12 Eylül 2019 Perşembe

Kim Bilir

...Kim Bilir...
Yıkıntısı boldu hasarları bütün ömrümün!
Ben yamalamaya çalıştıkça hayatımın atmosferini,
Yırtıp parçalıyordu kangren bir yaranın derinin dibi.
Belki de yanlış filmi izliyordum kim bilir?
Ya da herkesle aynı ana denk düşmeyen yanlış müzikleri!
Frekanslarımız,
Aynı paralel evrenin kaderiyle uyuşmuyordur ne bileyim.
Lakin nedendir bilmem...
Onca çileleri çekerken bile ben,
Bir tek kabuslu gece geçirmedim.
Ya koşarak kurtuluyordum kötücül canavarlardan,
Ya da melek kanatlarımla üstlerinden uçarak!
Rüyalarımı başkalarına anlatmaya başladığımdan beridir,
Ne koşabiliyor, ne de uçabiliyorum artık.
Belki de bütün suç bende değildir kim bilir?
Lakin artık çok zaman da yok hani!
Cemre.Y.

11 Eylül 2019 Çarşamba

Mesela

...Mesela...
Mesela uykularımı yırtıp duran,
Sebepsiz ve de oldukça gereksiz kabuslarımdan,
Beni korkutmadan uyandırıp,
Sımsıkı sarılıp "Ben varım!" diyebilirdin.
Mesela zifiri karanlıklarda boğulan yalnızlığıma,
Bir ışık hüzmesi olabilirdin.
Mesela bir kere olsun,
Alarmın saatinden birkaç dakika önce uyandırabilirdin beni.
Günün herhangi bir saatinde arayıp sadece "Alo!" sesime,
Sadece "Özledim!" deyip kapatabilirdin o telefonu!
Sonrası parlement mavisiydi, sonrası çimen yeşili,
Sonrası güneş sarısı, sonrası,
Şarap kırmızısı, kar beyazıydı sonrası.
Sonrası cennet gülümsemesi dudaklara tebessüm olan.
Olmadı işte neylersin sonrası yürek sancısı.
Cemre.Y.

10 Eylül 2019 Salı

Gelişi Güzel

…Gelişi Güzel…
Kusursa, sen o kusuruma, iyi bak sevgili…
Hiç öyle aruz vezni kalıplarına sığdırmaya uğraşamam yürek dizelerimi!
Beyitlerimi ergenliğin verdiği platonik heyecanlarıma hediye ederken,
Akrostiş şiirlerimiyse kim bilir hangi lise defterinin arasında unuttum ben.
Hani şöyle ölçülü, vezin'li şiirlere kafa yormayıysa,
Edebiyat öğretmenimin, tam da rahmetli anam gibi…
"Sen buna şiir mi diyorsun yani,
Aç da, iki kelam Bediüzzaman Risale İ Nur oku!" dediğinde vazgeçmiştim!
Zira bütün çocukluğum, ergenliğim,
Genç kızlığım,
İki dudak arası kaderimin nedenini onlarla aramakla geçmişti.
Yani öyle keşke kalıplara sokmaya falan çalışmasaydın beni,
Önden önden yargılamasaydın bi!
Garipçiler gibi serbest ölçüde, gelişi güzel, severdim ben seni.
Yani öyle böyle de değil ha!
Allah ne verdiyse denilen cinsinden.
Hani olur da bir gün birini sevmeyi gerçekten denersen,
Geçmişinde bırak kafiyeleri, uyakları, redifleri.
Gelişi güzel sev yani.
Kışın can eriğine aşer misal, tatlı şeyler sevmediğim halde,
Şeker pudralı kreması bol çileğe misal.
Yazın, portakal,
Mandalina kabuğu kızart misal,
Kuzine sobanda ayağında yün çorapla yatarken.
İlkbaharda güz yaprakları savuştur ellerinde,
Böyle çıtır çıtır hayat geçsin ellerinden.
Sonbaharda da, yeni yağmur çiselemiş de,
Taze biçilmiş çimen kokusunu çek içine.
Kusursa sen o kusuruma iyi bak sevgili…
"Sevgili!"dediysek de hani lafın sana gelişiydi
Yoksa ben bütün o sanal sevişgenlerin ta ebesini.
Lakin, belli ki hiç olmamış,
Hiç de olmayacak bizden, senden önceki yalnızlığıma bir sal beni.
Cemre.Y.

9 Eylül 2019 Pazartesi

Eylül Akşamı

...Eylül Akşamı...
Akşamın serinliğinin ayaza çekmeye başladığı bir eylül akşamında,
Şöyle dudaklarından dumanı tüten birkaç damla kahve içemedikten sonra!
Neyleyim içinden şehvet ırmakları akan şiirsel sözleri ben.
Neyse biraz daha yalnızlık içeyim ben.
Cemre.Y.

8 Eylül 2019 Pazar

Buralar Hep Çok Soğuk

…Buralar Hep Çok Soğuk…
Onu bunu boşver de…
Yazın sıcacık iklimini hani herkes sever de…
Misal sevdirebilecek misin bana kışları!
Ben zemheri ayazıyla donarken,
Isıtabilecek misin, ellerimle ayaklarımın parmak uçlarını?
Misal…
Bir kere olsun bir tek kerecik olsun he bir tek kerecik!
Bir kıştan olsun sağ salim çıkabilecek miyim deyiver hele?
Kar' mış, yağmur' muş…
Soğuk' muş…
Bunca yıllık ömrümüzde, buralar hep çok soğuk!
Cemre.Y.

Bugün Pazar

...Bugün Pazar...
Saçlarını güneşe serpiştirdi kadın...
Uyanamadı tüm gün.
Gözünü açtı güneş, bulut, mavi,
Gözünü kapadı huzurun binbir rengi.
Sonra durduk yere gülümsedi.
"Bugün pazar!" dedi.
Kime neydi?
Cemre.Y.

7 Eylül 2019 Cumartesi

Yeni Gün

...Yeni Gün...
Aslında yeni güne öylece en sadesinden uyandı kadın,
Bu sefer ki uyanışında sade kahvesinin yanına,
Yeni günle tam da aynı anda,
"Mademki o da uyanmış!" a çay demliğini de ekleyerek!
Sonra iklimler bütün coğrafyalara aktı,
Kadın zemheriye hazır temizliğini yaptı!
Cemre.Y.

6 Eylül 2019 Cuma

Bekle Beni

...Bekle Beni...
Ömrünü yordukça ruhların dağınıklığı,
Bir asma kilit daha takıyordu yüreğine kadın.
Her günün sonunda,
Bir gün daha artıyordu ya kafa kağıdının eskiliği,
Öğrenmişti artık imalı imleçlerin de,
Kinayeli çekim eklerinin ne manaya geldiğini.
Zamanın akışkanlığı darladıkça,
Astımlı ciğerini umursamazlığı da öğrenmişti nihayet.
Ne gereği vardı şimdi,
Hiç olmayacak bir duanın "Amin!"ini boşuna beklemenin.
Usulca kapattı ruhunun ve yüreğinin kapısını,
Usulca bir tuğla daha dikti güven duvarına.
Kendi hayallerinin gökyüzüyle,
Başkasının hayalleri bulaşamasın diye de...
Geceye ve güne yepyeni kırmızı kalpli bir asma kilit daha astı.
Yıldızlara gülümsedi sonra en buruk tebessümünden!
Belki de ilk defa,
Çocukluğunun hatırlayabildiği en küçüklüğünü buldu içlerinden.
Nasıl da güzelmiş saçları, elleri, ayakları, yüzü, gözü, ağzı, burnu!
Sevinçli birer şefkatle öptü,
Çocukluğunun henüz hiç yara açılmamış hücrelerini.
Giderken sımsıkı sarıldı küçücük bedenine...
Söz verdi arkasını dönüp gitmeden hemen önce!
"Her ne olursa olsun,
Kim gider, kim kalırsa kalsın,
Bekle beni." demişti çocukluğunda biri ona!
Yıldızlar kayıp
Gecenin mehtabında,
Yakamoz olmadan hemen önce gördü kadın kendisini.
Bunca yıldır beklediği kendisiydi!
Çocukluğunun,
Hiç kırılmamış halini kucağında tam kırk beş yıl saklayan.
Paralel evrende zaman hep daha dün gibiydi.
Biraz geç kalmış hissetse de kendini yine sımsıkı sarıldı kendisine.
Şimdi el ele vermiş,
Yeni duydukları bir müziği duyumsuyorlar kadın çocukla, çocuk kadın.
Cemre.Y.

Günaydın O Zaman

…Günaydın O Zaman…
Bunca ömrümce
Kim bilir kaç yakamozunu bitirdim
Ömrümün sabahına artık aymamayı dileyerek…
Ve de…
Kaç güneşi doğurttum kim bilir kendi kendime dahi,
Bari dün gece sahilde sevişen çiftler mutlu uyansınlar diyerek!
Uyandık mı sahi!
Günaydın mı sahiden?
Yüzünü yıkadın, sade kahveni içtin,
Sakıncalı lakin tiryakisiysen sigaran yanıyor belki hala!
Aynaya bakmayı unuttun sanki bu sabah, gözlerinin içinin dibeğine!
Kendi kendine olsun gülümseyemiyorsa insan,
Nefes alsa ne almasa ne!
Uyandık mı sahi!
Günaydın o zaman.
Cemre.Y.

Önem


...Önem...
Yani hayat filminizdeki,
Önemli saydığınız karakterlerden biri,
Size şunu diyor aslında!
"Beni önemsemeniz,
Umurumda bile değil ben sizi önemsemedikçe!
Neyse haydi dağılalım!"
Ne büyük hayal kırıklığı değil mi,
Gülümseyerek hazmetmek!
Cemre.Y.

5 Eylül 2019 Perşembe

Yargı

…Yargı…
Ben o anımın ruhunun moduna  denk gelmeyen,
Artık ne vakit paylaştıysam, 
O zamanımdaki ahvalime,
Meğerki kendime bile denk düşmediysem,
Kendim sosyal mecralarda bile,
Kendi kendimi bile arkadaşlıktan silen bir insanım,
Lütfen bütün ön ve son yargılarınızı,
Biraz da kendi silüetlerinize saplayın!
Cemre.Y.

Ben Ve Yüreğim Ve Kalbim Yorgunuz Zaten

...Ben Ve Yüreğim Ve Kalbim Yorgunuz Zaten...
Evime giden yolları okumakta olduğum kitabımın
Şimdiye kadar ki en sevdiğim bölümüyle aşmışım.
On altışardan üç katı geçip kapımın kilidi açmış, 
Soyunup dökünüp ayaklarımı sehpaya uzatmışım.
Bir sigara yakıp voyage müzikleri eşiliğinde 
Yorgun ayaklarımı sonbahar meltemi okşuyorken hafiften açık pencereden.
Şimdi bir şiir yazsam dedim ya içimden!
Caydım sonra fikrimin zikrinden.
Durduk yere birileri çıkacak bir yerlerden, 
Sanki yanlışlıkla bir vakitte kendimi şair ilan etmişim gibi,
Sokağımda,
Yün yataklarının yünlerini kaldırıma döküp lime lime  eden yaşlı teyzeler gibi,
Yüreğimin süzgecinden geçip 
Kelimelere yazılmak için çırpınan onca cümlemi iğdiş edecek!
Ne gerek var dedim şimdi durduk yere şiir etmenin 
Ben ve yüreğim ve de kalbim yorgunuz zaten
Radyoda Voyage müzikleriyle kapattım gözlerimi, şiir içiyorum içimden.
Cemre.Y.

4 Eylül 2019 Çarşamba

Ne Çok Yitip Giden Var Ömürlerimizden Ah

...Ne Çok Yitip Giden Var Ömürlerimizden Ah...
Ne çok yitip giden var ömürlerimizden ah ne de çok kayıp giden!
Kim bilir kaç zamandır hiçbir evin telefonu çalmıyor misal anam!
Fakir ömrümüzle köydekilerden,
Muhtarı arayarak da olsa,
Haber almak için aldığın telefonun üzerine hep dantel örterdin.
Ergen çocuk başımızla sağı solu arayamayalım da,
Ay sonu bir ton fatura gelmesin diye taktığın asma kilit görünmesin diye!
Gece yarısı çalan telefon zillerinden korkardın en çok...
"Ah acı bir haber bu kesin, yoksa, bu saatte kim bizi ne etsin!"diyerek.
Ne çok yitip giden var ömürlerimizden ah ne çok kayıp giden!
Acı haberini yedisine varmışken,
Sosyal medya paylaşımlarından görülen zamanlardayız artık.
Sözmüş, nişanmış, kınaymış, düğünmüş'ü de whatsapp gruplarından.
İşte o yüzden de ben hiçbir yere dahil edemiyorum kendimi...
İçimde hep yine geç kalınmış olacak hissi.
Tel tokayla açardım bazen telefonunun kilidini,
O vakitler yüreğime kelebek yutturmuş hissi doğuran çocuğu aramak için.
İki kelam güzellik edip aceleyle kilitleyip,
Dantel oyanın ilmeklerine kadar doğruca kapatırdım telefonun üzerini.
Sahi anne...
Affettin mi sen beni?
Şimdilerde herkesin ellerinde akıllı dedikleri telefonlardan var ya,
Ben de de var hani epeydir.
(Eylül'ümü sayma tabi, özledikçe sarılır parmakları kalbinin uçlarından.)
İşte benim o telefonum bile çalmıyor artık epeydir.
Anne ben seni çok özledim!
Öyle bildiğin anası yeni ölmüş de,
Ne edeceğini bilemeyen öksüz gibi değil ha!
Bu daha bir derin burun ve yürek sızısı...
Sanki çok yakından tanıdığın birinin ablası,
Senin gibi kanserden ölmüş gibi!
Sanki senin ölü bedenini yıkayıp da ben en son hani...
Ellerini, yüzlerini, saçının her bir telini, apak memelerini,
En çok ayaklarını, ayağının bütün parmaklarını, tırnaklarını,
En sonunda iki kaşının arasından,
Yeni öpmüşüm de seni kefenlemişler gibi bir sızı bu.
Daha beni gerçekten sevdiğine emin olduğum,
O haftanın, o son gecesinde...
"Şimdi ne yapılır bilmiyorum,
Daha önce hiç annem ölmedi ki!"diyordum.
Hala aynı yerdeyim be anam!
Keşke...
Hep olduğumuz gibi bıraksaydın ya beni...
Keşke beni giderken, keşke beni ölürken,
Keşke beni hiç sevmediğin kadar sevmeseydin be ana!
Senden sonra ben,
Kim gitse ömrüme aitliğinden, yıkılıyorum yeniden.
Anne ben seni çok özledim!
Bir de ergenliğimin dantelinin,
Çiçeğinin kenarından görünen asma kilitli ev telefonumuzu!
O günlerde kullandığım,
Ucu mavi unutma beni çiçekli tel tokamı!
Ve yüreğime kelebek yutturmuş hissi doğuran o çocuğu!
Adı neydi sahi?
Ama sesi kulaklarımdadır hala!
Bir de ilk tokalaştığımızda elimi yakan teni.
Ne çok yitip giden var ömürlerimizden ah ne de çok kayıp giden!
Cemre.Y.

3 Eylül 2019 Salı

Eylüldü İşte

...Eylüldü İşte...
Eylüldü işte şimdi baş başa kalmışlardı nihayet!
Torunu torbası okula başlayacak yaşlı teyzeler de kızlarıyla yazlıklarına sürgüyü çekince...
Nihayet vuslata ermişti kaç aylık kimsesizlikleri.
Yalnız bank, bütün yaz üzerine oturulup fingirdeşilmesinden yorgun,
Uzaktaki yelkenli ayıplı gecelere şahitlik etmekten mahçup...
Deniz sanki hiç suya sabuna karışmamış gibi süt liman.
Bir mavisi farklıydı işte göğün, bir de arada bembeyaz pamuk şekerine dönüşen bulutu.
Güneş desen, artık ayaza çekiyordu kendisini akşamları!
Bazen, 
"Gereksiz de olsa kalabalığı da mı olmalı sanki birinin!" dedi karşı sahildeki yalnız bank.
"Valla benim için sıkıntı yok, canıma ağır geleni atarım aşağı!" dedi yelkenli.
Deniz, daha birkaç gün önceki lodosun fırtınasıyla pir-ü pak seslendi oradan!
"Bende de sorun yok arkadaşlar, dalgalandımsa da duruldum gördüğünüz gibi." diye.
Bir mavisi farklıydı işte göğün, bir de arada bembeyaz pamuk şekerine dönüşen bulutu.
Güneş desen, artık ayaza çekiyordu kendisini akşamları!
Gök, mavi, bulut ve Güneş maskesizce seyrederken onları,
"Şimdi bir yeni rakı ne giderdi bee!" dedi içlerinden en umursamazı,
Çıkardılar ceplerinden üç beş ne kaldıysa.
Tazesinden balığı koydu tavaya tekne, masayı hazır etti en yaz artığı bi-tamamından,
Ne ki insan olmasındı 
Yeter ki koydular afili bir müzik ortaya, 
Döktüler içlerini ilkbahardan sonbahara ne kaldıysa!
Cemre.Y.

2 Eylül 2019 Pazartesi

Boşuna Eylül'ü Suçlamayın Ey Kendilerini Şair İlan Edenler

…Boşuna Eylül'ü Suçlamayın Ey Kendilerini Şair İlan Edenler...
Eskiden…
"Mutluluk nedir deseler;
Şubat'ta kurulmuş Temmuz hayali." derdim,
"Mart'ta bittiğini görmeseydim." i de ekleyerek.
Şimdilerde sabahları yüzümü yıkadıktan sonra,
Baktığım aynada değişmeyen tek şey de bu sanırım.
Her sabah inadına gülümseyerek,
Kendime,
"Günaydın." dediğim gözlerimin feri,
Gittikçe yabancılaşmaya başlamış,
Kenarlarındaki kaz ayaklarına yenileri eklenmiş.
Kaşımın kenarındaki inatçı,
Asi ve her daim arsız olan o tek kıl beyazlamış.
Dudaklarım incelmiş geçen yıllarda,
Göbek ve basen üst limitim gittikçe artarken.
Yüzüme güneş lekeleri konmuş misal,
Kılcal damarlarım yer yer sırıtmış.
Şimdi sana inanılmaz gelecek ama boyum da bir hayli kısalmış.
Durduk yere Eylül'e suç buluyorlar sonbaharın başı diye lakin…
Ağustos'tu öncesi göremedim bunca yıl hiçbir hayrını!
Hiç durmadan birileri ölüyor bir yerlerde uzak ya da yakın.
Daha kaç "Günaydın!"ım var bilmiyorum,
Ya da kendi kendime sarılarak uyuyacağım,
Kaç "İyi geceler!" im lakin…
Nadide Hayat filmindeki Nadide gibi,
"Bu gemiden mutsuz inmek istemiyorum ben!"
Kafa kağıdımda yaş almamla ilgili bir derdim yok benim.
Ya da arada bir kendi yaşımdan çok ihtiyar hissetmemle!
Benim derdim yaşamışlığımın onca günün hiçbirinde
"Oh be!" diyememiş olmak belki.
Hep bir şeyler eksik, hep bir şeyler yarım,
Hep bir şeyler, geç kalmış gibi.
Boşuna Eylül'e suç bulmayın ey kendilerini şair ilan edenler!
O sadece zemheri sonrası ilkbahara soyunuyor yapraklarını.
Cemre.Y.

1 Eylül 2019 Pazar

İyiyiz Böyle

...İyiyiz Böyle...
Uzun yalnızlıklar ertesindeysen
Bir vakitten sonra insan sesi kaldıramaz oluyor insan.
İlk başlardaki çocuk cıvıltılarına hasret zamanların geçince,
O da fazla geliyor sonra sonra.
Evine çekilip sarılıyorsun omuz başlarına.
Ben ve yalnızlığım iyiyiz böyle.
Cemre.Y.

30 Ağustos 2019 Cuma

Şimdi Gelme Zaten

...Şimdi Gelme Zaten...
Daha yeni...
Bütün hayallerimin enfesliği,
Sarımsak döveceğinde dövülmüştü dün gece,
Kötü bir adam tarafından fethedilmişliğim kızımın rüyasından.
Üstü kapalı misafire sunulacak şişmiş poğaçalar gibi belliydi,
Tadı, namı beğenilse de bünyeler tarafından,
İlle de bir kusurun aranıp bulunacaktı ille ki!
Nicedir bir alt katının kapısına konuşlanmış,
Sahipsiz o valizden şüpheliydi aslında!
Gelmişlerdi belli ki gelmesi,
Geldim denilen ümit edilesi o nefesler!
Kaç gün geçmiş, kapısını kimsecikler çalmamış,
O da çalmalara alışık değildi oysaki.
Mademki deniz soğuk ve kirliydi tam da bugün!
Evinde değiştirmeliydi iklimlerini!
Evladıyla, özgül ağırlığı,
Hayatına bolca iksirli lülüsüyle, iki kelam hasbıhal etti!
Karşılıklı kapanan telefonun bile sessizliğine gülümsedi.
Mademki bugün tatildi,
Sokağının tekeline yollanmaya karar verdi kadın!
Zınk diye önünde durdu bir oğulun kocaman gülümseyen yüzü!
Her iklimde,
Onu cennete yollayası duaları savurduğu onu doğuran anasının
Bu sefer selam bile durmadı ona ya, ona da aldırmadı,
Belki de o da geldiğinin anlaşılmasını umuyordu!
Zira, onun da kendince derdi başına buyruk ve çoktu.
En çok...
Sokağının sonuna kadar gidebildi kadın!
Döndüğünde…
Az önceki hayaline yeni bir roman yazarcasına bir delikanlı!
Derin'ini içine çekiyordu,
Bütün anlayamadıklarıyla, anlatamadıklarını.
Kavuştular!
"Özlemişsin beni hem de çoook!" dedi genç!
Sımsıkı sarılıp hıçkırıklarını susturmaya çalışan kadın...
Derin bir nefes çekerken bütün yokluklardan...
"Oğlu'm benim!
Kaç tane evladım var ki,
Biri kraliçe çıktı, doğurduğum,
Diğeri sen olan sanal anneliğim!"
"Gel ama! Bize gel!" dedi lakin...
Eminim...
O da, onca akraba yorgunluğuyla bana sarılınca...
İyi gelmiştir...
Çünkü benim,
"Senden başka oğlum olabilir mi ki benim evlat,
Elbette ki seni de özlerim!
Yavrucağım karnımdayken geldin sen...
Deprem deprem lülücanıma sarılırken ben,
Ömrüne en erkenden hayata fırlayıverdin anacığından!
Misal...
Vaktinde doğabilsen,
Tıpkı kızçem gibi burcun dahi hayatına ramak kala fark atacaktı.
Elbette özledim hepinizi..." dedi ve uzun uzun sustu kadın.
"Sadece...
Sanmalardan artık durulun, yorulun, vazgeçin!
Emin olun ki,
Ömrüme yeni bir mühür basabilecek kadar ömür edeni,
En çok, ben ifşa ederim!
Hoş geldin oğlum!
Hoş geldin...
Kapı önlerinde sigaraya sarmana gerek yok,
Merak etme, yine, ben, bendeyim!
Amma velakin değecek olsaydı son kere gitmelerime neden?
Yine...
Bir şiir önceki gibi hayallenir ve de uçar giderdim ben."
"Geleceğim halam!" dedin diye kapılarımı açık bıraktım ya ben...
Sen de gelmedin ki...
Gelme zaten...
Ama...
Anahtarımın yerini biliyorsun!
"Canının, yüreğini,
Bunca hissiyatla yüklediysem, şimdi gelme zaten!"
Cemre.Y.

Gelecek De Bir Gün Gelecek

...Gelecek De Bir Gün Gelecek...
Vazgeçmelerin zirvesindeydi kadın adamla karşılaştığında,
Tam da, durgun bir su misali,
Sehpa örtüsü yaptığı,
Kırmızı yazmanın üzerindeki unutma çiçeklerine dalmıştı gözü,
Kulağında Buika'nın
"No habrá nadie en el mundo" şarkısı nağmelenirken.
Kim bilir kaçıncı gidemeyişini düşünüyordu adamdan haber aldığında.
Sorgusuz sualsiz beklendiğinden eminmiş gibi "Ben geldim!" demişti de.
Uçarcasına merdivenleri inmişti kadın,
Öyle her zaman ağrıyan dizi falan da hiç ağrımadan.
Adam az önce arabasından inmiş,
Ayakta ve gülümsüyordu kadın sokağına çıktığında.
Sanki gurbetten gelmiş kocasını karşılar gibi,
Karşıladı kadın adama sımsıkı sarılırken.
Aparman girişlerindeki,
Çekirdek çitleyip dedikodu kazanlarının altlarını harlayan teyzeler,
Hızlıca dirsek attılar birbirlerine gözler bize sabitlensin diye!
Sanki çok da umurlarındaydı kadınla adamın,
Kadınını yan koltuğuna aldı adam,
Ellerini de vites kolundaki avucunun arasına.
"Be svendsen & Ayawake - Scarecrow" sos ses çalıyordu video player'de.
Yaşlı teyzeler çekirdek tuzu sinmiş ellerini,
Üste başa silerek temizlerken koştular evdeki komşulara.
Haber dumanı hala tütecek kadar taze ve yeniydi a dostlar!
Bir kadın ve bir adam…
Makus yalnızlıklarına delilik gömleğini giydirip kaçmışlardı bu ıssızlıktan.
"Nereye gidiyoruz?" diye sormadılar bile birbirlerine!
Ne mühimdi ki daha sokağın sonunda arabanın benzini bitse!
Yine iki ihtimal vardı önlerinde ya el ele yola devam edecekler,
Ya da burunlarına sinmiş tenlerinin kokusuyla evlerine döneceklerdi.
Ne fark ederdi vuslat vuslattı işte!
Her halükarda bundan gayri her sabah,
Her öğlen, her akşam, her gece, her an gülümseyeceklerdi.
Sonra kadın gözlerini ayırdı unutma beni çiçeklerinden...
Haline tebessüm eyledi, gelecek de bir gün gelecekti.
Cemre.Y.

29 Ağustos 2019 Perşembe

Neyse

…Neyse…
Yaz…
Yorgundu bu akşam ve de bütün gece…
Daha üç gün vardı oysa yitip, gidip bitmesine!
Oysa ne de umutla dolmuştu çırak garsonun yüreği.
Ağustos'un son masalını birlikte toplayacaklardı yorgun masadan.
Ne fark ederdi ki gayri!
Yaz maviye öykünen tüllerini toparlayıp gitmiş en özel localardan,
Gayri baharın sonbaharı gelip çatmış da sarı yaprakları süpürmekteymiş!
İşi, gücü bitince köyünün zemherisine dönecekmiş ne fark ederdi ki!
Hele!
Yüreğinde ilkbahar'ın yine filizleneceğine,
Hele!
Kendisiyle beraber mutlu gerçek vuslat'lı o sarılmayalara kavuşabilektiyse…
Yaz…
Yorgundu bu akşam ve de bütün gece…
Daha üç gün vardı oysa yitip, gidip bitmesine!
Gitti mi hakikaten sence!
Ulan!
Daha karşılıklı rakı içip,
O son yakamoza vuran o teknede baygın yatanlarla dala geçecektik.
Neyse.
Cemre.Y.

Kadın

...Kadın...
Kim bilir kaç yüz yıldır,
O baharları bilmiyordu kadın, ne ilkini ne de sonunu.
Alarm çalıyor, kirpikleri aceleyle yeni güne açıyor,
Yine acele bir sigara yakıp, uyandığına kendini inandırıyor,
Ocağa en sadesinden Türk Kahvesini koyup,
Acele giyiniyor, aceleyle aynaya bakıyor...
Meğerki sabah olmuş da,
Güne uyanmışsa, bugüne de bir umut ışığı olmalı ya,
Kendi kendine derin bir nefes alıp,
"Günaydın ömrüm!" diyor,
Onun, dün gece kendisine,
"İyi geceler, gecem!" demeyi yine unuttuğunu hatırlayarak!
Aceleyle yorgunluk kokan göz kapaklarını,
Sağını solunu boyuyor, artık hiç de özenmeden.
Ne gerek vardı ki,
Şimdi sevgiliye,
Pürüzsüz görünmek ister gibi fondötene bulanmanın,
Rutin aynı rutindi işte.
Meğerki dün gece, ola ki yine es kaza...
Yeni bir şiire heves edip hayallenmişse
Onun üzerine eski şiirlerini,
Sabaha yeni umut niyeti paylaşıyor.
Neyse ki işi, günü, sevilmeyi, sevmeyi seven,
Ara sıra biraz uzaklaşsa da,
Çokça ruhuna yakın insan doluydu.
Akşam olup,
Evine giden o servise binince çöküyordu asıl yalnızlık.
Usulca son okuduğu kitabına gömülüyor
Oradaki dostlarıyla hasbıhal ediyordu bin bir umutla!
Evine giden yolda yürürken okuyarak giderken,
Sırnaşık kahvehane herifleri laf atıyordu ardından.
Kitabından alıp başını
Dimdik bakıyordu,
Gözlerinin en dibine lafından utandırana kadar!
Ya da ne bileyim bazen bir amca keser yolunu
"Eh be kızım her seferin de aferin çekiyorum sana" derdi.
"Teşekkür ederim amca!" deyip yoluna ve kitabına
Ve evinin son basamaklarına kadar dönerdi.
Dün akşam farklıydı,
Yine evine giden yolda yürürken okuyarak giderken,
Sırnaşık bir kadın seslenmişti ona...
Tam da o kitaptaki dostlarıyla dertleşmekteyken
Bölüvermişti kimsesizliğinin terk edilişini!
"Şşiitt!
Kızz!
Bi şi diğcem!
Sahiden okuyon mu sen o elindeki kitabı,
Yoksam dikkat çekmek için mi?
Yani anlıyon mu bi de içinde yazılanı he" diyerek
Yanındakinin koluna dokunup kahkahayı koyvermişti ya.
Kitabına ara verdi kadın, durdu,
En insaniyetli gülümsemesini yüzüne iyice maskeledi.
İçinden nice küfürler esiyordu o anlarda oysa!
Öyle ya...
Kırklı yaşlarına bastığı zamanlardı,
Kızının ağzından ilk küfrünü duyduğunda,
"Evladım ne bu erkek ağzı küfürler,
Hiç yakışıyor mu o kalp dudaklarına,
Ben seni böyle mi yetiştirdim."dediğinde,
"Annem!
Küfrün söz dizimi öyle görünse de aslında doğuran ana ile,
Ecdad ile, akraba olan bacı ile hiç de alakası yok,
Ben şimdi sana, bu derdimi anlatırken tam da bu anda,
Senin yok saymaya çalıştığın bu cümleyi etmesem!
Nasıl anlayacaktın ki,
Hüznümün kederinin derinini!" dedi ya susup kalmıştı hani kadın...
Bütün küfür güncellemelerini sundu o kadına gülümserken içinden!
Lakin cevap verebilmek ise asaletindendi…
"Evet ablacım, siz nasıl kocalarınız işten gelmeden önce son kere,
Yolda yürürken,
Kocalarınız olmayan adamlarla bik bik mesajlaşıyorsunuz ya!
Hani şu saatten sonra daha da size, siz yazana kadar yazmasın diye!"
Hiç de bir yere de çarpmıyorsunuz
Ve de yazdıklarınızda emin gülümseyip,
Eski mesajlarınızı silip eve yürüyorsunuz ya hani!
Tam da öyleye bir durum benimkisi...
Misal, bu elimde okuduğum kitap,
Azra Kohen'in -Gör Beni- romanı!
Ben tam da,
Orhan'ın İlmiye'ye filizlenen aşk ihtimalinde,
Tam da Selim'in Ülkü'ye olan,
Merak ve de gizli açlığının peşindeydim, okuyun bence!" dedim.
Yüzünün bütün aksamı,
Sırıtma doluydu kadının yanındakine dönüp işvelice,
"Ayyy kızzz biz de alıp okuyak heee yedeklerimize,
Kim bilir ne işveler döner orada!" diye fısıldadı yanındakine.
Herkes memnundu aydınlanmaktan
Ve de öğrenilesi merak içeriğinden de!
Değil mi ya, şimdi ne gereği vardı,
Kitabının aslında insanlık tarihine ışık tutan,
"Koskoca bir devrin yok oluş anlarıyla,
Koskoca bir devrin başlayış anlarına şahitlik sunduğunu,
Dahası iki tarafın nasıl da hassas olduğunu anlatıyor,
Sanki hepimizin,
Adem baba ile Havva anamızdan geldiğini unutuyormuşuz gibi,
Bütün dinlerin birbirine akraba olduğunu ama asıl...
Hepsinden öte bir şeylerin döndüğü o tarihin
Nefesini duymaya çalışıyorum" dese,
Durduk yere deliye çıkacaktı adı sustu.
Cemre.Y.

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Umudu Yıldızlara Astık Ay Tutuldu

...Umudu Yıldızlara Astık Ay Tutuldu...
"Alıp başımı gitsem!" diyordu kadın,
Nicedir kendi kendine…
Kimliği, hiçbir hüviyette ifşa edilmemiş
Ve de edilmeyecek olan kişiliğini de yanına alarak!
Kim bilir kaç yüzyıldır,
Denemeyi deniyordu umudu yıldızlara asıp,
Ertesi gün, ruhuna,
Dalga dalga rengarenk gök kuşağı konacak diye…
İstisnasız her zaman da,
O en kısa şiirlerinden biri hatırlatıveriyordu kendini.
"Umudu yıldızlara astık,
Ay tutuldu." diyordu hep,
Tanışmaların yüzleşme kısmına geçememişliği!
Bir şey vardı bir şey?
Kaderinin ağını örerken,
Bir ilmek atlanmışcasına örneğinin,
En güzel deseninde boşluk kalan anasının yeleği gibi.
İlk hayal kırıklığından sonra,
Örgü örmeyi öğrenmişti rahmetli anası!
Daha tomurcuğu açılmamış,
Tazecik bir zambak kokusuydu oysa nişanlıyken.
Şimdi yiğidi öldür hakkını yeme
Bakınca bir daha dönüp bakılası yakışıklılıktaydı babası,
İstanbul gibi giyiniyor, İstanbul gibi davranıyordu lakin,
Söz konusu köyün en güzeli olunca,
Dili damağı kuruyor,
Saçma sapan köylü lafları geveleyip kaçıp gidiyordu.
Daha o zaman karar vermişti aslında anası!
Bu adamla hiçbir kaderin ilmeği atılmazdı ya,
Verilmiş bir söz duruyordu köy meydanında,
Değil mi ki darağacı gibi de başlık parası en ederinden!
Bir daha da bir araya gelmemeye çabalamamış anası!
Geçmişi yad ederken,
Onca kırgınlığı hamal eylemişken kendine,
"Değil mi ki biz darıları çatıdaki ambara taşırken,
Bir kez olsun elimi tutmadıydı biliyordum o günden!" derdi.
Şu "Söz!" gelmiş ve de geleceği düşünülmeden edilmişse
İnsanoğlunun başına ne de büyük vebaldi.
Oysa her aşk,
En hakikisinden iki yakasından tutulmayı hak ederdi,
Ki üstelik en karşılıklı olanından be üstad!
Hani hiç değilse sonradan olsun tutulsaydı o sözler
Kim bilir ne de güzel örülürdü o bütün kaderlerin yelekleri.
Tutulmamış…
Eceline yakın itiraf etmişti ya anası kızına!
"Tabi ki aşk'tı ya...
Yoksa nasıl olurdu da,
En affedilememesi şeylere af gibi boyun eğerdi!"
Tutulmamış aşk kalmış adı, ara sıra bakılası sarı sandukalardan…
Alıp başımı gitsem diyordu kadın nicedir kendi kendine…
Kimliği, hiçbir hüviyette ifşa edilmemiş
Ve de edilmeyecek olan kişiliğini de yanına alarak!
Kim bilir kaç yüz yıldır denemeyi deniyordu umudu yıldızlara asıp,
Ertesi gün, ruhuna,
Dalga dalga rengarenk gök kuşağı konacak diye…
İstisnasız her zaman da,
O en kısa şiirlerinden biri hatırlatıveriyordu kendini.
"Umudu yıldızlara astık,
Ay tutuldu." diyordu hep,
Tanışmaların yüzleşme kısmına geçememişliği!
Bir şey vardı bir şey...
"Çok dil bilmem, yürekçe severim" şiirini aşan bir şey,
Yeterince olamamış bir şey...
Hani hiç kimsesi?
Kaderinin ağını örerken bir ilmek atlanmışcasına örneğinin
En güzel deseninde boşluk kalan ilk yazma oyasının deseni gibi.
Oysa o vakitlerde de el oğlu/el kızı
Kağıttan havluya lunapark kafesi atma derdindeydi!
Ki atmaları tutturamadıysa da üstünden esip geçmekteydi.
Dün gece sokağında yangın çıktı kadının misal,
Doksan yedide deprem olmuştu onun gibi!
Adına yakışırcasına Eylül'ü, lülüsü aradı bir tek,
O vakit de o daha koynunda küçümen bir bebekti…
Çok şükür kadına bir şey olmamışa
Sevinerek sıra sıra sıraladı ömrünün törpülerini tek tek!
Neyse ki büyümüştü o da!
Diyemedi ki ona bir cümle edip, bir şey vardı bir şey!
"Kaderimizin bozuk zincirinin daha geçmişli ilk halkasındayım!
Daha kaç yıldız var kim bilir umutlarını yıldızlara asıp,
Bütün hayallerini mehtaba asılmış bulan,
Kaç ana öncesi hayal kırıklığımız?
Lakin alnının,
Tam da kaş çatımından gururla öpüyorum seni." diyemedi.
İçinden sadece
"Birkaç gün sal beni ey kaderim,
Dönersem, dönebilirsem, döndüğüm de
Kalbimize de yüreğimize denk gelen de
E artık hoş gelsin e mi?" diye en içinden fısıldadı o kadar!
Cemre.Y.

27 Ağustos 2019 Salı

Lakin İmkansız

…Lakin İmkansız…
"Bu hayatta imkansız! diye bir şey yoktur!
Olasılıksızlıkları, azaltabilmeye bakar her şey!"demişim yıllar önce.
Öyle de umut ekmişim her güne de,
Şimdi kırklı yaşlarımı da beş geçerken,
Hayallerimin çoğu çoktan hayalet olmuşken,
Şöyle bir dönüp baktım da ömür dağımın ötesine!
Ben bir şekilde sanki kazara sağ kalmışım da,
Birileri inat etmişcesine bozmuş oyunu da,
İğne oyası işler gibi ömrüme dizdiğim
Bütün o domino taşlarını yıkarken bütün gizli olasılıksızlıklar!
"Lakin imkansız!"diye fısıldamış kaderime,
"Boşa kürek çekme!" diye de eklemiş sessizce.
Cemre.Y.

26 Ağustos 2019 Pazartesi

Ben Kendi Şarkımı Kendim Söylerim Üstadım

...Ben Kendi Şarkımı Kendim Söylerim Be Üstadım...
Bu gece...
Onu tamamen unuttuğumun yedinci gecesi!
Ama sen...
Yine de ona bir şey deme!
Kırılmasın gönlü durduk yere.
Daha balığı kızgın tavada öldüreceğiz,
Mangal keyif işi bilirsin hiç de öyle keyifli falan değiliz.
Ekmek kesme tahtasında sıra sıra doğrayacağız soğanları,
Araya yumuşak birkaç yeşillik de ekleyerek!
Ne bileyim birkaç meze olacak masada,
Birkaç da...
Aynı dertten çoktan muzdarip ahbap ekledik mi bu iş tamam.
Ben hiçbir zaman sevemedim bir ölünün arkasından helva yeme işini ya!
Bilim insanları salık vermiş güya.
Belki biraz un helvası, biraz da irmik helvası koyarız soframıza!
Bana mı...
Bana meze falan gerekmez aga, rakı ile balık eşlik etmişse makama.
Hele yanıyorsa cigaramın dumanı baş köşemde...
Öyle buzlu su falan da lazım değil ha!
Lakin acılı şalgamı sakın unutma.
Ancak öyle idrak ediyor kalbim birinin daha beynime göç ettiğini!
Gayrı kim ne istiyorsa onu izlesin, onu seyretsin bu saatten sonra.
Ben kendi şarkımı kendim söylerim be üstadım!
Sesim hiçbir zaman güzel olmasa da, hem de bağıra çağıra söylerim.
Cemre.Y.

25 Ağustos 2019 Pazar

Unutayım Diyorum Kelimeleri

...Unutayım Diyorum Kelimeleri...
Ona dair bütün şiirlerimi yakıp gideyim diyorum ardıma bakmadan,
Unutayım diyorum kelimeleri,
Şimdiye kadar ona söylenmiş bütün cümleleri 
Ucu yanık mektuplar gibi savurayım diyorum denize.
Sonra hiç yoktan gülüşü geliyor aklıma,
Hiç yoktan sesinin nefesindeki güzelliği,
Elleri, kolları, ağzı, burnu, kirpikleri geliveriyor aklıma!
"Otur oturduğun yerde sev gitsin işte." diyorum kendime.
Şurada ne kaldı kavuşulamadan gitmelerin mevsimine!
Serin bir Eylül akşamında koca kanatlarını açar nasılsa adam uçuran.
Geçen sefer olduğu gibi bulutlara veda şiirleri söyler birileri.
Ayrılır iki sevgili daha hiç kavuşamadan lakin.
Şimdilik "Otur oturduğun yerde sev gitsin işte."
Sonbahara ertele bütün elvedaları.
Her sevilen gider nasıl olsa.
Cemre.Y.

Pazar Kahvesi

…Pazar Kahvesi…
Sade bir Pazar kahvesinin telvesinde,
Zamanın zembereği bozulmuşçasına akıp geçiyordu günler.
Artık yavaş yavaş,
Onu terk etmeye başlayan hayalinin peşinden baktı kadın.
Nasıl olmuşsa olmuştu işte,
Yalnızlığını sabitlemişti ömrüne bugün de yalnızdı.
Ne fark ederdi artık günlerden cumartesi ya da pazarsa
Bir kahve daha yaptı kendine en telvelisinden,
En sadesinden terasında yudumladı sakince.
Birazdan çayı demlenir, kahvaltısını yapar,
Kendi kendine "Günaydın" der güne kucak açardı.
Cemre.Y.

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Hasta

...Hasta...
Günün nemi, gecenin nemine karışana kadar,
Tüm gün yataktan kalkamadı kadın…
Hiçbir şey yiyemedi sabahtan akşama.
Ayağa kalkabildiği zamanlardaysa,
Bol bol içinin hüznünü kustu.
Elini attığı her yerde küçücük bir kız çocuğu çığlığı!
Hiçbir şey yapamadı kadın.
Hiç yoktan çizgi film açtı kendine yarı baygın yatarken.
Üzerine sinen yaşlılık hastalığını silkelenmeliydi yeniden.
Yavaşça kalktı üzerine sokağa çıkmalık bir şeyler giyindi.
Mahallesindeki parkta tam üç tur attı yavaş adımlarla.
Ellerindeki mutlu dondurmalarını yiyen ailelere baktı.
Hiç yoktan umutlandı,
Burada bir yerlerde mutlu insanlar da vardı.
Sonra köşedeki bankta oturmuş,
Ucuz şarabını içen yaşlı amcaya takıldı gözleri.
Elinde Nuh Nebiden kalmış tuşlu telefonuyla oynamaktaydı.
Kim bilir kimin sesini özlemişti de arayamamıştı.
Dalıp gitti,
Kadının yüreği yufkalandı öyle değil miydi sanki
Ne de kolayca siliniveriyor rehberlerden,
O en baş tacı isimler ve numaralar ve ünlemler…
Böyle parmak uçların titriyor biraz...
Burnunun direği sızlıyor…
Ne toz zerresiyse o artık,
Bir de gözlerden iki damla yaş süzdüren!
Ama biliyorsundur artık,
O kristal bardak son üç damlayı da alıp taşmış…
Üstüne biri saçma sapan gelip,
Kum tanesi parçalarına ayırmıştır seni de
Çoktan tuzla buz etmiştir en güzel geçecek günleri…
An gelip sonsuz olmayı hayallenirken,
An'da kalır ve son olursun!
Elinde küçük kırmızı topla koşan çocuk,
Önünde duruverdi kadının.
Öylece gülümseyerek,
Gözlerinin içine baktı en tatlı haliyle,
Elindeki topu kadına uzattı bütün samimiyetiyle.
İşte o vakit gün boyu ilk defa gülümsedi kadın.
Çocuğun dalgalı kıvırcık saçlarını okşayarak teşekkür etti.
Hiç yoktan yeni bir filiz yeşerdi kadının yüreğinde.
Evine giden yolda şarkılar bile mırıldandı hatta.
Hala hastaydı, oldukça da halsiz lakin artık yaşlı değildi.
Cemre.Y.

23 Ağustos 2019 Cuma

Sonra Ne Oluyordu Da Büyüsü Bozuluyordu Ki Bu Vuslata Dair Bütün Hasretlerin

...Sonra Ne Oluyordu Da Büyüsü Bozuluyordu Ki Bu Vuslata Dair Bütün Hasretlerin...
Akşamın günü ağarıp parkasını omuzuna vurup çekip giderken,
Gece selam eyledi bir ayağı kırık masanın ortasına!
Hepi topu iki tahta sandalye vardı zaten biri kırmızı, diğeri mavi.
Sahilin en ucundaki tek ağacın topraktan aşan damarlarına baktı kadın uzun uzun.
Belli ki toprak yetmemişti kökleştikçe köklenen ağacın yer altındaki dallarına.
Bir sigara daha yaktı derin bir nefes çekti ciğerlerine!
Sonra ufuktaki batmasına ramak kalan güneşe baktı usul usul,
İçinden ayak tırnağının ucunu duvara bodoslama dalıp kıran genç kızın acısı geçti.
Kendi kendine...
"Sonra ne oluyordu da büyüsü bozuluyordu ki bu vuslata dair bütün hasretlerin?" dedi.
Kelimeler yuvarlanırken ağzından koşarcasına kumsalı aşıp,
Koca denizi yarıp güneşi çekip çıkartmak istedi tam da boğulmak üzereyken.
Güneşin son kızıllığında bir adam görüverdi birden!
Dilinde Ahmet Kaya'nın en sevdiği "Doruklara Sevdalandım" şarkısı,
Elinde yemyeşil bir muhabbet kuşu, okşamaktaydı kanatlarını şefkatlice.
Vazgeçti kadın bütün anlardan, bütün zamanlardan ki zaten,
Belli ki gelmeyecekti beklenmeyen de karşısındaki o boş sandalyeye!
Şimdi mehtaba dalmalıydı.
Misal az ötede cıvıldaşan yakamozlara şiirler yakıştırmalıydı.
El ele sarmaş dolaş gezinen çiftlere,
Her zaman olduğu gibi gülümseyerek bakmalıydı yine.
Yaşlı ihtiyarlar gibi yetemediklerini ayıplayarak bakanlara da o ayıplayarak bakacaktı
"Size ne!" diye.
Sahi şimdi şöyle üç beş duble rakı da ne giderdi be!
Hani öyle balıkmış, mezeymiş de istemezdi şu an,
Lakin, acılı şalgam olsa fena olmazdı.
"Yazın yaz akşamları çoktan bitmiş sevgilim,
Gece sonbahara çoktan hazır ayazıyla pusuda beklemekte." diye mırıldandı kadın.
"İnsan incecik bir hırka olsun bari yanına alır!" diye de yalnızlığını azarladı.
Kıpkırmızı birasından son yudumlarını içerken,
Usulca bitmeye yakın sigara paketinin içine çakmağını attı.
Köklere, masaya, boş sandalyeye, ufukta batan güneşin yerine ve...
O adamın hayaline bir daha baktı, o uyurken usulca okşadı saçlarını.
Sonra ne oluyordu da büyüsü bozuluyordu ki bu vuslata dair bütün hasretlerin?
Cemre.Y.

22 Ağustos 2019 Perşembe

Ey Minel Aşk Sen Bunca Vakittir Hala Neredesin?

...Ey Minel Aşk Sen Bunca Vakittir Hala Neredesin?...
Yorgundu kadın, kadını yoran kendisiydi bu sefer!
İlk önce öylece kıpırtısız, suskun, sakin durdu, duruldu.
Yeni okumaya başladığı kitabının sayfalarındaki müzik önerilerine baktı.
Halbuki belli ki yazar onu "Bu satırları okurken dinle.."diye eklemişti,
Üstelik kitabın ana teması, iki devrin ve asıl tarihimizin coğrafyasıydı ya,
Kadın o sayfaları okurken işinden servisine binmiş, okuyarak semtine varmış,
O sayfaları okuyarak mahallesinin köşesinde bırakılmış ve yine o sayfaları okuya okuya,
On altışar basamaktan üç merdiven boyu çıkıp, evine varmıştı.
"Neyse işte!" dinleme listesinin ve artık,
Ona dairli dahiliyesizliğinin ikinci günündeydi.
Açtı müziği son ses...
Bekledi...bekledi...
Bekledi ne çok sessizlikle başlıyordu kaç es bekledi saymadı ama bekledi...
Sonunda ses geldi, müzik de.
Yutkundu kadın,
Ağlamadı da ama bir türlü de gitmedi boğazının ilmeğine takılan o yumru.
Anlamsız bir doymuşluk hissi uyandırdı midesinde.
Hani böyle beklenmeyen anda böğrüne savrulmuş bir yumruk gibi!
Hoparlörü taktı, sesi sonuna kadar açtı.
Sonra bütün yapraklarını soyundu kadın...
Yalancı baharlar çoktan gitmiş, durduk yere sevdaya filizlenen yüreği,
Ağustos sıcağının serin beklentileriyle çoktan solmaya yüz tutmuştu.
Halbuki ne de güzeldi mavi bir gitarın sade bir kahveyle,
Aynı yatakta tatlı tatlı birbirlerine en sevdikleri kitaplarını okurken,
Çok beğendikleri paragrafları birbirlerine baştan sona okuyuşlarının hayali.
Alabildiğince derin bir nefes aldı hayattan yüreği yorula yorula.
Sonra omuzlarını ve göğüslerini ve çenesini dikleştirdi kadın.
Dinlediği müziğin tam ortasına...
Kırmızı bir gitarla solo resital yapan bir adamın videosunu kolaj yaptı.
Yorumlara aldırmadan usulca adamın görünen sağ omzuna bir buse kondurdu.
Sonraki hayalinde kirpiklerini yere devirmiş adamın,
Biraz mağrur, biraz da utangaç,
Dudakları anason kokan gülümsemesinden hafifçe öptü.
Alabildiğince derin bir nefes aldı hayattan yüreği yorula yorula.
Sonra omuzlarını ve göğüslerini ve çenesini dikleştirdi kadın.
Siyah topuklu ayakkabılarını omuzuna aldı
Kıpkırmızı elbisesinin ensesinden,
Beline kadar uzanan swarovski kolyesi de salındı rüzgarla...
Ezberindeydi artık, zemheriler hep kasvetliydi de!
Ve üstelik de kaç baharı, kaç yazı da mevsimsiz geçmişti, bundan gayri her yer...
"Eylül de geldi geçti!" ve lakin,
"Kasımda Aşk Başkadır!" mavallarından geçilmez zaten.
Kulaklarını tıkadı, yüreğine bir düğüm attı.
Geceye ve sadık dostu yalnızlığına ve dahi beş duvarına birer selam çaktı.
"Eyvallah!"tı gayrı.
Hem zaten kim yazılmamış ve yazılmayacak olan bir şiiri sevişe sevişe sarılıp yaşardı ki.
Eğer ummanları aşacak kadar yüreğine sindiremediyse!
Kaç şiir etmişliğim vardır kim bilir, hepsinden teker teker özür dilerim lakin.
Ortalık yeterince sanal sevişgenlerle doluyken ki ben
Özel mesajlardaki sade kelimelerle sevişemiyorken,
Sana dokunmak, sana ortak olmak, sana dahil olmak isterken sen...
Ey minel aşk sen bunca vakittir hala neredesin?
Cemre.Y.

21 Ağustos 2019 Çarşamba

Keşke Giderken

...Keşke Giderken...
"Çiçekleri fazla sulamayacaksın!" derdi rahmetli anam,
En sevdiği menekşesinin yaprağına değdirmeden su koyarken.
"Ne çok güneşte bırakacaksın, ne de çok gölgede koyacaksın.
Her çiçeğin tabiatı da farklı elbette!" derken fısıltılarla bir şeyler derdi onlara!
"Evinde canlı bir çiçek beslemek istiyorsan eğer,
Kökünü bir yerden çalman gerek önce,
Ve sonra kendinle aşılamalısın onu ille de." derken muzipçe gülümserdi.
Halbuki çalıntı şeylerden hiç de haz etmezdi annem!
Bir çiçek merakı vardı işte.
Doğurduğu bizlerden bile çok sever, çok ilgilenirdi onlarla.
Kıskanırdım onların her bir taç yaprağını,
Sadece anneme gülümseyen her bir çiçek bakışlarını.
O gün, onca çocukluğumun kıskançlığıyla...
Bütün çiçeklerinin saksılarına tek tek işedim ya anne!
Şimdilerde nerede, saksıda bir çiçek görsem hepsinden özür diliyorum.
Sahi anne!
Ben seni çoktan affettim de, sen beni...
Affedebildin mi oralardan?
"Uykumda,
Ciğerimden vuruluyorum bazı bazı sen yokluğundan!" derdim sana da,
Sen, "Ayetel-Kürsi oku öyle zamansız anlarında korur seni" derdin ya hani,
Ben içimden sessiz çığlıklarla hep...
"Neden ki sen sarılıp yaşatmıyorsun ki beni!" diye gözüm yaşını durduramazken,
"E hadi madem boş durma öyle,
Su koy çaydanlığa bir çay içelim şöyle..." der susardın.
Konu komşu gelir, bolca muhabbetle içerdiniz çaylarınızı,
Ben köşede öylece sensizliği yutkunurken.
Şimdi kan bağın olsun olmasın,
Seni tanıyan herkeste var mutlaka bir saksı çiçeği hakkın.
Hepsi de maşallah neredeyse hiç solmuyorlar!
Ben mi?
Sadece bir kere denedim senin çiçeklerinden bir kök olsun çalabilmeyi!
Yaprak bana baktı, çiçek bana, kök bana baktı, toprak bana.
"Sen kıvamında sevemezsin ki bizi,
Ya öldürürsün sevmekten, biz sıkılırız öyle fazla ilgiden.
Ya öldürürsün ilgisizlikten biz yoruluruz beklemekten,
Bari günahımıza girme e mi!
Ha sahi rahmetli anacığının o bize fısıltılarını da çok merak edersen,
Aslında onu, canımın yongası kadar seviyorum lakin,
Bunu ona dersem sevdası soğur benden!" demekteydi.
İnsan olan...
Bunca zaman geçmiş eti sıyrılmıştır gönünden toprak altındaki bedeninin...
Diri kalmış tek tırnağını dahi öpebilmeyi özler mi?
Çünkü beceremedim hala...
Ben doğduğum andan, sevdiğim andan,
Evlenip çocuk doğurduğum andan,
Aldatılıp ayrıldığım andan itibaren,
Kucağımda senin hislerinden eserli yavrumla kalıp,
Onu da hayatıma bir tastamam mevsiminde lale,
Mevsiminde gül, mevsiminde yasemin, ya da zambak misal!
Her mevsim, mevsimine göre rüyalarının hülyası olamadım misal.
Affetsin artık beni o da beni en gül gamzesinin gül kıvrımından.
"Sahici duran sanal ve naylon bir ton çiçek var oysa,
Şöyle salonumun şu köşesine begonviller koysam,
Yatak odamın duvarlarına sarmaşıklar dolasam!" diyorum bazı bazı...
Naylon kokuyor ya onlar!
Alamıyor astımlı nefesim, kabulüme!
Yani olmuyor be anne!
Keşke giderken,
Rahmine gömseydin beni de!
Ki zaten...
Yanlış zamanın, yanlış mekanın, yanlış cinsiyetiydim,
Hani, bana hiç yokluğun, bu kadar da koymazdı bana be!
Keşke gelirken olsun bari!
Kulağıma fısıldamasaydın o ilk ve son ninniyi!
Cemre.Y.

20 Ağustos 2019 Salı

Sonra Dedim Ki Kendime

...Sonra Dedim Ki Kendime...
Yüreğinin kıyılarıyla, yüreğimin kıyıları metcezirlerle boğuşurken,
Hiç yoktan bir gülüşüne rastladım bir yerlerde.
Sonra dedim ki kendime...
Hiç, gülüşü, yüzü, ağzı, burnu, ayrı bir güzel olan birinin,
Hiç, duruşu, bakışı, oturuşu, kalkışı, ayrı bir güzel olan birinin,
Hiç, yazısı, kelamı, harfi, cümlesi, ayrı bir güzel olan birinin,
Hiç, sesi, şarkısı, sözü, ayrı bir güzel olan birinin...
Yüreği karabasan karası kadar kötürüm olabilir mi?
Lavaboya gittim, yüzümü yıkadım, bütün makyajımı akıttım.
Sonra aynaya baktım.
Uzun...
Upuzun baktım gözlerimin içine.
Sonra dedim ki kendime...
Ulan seveceksen sev, söveceksen de söv gitsin!
Ama hayata dair, hele, bir derin, nefes al bir be, he!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...