşturup,
Sehpa örtüsü eylediğim!
Kime ne ki, varsa cebimizde üç beş kuruş,
Tam yerine denk geldiyse manzara koyma an'ımız...
Rakı da içeriz, balık da yeriz,
Acılı şalgama da iki çiçek yer ayırırız illa!
Mademki, iki çıtır, bir kıtır dertleşiyoruz şurada he ana...
Sakıncalı biliyorum lakin sigarama da sakın karışma ha!
Ters tepiyor bulduğum bütün izmaritleri,
Toplayasım geliyor alamazsam diye!
Ha bu arada...
Dün üç tüp kanım çekilirken cesurdum ama!
Hastaneden çıkarken,
Seni oradan son çıkardığımız an geldi aklıma ya!
Acil'in kapısıyla, başka bir hastanenin acilinde,
Gözlerinin yosunu solmak üzere olan kızımla,
İkiniz arasında kaldım da,
Hani...
Elsiz, ayaksız, kolsuz,
Bacaksız uçarcasına gittim ya hani anam!
Beni, yavrumu, o günü, affettin mi ki annem.
Bugün olsa yine ona koşardım diye!
Ben, yine sarıldım dün, hatırlayabildiğim en küçüklük,
En mutlu, en korkusuz, en umarsız o an'ıma!
Hani  senin iki ağaç dalına kurduğun,
Pembe basmalı salıncakta sallanan o kız çocuğuna!
Böyle sarılıp kucaklaştık ki bir görsen ne güzeldi o an.
Benim içim titredikçe kimsesizlikten o daha da sarıldı.
Meğer küçükken,
Ne kadar da sevimliymişim, şaşı gözlerime rağmen!
Ha bu arada sayın seyirciler...
Beni, onu, bizi bir önden sondan yargılamayı kesseniz diyorum!
Zira...
Ben tam kırk beş yaşımda öğrendim kendime bari nazlanmayı!
Bırakın da azıcık çocukluğumla hasret gidereyim korkusuzca!
Cemre.Y.

30 Eylül 2019 Pazartesi

Hislerim

...Hislerim...
Şükür ile boşluk arasında bir yerdeyim sevgilim.
Ne zamandır bu haldeyim farkında bile değilim.
Hüzünlü ya da kederli de değilim,
Yahut kalbimin,
Titreşimlerini hissedecek kadar mutlu da değilim.
Sanki...
Zamanda uyutmuşum kendimi öyle rahvan hislerim.
Günü gelecek anda uyanacağım eminim!
Eskiliğinin üzerinden,
Ne kadar zaman geçtiğini unuttuğum kadar,
Eskiden...
"Hislerimi kaybettim, hükümsüzdür!" dediğim zaman da yine böyleydim.
Dudaklarımın kenarında,
Yeni bir umut kırıntısı tebessüm etti, 
Gelecek de gelecek!
Cemre.Y.

29 Eylül 2019 Pazar

Çünkü Hiçbir Şey, Zaten, Hiç Normal Değil

…Çünkü Hiçbir Şey, Zaten, Hiç Normal Değil…
Durduk yere…
Seni…
Hiç de sıfatıma uymayan bir şekilde,
Seviverdiğim geldi aklıma!
Yüreğime
"Hoş Geldin" yazmak isterdim bütün eski anılarıma lakin...
Sen, kalbime, bir dokunup gittin,
Yüreğim de haylice heveslenmişti oysa bu duruma!
Neyse...
"Neyse'li yeni sus kaftanım nasıl?
Affede affede seviyorum hepinizi"
Bence, bazen...
Ki normal hayatımda hiç sevmesem de…
Küfür ibadet gibidir!
Çünkü, hiçbir şey, zaten, hiç normal değil!
Cemre.Y.

Yüreğimin Dehlizleri

...Yüreğimin Dehlizleri...
Yüreğimin dehlizlerinde gezindim tüm gün.
Kalbimin odalarında bahar temizliği yaptım teker teker!
Nicedir,
Kapısına uğramadığım bir odanın kapısını açamadım misal,
Pas tutmuş kilidi anahtarı üzerinde kalmış öylece.
Diğer odalara doğru dönecekken vazgeçtim!
Bir omuz attım,
Kırıldı kalbimin tozlu odasının kapısının paslı kilidi.
Varsın olsun kırılan kapı olsundu.
Tek tek toparladım eskimiş kanepelerin örtüsünü.
Astımlı burnumu umursamadan soludum bütün tozunu.
Artık işe yaramayan ne varsa topladım bir bohçaya,
Sokağımdaki çöp konteynırının köşesine astım.
Şimdi, kapı hariç her şey pırıl pırıldı.
Sonra bir düşünce arası vermek için dışarı çıktım.
Mültecilerin her pazar,
Püfür püfür et mangal yaptığı parkta yürüdüm.
Kızmadım bu sefer hiçbirine!
Duman ve yanmış et kokularını biraz geçince...
Gülümsedim kendi kendime,
Ayağımdaki terlikleri çıkartıp,
Çıplak ayaklarımla,
Adımladım çimenleri içimden akımlar geçti toprağa.
Sonra,
Yine geldim daha yeni temizlediğim kalbimin odasının kırık kapısına.
Paslı kilidi çıkarttım yerinden, kapıyı maviye boyadım.
Kilidin yerine de çiçekli bir yazma doladım,
Ki zaten artık kilide gerek yoktu.
Neyse ki bu sayede karşı odanın buzları da erimeye başladı zaten.
Kendi kendine yeniliyor işte kendini, kendime en derin sevgilerimle.
Cemre.Y.

28 Eylül 2019 Cumartesi

Ben Satılık Değilim

...Ben Satılık Değilim....
Ben alacağımı almış, bozuk paralarımın ederini saydırmış,
Daha yeni temizlik yapmış yorgun hallerimi de yanına almış,
Öylece umarsız arkamı dönüp evime yollanırken...
Dükkan sahibi, ben o dükkana girince,
Yanında yaveri gibi gösterdiği insana,
"E sen, müşterilere böyle yaparsan, gelmezler tabi" der iken...
Diğer insan...
"Kabullenemiyorum ağbi!
Bak, ben, bazı şeyleri, yıllardır, kabullenemiyorum anla bunu!
Hem de öyle sandığın gibi,
Herkese karşı böyle değil bu hal, lakin..." diyordu ardımdan!
Diğeri, dükkan sahibi olan...
"Bak, sen benim sadece alt kat kiracım iken,
Ben yıllardır, burada çalışanım gibi gösterdim seni, artık yeter!
Sen böyle histeri krizine her girdiğinde,
He bir de zamlar daha açıklanmadan,
Biz ona zammı bindirmeye çalışınca küsüyor da,
Aylarca uğramıyor o da bu dükkana,
Anlamıyor muyum sanıyorsun,
Yolda karşılaşsak,
Selamımızı alması da ayrıca insanlığından!" derken...
Nihayet...
Yine sağ salim...
Evime giren binanın kapısında anahtarımı çevirmekteydim.
Ha!
Bu arada, bu aralar...
Nedense,
Evlenme merakında olduğuma hükmedenler olmuş durduk yere!
İnsan'ın bütün bir binası,
Bankada parası ve onunla olur ki evlenirsem,
Sıra sıra kocaman Atatürk lirası ve de Trabzon burması hazırdı ha!
Reklamını yapmıştı yıllar önce bakkal abi...
Elinde olsa kendisi evlenirdi, lakin...
Yürek işte bu, hayatın o matematik evrimselliği değil ya hani?..
Konmadıysa, kurulamıyor demek ki!
Zaten gitmeden saydırmışım bütün bozuk paralarımı...
Hepsi de bir "Tamam!" dı.
"Mevzu paraysa gözüme sokmaya çalışılan...
Bende bozuğu çok aga!
Para, aynı para değil mi, elbette sayacaksınız...
Zira, ben, satılık değilim!
Bir şekilde ödenmez yani,
E say hadi!" deyince de böyle kopacaksa o kıyamet...
"Kimsenin kıyameti beni ırgalamaz,
Bana hayırlı cumartesiler madem!"
Dönüp, özür dilemeliyim,
Belki olası bir sevdaya yelken açmalıyım lakin...
Benim hayalimin fıtratına ters,
Mal, mülk, para, pul, bilmem ne varlıklar!
Olsun tabi, olsun da lakin…
Ruhu, ruhuma hiç yaklaşamadı be ağbi!
Söyleyin...
Alsın artık ahını üzerimden,
Olmadı, olmayacak, olmaz bizden.
Cemre.Y.

27 Eylül 2019 Cuma

Deprem

...Deprem...
Korkmuyordu tabi,
Hem neden, niçin korksundu ki,
Altı üstü bir depremdi yine o gün gibi!
Altı üstü, yer kabuğu, yine,
"Deprem!" diye diretmiş,
Yarmıştı içinin ağusunu en dibinden.
Derdest etmişti "Hiç değilse o beni korur,
Hiç değilse o tutar kolumdan, bir sarılır sımsıkı...
Ömrümde ilk defa,
Hadi birinci derecede kan bağı olanı geçtim de,
Ömrümde ilk defa,
Yürek bağı, ruh ağı olan birisi bari, birisi!
Ne bileyim kaçmak yerine,
Sarılırdı belki sımsıkı." dediklerinin hepsini!
Ne bileyim,
"Korkma,
Bundan sonra yanında ben varım!" derdi belki.
Ne bileyim,
Biri olsun bari,
Sözünün ardında dimdik dururdu belki,
Yüreğinin titreyişi dinerdi!
Yoksa deprem dediğin ne ki,
Zaten her gün artçı sarsıntılarla yarılıyordu ciğeri!
Cemre.Y.

25 Eylül 2019 Çarşamba

Çünkü Ağlamıyorum

...Çünkü Ağlamıyorum...
Hava tam da kara kıştan çalıntı bir sonbahar ayazı...
Çıkmaz sokak ortasını yeni geçip, kaldırım kenarında,
Kışlık hırkamın üzerine yazlık şalımı sarınmış tir tir titreyerek,
Koca mahallede yapa yalnızca yarı sönük ışığıyla ısınmaya çalışan,
O tek yanık sokak lambasının altında,
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum yine.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Otobüs durağı bile olmayan bir yerde,
Şehirler arası tren bekliyorum hala.
Yağmura inat göğün dibine bakıyorum çünkü ağlamıyorum!
Nimbus bulutlarını geçip,
Benim hayalimin pamuk şekeri bulutlarının üzerinden,
Okyanus rengini bulana kadar,
Atmosferi geçip starosfere takılıyor gözlerim,
Hadi gemiyi, tekneyi limanı, geçtim de,
İpini özgürlüğe koparmış bir takaya da mı rast gelmez insanın kaderi.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Saklambaç oyununda ebeyken, sen geriye doğru sayarken,
Gözlerini açtığında senin onları bulman için,
Hiç kimsenin, hiçbir yere saklanmamış olduğunu,
Arkadaşlarını ararken arka mahallede,
Onların sizi öylece kör bırakıp,
Gayet de sensiz ve mutlu,
Yakan top oynadıklarına hiç şahit oldun mu?
Ben oldum.
Hele büyüdükçe,
Daha çok koymaya başladı bu habersiz terk edilmeler!
Misal annem!
"Sen gelmeden...
Bir yere gitmem ama bir gitme be kızım!"demişti,
Biz ona, çok özlediği evinin hastane gereklerini almaya giderken.
Acelece her şeyini toparlayıp geldiğimizde termal evreydi.
Hayatımıza girip de artık gitmek isteyen herkes gibiydi yani.
Lakin ölüsünü dahi öpmek diye bir şey var!
Bencilce biraz belki ama sanki bir öpebilse geçecek sanıyor ya insan!
Son bir kez dokunabilmek ruhuna diye bir şey var ya hani?
İnsan istemiyor değil hani mezarına değil de içine bir girip çıkabilsem!
Ne bileyim bunca zaman geçti aradan tırnakların da erimiştir lakin,
Ne bileyim, dişinin teki olur, ne bileyim saçının bir teli olur,
Ölünce insan...
Geçince zaman...
Onlar da taşınmaktaysa bir yerlere, ora her neresiyse!
Yağmur olup yağamaz mı ki insan olan!
Usulca yere indirip kirpiklerimi...
İçindeki bütün yalnızlığımı damlatıyorum,
Ne de çok yağmur birikmiş gözlerime hayretle tebessüm ediyorum.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Çıkma madem öyle istiyorsan, çünkü ağlamıyorum.
Hala seni çok özlüyorum.
Ve hala da aynı seviyorum!
Ve çünkü...
Neyse!
Cemre.Y.

Türk Usulü

...Türk Usulü...
Bugün iki farklı coğrafyanın,
Dört farklı insanı karşı karşıyaydı aynı masada!
Karşıdaki şahıs,
Artık ne kadar antipatik Türk olarak evrildiyse...
Ve tam da ulaşılmaz bir hint kumaşı tavrındayken,
Ve yanındaki yaveri ,
"Hayata subliminal değil azizim objektif bakmalı" titrindeyken,
Karşı şahsın içinin atlasına dokunmuş olmalı bir şeyler ki...
Oğul'un babasının emeğini, fedakarlığını dahi,
Es geçmemesi bile olabilir belki!
Bir adam giderken...
Diğerinin ellerini avuçlarının arasına aldı Türk usulü!
"Sizi tebrik ediyorum!" derken de, gözleri bir nemliydi sanki!
Yutkundu bir an...
"Sıfırdan başlayıp, böyle bir hayali gerçekleştirebildiğiniz için,
Azminiz ve de sabrınız için, herkesi koruyup kolladığınız için...
Sizi tebrik ediyorum yürekten!" dedi ya!
Gereği yoktu dili İngilizce olan bütün o cümlelerin tam tercümesi!
O an...
El, el ile,
Göz, göz ile,
Yürek, yürek ile,
Her duyuyu eksiksiz cümle etti ya, ben şahidim.
"Ulan!" dedim içimden...
"Ben de olsam babamla böyle bayrak bayrak gurur duyardım!"
Meğerki biyolojikliğine dahi sapkınlık doğramasaydı!
Büyüyüp yaş aldıkça,
Babaların sıfatlarının nasıl olması gerektiğini de,
Daha iyi idrak ediyorum sanırım.
Merak etme, artık ağlayamıyorum.
Cemre.Y.

23 Eylül 2019 Pazartesi

Hasta

...Hasta...
Sana fısıltılarla kendi ninnilerimi söyleyeceğim sevgilim,
Uykularını yırtan kabuslu canavarlarından koruyacağım seni.
Boğazın kuruduğunda başucunda suyun hazır olacak hep.
Açıkta kalan omzunu öperek örteceğim.
Dudaklarımla ısıtacağım omuriliğinin her bir eklemini.
Söz...
"Hasta olduğunda şımarık çocuklar gibi mızmızlanıyorsun!" da demeyeceğim.
Çünkü yapayalnızken nasıl hasta olunur en iyi ben bilirim.
Parmağının ucunu dahi kımıldatmak istemezken insan,
Kendi çorbasını kendisi kaynatmak zorundadır ölmeye niyeti yoksa!
Merak etme, vücudunun hastalıklarını da,
Ruhunun yaralarını en iyi ben iyileştiririm.
Sen hep beni böyle, seve seve sev yeter ki!
Cemre.Y.

22 Eylül 2019 Pazar

Merak Etme

...Merak Etme...
Sana kır çiçeklerinden güzel rüyalar ördüm sevdiceğim.
Olur ya kara kışın zemherisine denk gelirse yüreğime gelişin.
Tahta beşiklerin içindeki çocukluğun üşümesin diye.
Merak etme merak etmem çocukluk anılarını.
Sen anlatmadıkça da sormam ilk gençlik çağlarını!
Yaranın üzerini kapatırım kendi yara izlerimle.
Sana sonbahar yapraklarının dallarından güneşler ördüm sevdiceğim.
Olur ya yazın kavurucu sıcağına denk gelirse yüreğime gelişin.
Beton duvarların içindeki büyümüşlüğün yanmasın diye.
Merak etme merak etmem bunca yılı nasıl geçirdiğini.
Sen anlatmadıkça da sormam benden öncekilerini!
Buruk tebessümlerinin üzerini kapatırım kendi tebessümlerimle.
Gerek yok!
Sakın ha o güven duvarını da sakın zedeleme!
Lakin...
Epeyce yükselmiş sanki kalbine ördüğün duvarların.
Buraya bir merdiven bırakıyorum biraz da kır çiçekleri.
Belki ayakların özlemiştir çimenlerde yürümeyi.
Cemre.Y.

21 Eylül 2019 Cumartesi

Hayır Anne! Hala Hiçbir Şey Değişmedi Buralarda!

...Hayır Anne! Hala Hiçbir Şey Değişmedi Buralarda!...
Selam anne!
Annem, merhaba!..
Anam selam...
Öperim yorgun kirpiklerinden tabi duruyorlarsa hala!
Öperim ayak tırnaklarından kaldıysa tabi bir tek kırıntı bana!
Buralarda hayat hep aynı genellikte genelde, lakin...
Arada birileri geliyor ya yanına, hep, aynı sebepten!
Bilirsin beni hala aynıyım işte...
Kim giderse gitsin kanserden,
Adı kanser olunca gidişine sebep o illetin,
Hemen birinci dereceden akrabam sanıyorum o gideni de!
Yutkunamadığım her acının ardından iki gün sonra,
Yarım yudum nefes alabiliyorum hala!
Tam da sonbaharın götürdüklerini daha yeni affedip,
Yeni bir hayat hayal edip,
Tam da ilkbahara doğru öykünürken ideallerim,
Yine ciğerimden vuruldum.
Hayır anne!
Hala hiçbir şey değişmedi buralarda!
Dün...
Biri daha...
Kanserden öldü anam.
Hani onkoloji odalarında kemoterapi alırken sen,
Artık damar yolunu bulamayıp iğneyi kasıklarına sapladıklarında,
İçimden hüngür hüngür ağlarken ben,
Dışım istemsiz titrerken, tutmuştun ellerimi!
Yanındaki koltukları işaret edip,
"Şimdi çocuk gibi ağlamanın sırasımı a kızım,
Bak şu çocuklara, bak şu gençlere,
Bak şu...
Canı yandığı için sadece -Ah!-diyen şu yaşlı adamı azarlayan kızına!
Adamcağız nasıl da sessizce çekiyor acısını içinden içinden,
Kızına gülümseyerek ölüyor öylece içinden içinden.
Şimdi senin bu anasına aşık halin,
Bu ortama hiç, yakışık alır mı ha!" demiştin.
Misal o zaman da Yeşilay'cılar bangır bangır bağırıyordular,
"Sigara kansere davetiyedir!" diye.
Ben hiçbir yerde, otobüs durakları da dahil hiçbir yerde...
Onkoloji bölümün hastane kapısında içilen kadar sigara dumanı görmedim!
Ve içeridekilerden çoğu sigaradan kanser değildiler!
O apayrı gereksiz bir bağımlılık günü gelir, def edilir lakin!
Lakin...
Hala...
İnsanlar...
Birbirlerini en gereksiz sebeplerle...
En can damarından üzüyorlar be annem!
Hayır anne!
Hala hiçbir şey değişmedi buralarda!
Dün gece hiç yok yere hapisteki kardeşimi gördüm rüyamda,
Güya, iki kız çocuğunu, evlatlarını özlemiş, onlar için endişelenmiş,
Sicim sicim ağlıyordu kaderin şimdiki zincirlerini affetmem için!
Tam da birinin bari kanserden ölmeyeceğine inanarak yatmıştım oysa!
Sana yemin ederim ki...
Beni bile hayata umutlandıran, sağlam olan sol bacağımı değil de,
Dizi yırtık olan sağ bacağımın ağrısını bile bana sevdirebilen o can...
O, ölmeseydi!
O, öldü!
Eminim olmayan saçlarını okşuyorsundur bir yerlerde!
Eminim...
Şimdi bütün fitne fücur ruhlardan koruyorsundur onu!
Sana...
Onunla bir gülümseme yolladım anam!
Öp olur mu, onu dudağının gül kıvrımından,
Ha bir de...
Eylül'ümün bebek tarağını çıkardım sandıktan!
Senin saçlarını taradığım gibi tara olur mu onun saçlarını da!
Hatta o da, sana bir seferinde senin dediğin gibi desin ki...
"Ne çok taradın be anam saçlarımı, taa belime kadar!
Neredeyse, ben bile inanacağım aslında kel olmadığıma!" demiştin de,
Ben sana..
"Merak etme be anam!
Senin saçının beş teli yeter seni en avret yerine kadar örtmeye!" demiştim de...
Apayrı bir gülümseyiş belirmişti dudaklarından.
Sahi be anne'm!
Azıcık ucundan kırgın gittin bilirim de...
Adı eski de olsa en içten "Baba'm" dediğim adam olan
Sıfatı eski de olsa da, kayın babama da,
Bir bacak, bir kol, bir yürek kadar selamımı iletir misin lütfen!
Çünkü...
Neden bilmiyorum!
Onu da bugünlerde çok özledim!"
Ve bir gün ölürsem!
Muhtemelen kanserden ölmeyeceğim,
Muhtemelen yine kendi cennetimi kendim seçemeyeceğim!
"Ciğeri yarıldı!" diye bir hastalık çıkartacaklar kesin.
Zira...
Bu kadar...
Acı...
Çok fazla!
Ve ben...
Amip değilim!
Her yeni gün, hücrelerimden yeniden doğmaktan çok yoruldum!
Müsait bir yerde...
İklim kırılmasına karşı, paralel evrene çıkış kapısı elinde,
Yazılmış bütün kaderlerden sıyrılmış bir kaçak var!
Tabletlerinize yazın lan beni!
Bir gün...
Birileri okur nasıl olsa!
Neyse annem!
Lülücanımın bana anlattığı gibi işte durumlar,
Hepimiz, yeterince duyumsamışız belli ki,
Hep beraber iyiyiz biz...
"Hayır anne, hala hiçbir şey değişmedi buralarda!"
Ama merak etme, yeni şeyler gelişiyor!
Misal sebebi kanser olmayacak hiçbir ayrılığın!
Seri, sıralı üretiliyor artık insanın duyu yüklemi!
Promosyon talebinin çokluğuna bakılacak artık!
Cemre.Y.

Hayat

...Hayat...
Sabah kahvaltısına,
Kavurma yaparım diye hayallenirken,
Sana verilen tek kurban etini,
Buzu çözülünce,
Ciğer çıkması gibi bir şeydi belki de hayat!
Cemre.Y.

20 Eylül 2019 Cuma

Yüreğimin Sızısı

...Yüreğimin Sızısı...
Telkari gümüş halhallar dolanıyor ayak bileklerimin hayallerinde,
Zaman vuslata kavuşamadıkça...
Neyi özlemeyi özlediğini bile unutur oluyor insan!
Sonbaharın son yaprakları da dökülür birazdan.
Yağmurlar dona keser, geceler zemheriye...
Bu kimsesiz kaçıncı kışım olacak ey ahretliğim!
Telkari gümüş halhallar dolanıyor ayak bileklerimin hayallerinde,
Birinin onu usul usul parmak uçlarıyla bileğime takışı misal!
Bir bulsam, sanki dinecek dizimin ağrısı, yüreğimin sızısı.
Sanki her gece kabussuz uyuyacağım mışıl mışıl.
Sanki her günüm günlük güneşlik geçecek ışıl ışıl.
Cemre.Y.

19 Eylül 2019 Perşembe

Yüreğimin Coğrafyası

...Yüreğimin Coğrafyası...
İklimler akıp giderken yüreğimin coğrafyasından,
Kim bilir, kimler,
Kendi atlasında diliyordu ruhumun şehrini!
Gözümün kenarında bir yıldız tozu, birkaç çiy tanesi.
Merak etme artık ağlamıyorum,
En buruğundan birer tebessümle,
Vedalaşıyorum geçmişimle.
Nicedir,
Nasıl olduğunu bile merak etmediğim geliyor aklıma,
Sesli nefesli gülümsüyorum, geleceğime!
Seni unutmayı unuttuğumu,
Hatırladığım o anlarıma da, güzellikler diliyorum.
Evren'e sesleniyorum sessiz avazlarımla!
"Benim bu evrendeki görevim bitti,
Aşkla sevmemeyi, güvenmemeyi sonunda başardım.
Artık buradan alın beni!"
("My mission in this universe is over.,
I finally managed not to love with love, not to trust.
Now Get Me Out Of Here, Please!")
Cemre.Y.

18 Eylül 2019 Çarşamba

Olsun, Yine De Yüreğime Sağlık

...Olsun, Yine De Yüreğime Sağlık…
Açlığın hüküm sürmesine ramak kalmış bir ülkede,
Sabah, öğlen, akşam, gece kuşaklarında bile, ha bire gözlere sokulan!
Hiç yapamayacağımız yemeklerin,
Heyecanla, kavgayla karışık programlarını izlemek gibiydi seni sevmek!
Halbuki izleyicilerin çoğu, akşamın sofrasına marketlerin depo önü köşelerinde,
Atılmalıklardan ucuza sattığı sebzeleri seçip, alıp, ateşe karıp, yemek eylemiş,
Yine de bir kere olsun lutfedilip
"Ellerine Sağlık!" denmemiş gibiydi seni sevmek,
Olsun, yine de yüreğime sağlık.
Cemre.Y.

17 Eylül 2019 Salı

Bir Bahar Sabahı Ansızın Karşıma Çıkan O Tek Gülümseme Gibiydin Hep Sen!

...Bir Bahar Sabahı Ansızın Karşıma Çıkan O Tek Gülümseme Gibiydin Hep Sen!...
Seni günümün güneşinde sakladım.
Ve dahi gecemin en ışıklı yıldızında.
Seni insanların ruhumu ezip kirlettikleri bütün anlardan,
Seni kabusların canımı yakıp yıktıkları bütün zamanlardan,
Seni cinlerin sinsi muskalarından uzak kılmaya çabaladım hep!
Sen hep, sımsıcak son yaz akşamından birinde gebe kalınıp,
Bir bahar sabahı ansızın karşıma çıkan o tek gülümseme gibiydin hep sen!
Pazartesilerini gelişin ve dahi gelişime denk olduğundan nice çok sevsem de.
Salı'larım hep buruk geçmiştir benim.
Seni bir geceden bir tek sabaha, benden yoksun,
İçine sığamadığın o küçücük kuvözde bırakmalarına sebep ben değildim oysa!
Ya da beni, aile meclislerimizin görüş gününde cinsimi beğendiremeyen de ben değildim.
Sanki birileri özene bezene bir örnek yaratmış da,
Kaderlerimizin ipekli renkleri bitince, üzerine haraşo yün urgan geçirilmiş gibi.
Cemre.Y.

16 Eylül 2019 Pazartesi

Kusuruma Bakma Sevgili Tam Da Şiirime Denk Geldin

...Kusuruma Bakma Sevgili Tam Da Şiirime Denk Geldin...
Günler zemheriye doğru akıp giderken biliyordu kadın!
Hiç kimse onu, onun cehennemine kadar sevmeyecekti.
İki ayrı kalpte, tek bir yürek olabilselerdi zaten her yer cennetti.
Ki zaten nicedir, papatyaların...
Ömründeki ederini,
Başkalarının hayallerine taç yapmıştı kadın çoktandır.
Özü, can kokan pembe gülleriyse,
Burnunun direğine hızmalamayalı da çok olmuştu zaten!
Şimdi yapayalnızdırlar,
Sen gidince, bensiz masalara kondurduğun o kokusuz orkideler...
Benimle birlikte kurmadığın kumdan kaleler yapayalnızdır misal!
Sahilde kurduğun rakı sofran, mangalda közün, ateşin son mavisi,
Gün geceye sarınırken tende bıraktığın o koku!
Kırmızılı, mavili gitarların akustiği!
Sahi onları da mı yıkıp gittin?
Yoksa...
Öylece...
Ardına bile bakmadan, hiç olmayan bizi de mi terk ettin senden?
Kusuruma bakma sevgili tam da şiirime denk geldin...
Neyse.
Şimdi kahve vakti de değil zaten, gün geceye harmanlanmakta.
Sahi soğuk akşamlara yorganımı hazır etmiştim değil mi ki çoktan!
Bu akşam sarınmalı,
Taa ki omuz başlarından ayak tırnağına kadar örtünmeli.
Günün sabahı soğuk, gecesi ayaz, zamanlar arası da, iş güç zaten!
Sorsan...
Sanki gazelleri,
Çıtırdata çıtırdata yürümüş de yorulmuşuz o patika yoldan.
Ağaçlar,
Muzipçe gülümsemişler birbirlerine biz usulca öpüşürken de
Gelecek bahara birkaç yaprak daha salmışlar yapraklarından.
Lakin serin yaz geceleri yakamozlarla dans ederken,
Acemi flört anlarını da tek ettin sen!
Tıpkı lapa lapa kar yağdığında,
Şömine başı şarap alevi geceleri es geçtiğin gibi gittin sen!
Günler zemheriye doğru akıp giderken biliyordu kadın!
Hiç kimse onu, onunla cehennemine kadar sevmeyecekti.
İki ayrı kalpte, tek bir yürek olabilselerdi zaten her yer cennetti.
Sahi sen söyle ey şiirim!
Özleyen, özlediğinden bir yudum nefes almadan mı giderdi sence?
Neyse...
Kusuruma bakma sevgili tam da şiirime denk geldin.
Yoksa yastığım, yatağım, yorganım zemheriye razı!
Geçecek elbet, içimden içim geçerken geçecek!
Geçer elbet!
Sahi!
Fotoğraf ne de güzel değil mi?
Ki zaten
"What Dreams May Come" filmindeki bir resimden!
Gülümseyelim lütfen!
Cemre.Y.

15 Eylül 2019 Pazar

Ihlamur Kokusu

...Ihlamur Kokusu...
Ah nasıl da büyüyüp serpiliyor gençliğinin ıhlamur kokuları...
Daha lale cennetine gidip,
Seyrine doyulası anları özümseyecekti doya doya!
Daha tazesinden hiç tatmadığı leylak kokularını ağacından nefeslenecekti.
Daha...
Gırtlağına takılıp kalan yumrunun sebebinin müsebbibini,
Rakımı bol kadehli kendi kendilerine sırdaşlı dost meclislerinde,
Küfür gibi savurmayacaktı ulu orta!
O da biliyordu zira!
Bir çocuk doğacak kadar hiç kimse...
Kendi kendisini s***iremezdi.
Yasal bir sevişmenin en organik hücresiyken,
Hayat ona hep inorganik uzaylı muamalesi yapmayı tercih etmişti.
Şimdilerde mi?
Kapatmış bütün şehrinin ışıklarını tek bir mum alevine dahi tahammülü yok.
Doya doya bir ciğer dolusu ferah bir tek nefesi yok, razı!
Zifiri karanlıksa onsuzluk razı!
Cennet şuasıysa ondan tek bir haber razı!
Tam dalacakken uykunun rehavetine...
Kapı tıkırtısını andıran o gecenin bütün seslerine de razı!
Yeter ki...
Kimse...
Hiçbir şeye karışmasın ve de kalkışmasındı.
O, ona razı...
Ne kadar tanıdık geliyordur bütün hikayeler değil mi?
Lakin herkes yer değiştiriyor zaman sonra ilk seçtiği karaktere!
O...
Razı.
Varsın yarın bir gün hiç ummadığı yerden,
Tohumunun meyvesinden yesin o en büyük tokadı.
Üstünden yıllar geçince bir hasret köprüsünden,
"Yine gel!" diye atar yürekleri nasıl olsa!
O, ona, o olmasa bile,
Ona dair hiçbir kırıntı kalamasa dahi, ondan kalana kadar razı!
Ah nasıl da büyüyüp serpiliyor gençliğinin ıhlamur kokuları...
Daha lale cennetine gidip seyrine doyulası anları özümseyecekti doya doya!
Daha tazesinden hiç tatmadığı leylak kokularını ağacından nefeslenecekti.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...