14 Mayıs 2017 Pazar

Öyle Özledimki Seni Anam

...Öyle Özledimki Seni Anam...
Öyle özledim ki seni,
Yumduğumda gözlerimi,
Göz kapaklarımın son ferinde,
Vücut bulmaya son etmiş, o son anını.
Kapattığımda kulaklarımı,
Geceye bütün sesleri susturduğumda…
Kulaklarıma meltem fısıltıysa akan
Sevgi dolu o son
"Yavruumm!" diyen sesini öyle özledim ki!
Bütün kokulardan geçip,
Gözlerimi kapatıp her şeye!
Kokladığımda boşluğu,
Burnumun direğini
Sızım sızlatan o son…
Misk-i amber kokunu öyle özledim ki!
Nice zamandır, demir tadına kesmiş,
Bütün tatlara lal olmuş dilimle,
Tattığım o son terinin tuzunu öyle özledim ki!
Senden, o soğuk, yoğun bakımın,
Yoğunsuz kapısından her gidişimde,
Ben gitmeden önce, bana bitmeyen
Sonlarca kez, artık kovulana kadar!
O kapıdan ertesi güne çıkmadan önce ben,
Bir çok kere daha dönüp dönüp,
Teker teker öpüp öpüp, koklayıp, duyup,
Okşadığım ayaklarının canlı parmak uçlarının
En son gördüğüm şey olduğunu,
Unutursam diye ödüm kopuyor!
Öyle özledim ki seni.
Ölünü bile defalarca öpebildiğim,
O en son anı bile özledim anam!
Kar yağıyor şimdi sizin oralara biliyorum,
Öyle ya bizsiz sanıyorsun kendini!
Ne varsa tutturdun memleketim diye!
Oysa burada olsan...
Yorgan diye serilirdim toprağına
Kim bilir kaç yalnız ayazlı gecelerimde!
Hani bana bile yaşayamazdın ya!
Bin kere daha ölsen!
Milyon kere daha öyle de severim ben seni!
Ayaklarının parmak uçlarının ölüsünü bile öpe öpe
Ölüsünü bile öpe öpe
Ayakların diyorum ana!
Parmak uçları şimdi nerede!?
Ya tırnakların?
En son ben kestiydim hani
Ellerindekileri de
Ayaklarındakini de öpe öpe!
Eridin mi anne
Oysa hala en ilk
İki yakamın,
İki sevdasına bi türlü
"Biz!" i
İlikleyemediğimsin.
Öldün gittin de
Senden caydım mı yani?
Cemre.Y.

Ayrılırken


…Ayrılırken…
Ayrılırken; “Benim hatamdı…
Unutamadığım,
İçimde öldüremediğim biri varken…
"Üzgünüm…
Sana bunu anlatmaya çalıştım…
Sen beni sahiplendikçe boğuldum…
Beni unutmaya çalış…
Nefret et…
Anlamaya çalışma…” demiş son mektubunda.
Cümleler dolusu kelimeler
Kelimeler dolusu harfler sarf ettim ona da
“Burnumun direğinin sızısızın sevdiğim,
Teninin terinin kokusu hala burnumdayken,
Hiç ummadığım bir anda şiirime fotoğraf ararken
Seçtiğim o fotoğrafın altında şiirinle sen varken,
Senin olmadığını farz ettiğim her yerde gördüğüm senken,
Gözlerimi kapattığımda
Bakışlarındaki çocuk sevinci gözlerimin önündeyken,
Yatağıma uzandığımda omzuma kondurduğun o öpücüklerin
Hepsi hala omuz başlarıma konarken.
Karanlık sokaklarda yürüdüğümde,
Ellerimde, ellerinin güveni ve sıcaklığını duyarken.
Tutkulu öpüşlerinin derin sızısı,
Dudaklarımı istemsiz titretirken,
Bütün diğer ilklerim gibi, hayatımda ilk kez birisi,
"Unut beni!" ile değil de
"Beni unutmaya çalış…
Nefret ama sakın
Anlamaya çalışma…" ile giderken mi unutayım seni ha!
Yani nefret edecek kadar olsa da
Seni hala seveyim öyle mi!
Yine dönsem o güne, yine gelsen bana,
Yine aynı çocuk sevinciyle
Bakıversen yine gözlerimin içine…
Yine severdim seni diyemedim ya ona yanarım.
Cemre.Y.

Geç Olur Geç

...Geç Olur Geç...
Şu duruşa şiir yazarsam...
Sadece sen olmazsın ondan korkarım.
"Sonra yıkılır şehirler, kasabalar ilsizliğinden utanır!
Nahiyeler belediyesizliğinden,
Beldeler ney'sizliğinden...
Sonra köy kasabalarının
Sokaklarının ıssızlığında bir rüzgar eser...
Sanılanın aksine, gecenin "an" saatine,
Birbirine karışmış
Bir top saç yumağı geçer ıssızlıktan...
Herkes...
"O yün topağının orda ne işi vardı?" yı bile anlar,
Anılar...
Aylar sonra sadece kendine kendisiyleyken der!
Ey saçı kırk yamalı kuzum merak etme!
Nefret ettiğin o kovboy filmlerinin
Tam da o sahnesinde ağlar bütün erkekler!
Zira yeterince adam değilseler!
O, açılır kapanır bara girmeden önce
Daha içip içip
Meylere küfretmeden önce ancak görürler
Kapıda bekleyen atının sağrısında saklı saç telini!
Sonradan ama...
Çoookkkk sonradan...
Hani hiç olmayacak bir yerinde
Kalmaya ısrarlı bulunca bir tek uzun tel.
Gelemeyince...
Kalamayınca...
Sen öylece gidince...
Saçların bile zamana ve zamansızlığına susunca...
Sen dizlerin dermansız
Yalın ayak karşı bayırı geçince onun ancak...
Gümrah ırmakları çoşmuş , yorgun atı kişner!
Yelesini okşar adam!
Eline takılıverir o sende bile artık olmayan tek tel...
Geç olur ama azizim...
Geeççç'e bil yeter!
"Geeeççç' e bil yeter!
Cemre.Y.

Hoşça…Kal

…Hoşça…Kal…
Şu sanal alemin
İnsandan alıp götürdüklerinin yanında
İnsana kazandırdıkları
Başa baş yarışırken,
Arkadaşlıklar, dostluklar, sevgili...
Kimisi reele taşınıyor,
Kimisi üçüncü cümleden sonra yok ediliyor!
Reele tanışıp, tanışıp,
Yıllarca süren gerçeklikler bile
Sona gelince yine bir tık
"Engel"tuşuyla son buluyor.
Buluyor bulmasına da
Sanki bitiyor mu?
Son mu oluyor yani her şey
Şimdiye değin düştüğüm en büyük hata!
Buradan engelliyorsun,
Hemen açıveriyor yeni bir hesap
Oradan gözetliyor seni sinsi sinsi.
Farkına vardığın an
Engeli kaldırıyorsun
Bari yorulmasın başka hesaplarla diye
Bu sefer de o engelliyor seni,
Hoşuna gidiyor çünkü
Seni perde arkalarından izlemek.
Sonra sen de düşüyorsun
Bu sinsi oyunun çarkına!
Açıyorsun yeni bir hesap
Oradan gözetliyorsun ama sen
Sinsi olamıyorsun, beceremiyorsun bu işi.
Saklambaç oynayıp
Bulunmak isteyen çocuk gibi
Eline yüzüne bulaştırıyorsun,
Bilerek ele veriyorsun kendini.
Bakıyorsun ki dost sandığın
Hala sandığın kısmında duruyor öylece...
Kapatıyorsun bütün hesapları,
Sayfana dönüyorsun ve kendini
Onun en güzel görebileceği yerden
"Sobe!"liyorsun ve bir daha da
Arkana bakmayacağına söz vererek,
Dilinde Ahmet Kaya'nın
"Hoşça kal" şarkısını mırıldanarak
Yoluna devam ediyorsun.
Hoşça...
Kal.
Cemre.Y.

Vazgeçtim

...Vazgeçtim...
Vazgeçtim!
"Ömrüme ömürdür" dediğim herkesten.
Geçmişimden…
Geleceğimden…
Umutlarımdan…
Hayallerimden…
Yüreğimden…
Artık bir tek hayalim bile yok mesela
Hem de hiçbir şeye dair.
İstemem artık baharın hani,
O, en taze yeşilini,
Çimen kokusunun sardığı huzuru,
Yağmur sonrası beliriveren o,
Rengarenk alaimisemayı
Zaten!
Papatyalar bile küçülmüş,
Sindirildikçe orkideler tarafından!
İstemem artık, yaz akşamlarının
O tatlı sam yeli rüzgarının
Yanaklarımı şefkatle okşamasını
Zaten!
O kumdan masalarda,
Bir kadeh şarap…
Sunulmaz artık yarin ellerinden.
İstemem artık, sonbaharın,
Yenilenmek için bile olsa,
O son yapraklarından vazgeçişlerini,
Zaten!
Hiçbir zaman el ele, sarmaş dolaş
Yürüyerek geçmeyeceğiz
O yaprakların üzerinden.
İstemem artık,
Ben sensiz geçebilecek o tek kış'ın,
Kapı üstüne kadar
Kar'la kaplı, en zemherisini.
Zaten!
Kaybolduğumuz o ıssız orman kuytusu,
Çoktan ele geçirildi
Zengin haramiler tarafından.
Anladım…
Ne taç yapılacak saçlarıma,
Bir bahar akşamı, papatyalardan…
Ne yaz akşamlarım,
Bir deniz sahilinde,
Senin sevda ateşinle, son bulacak!
Anladım ki,…
Biz hiç yenilenmeyeceğiz hiç
Sonbaharın son yapraklarıyla
Sırf o yüzden veda değil,
“Elveda” diyecek ve üzülecek yüreklerimiz!
Bir zemheri ayazında,
Öylece önce donacak parmak uçlarımız!
Biz tam ısınıyoruz sanıyorken
Son kez bakıp gözlerimize
"Artık sus" diyerek...
Birbirimize öyle öleceğiz.
Hiç kimse bilmeyecek.
Cemre.Y.

Sevdiğim Kadar Sevilmeliyim Ben

...Sevdiğim Kadar Sevilmeliyim Ben...
Vazgeçtim bencilliğimden...
Hayatıma dokunan her şeyi
Hep tek başıma
Daha çok sevmekten
Vazgeçtim...
Yoruldum, yaşlandım belkide
Belki de...
Ayaklarım su toplayana kadar ki
Uzun yürüyüşlerimde
Hep aynı şarkıyı
Hiç olmayan
Hiç sevilmemiş
Hiç sevmemiş
Hiç gitmemiş
Hiç dönmesi beklenmeyen
Hiç gelmeyecek sevgiliye
Kendi kendime mırıldanıp
Durduğuma göre
Belki de
Hiç bencil olamadım ben
Belki de
Sabah uyandığımda
Kuşlarının cıvıltılarını duyar duymaz
Onlardan sadece birine
Ondan ve onlardan başka
Hiçbir şeyi umursamadan
Göğsümü gere gere şöyle alenice
Sevgimi sunduğum kadar çok
Sevildiğimi de duymak duyumsamak istedim
Göçüp kondukları bütün şehirlerdeki
Bütün sabahlara
İçlerindeki onun
Beni ne çok sevdiğini cıvıldasınlar istedim
Vazgeçtim bencilliğimden...
Sevdiğim kadar sevilmeliyim ben
Cemre.Y.

Bak Demedi Deme

…Bak Demedi Deme…
Hüznünün,
Gül gamzesinden öperim seni adam!
Kirpiğinin ucundan
Göz kapağına özenle yapıştırdığın
Yağmurlar dolusu
Tek damla kar tanelerinden öperim seni.
Huzurlu uykulara hasret,
Gözlerinin içi kan çanağı olsa da
Yine de hayata inat gülümseyen
Esnemenden öperim seni.
Burnunun ucundan öperim adam seni!
Alnının zaza çatısından.
Şakaklarının duman akışından.
Dıştan kan sızılarınla karışır
İçten yanan buğulu hasretlerin.
Çıkarırım seni adam,
Sonra böler, sıfırsız çarpar,
En kavuşamadığın sevdanın
Ucu yanık o resminde kendime toplarım.
Sol omuzunun hikayesinden
Öperim adam seni
Durduk yere roman oluruz demedi deme!
Bak ben seni…
Issız dumanlarını hasretlerinle karıştırıp
Susa susa sonsuz öpmelerinden öperim.
Ya toparlanır, ya da hepten dağılırız.
Bak demedi deme!
Cemre.Y.

Kitapsız Ne Kalır Bizden Geriye


…Kitapsız...Ne Kalır Bizden Geriye...
Hani yaramazlık yaptığında, kaprislere büründüğünde,
Olur olmadık anlarda şımarıklıklar yaptığında,
Ortalığı darmadağınık ettiğinde
Ya da sana yetemediğim zamanlarda,
Yine hep yaptığın gibi, sadece beni suçladığında!
Yüzümü olabildiğinde asık tutup,
"Bak! Küçük hanım!
Bunları yapan, benim kızım değil,
Hele yüreğimin çiziği hiç değil."
Bence!
Sen olsan olsan ancak benim prensesimin,
Vücuduna girmiş başka birisisin,
Şimdi ve derhal odana git ve prensesimi bulduğunda,
Onunla birlikte dön!” derdim sana.
Sen ise, odanda birkaç dakika kaldıktan sonra,
“Annem! Ama sıkıldım buyda, hem ben kraliçeyim!”derdin.
Ben de sana;
“Prensesimi bulduysan, tabi ki dönebilirsin küçük hanım!" derdim.
Sadece yarım dakika daha sürerdi
O, yosun gözlerini devşirip yanıma dönmen.
“Annecik!
Yayamaz bir kötü kız almış senin yüykinin çiziyini,
Buldum ama hala, o pirienses falan değilmiş kiyaçeymiş,
Getiydim ama!
O, ısyay ediyoy, piyenses olmamakta!
O, bir kiyaliçemiş, kabul ediyosansa,
Affediyosansa, gelsinmiş!”derdin!
Sımsıkı bir teletabiys sarılışı yapardık birbirimize.
Prenses kalmanda ısrar etmem miydi suç ve hata!
Olsundu!
Kabul ederdim ki kraliçeliğini de!
Bana koymadı ki hiç,
Bunca yıl, prensesin olmak!
Kraliçelik tacı senindi ve hep…
Sadece iyi yürekli bir kraliçe olmandı niyetim ve dileğim!
Sen gittin çocuk!
Zehirli elmayı da öz kızına, bana yedirdin.
Masallarını bile, işine geldiği gibi ezber tutmuşsun be çocuk!
Neyse…
Senin titreyen sesin sağ olsun,
Son defa olsa da duydum ya,
Pırıltılı saçların sağ olsun,
Gözlerimi kapattığımda hep,
Onları ve seni gördüm ya!
Bari bir kez olsun saçlarını tarardı insan olan,
Son defa olsa da...
Benden uzakta,
Tam bir aydır artık uzamış olan o son saçlarını,
Yatak odamdaki o ıssız tarağımla
Bir kez olsun gelip, gizlice saçlarını tarayıp,
Öylece giderdi gidecekse insan!
Olur ya!
Bir tek tel olsun takılıp kalırdı hani!
Koklardım!
Öperdim!
Koynumda yatırırdım bu gece!
Gelmişsin hoş gelmişsin de bu sefer,
Ne kraliçe olarak,
Ne de bir prenses olarak gelmişsin!
Hayatın boyunca tek doğru ezber ettiğin cümlelerle gelmiş,
Öylece bohem bir gidişle de gitmişsin!
"En son, kitaplar ayrılır birbirlerinden
Yüreğimin...
(Hep, kan damlası sızıntısı yapan asıl yerin olduğun için,
Çatlak damarımın özü olduğun için yüreğimin) ...çiziği!
Onlarda ayrıldılar mı birlikteliklerinden
Her şeye ait ne varsa bitmiştir.
Artık, omuz veren desteği gitmiştir yanlarından,
Devrilirler oldukları yere...
Sen, sen ol, kitapların gittikçe yanından,
Yeni kitaplığının...
(O zamanlar da biliyormuşum bugünü),
Yeni kitaplar, yeni hayatlar,
Yeni romanlar edin kendine.
Yeni kitaplar, yeni hayatlar,
Yeni hikayeler edin kendine...
Sol yanın boş kalmasın emi sakın!
İnsan dediğinin, boş kalırsa sol yanı,
İşte o zaman, ne yana zayıf kaldıysa o yana devrilir.
Sen sakın devrilme!
Sol yanın hiç boş kalmasın emi sakın!
İnsan dediğinin, boş kalırsa sol yanı,
İşte o zaman ne yana zayıf kaldıysa,
O yana devrilir takatsiz!
Sen... sakın devrilme ha çocuk!
Ben olmasam bile…
Yeni hayatlar, yeni omuzlar edin kendine!
Ama sakın hiçbir yana devrilme ha!” demiştim sana…
Belli ki dayanacak omuzlar bulup öylece aldın bizden kitaplarını…
Aferin!
“Benim kitaplarım, omuzsuz kalsa da olur,
Olsun!
Kitaplıklar dolar çocuk!
Eninde sonunda dolar da…
Ya içindekiler…
Aynı olur mu?"
Ne kalır bizden roman geriye?
Cemre.Y.

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Bu Sefer, Hoşça Kal

...Bu Sefer, Hoşça Kal...
"Eyvallah mirim,
Dostça bile değilse de,
İçimde yoksun artık işte!
Bu sefer,
Hoşça Kal!
Güzelleşemedim ne yazık ki, yeterince zamanla!
Yani beterdim zaten, sen beni ilk tanıdığında da!
Yeni acılar dışında da
Pek bi şey eklenmedi aslında hayatıma.
Yüzüm, hep herkese güleçtir de!
Ruhum...
Senin de gamzelerin gülüyorsa, gülerdi ancak!
Beni, benden iyi tanırsın sen!
Ne zaman çok konuşmazsam artık!
Ne zaman hiç kimseme artık
Hiçbir sitem etmessem.
Yani artık nihayet!
Ben ne zaman sussam...
Hele ki birine ait ilk şiirimle
Başlarsam o susmalara!
Artık onun hayatıma değmişliğindeki
Cinsiyetli kimlikleri ve bitişleri,
Sessizce... avaz avaz ağlarlar!
Ve bu şiir, bu sefer seninse...
Hele ki son kurtarış çığlıklarımda bile
Sen gittikten sonra bile
Ağlarlıyorsa yerdeki halılarımın bile iplikleri
Tanelerine akan
Sessiz hıçkırıkları bile anlarlar da
Duvarları deler çığlıklarım da
Hiç kimsem de duymaz ya.
Sağır bir duymazlıkta ummanlarda çağlar
Artık geriye dönemeyişlerine...
Zaten artık, hiçbir şey, aynı da olamazlara...
Öyle işte...
Oysa yine de senle bari,
Şimdiyi kurtarmak için bile
Ne çok mısralar dolusu şiir sustum sana!
Belki patavatsız ya şu dilim,
Bir çok laf geveledi ağzımda
Olur ya
Ucundan değilse de dibinden kurtarırsa!
Sen...
Benim mısralarımın
Sus zamanını bile biliyordun!
Artık bilme!
Meğer ne çok yormuşum seni…
Beni öylece kabul edişinle!
Süslü laflar geçmiyor, artık içimden de
Hakkım bile, helal sana!
Bu da sana aslında bir ömürlük,
Ömrüne dahi değer!
Ve...de...
"Eyvallah Mirim...
Bu sefer,
Hoşça...
Kal...
Cemre.Y.

Bitemiyorsun Ey Sevgili

...Bitemiyorsun Ey Sevgili...
Ben senden değil sevdiceğim,
Kendimden kaçmaya çalışırken,
Yüreğimde ince bir sızısın, kanıyorsun,
Kanıyorum, kanıyoruz sızı sızı.
İstiklal Caddesinin orta yerinde,
Bir elimde kahvem, diğerimde sigaram,
Herkes beni yalnız sanırken ve ben aslında
Seninle baş başayken içimde,
Gözyaşım "Damlarım şimdi ince bir çise gibi" diye
Beni tehdit ediyorken,
Ben onları oyalamak için
Galatasay Lisesi'nin parlak ışıklarına dalıp
"Kimbilir kaç tutsak ruh var orada da benim gibi" diye
Düşünüyorum.
Birden onlarca martının
Kanat çırpışıyla dokunuyorsun ruhuma.
Sen başkasına gittim sanıyorsun ya şimdi beni.
Sana göre başka hayatlar yaşamak istemek kadar
Kolay, sıradan, tensel ve sığ ya sevda denen şey
Arkanı dönünce bitilir, gidilir,
Geniş bir pavyona benzer ya yürekler,
Herkesi hemen kabullenilir ya
Unutmayı denemek bile kolaydır ya
Tüm yaşananları, sana göre
Sen başkasına gittim sanıyorsun ya şimdi beni
Bir dokun yüreğinin tam ortasına, oradayım,
Tam kalbinin attığı yerde
Bitmiyorsun sen bende
Bitemiyorsun ey sevgili
Ve bitmeden başlayamaz
Yeni bir şey bende hiçbir zaman ve hiçbir uçarılıkta.
Bazen sıcağımın ortasında,
Serin rüzgarım oluveriyorsun.
Bazen kışımın ayazında cehennem ateşim
Ve ben kalabalığın orta yerindeki iki kişilik yalnızlığımla
Sensizlik
Cennet demekse ve sen cehennemde kalacaksan
Senin cehennemin benim cennetimdir diye haykırdım
Sadece martılar duydu orada ne işleri vardıysa.
Gökyüzüne bir kalp çizip gittiler.
Kimse duymadı, sen duymadın.
Cemre.Y.

Kanadı Kırık Serçe Yüreklim

...Kanadı Kırık Serçe Yüreklim…
Ey benim kanadı kırık serçe yüreklim,
Ciğeri parelim,
Başı dumanlım,
Ruhu yaralım,
Ömrü belalım,
Otur hele şöyle bir yamacıma.
İlk geldiğinde demiştim ama ben sana
"Yara kabukları ile sarılmaz, onarılamaz yaralar,
Bizi bu yaralar çok daha fazla yaralar."
Oysa o bakışların,
Gözlerimden yüreğime değdiğinde,
Oysa ellerin,
Ellerimden güvenime değdiğinde,
Oysa o dudakların,
Dudaklarımdan ruhuma değdiğinde,
Oysa tenin tenimden cennete değdiğinde,
Oldukça sahici idiler.
Şimdi sen benden çok daha hapissin
Ömrünün görünmez kelepçelerine.
Ne zaman bir ölüm duysan,
Acı ile feryadını duysan bir kız çocuğunun,
Ne zaman birinin gözyaşı tanelerini
Şefkatle silmeye kalksan,
Ne zaman biri gözlerinin bebeklerine bakarken
Ciğerine baba sevgisi gibi
Şefkat saplanmaya kalksa,
Ne zaman hep gittiğin o sahilde
El ele yürüyen iki sevgili görsen,
Ben saplanacağım boğazının ortasına.
Ne yutkunabileceksin,
Ne unutabileceksin.
Ey benim kanadı kırık serçe yüreklim,
Ciğeri parelim,
Başı dumanlım,
Ruhu yaralım,
Ömrü belalım,
Ben seni çoktan affettim.
Ama!
Seni öyle unutmayacağım ki
Her Temmuz sonunda iki kez ağlayacağım ya
Şimdi sen...
Unut beni unutabilirsen?
Cemre.Y.

Büyüdüm Ben

…Büyüdüm Ben…
Kaçmanın, safi yalnızlığından,
Yalın ayak...
Uçarak...
Gitme hallerindeyken bile kararsızdım oysa!
Ya bir kere daha,
Adına “Kan pompası.” denilen
Şu avuç içi kadar bir yürek daha!
Bir kere daha beni!
Ama tanışıklık,
Ama arkadaşlık,
Ama akrabalık,
Ama yarenlik,
Ama dostluk,
Ama...ama...ama...
“Yüreğiimmm!”lik.
Kisvesinde beni bir kez daha,
Onca kalabalık içinde hem de!
Ya yaralarsa?
Diğer yarıma sormalıydım,
Ciğerimin çiziğine, hem de acilen!
Hep öyle olmaz mıydı zaten.
Ömrüm iki dudağı arasında geçerdi ve ben,
Yüreğimin dibini dinler ve hala ona bile yetemezken...
"Feda etmeseydin!" olurdu.
Ömrüm hep ona, sadece ona solarken hep öyle olmadı mıydı?
Şaşırttı beni bu sefer!
Ansızın "Gidelim!" dedim de “Olur!” deyiverdi.
Ahhh ben!
O, derin hikayeyi ne çok iyi biliyordum oysa!
Unutmuşum.
“Hay! ben bu beynimi!
Unutmalardan kaçamayan şu beynimi
Hay ben, kellemi hiçbir yerde terk edemeyen beynimi!"
Anam, hep derdi oysa,
“Şu boynundan yukarısı olmasa,
Ben çoktaaann giderdim a kızım!”
Gücenirdim bazen ona, çocuk yaşımla hem de çook...
“Beni hiç sevmiyor!” sanırdım.
Kırk yaşıma kadar da, hep öyle sandım.
Yüreği yetiyor, çilelerinden kaçıp da,
Bizi ortalarda piç gibi bırakmaya da...
Hesapları, yetmiyor sanırdım.
Oysa onun torunu,
Cümlelerinde “Ankara” geçen bir anısına istinaden.
“Hadi gidelim, hem de hemen!” deyiverdi ya.
Sevindim lan!
Fenaa sevindim.
Bir rüyayı akşam olur da,
Hani ezan saati niyetinde anlatılırken
“Gün aydınlık ola!” tabiriyle.
"Ben!" için sandım!
Meğer!
O, ondan önce gitmiş olmak istiyordu oraya!
“O” diye biri vardı hala…
O, küçücük yüreğinde.
O, artık hiç olmasa da...
Ciğerindeydi ya!
Yeterdi ona!
Sadece, ondan önce, orada olsundu.
Ondan önce havasını, nefesini solumuş olsundu bütün niyeti!
Belki de hiç okumayacağı,
Dahası okumaktan bile isteye caydığı
Bir tıbbiyenin havasını bir solusundu belki.
Belki de hiçbir şeye,
Bila-bedelsizi merak ediyordu babası gibi.
Buydu, onun da bu gitmelere tek dileği.
Ondandı belki hep göynünün göçebeliği.
Belki de ne çok hayalleri vardı,
Ona tanıtılan üniversite kampüslerinde.
Biri Tıp öğrencisi, diğeri Bilgisayar Mühendisliği,
Hani olurdu ya tesadüf bu ya!
Öylece karşılaşacaklardı.
Üstelik, öyle okuduğu bütün kitaplardaki gibi değil,
Bütün şiirlerdeki gibi,
Tunalı Hilmi’de de falan değil ha!
Kızılay Meydanı'nı az geçince solda.
Künefenin en lezzetli yerinin sonunda.
Son görüştüklerinin üzerinden yıllar geçmişken.
Öylece kala kalacaklardı...
“Bilmiyordum.
Bilmiyordu.
Biter miydi ki, başlayamayan hiçbir şey!
Öyle ise!
Ne diye daha başlangıcın başından hayal edilir de
Kaybedilirdi öylece...her şey!”
Bir çift göz karşıladı bizi Ankara’nın
Işıklı otogarında...
Akşamın o vakti ne de çok yıldızlı yakamozlar vardı onda!
Daha o vakit bize hiç mi o kadar
Bana hiç olamayan “Baba”ydı sıfatı...
İkimizeydi...
Kızının henüz doğmayan torunu,
Sanki kollarındaydı kızıma sarıldığında.
Banaysa...
“Ahh be asi yavrucuk, ne zaman büyüycen ki sen!" bakışları.
Beni çocukluğumdan yakaladı diye hala saklı utancımda.
Yeniden güvenmeyi öğrendik.
Sonrası sanki “hac” diyesim geldi,
Vazgeçtim!
Orada da “Zemzem i nereden daha ucuza alsam!
Nereden de şu boncuklu cüzdanı şu müslümana beleşe kapatsam!" vardı!
Hatta!
“O zaten...” hepp var!
Sonrası bence...
Vaftiz töreni!
Ne bir tek şüphe,
Ne bir tek soru işareti!
Ne bir tek ünlem!
Ne de yalan,
Ne de riya!
Gözler...
O gözler hep ama hep herkese hep!
Dost doğru savruluyordular!
Öyle harici koğuşundakiler gibi
“Gün ışığı mı desem,
Yoksa yüzü ay yerine bakılası mı?
Yoksa inanmak istemiyorum
Hepsi birden mi bunca yüzyıldır
Cennetten atıldıklarından beridir mi
Hep mi yani?
Aç mı?” değil.
Gözler...
Hepsi birden aynı anda gözyaşı!
Belki de yüzyıllar sonra ilk defa
Kendi aynalarımıza bakıyorduk biz..
Birileri “Biz dürüst değiliz aslında!” derken
O an ateş saçıyorduk hemencik çocuk telaşıyla!
Onca hayat boyu savaştıklarımıza yenilgiydi bu zira!
Oysa akrabalarımızdan bile,
Omzuna ağlayamadıklarımıza akraba denmiyor,
Kan bağımız var diyorduk!
Adını değiştirince değişmiyordu hiçbir şey!
En büyük yalanımız buydu işte kendimize!
Kan bağımız varsa akraba olmalıydık biz.
Akrabalar akrep olunca!
Kendimize bile bazen yalancıklar söylüyorduk.
Nefretleri safrasıyla kusa kusa...
Gülerek hıçkırtıyorduk!
Çünkü hepsimizin muslukları açık unutulmuştu.
İkisi hariç!
Biri “Erkekliğe sığmaz şimdi.” diyordu.
Diğeri de iki de bir sanki terasımızdayız da,
Küs olduğu salıncağıyla barışacak!
“Hadi sallanalım mı anne!” diyordu.
Elbette sırasıysa, sallamalıydık Dünya'mızı!
Biz sallanıyorduk, Dünyalarımızı sallayarak.
O biri de, kızlarıyla yanımızdaki salıncakta bi cesaret!
Görünmez salıncaklar kurarak!
Yamacımızda ben, acaba hala'mı olsam daha vefalı,
Yoksa teyze mi olsam daha mı sevilir terazisindeyken.
Üstelik hiçbiri bana ve bize hiçbir bok olamamışken!
Susarak sallanıyorduk biz Ankara'nın Gölbaşı'nda.
Sonra o vurdu beni…
En derin yarasınından...
Meğer ne çok yarasını susturmuştu hazin bir kinle.
Meğer ben affettikçe ne çok yalan sığdırmıştı küçücük ömrüne.
Saydı döktü, sustu, konuştu, yüzü gülümserken
İçinden çıkanlar ateş döküp beni kül ediyordu.
Birileri sokuldu sarıldı, ona izin verdi,
İkileri sarıldı, ona da izin verdi gözleri bana düşman saçarak!
Küstüm, sustum, içimin ciğerinden kırıldım.
Neyse ki yine şiirler vardı.
Neyse ki!
Bu yalan gerçek oyununun sonu daha neydi ki?
Sonra…
Hissetmediğim bir an fark ettim ki
Parmaklarımın boğumunu okşuyordu
Henüz yaşı bir buçuk da uykuya dalmak ister gibi...
Üşüyormuş meğer!
Yüreğim kırılsın diye onca kustuklarından sonra
Gönlüm kırılmasın diye de hiç söylememiş!
Güçsüz sanırmış beni!
Hayat şiirlerimi yazarken dudağım titriyor,
Hele ona yazdıklarımda hıçkırıklarım kendime susamıyorken!
Meğer!
Ağlamayayım diye sevmezmiş yazdığım şiirlerin hiçbirini!
Meğer ben hiçbir zaman, o yüzden şiir falan,
Hele kendi şiirimi falan okuyamazmışım!
O gün ilk olmasına rağmen, okudum.
Ağlamadan...
Hala dalda kalmış o son yaprak gibi titriyor bedenim,
Bu sefer bilmiyor o da!
Aşk değil ama...
Sevdiceğimdi o, yüreğimin içiydi, oydu bütün şiirlerim.
Daha kaç kere onun gözlerinde yakabilirdim şiirlerimi!
Daha kaç kere ölebilirdim!
Ölmek değil a!
Daha kaç kere yeniden doğabilirim?
Farkı neydi?
Ezanı duymadan “O kılıyor!” diye
Namazda kulağı olan
Kaç yürek hissettim ben o an aynı anda susan.
Güya kilometre karelerimdi her biri...
Arşınsızından gözler gördüm,
Litresizinden gözyaşı akıtan...
Adımsız sözler duydum
Hani olsa yarışı hepsini kazanan...
Öpücükler duydum, olanı olamayan,
Tam yarısından hasetliğinde yaran!
Daha kapılar kapanır kapanmaz
Özleyen yürekler gördüm burun direklerini sızlatan!
Beş duyu mu?
Kim neyi, ne kadar duydu bana ne aga!
Vedalar gördüm...
Omzundan dudakları ayrılınca daha hasretine boğulan!
Aşk, değil ki bu aga!
İki’yi bir edince öteki isterse geçiverirsin.
Zigana kaldıysa, öyle bir şey işte...
Ya gelir, ya gidersin.
Hani ortası desen!
Tabiat cinsiyetsiz alır nefesin.
Ya yüreğin bir dolu dönersin ya da kendinden bile boş!
Dolu yağıyordu Eylül’ümün son günlerine!
Yağsın madem dedim...
Hiç kimse görmedi oysa!
Dün akşamdan kalamayan ikimizi!
Bizden kalan dört göz harici!
Harici koğuşu,
O ilde bütün misafirlere değil
"Biz"e süitti.
Gündüzleri ara ara içten gelen,
Kurtarılır mı bir yerlerinden
Hissiyatından salıncak terapisi.
Ama toparladılar sağ olsunlar.
“Dost!”lar yara berelerimizi soldan sağa!
Giderken bile...
Gittiğim yerlerde kızımın neden tıbbiyeden vazgeçtiğini öğrendim.
Hem de dönmelere ramak kalmışken.
Madem artık öyle hiçbir yerde karşılaşmasınlar diyeymiş...
İtiraf ediyorum!
Meğer ben…
Ben hiç sevememiş,
Hiç de sevilmemişim!
Toprağa baktık sonra aniden aynı anda!
Sonra gökyüzüne…
Ve yıldızları gördük ay dolunayken...
Tek nefes etmeden yani yanımızdakiler bile duymazken,
Yosun gözlümle el ele tutuştuk şiir kardeşliğine!
Sonra sabah oldu İstanbul’a
Onun sol yanı sabaha dek sancırken...
"Biraz uyudum ben." dedim
Yalan söyledim ilk kez ona...
Onu, iki yıldır alışık olduğu üzere babaannesine yollarken,
Kendimiyse henüz yeni olduğu işine.
Biliyordum çünkü ben kırk yılda bir umutluyken
Evim bile kabul etmezdi canımda taşıdığım bunca yüreği içine...
Dışında kaldım akşama dek!
Akşam oldu…
Oyyy en büyük hayalim!
Çok cepli yeri her zaman belli anahtarımı bulamam!
Benim kalbim öyle şarkılardaki gibi,
Ege’de falan kalmadı aga!
Ege’ye hiç gitmedim ki...
Benim kalbim doluydu geldiğinde evine
Valla bu sefer hepsini sokacaktım evime!
Anahtarımı bulsaydım.
Bulmak için bütün çantamı yine boşaltmak zorunda kalmasaydım!
Hüzün yok bu masalın sonunda
Beklemeyin burun direkleriniz hazır!
Biri dış cebine asılmış fermuarın
Tutuşturdu elime evimin yalnız anahtarını!
Şaka yapmış meğer dış kapının değilmiş o!
Diğerini uzattı öbürü hemen.
Meğer ben ne kadar çok gizli yarayı deve sanırken
Çantalarımın fermuarlarına cücelikten beri
Dost yüreği canhıraş asılanlara kör iken...
Develer tellal, pireler berber iken...
Ben ninem beşiğini tıngır mıngır sallar iken
Heidi fahişe,
Uyuyan güzel daha yeni facebook'ta online ve sohbete kapalıyken!
Hansel kardeşini cadıya terk eden o.çocuğu,
Gratel de malın tekiyken...
Keloğlan o uyuz kelliğiyle
Nahh! Bir prenses kaparken...
Alice'in harikalar diyarı
Hiç yok, aslında o bir şizofrenik hastayken.
Yedi cücelerin sekizincisinin
Cüce bile olmadığını kimseye söylemeyen
Pamuk prenses tam bi işkolikken!
Sindiralla teyzemizinse
Camdan papucunun, hayallerde bile,
Aceleyle o merdivenden uçarken,
Çoktan kırılmış olması gerektiği gün gibi aşikarken…
Geriye küçük bir kız çocuğunun henüz altı yaşındayken
Okunmaya çalışılan o ilk masal kalıyor!
Dönmeyelim istersen!
......................................
Kırk yaşımda büyüdüm ben.
Cemre.Y.

Çivit Mavisi Gözler

...Çivit Mavisi Gözler…
Umutsuzluğun derin dehlizinde boğulmak üzereyken,
Bir çift…
Çivit mavisi,
Bulutsuz bir gök seması rengindeki
Gözler gelir aklıma ki,
Bir kere güneşi görmeye görsün,
Benim gibi hemen göğe bakar gözleri!
Henüz yaşarmaya başlamış,
Damlasa, gururum kırılacak,
Damlamasa şefkati boğulacak,
Öyle bir kararsız, öyle bir çağlayan,
Bir çift bakış gelir gözlerimin önüne!
An’dı sonsuzluğu yaşatan!
Başka hiçbir şey önemli değildi bizden.
Ben yemeğimizi yeni koymuştum ocağımıza,
O gelmişti yanıma…
Susarak teşekkür etti kaynayan ocağımıza!
Susarak dokundu yanağıma,
Saçlarımdan kayıverdi birden başımdaki
Orada bulup sardığım örtüm,
Sarı saçlarım savruldu mutfağa,
Sımsıkı sarılırken içine hapsetmek istercesine,
“Saçların güzel olmuş” dedi.
“Ama biraz daha koyu olsaydı ya sanki,
Öyle daha çok yakışıyor sana!”
Biliyordum ve bilmekten nefret ediyordum.
An, sadece o an’dı ve sadece o anda kalacaktı.
Öylece asılı kalacaktı sonsuzluğun
Herhangi bir evrene ihanet eyleminde!
“Tamam be güzelim” dedim,
“Biraz böyle kalsın, sonra hala böyleyse dileğin,
Varsın altın sarısı değil de,
Solmuş başak tarlası olsun rengi.”
O sustu…
Biliyordu sonu yoktu o anki sonsuzluğun,
Ben sustum…
Biliyordum sonu yoktu o anki sonsuzluğun!
Bilmediğimse…
Ömrümün ilk defasında yaptığım gibi
Kapatırmıyım ki saçlarımı,
Bir bilinmez hayale değil de,
Evimin erine onun istediği renkteki
Mutfağımıza savrulan saçlarımı!
Susarak sevmenin,
Aşkın, acının, şefkatin, acımanın renklerini,
Bir daha bir tek insan sunabilir mi bilmiyorum mesela!
Bildiğim tek şey!
O andan itibaren,
Umutsuzluğun
Derin dehlizinde boğulmak üzereyken,
Bir çift bakış…
Çivit mavisi,
Bulutsuz bir gök seması rengindeki
Gözler gelir aklıma!
Çünkü hiç kimse bana bu kadar derinden
“İyi ki varsın” dememişti
Bir çift bakışla yüreğime inerek.
Sevmek diye bir şey varmış!
Sevmek diye bir şey yokmuş!
Cemre.Y.

12 Mayıs 2017 Cuma

Anormal

...Anormal...
Anormalim evet!
Standartlara…
Standartlarınıza uymuyorum.
Uçukluksa dibine kadar.
Sadece…
Başka bir ülkede yaşıyormuşum gibi…
Şehir şehir…
Ülke ülke gezebilecekmişim gibi bir hayalimle...
Bir yanım motor bisiklet tepesinde dünyayı gezer de,
Türkiye’ye uğramaz bile.
Tecavüze uğrayıp bir kenarda
Ölümüm gazetelere manşet olmasın diye…
Tabularımda var evet!
Olmazsa, olmazlarım!
Katı, despot,
Bazen tutucu, yerine göre asabiyim de!
Ama Allah için
Dengeliyim diye kandırmam bir tek insanı.
Bir yanım…
Kıpkırmızı tosbağam bozulmuş da
Buharlar içinde yol kenarında
Eğilip tamir eder motorunu da kimseye mut olmaz!
Bir yanım bembeyaz örtülerle,
Yüzü nurlarla dolu tavaf eder kabeyi .
Belki yüz bile sürer kapısına da sonsuz tevbe eder.
Bir yanım…
İlk kez…
Bembeyaz ama tek damla kan bulaşmamış!
Duvağı yerlerde sürünen
Daha hiç gelin olamamış bir gelin…
Salınıp durur…
Mayıs yeşili kırlarda….
Ne kadar onu olduğu gibi kabul eden varsa,
Hem de o kadar konukla.
Bir yanım uçurumun kenarındaki
Kardelene ulaşmaya çalışırken
Belki tutacak bir el bulamadı da uçtu yardan…
Paramparça bir yanım.
Bir yanım…
Ayaklarını uzatır sehpaya upuzun…
”Boşverrr” diyecek kadar tembel.
Bir yanım…
Bu hayatın sıkıntısı olsa bile
“Bana ne be
Hepsinden birden” deyip uzaklaşmış,
Bir yanım….
Daha doğduğum gün
Birkaç güne kalmaz ölür bu!
Baksanıza sigara kağıdı kadar!" diyenlere inat
"Savaş Cemre!
Ne olursun hemen ölme!” demiş
Kendine her gün doğumunda hiç usanmadan.
Ben kendime bile tek değilim ki!
Sen,
Hangi beni isterdin ey sevgili…
Orada...sende...her şeyimle...
Tüm hücrelerimle ve ruhumla
Tekleşebilirdim!
Sonsuz olabilirdim…
Sana sonsuz kalabilirdim.
Hiç sormadın!
Ben de söylemedim….
Cemre.Y.

Sevgililer Günü

...Sevgililer Günü...
Geçen yılın on üç Şubat akşamında
İçi kıpır kıpırdı kadınının...
Kalbinde kelebekler uçuşuyordu rengarenk,
Her kanadı sanki birer gökkuşağı.
Ondan önceki ilk Sevgililer Gününde de
“Sevgilimmm!
Benim hediyem sensin,
Ben seninle nefes aldım,
Seninle kadın olduğumu hatırladım,
Bundan büyük
Hediye mi olur bir insan hayatına.” demişti de
Düşündürtmemişti ne hediye alsındı ona!
Yine de hep kendince özel bir hediyesi olmuştu kadının.
Ama bu başkaydı,
İkinci yıldı ve yeni ayrılıp barışmışlardı,
Olamıyorlardı ayrı işte!
Tam on beş gün boyunca, gündüz düşünmüş,
Gece uyumamış ve bir albüm kitabı tasarlamıştı.
Öyle ki albüm kitabının
İlk sayfalarında sadece onun resimleri,
Ortasında ikisinin resimleri,
Son sayfalarda ise kadının resimleri vardı...
Kitabın kapak resminde,
Sevdiceğinin deniz kenarı bakışlarının hemen altında
Kadına yapılan ilk ve en acayip teklif yer almıştı.
“Senden çok hoşlanıyorum ve seninle olmak istiyorum,
Teklifimi düşün, kabul etmezsen bile
Sakın beni dostluğundan
Mahrum etme!” diyebilecek kadar net biriydi.
Ve o kadın böyle bir teklifi
Asla kabul etmeyecek biriydi!
Ondan sonraki,
Her resmin altında ve üstünde
Adamın sevdiğine yazdığı bütün mesajlar yazılıydı.
En son sayfasında ise iki yüzük resmi vardı
Ve kadının “Son” adlı şiiri.
Buram buram ayrılık kokuyordu o şiir ki,
Şimdiki ben bile okumak istemem.
Bu ona en güzel hediyesiydi aslında,
Emekti ve yaşanmış bir aşk’tı.
En önemlisi, her şeyin bir hayal olmadığının kanıtıydı!
En önemlisi...
Her şeyin sadece bir rüya olmadığının kanıtıydı!
En önemlisi...
Adam gerçekten isteseydi, olabileceklerinin kanıtıydı!
Kimselere değil!
Kimseciklere değil!
Sadece kendilerine!
Kadın sadece gecesini, sadece uykusunu,
Sadece emeğini katmadı o kitaba!
Kadın...
Geleceğini de kattı, o kitaba da
Bunu kimsecikler anlayamadı, o bile!
İki tane bastırdı o kitaptan
Ne biçim kader yazmış ise artık o kendine!
Her kes sormuştu “Neden?”
Dedi ki “Birine ben bakıp duracağım
Ayrıldığımızda, diğerine o!”
Yani onlar, hep ayrılacak,
Hep barışacak ve hep ayrılacaktılar taa o zaman bile...
Olmayacak bir hayaldiler, oldurmayacaklardı ki...
Kadın bunu hep biliyordu,
Kimse de çıkıp “Olur bu iş” demeyecekti ki hiç!
Şimdi mi?
Ondakine ne oldu bilmiyorum.
Kadındaki...
İki bin on ikinin bir Nisan sabahı
Kalleş bir oyuna kurban olmuş bir vaziyette...
Kederinden ve hüsranından yok oldu çoğu.
O ki demişti ki dünya aleme...
“Bin milyon kadın çırılçıplak soyunsa önünde,
Dönüp bakmaz benim sevdiğim!
Bu sizin seviyorum dedikleriniz!
Sarhoş masalarda meze yapmaya çalışıyor hepimizi!
Bölüşüyor, paylaşmaya kalkıyorlar.
Oysa "Benim sevdiceğim
Yapmaz asla öyle bir şey” demişti de...
Ona...
Evladını bile, kızını bile güvendi de...
Bir tek kalbi sarhoş arkadaşının değil,
Aslında en dost’unun,
Sevdiceği için defalarca ağlayıp üzüldüğü o tek bir omzun!
Birkaç oyununa, üçe beşe,
Belki bir başka aşkı kıskandırmaya çaba idi de,
Ama bir salak saçma sapan oyuna bile satıldı ya be!
Oysa o dost ki omzunda geceler boyu,
Sevdiceğin için ağladığında bile
Kaç kere “Sen git onun yanına” dedi de...
Bir gururu vardı ki kadının...
Ayakları yol olsaydı gitmez idi...
Gidemez idi...
Kaf dağının ardı kadardı ki o gurur, o kadında...
Sonra kaç kereler ayaklar altına aldı da...
Kaç kereler nefesi olmadan ölürüm sandı da...
Ölmedi, sırf inadına ya!
İki bin on ikinin bir Nisan sabahı
Kalleş bir oyuna kurban olmuş bir vaziyette...
Kederinden ve hüsranından
Yok oldu çoğu o güzelim resimlerin.
Kadında ki o albümün ikisine ait tüm sayfaları...
İki bin on iki yılı herhangi bir gün diyelim...
Bir Nisan sabahı
Kalleş bir oyuna kurban olmuş bir vaziyette...
Parça pinçik olmuş halde,
İki ayrı kutuya konuldular binbir gözyaşı ile,
Kadına kalleşlik etmelerinin bedelini
Bu iki hediye ile buldular sabahın ayazı masalarında.
Kız adama isyan etti
“Senin yüzünden” diyerek
Götürdü kutuyu adamın masasına koydu.
Adam mahcup ve pişman!
“Ben düşünemedim, seni bu kadar üzeceğimi,
Veriyordu, almaktı niyetim,
Tamam, ben şerefsiz, düşüncesiz,
Ahlaksızın tekiyim, ama onun hiç mi suçu yok!
Üstelik biz ayrıydık,
Ben seni asla aldatmadım” demedi mi kadına?
Oysa!
Kadın bir gün, bir oyuna
Kalleş kurban gitmek üzereyken demişti,
Ahretliğine “Bin milyon kadın
Çırılçıplak soyunsa önünde,
Dönüp bakmaz benim sevdiğim!
Bu sizin seviyorum dedikleriniz!
Sarhoş masalarda meze yapmaya çalışıyor hepimizi!
Bölüşüyor, paylaşmaya kalkıyorlar.
Oysa benim sevdiceğim
Yapmaz asla öyle bir şey” demişti de...
Arkadaşı, dost’u, ahretliği hatırlatmıştı
Daha o en acısı içinde, dost dediğinin evindeyken
Kim bilir onu o an
Saçlarından savurmak isteyip savuramamışken!
Biliyordu ki kadın!
Birileri onu o saçlarından tutup,
Gecenin karanlığından kurtarırdı!
Çookkk daha önce olmuştu hani…
Seslenmişti kadın kocasına ve yavrucağının babasına
“Giiittt-meeee!"
“Lanet olsun,
Dönsen bile kabulüm olmayacaksın...
Ama gitme!”
Adam ve isimler ayrı olsa ne!
Gecenin karanlığında...
Son onun resimleri kalmıştı kadının elinde de...
On beşlik ergen kıvamında tek tek...
Nakış nakış dokumuştu, onun tek resimlerini,
Yatak odasının duvar kağıtlarının üstüne!
Üşenmeden her akşam bakardı,
Okşardı her bir sevda dolu bakışı,
O kadın o resimlerdeki bakışlara
Sonra kapatır perdesini
İşine giderdi ve o adama bile söylemezdi...
“Asla...
Sen beni böyle severdin” demezdi...
Sevdiceği...
Bilirdi de demezdi işte!
Cemre.Y.

Bir Kerecik De Olsa, Adam Ol Be BABA

...Bi Kerecik De Olsa, Adam Ol Be Baba…
No'l du baba!
Hayırdır!?
Beni... bunca zaman sonra sen....
Ne diye aradın ki?
Sesin ağlamasın be hele öyle hemen bi dur!
Katarakt'a dönmüş gözlerin
İyicene solmasın bi hele!
Yüreğim sana tam kırk yılllık kadar çok uzak,
Er'kek doğmadığım andan itibaren kadar.
Duyamıyorum sen i…beennn!
Tane tane söyle hele...
Duyamıyorum seni!"
...................
Neee!
Fındık dağında aklına birden ben mi geldim!
Tam da kırk yıl sonra ha!
Nasıl mıyım üstelik!?
İhtiyacın mı vardı baba fındık dağına
Günlüğün kaç lira?" deyince
Bu sefer babalığın aklına gelip de
Bana yalandan suskunluklar düzme no'lur!
Bir kerecik bari,
Sandıklarımın yerine -ADAM- ol
Bir kerecik bari ADEM ol!
İyiyim elbette ben,
Yuh!
O dağın tepesinden mi gördün artık saçsızlığımı?
Valla mı?
İçin mi acıdı yani?
Ciddi misin?
Günlüğün kaç lira baba?"
Hımmm demek 50 lira!
Bir gün zengin olursam
Senden alırım bir tane kendime!"
Ne!
Duyamıyomusun beni?
Sadece nefesimi mi merak ettindi!
Bana saç kaç lira mı?
Valla mı nasıl mıyım?
"Anam ölüyo sen yaşıyosun?
Anam ölüyo ben yaşıyorum?
Anam ölüyo sen...
Neyse ya neyse!
Anam öldü…
Sen bana ömürlük offsun!
İyiyim ben!
Altı yaşımın hükümsüzlüğüne inat!
Hala Allah'a duacı..."
Karşılaşıyoruz elbet hayat bu
Gözlerinini öbeklerindeki pişmanlıklar
Hayatım boyuncalık intikamıma bile
Yorgun artık Baba!
Hani artık ölsen diyorum seni ben öldürmeden!
Cemre.Y.

11 Mayıs 2017 Perşembe

Çok Sevince Terk Edilmiyorduk O Zamanlar

...Çok Sevince Terk Edilmiyorduk O Zamanlar...
Bob Ross amcanın tuvaline
Titan beyazıyla özenle yerleştirdiği
Mutlu beyaz bulutlarla,
Her şeye rağmen,
Özgür ve mutlu çocuklardık biz
Uzaklardaki çam ağacı asla yalnız kalmamalıydı
Gökyüzünde uçan kuşun mutlaka sevdiği yanındaydı.
Deniz fazla dalgalanmışsa
İçinden mutlaka Güneş geçmeliydi
Yani Dünyamız bizimdi.
Tuval, fırçalar, boyalarla,
İçimizde sakladığımız sevgiyi sunmamız yeterliydi.
Çok sevince terk edilmiyorduk o zamanlar!
Cemre.Y.

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Acımadı Yani

…Acımadı Yani…
Sen bana bir harf yazsan,
Benim cümlem gülerdi be sevdiğim,
Yüreğim lunaparka gitmiş bir çocuk gibi sevinirdi.
Neyse ki!
Di'li geçmiş zamanlarımdan hiç pişman olmamayı
Çok öncemden öğrenmiştim.
Acımadı yani.
Cemre.Y.

Yağmuru Bile Seninle Sevdim Ben


...Yağmuru Bile Seninle Sevdim Ben…
Yağmuru bile seninle sevdim ben
Bilseydim herkes gibi
Gözlerime değil de
Bu sefer
Yüreğime yağdıracağını
Sever miydim
Hiç...
Sever miydim!
Cemre.Y.

Son Cemre

...Son Cemre...
Ayrılıklar yaşadım elbet
Sevdalarını çektiğim gibi.
Her yağmur sonrasında
Pencereme onlardan aldığım kadar
Derin bir nefes verip
Bir kalbin içinde başka isimlerin
Adımın baş harfi hep aynı olan
Başkaca harflerini yazmış olabilirim
Başka bir yağmurla
Penceremden öylece dalgın bakarken
Onları hatırlamayı artık
Unutmuş da olabilirim
Hatta yağmurdan
Hatta kedilerden nefret etmeyi bile
Cam ve göz buğularını
Artık görmemek için öğrenmiş bile olabilirim
Çünkü ben yağmuru ve kedileri
Nefes verince buğusu olduğunu hatırlamadan
Yeniden seninle sevdim
Evet oldukça da bencildim
Ömrümce sadece seni
Sadece senin adının ve soy adının
Aynı olan baş harfini
Sığdıramadım o boş kalbin içi buğusuna
Ben ilk defa bir yağmur sonrasında
Adının ve adımın harflerini
Savurdum nefesimin rüzgarına
Yine de sığdıramadım seni
Hiçbir boşluğun içine,
Hiçbir şeye,
Adlarının baş harfini bile sığdıramadım.
Çünkü
Nokta vardı adının ve soy adının
İlk harflerinin eteğinde!
Alfabede yer almıyordu elbet
Baştan belliydi yani
Yine karambole gitmedim yani
Soy adımın baş harfi
Adının ve soyadının ilk harfiydi
Ve benim imzamın soy adı sadece
Hep noktayla biterdi
Adımı yazdım, sonra soyadımın baş harfini…
Sonu noktaydı yani
Hiç fark etmedindi değil mi,
Cemreyim ben!
Cemre.Y.

9 Mayıs 2017 Salı

Ve Kadın Uyudu

...Ve Kadın Uyudu...
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Pambık pirensesin elbisesinin
O uçuk pembe dantelleri,
Hani üstüne yüzüstü yatılıp
Ellerini pervasızca çeneye dayayıp,
Gökyüzünden, yer yüzüne bakıp
Bembeyaz hayaller kurulan
Temmuz bulutlu
Pamuk şekerlerinden değildi.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Dedeler, babalar, atalar...
Köylerinin meralarından kaçıp
Sırtlarında küçük bir çıkınla
Trenlere atlayıp
O taşı toprağı altın sanılan,
Haydarpaşa garının merdivenlerinden
İstanbul’a sırtını dikleştirip
Daha gelmeden yenilgiye savaş açıp
“Ulan İstanbul, seni yenicem!” dememişti.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Her kim ki şu koca şehrin
Hiç beklenmeyecek bir anında
Bir hem şehrisine rastlandığında
Köyündeki sarı kızın kaç tosun ettiğini,
Kınalı kuzunun, bütün kuzularının
Alnın ortasından alacalı mı doğup doğmadığını
Ağanın kızının sevdiğine kaçıp kaçamadığını
Çobanın kızınınsa kim bilir
Ünzile adında,
Kaç koyun ettiğine gam yüklemiyordu.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
İkinci ele şereflice muhannet olunan
O bit pazarlarının yerlerinde yeller esiyor,
Parsel parsel ihanet kokan AVM’lerden
Modası kaçmasınlı Eskidji’li
Şerefsizlik akan paçaları gizli dikişli
Güya birinci el kıyafetler alınıyordu.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Kadın adama artık güvenmiyordu.
Kaburga kemiğinden çıktığından beridir,
Anasının rahminde uyuduğundan beridir,
Adamın birine
Vatanım odur diyecek kadar
Evladına baba edecek kadar güvenmiyordu.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Ademin evlatları eşleceği andan beridir,
Üremekli cinsellik icat edildiğinden beridir,
Kadın, arkadaşına, eşine, dostuna güvense
Kız kardeşine bile güvenmiyordu.
Öyle ya...
Ne vakit hep kalbini dönse sırtından,
Nice vakit de
Hep sırtını dönse kalbinden,
Ciğerinden hançerleniyordu.
Neyse ki kadının...
İstanbul’u yenmekle ilgili
Hiçbir vakit...
Hiçbir derdi,
Hiçbir hayali yoktu.
Ve kadın uyudu...
Uyumadan önce!
Bir kız kardeşin göz yaşı tanelerini
Sol yanağındaki gamzesinin çukurundan yakalayıp,
Sanki yüzyıllardır susuz gibi
Acılarını şarap eyleyip doya doya içti.
Ve kadın uyudu...
Uyumadan önce!
Bir adamın yüreğinin tellerini
Nihavent makamından
Hüzzam makamına kadar okşadı.
Adama sırtını güvendi,
Adama sabahını güvendi.
Adamla kadınaysa...
Bir tek Allah'ın kulu,
Bir tek kimse güvenemedi.
Kadın cennet sizin olsun dedi.
Kadın vazgeçti.
Kadın dondu.
Cemre.Y.

Kokulu Kadınlar

...Kokulu Kadınlar...
Bazı kadınlar...
İlk gördüğünüz anda huzur verir
Sinirinizi, stresinizi, ağrılarınızı unutursunuz.
Üstü başı;
Bergamot, lavanta, papatya kokar.
Bazı kadınlarsa...
Konuşmaya başladığı anda,
Zihninize hüküm sürer,
Gücünüz, cesaretiniz kendine gelir.
Sesi, nefesi ;
Okaliptüs, rezene, portakal kokar.
Bazı kadınlar da...
Saçlarını savurduğu anda
Derin bir nefes alırsınız ondan,
İçine dahil olmak istersiniz.
Saçları;
Yasemin,
Boynu;
Karanfil,
Dudakları;
Çilek kokar.
Bazı kadınlar bazen...
Yatağa uzandığı anda!
Ateşiniz yükselir.
Baştan sona bütün vücudu;
Sandal ağacı, sedir, gül kokar.
Bazı kadınlardaysa...
Siz onu okşamaya başladığınız anda,
Sadece, ona ait olduğunuzu hissedersiniz.
Bazı kuytuları;
Greyfurt, gelincik, kasımpatı,
Misk-i amber kokar.
Ama bazı kadınlar var ya!
Çokça da azdır ha onlar!
Çok sevmişlerse,
Seviştikten sonra lavanta kokarlar!
Ve sadece o kadınlar,
Tek notalı,
Bir tek koku ile,
O tek sevdiceğine,
Bütün kokularının
Notalarının hepsini,
Sadece ve sadece...
Ona sunarlar!
Üstelik!
Teninin çırılçıplak kokusu ile...
İşte o kadının
Başkalarına bütün haram yerleri
Sadece ona, safi sabun kokar
Bundandır belki!
O bir tekine,
“Seni, benim kadar,
Hiç kimse sevmeyecek” diyebilmeleri...
An gelir!
Hepsini birden!
Hiç kimsede duyumsayamadığınızdaysa
Hatırlarsınız!
Geç olur…
Çookk geç.
Cemre.Y.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Ruhum

...Ruhum...
Ruhuummm...
Otur bir dinlen hele...
Alabilirsen de...
Deriinn bir nefes al.
Belli ki yorulmayı da geçmiş,
Artık yeniden doğmalara da
Haylice zul etmişsin.
Yani vazgeçmeyi de es geçip
Artık pes etmişsin.
Uzat hele bir ayaklarını!
Mavi bir leğen bulup,
İçinde tuzlu su getirivereyim.
Yol yorgunu, hüzzam ayacıklarına!
Tam, tamamına,
Kırk yıllık,
O, ırak yoldan gelmişsin.
Tabanların su toplamış ya!
Yüreğinin içinde belli ki daha fazla...
Hala eksik kalmış hatta bir yerlerin,
Erişememişsin hala an’a.
Bir türlü tam gelememişsin.
Yüreğin yarılmış mesela.
Tam tamına yirmi bir yıl önce!
İlk defa!
Nar taneleri gibi saçılmışsın ona.
Yüreğini ona yarıp gelmişsin.
Uzat hele ellerini bir!
Avuç içlerini öpeyim solundan başlayarak...
Isıtayım artık atmayan nabzını
Donuyorsun!
Ciğerin çizilmiş mesela!
Tam tamına on sekiz yıl önce!
Narının tanelerini onda toplamışsın o vakit.
Ciğerini ona çizip gelmişsin!
Uzat hele!
Uzat-ma dur!
Dur!
Ben dokunayım bir hele!
Sinene sinene!
Dinleyeyim bir sol kulağımla
Acıdıkça canının camları
Sağ yumruğunu indirdiğin bağrını!
Tam tamına beş yıl önce!
Ruhun ayrılmış mesela.
Yeniden yoğurulmuş
Yeniden doğurulmuşsun
Denemişsin en azından
Oysa yüreğin yarık,
Ciğerin çizikken
Yine eksikmişsin
Hayat denen vuslata...
Sonrası
Eksik ilk ilmeğin üzerindeki
Selaniksiz yanlış bir haroşe örgüsüzlükmüş.
Herkes başına çorap örülecek sanırken
Birinin bile boynunun şah damarına
Hayali bir atkı bile olamamış!
Yıllar öncesinden açılmış bu yaralar...
Yüreğinin sökük ahşabını,
Ciğerinin kan damlayan duvarını,
Ruhunun ayrık otlarını,
Hatta!
Alnının sağ köşesinin üç çizgisini,
Ve de aralarda bir gerçekten gülümsediğinde
Sol yanağında beliriveren gamzeni,
Sen gösterdin,
Seni sana soranlara...
Biliyordun!
Hiç kimse...
Kimseyi yarasından öpmeyi,
Sen gibi sev-e-me-di!
Oysa sen...
Şifa olup saldın her birini
Rengarenk uçurtmaların kanatlarında.
Yar demeden
Dost demeden
Akraba demeden
Birer gaga vurup,
Kanata kanırta uçtular!
Ruhum...
Uzat hele sana ağır gelen bedenini
Yoksunluğumun sarmalına
Boylu boyunca...
Bu sefer hiç kimseye doğmayalım ha!
Cemre.Y.

Belediye Başkanına Da Posta

...Belediye Başkanına Da Posta...
Sayın...
Belediyesi Başkanı'na
Varlığımdan ötürü özür mektubu!
Bunca yıllık hayatımda
Adını çoğunlukla tatile gideceğim zamanlarda
Çok sevdiğim Avşa’ya
İDO’dan bilet almak için gördüğüm
İlçenizi aslında hep de merak etmekteydim.
Önünden geçip gittiğim,
Geçip giderken de bir sigara tüttürdüğüm
Şu meşhur ilçe acep nice ola?
Gün oldu, devran döndü...
Canım kadar sevdiğim,
Uğruna can verebileceğim sevgili
Şair bey dostum ve sevgili şair hanım dostum'un,
Şiirli dinletisine,
Nihayet denk geldiğim bir vesileyle şehrinizi...
(İlçenizi bilerek demedim, bana nedense şehirdi çünkü)
Solumak fırsatı buldum.
Tam da ömrümün, artık hep yanlış anlaşılmış olmak...
Zamanlarından haylice yorulmuştum.
İzin almadım sizden ilçenize adım atarken!
Öylece dalıp, dostlarımla beraber,.
Birer, derin bir nefes aldım. (Sandırıldım)
Hele, sonradan yirmi gün boyu
Hastalık çekeceğim Mendirek’inizde
Dostlarımla beraber yürüyüş yaparken,
Nefes alabilmiş olmaktan da, hala da oldukça, memnunum!
Çünkü kendime bile ölmek üzereydim,
Oysa hala yaşıyorum...
Döndüm...
Yeni umutlarım, yeni nefeslerimleyken
Birden hasta oldum...
"Olsun." dedim...
Gerekti demek ki...
Panormos’u öğreti edindim kendime!
Hele “Güvenli liman!” olan anlamınaysa
Ayrıca vuruldum.
Güvendiğim gibi,
Güvendiğim kadardım ben o ilçede.
Rahat. özgür ve hür!
Ancak!
Hamuruma yoğrulu
Doğru desturlarımdan yine ödün vermeden!
Meğer!
Her bir katre nefesime, ayrı bir haram karışmış!
Hem de dürüstlüğümden...
Hiç ödün vermemiş olmama rağmen!
(Hiç kimsenin eşini, eşinden ayırmadım,
Hiç kimsenin, sevdasına aşk bulaştırmadım,
Hiç kimseyi, ayrı sevmedim, dostluk zincirimde!
Hiç kimsenin, mutlu gülümsemelerinde,
Tek bir bakış-ı nazarım olmadı.
Bunca yıllık ömrüm kadar zamanlık hem de!)
Meğer!
Ben ilçeniz bünyesinde
Hayat nefesimi aldığım kadar,
Boğulmuşsunuz siz bütün...
Benden bunalmışsınız Panormos'lular!
Hem de hiç tanımadığım,
Hiç yüz yüze gelmediğim,
Geçmişi şiirle devam ettirebilecek kadar,
Şiir yürekli olan bir adamı,
(Bu gibi şeylere başkanlık gerektirmiyor çünkü)
Hiç tebrik ve teşekkür, edememiş olamam rağmen!
Mademki...
Adının anlamı geçmiş güvenli limanınız
(Panormos & Güvennli liman)
Taaa!
Belediyeniz başkanınız...
...Beyefendiye kadar
Rahatsızlık vermişim ilçenizdeki varlığıma
Bir daha yolum düşse,
Yolumu çeviririm ilçenizden ancak!
Ben ilçeniz bünyesinde dostum
Şair hanım’ın odasında ücretsiz kaldım!
Yine ilçeniz bünyesinde,
Akşam yemeğimi ücretsiz yedim!
Yine ilçeniz bünyesinde
Tepe Gazinosunda çay içtim bitkili, bitkisiz!
İlçenize uğramış olmak rahatsızlığımdan dolayı,
Lütfen sayın başkanım
İlçenize varlığımdan özrüme,
İlçenize maliyetimi de hesap ettirip,
Tarafımıza banka hesap numaralarınızla beraber gönderiniz!
Duydum ki dostlarımdan, sonradan güya!
Varlığım fena rahatsız etmiş sizi bile!
O halde ilçeniz bünyenizde kaldığım,
Yediğim, içtiğim, nefes dahi aldığım, haramdır bana!
Benim siyasi kimliğime uyan,
Hiçbir parti henüz oluşamamıştır hala,
Derdimin iklimi bu değil yani.
Oluşmaya çalışılmışsa da var olamamıştır!
Arada bir CHP’ye oy veririm.
Arada bir MHP’ye toplasak ikisini...
Neyse...
Ancak hiç mi hiç, haram yemem!
İlle de ilk sevdam Atatürk’üme...
Tek kelam ettirtmem!
Maliyet hesabını bilen,
Uygun bir bünyeniz elbette vardır. bencileyin!
Acil maliyet hesabınızı beklemekteyim.
Farkındayım Mendirek ve dostlarımla
En derin nefeslerim ücrete kafisiz gelecek!
Keşke her şey, gittiğim gün ile...
Döndüğüm gün gibi olsaydı.
Panormos’un anlamını öğrenmiş olmak bile,
Haylice borçtu çünkü!
Öylece kalabilseydi.
(Yediğim, içtiğim,
Kaldığımın bedelini elbet öderim.)
İlçenizdeki var olmuşluğumdan,
Bir katre nefes almışlığımdan dolayı,
Tekrar özür diler,
İlçenize mali külfetim olan borcumun
Adisyonunu acil rica ederim.
Saygılarımla,
Cemre.Y.

7 Mayıs 2017 Pazar

İllegal Sevişmeler

...İllegal Sevişmeler…
Söz'süz şarkılar söylüyorum bu aralar...
Adı bende saklı,
Hüküm'süz nice küfürler ediyorum söz'süz!
Alayına sükunet.
Alayına sakin.
Alay’ına huzurlu.
İllegal sevişmelerimi hatırlıyorum durduk yere!
Gün ışığında Güneş'siz...
Ya da gecenin şavkında eş'siz...
Ama ille de...
Karanlığın gizemine mahkum edilen,
Ettirilmesine de haylice gönüllü olduğum.
Ay’sız, yıldız’sız, yakamoz'suz, dilek'siz...
Ama yürekten sevdalı.
Gözü kör mahkum.
İllegal sevişmelerim geliyor aklıma!
Gülümsüyorum.
Yoksa bende bilirdim!
Nazım üstadım gibi,
Önce Nüzhet’in
Sonra Piraye’nin ki "Aahh o Piraye'm" derdim.
Ardına kalmadan, yüksek perdeden attığım Piraye’mi,
Aldattığım Münevver’imin,
Ve sonunda…
Bana gelince hiç tam denk gelmeyen Vera’mın,
Bütün adam versiyonlarına
Şiirler yazmayı bende bilirdim!
Bende bilirdim.
Bir Tomris Uyar olup,
Üç üstad şairi birbirine katmayı
Turgut Uyar’ın ne suçu vardı sevmekten başka!
Ya Cemal Süreya’nın?
Ya Edip Cansever’in?
Meşrebi neredendi bunca sevmelerin?
Ya da Orhan Veli olmalıydım mesela!
Nahit hanıma aşıkken,
Bella’ya bitesiye meftun...
Tam da bugünlerde...
Şu sıralar...
Ne alakası varsa...
Memleketimin ahvali geliveriyor aklıma!
Elimde olmaksızın,
Sızı sızı...
Ona da gülümsüyorum!
Susuyorum!
Yoksa...
Bencileyin tek kalmış her insan oğluna/kızına
Derin sorular soruyorum!
Cevap bulamıyorum!
Deliriyorum!!!
Değil mi ki...
Ne işim vardı, ne alakam,
Görmüyordu ki zaten gözleri!
Ama...
Esma’ sın dan başkasına aynı hissetmeyen!
Mademki gidecekse,
Bari yolsuz kalmasın diye,
Ayakkabısının topuğuna,
Bütün hayatını koyan,
Garip bir Aşık Veysel’le
Ne işim vardı?
Oysa ne Esma olmaktı derdim
Ne de uğruna ozan olacak bir Veysel?
Benim topuğum,
Daha o ayakkabıyı giymeden acırdı!
Susuyorum sonra yine.
“Konuşan bunca hipnotize sabit beyinli,
Çoğunluk varken!” diyorum içimden avaz avaz!
“Sevişen…kimdi kiminle?
Hem de…nefes nefese!
Biri bendim o kesin” de.
Susup susup gülümsüyorum bu aralar!
İllegal sevişmelere
İllegal şiirler yazıp, yazdırdım bir kere
Üstelik, yasal olmayı hep dilerken,
Neşet Ertaş'tan,
"Cahildim Dünyanın Rengine Kandım." ını dinleye dinleye.
Memleket'im gibi, illegal sevişmelerim oldu benim de.
Bir fark vardı elbette,
Bütün şiirlerden, bütün sessiz çığlıklardan,
Ülkemde olanlardan, oldurulmaya çalışılanlardan.
Çünkü ben, hiçbir zaman,
Kendim hariç,
Hiç kimseyi, hiç öldürmedim.
Ve bütün şiirler, birer katildir, alayına gider!
Cemre.Y.

Eyvallah Mirim…Hoşça…Kal

...Eyvallah Mirim…Hoşça…Kal…
Sen ne kadar şeffaf olursan ol
İlle de dahasını soymaya çalışırlar
Taa ki sen tamamen yok olana kadar
Yetmez hiç kimsene
Hiçbir şeyin
Hatta akrabaların dahi
Aralarında iddiaya girip dahasının
Yalan yanını ararlar
Bir o kadar da acımasızdırlar!
Oysa sen eyyy ciğerimin en dibisi
Sen, kendin, kendine kalınca
Sadece burukça tebessüm edersin onlara
En ciğer bildiklerine bile hatta!
Onlar cıvıl cıvıl neredeyse senle aynı dertleri
Açılar farkıyla anlatırlarken sana
Satır aralarında
Nasıl da mutludurlar mutsuz olduğuna!
Ağızlarından sıyrılıverir bir cümle
Öylece pervasız, zamansız, bol yıkımlı hatta!
"Ben de seni bu aralar,
Oldukça mutlusundur sanmıştım,
Aramadıydım kederimle boğmayayım diye!
Kapanınca cümle konuşmalar
İşte böylece buruk bir tebessümler kalır geriye!
Gitsen ona yazık
Kalsan sana bir kararsızlık işte.
Anlarsın yeniden nice çaba sarf etsen
Sen ne kadar şeffaf olursan ol
İlle de dahasını soymaya çalışırlar
Taa ki sen tamamen yok olana kadar
Yetmez hiç kimsene hiçbir şeyin
Tanımaz seni hiç kimsen en ciğerinden
Oysa sen sadece acılarında değil,
Mutluluklarında da yanında olmuştun hepsinin
Ve kararsızlıklarında
Ve her lazım olduğunda
Mutluyum sanmış beni yav!
Mutluysam gerek yok ya
Mutlu oluşumu duymaya!
Hani ortak olmaya bari en azından
Bunca yıldır çektiklerimin eziyet harcı bile etmezdi ama!
Hani böylece devam etsin dilekli umutlanmalarıma
Hazır değil hiç kimse'm
Yazık ki
İki üç cümlemi bile doğru okuyup
Beni dosdoğru kavrayamamış hiç kim sem!
Sen bile...
Artık sana cancağızım demeye ermiyor dilim bile kırgın!
Biliyorum hala farkında değilsin bu sana
Kaçıncı kırılışlarım
Gidiyorum ben
Senden de...
Azaldım haylice...
Sana bile artık
"Yerim, yönüm, sağım, solum, önüm , arkam!"
Bil bakalalım güven duvarım
Tamamen yıkılınca ne oluyor bana ve onlara!
Çookkk duydun bunu benden sen.
Ben gözlerinin içine ağlarken.
Biliyorsun işte!
Seni bile yani
"Sobe!" yani
"Eyvallah mirim, Hoşça kal!" yani
Cemre.Y.

Sen Bana Bakma Sevgili

...Sen Bana Bakma Sevgili...
Sen bana bakma eyy sevgili!
Mitolojik tanrılarla
Antik çağlar kitaplarının kahramanlarıyla,
Agatha Cristie romanlarımın
En kabuslu kahramanları,
Geceleri hep yorganıma gelirlerdi benim.
Hatta hayattaki tek korkum
Fredyy Krueger gibi yanma ihtimalimdi.
Daha küçücük bi kızken,
Kalorifer dairesinin o sessiz karanlığında,
Eğer sınıfı geçemezsem
Bir sonraki seneyi okutmayacaklar diye!
On iki kişilik,
Artık varlığından bıkılmış,
Ultralüx masamın üzerinde,
Bacaklarımı da Jaws yiyemesin diye,
Bağdaş kurmuş tek başıma ders çalışırken,
Altından geçip giden farelerden biri durup,
Gözlerimin derinine bakıyordu her akşam.
İşte o zamanlar…
Tek tek bütün sayfalarında
Arıyordum kahramanımı Meydan Larusse ciltlerinin!
Bulamayınca da burnumu deliyordu,
Hayat Ansiklopedilerinin,
Matbaadan yeni çıkmışcasına derin kokuları!
Yukarı katlardaki dairelerde de kızlar vardı.
Onlar her ay hep değişen,
Moda ve magazinlerin sayfalarından sıkılmışken,
Kapı önlerine konmuş dergileri de alır,
Gezi ve tarih bölümlerinde,
Denizinin o yılgın iyotunu kokladığım Ölüdeniz'i,
Bulutların yere inmiş haliyle,
“Pamukkale” yi görmeyi hayal ederdim.
Bir de senin gözlerini…
Daha küçücüktüm, yalnızdım, korkuyordum.
Yılgın ışıkta solmuştu çocukluğumun gözlerinin feri!
Kuytuya inmişti nefesi.
Yine de inadına gülümsüyordum hayata!
Gelecekteki kahramanımdın sen benim.
Sen bana bakma eyyy sevgili!
Ne okusam,
Nereye gitsem değişecektin,
Yenilenecektin belli ki…
Hayalimdeki suretin başkalaşacaktı hep!
Ben hayata daima gülümserim ne de olsa
Yine bana kalacaktı gözlerin son hayalim.
Kahramanımdın sen benim.
Peki bunca yıldır hala neredesin?
Cemre.Y.

Sakın Hiç Sevgili Gibi Sevme Beni

...Sakın Hiç Sevgili Gibi Sevme Beni...
Sen, sakın hiç sevgili gibi sevme beni!
Sen yanımdayken gözlerimin içi gülüyor be sevgili.
Yüreğim kaynıyor sana!
Gün ortasındaysak yıldızlar kayıveriyor gökyüzünden,
Bütün dileklerim kabul buyuruluyor.
Akşam sefasındaysak güneş ısıtıveriyor her yanımı,
Şefkatli bir meltemle okşuyor yanaklarımı.
Gece yarısıysak okyanus seriliveriyor bedenime,
Bütün şehvetler doluyor ruhuma romantik bir biçimde.
Sakın, hiç, sevgili gibi sevme sen beni!
Sen yanımdayken şımarık bir kız çocuğu çıkıveriyor içimden,
Çocukluğum geliyor yanıma!
Eteklerini savurarak hemşirecilik oynuyor,
Gelincilik oynuyor kocasına.
İp atlayabilirim, sek sek oynayabilirim mesela,
Mahallenin yaramaz çocuklarıyla iki misket için kavga edebilirim.
Akşam eve dönünce annemden bir araba dayak yeyip,
Yatağımın içinde misketlerime sırıtabilirim.
Sabah olunca koşa koşa yine
O pis çocukların kafalarına taş atabilirim.
Sevgili gibi sevme, sen hiç beni!
Sen yanımdayken aşk'ı henüz hiç tanımamış
Bakire bir kız oluveriyorum ben.
Bedenim tanımadığım duygularla
Çırpınırken ruhum akıyor sana!
Ne kadar ilk'im yoksa…
O kadar ilk'im oluveriyorsun.
Mesela ömrüm boyunca
Hiç kimsenin öpmediği yerden öpüyorsun dudaklarımı,
Sırtımı dayadığımda sana
Güven ağacım oluveriyorsun mesela.
Mesela hiç kimsenin öpmediği yerden
Öpüveriyorsun boynumu usulca.
Saçlarıma yüzünü yaslayıp, hiç kimsenin koklamadığı yerden
Koklayıveriyorsun ummadığım anda.
Yıldızlar altında beni sımsıkı sardığında mesela
Hiç kimsenin yapmadığı yerden sarıyorsun beni ruhuna.
İşte böyle harfsizim!
Beni çoookkk sevgili gibi seven oldu da
Hepsi teker teker gittiler!
Sevgilin değilim, sevgilim değilsin bu sebepten.
Bırak aksın bize harfsizlikler,
Yeter ki bana sen hep böyle kal!
Ve sen, sakın hiç sevgili gibi sevme beni!
Cemre.Y.

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Kalp Kırıklığı

...Kalp Kırıklığı...
İçimde,
Annesini çoktan çok özlemiş küçük bir kız çocuğunun,
Her gün yeni bir bahaneyle azarlanan kalp kırıklığı.
Cemre.Y.

Sevecekti Yenden

...Sevecekti Yenden...
Sevda sokağının çıkmazlarından birinde
Ahşap oymalı pencereleri hala aralık kalmış
Artık beyaz olmayan grimsi tülleri
Yaz rüzgarıyla usulca salınırken
Deniz mavisi boyaları yer yer dökülmüş
Yer yer oyuklar açılmış kapısının
Tahtası solmuş merdivenine
Bir adam oturdu
Yorgun, bir çare ilişiverdi en köşeye
Okyanus gözleri her an kopabilecek fırtınaya meyilli
Sessiz sedasız İstanbul’dan
İstanbulluların kalabalıklarında yitmesi gibi
Coşkun sokaklarından
Yoğun kalabalıklarından biri olmaya çalışıyordu
Burnunda saçları iyot kokulu kadının
Hiç koklamadığı insan kokusunun sızısı
Ellerinde elleri dokunsan yanacak sıcaklıkta
Hiç tutmadığı o ellerin boşluğu
Birileri birilerine istisnasız
Ya geç ya da çok erken kalıyordu.
Ramak kala soluyordu hayallerin yeşili
Oysa kimse bilmiyordu
Bir şairin şiiri susarsa
Kalbi çalışıp nefes alsa da
Yüreğinin rengi kırmızıdan siyaha yol alıyordu.
Bir bilseydi sıfatına sevda denilen kadının
Onu da öylece sevdiğini
Adam usulca kalkacaktı yerinden
Silkeleyecekti üstüne başına yerleşiveren
Kederlerin çaresizliğini
Gülümseyecekti yeniden hayata
Sokağın sonundan denizin görüldüğünü fark edecekti
Hayata yeniden yine
O ilk aşkına çarpan kalbi gibi sevgiyle
Gülümseyecekti
İstanbul'u görecekti okyanus gözleri
Yine sevmeyi sevecekti.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...