9 Aralık 2017 Cumartesi

Ötesi Ne Mühim

...Ötesi Ne Mühim...
Zemheri ayazı aylardan biriydi,
Günlerden kim bilir hangi gündü
Sesini ilk duyduğum gün.
Kulağımdan geçip
Kalbimin varlığını anımsattığını hatırlıyorum.
Yüreğimin tellerini tek tek notalayan
Uzaklardan yakınıma esen
Lirik bir melodi gibiydi sesin.
Düş yorgunu geçen günlerimden sonra
Yine zemheri ayazı aylardan birinde
Sesin çıkageldi ruhuma...
Sandım ki bahar geldi,
Sandım ki yeşillendim,
Sandım ki mavilendim.
Kim bilir görür müyüm hiç
Gözlerinin içini,
Dokunabilir miyim yüreğine.
Dudaklarından tadabilir miyim
Lal kırmızı geceleri sabahlara dek.
Ben senin ilk sesini sevdim adam.
Ötesi ne mühim.
Cemre.Y.

Soran Olursa

...Soran Olursa...
O bana oradan...
Sabah akşam, bir "Caniçim!" diyordu,
Bana cennetin her katı, kat kat seriliyordu.
Ruhumda kelebekler uçurup,
Kalbimin kafesini sevdama dar ettirip,
Kaburgalarımı yerlerine sığamaz ediyordu.
Öyle mısralar dolusu cümleleri
Bana şiir etmesine gerek yoktu...
Cümleler dolusu güzel harflereyse
Hepten alışıktım zaten...
Hele hele...
Önemli değildi,
Kaç kere sevişebildiğimiz!
Yazılamayan,
Hiç de yazılamayacak olan tek şiirimdi işte.
Yokluğunda sığamıyorken,
Ciğerlerime tek nefesim.
Şimdi...
Dilim nasıl varsın,
"Bitti, gitti...
Çoktan unuttum onu!" demeye...
Hani yerini soran olursa,
Hala, sağ elimin içinde, tam solumda.
İstanbul'umsa hala,
Kız Kulesinin tavanındaki,
Piri Reis haritasının yıldızında.
Cemre.Y.

Namus

...Namus...
Bütün rüyalar...
Sadece tek bir gece boyunca sürer!
Sabaha gün doğar, hatırlanmaz bile çoğu!
Ben...
Bütün bir hayat boyunca...
Hiç kimsenin,
Rüyası olmamak için
Direndim...
Hepsi bu!
Yoksa yoktu hiç kimseyle bi derdim.
Alnım ak,
Başım dik,
Çeneminse…
Yutkunulamamış
Hiçbir hikayesi yarım kalmasındı
Boynuma ağır gelip, bükülmesindi,
Hepsi buydu!
Sahi…
Neydi adını kondurup kondurup
Aslan kesildiğiniz?
Sadece akraba bağlarınıza kondurduğunuz!
Namus mu?
Benim kumbaramda çoktu, isteseydiniz öğretirdim!
Dileseydiniz öğrenirdiniz…
Ama bak söyleyeyim sonu epeyce bir yalnızlık!
Cemre.Y.

Sayende Dondum

…Sayende Dondum…
Aslında hayat...
Benimle değil!
Kendisiyle dalga geçiyor hep!
Neyleyim ki
Aynaya her baktığımda
Gözlerimin ışığını görmeyi seviyorum.
Sen'i sevmeyi seviyordum be adam.
Her kimsen?
Nerelerdeysen?
Nasılsan?
Işığım söndü çoktan...
Denek olmaktan yoruldu yüreğim.
Ve ben artık sırlı aynalara
Ve...
Ben artık bütün fotoğraf objektiflerine...
Vitrin mankenleri gibi bakıyorum artık!
Öyle güvensiz,
Öyle donuk.
Öyle şüpheli.
Sayenin bundaki rolü çok önemli!
Çünkü senden öncesi...
İnsandım.
Kanıyor, yanıyordum.
Sayende dondum!
Cemre.Y.

Hala Kötü Adamlar Yaşıyorlar


…Hala Kötü Adamlar Yaşıyorlar…
Siz!
Milletler ve milliyetler uğruna
Kırın geçirin bir birinizi...
Ben...
Ne vakit bu şarkıyı dinlesem...
Kapı önünde annesi gelecek diye bekleyen
Henüz altı yaşımdaki o kız çocuğunun çocukluğundan başlıyorum,
Geçmişimin, yeterince tam gelememişine!
O gün bugündür...
Hala kötü adamlar yaşıyorlar
Benle birlikte...
O da hala yaşıyor annem!
Bir gün öylece...
Hani öylesine...
Ziyan edebilmelerine beni...
İzin verdiğimde mi öleceğim ben de anne!
İzin vermiyorum hala işte!
Namusum hala canlı bomba
İnat değil mi!
Vursunlar beni de!
Ondan başlayarak,
Zincirleme ölürüz de
Ben hala kız kalırım ha anne!
Cemre.Y.

Zaten Artık

...Zaten Artık...
Artık çok...
Yoruldum be üstadım...
Hani...
Böyle bir hayatın da!
Taaaaa en
Tabiatına!
Hani hiç...
Yardım ettiği falan da yok yani bana!
Yaratmaya bunca da meyilliyken
En başından belli ki terk etmiş beni yaradan!
Hamurum da madem böyle apak kurulmuş diye,
Mizanıma da öyle durulmuş!
Yoksa sorsan...
Yaşamak bu değil!
Zaten artık...
Papatyalara da yok'um!
Unuttum bu sefer seni!
Valla bak, kesin bu sefer,
Unuttum!
Cemre.Y.

Ne Mutlu Türküm Diyene!

...Ne Mutlu Türküm Diyene!...
Bazen çileleri anlata anlata
Artık geçmişliğine gülerek unutmak ve
Affetmek istersiniz en sevdiğiniz
Canlarla konuşa paylaşa!
Ne hayret ki en acısı sandığımız
Sevda yanıklarıyla dolu yaşanmışlıklarımızın
Acımasız arnavut kaldırımlı taşlarında
Hayatlarımız burkula burkula
Yürek kırılmalarımız olan o aşk,
Hep en sonra gelir ve özetle anlatıp geçilir.
Gelmiş geçmiş her şey ama her şey!
Kah, buruk bir tebessümle,
Kah, kahkahalarla,
Kah, da birkaç damla gözyaşıyla
Cümlelere dökülüp,
Mazilerine kül olup savrulurken
Yine de neredeyse
Aynı paralel çizgilerle dolu
Birbirine teğet geçen acımasız hayatın
Zorluklarını nihayet aşmışızdır işte.
Başarmışızdır yani!
Dudaklarımızda zaman zaman
Vazgeçmişliklerimiz olsa da
Hiç değilse!
Hiç pes etmemiş olmamanın
Gururlu buruk bir tebessümüyle
Evlerimize dağılırız iç seslerimiz
Hala tek bir soru işaretini
Ünleme çevirmek için
Çok çabaladığımızı söyleye söyleye.
Huzurluyuz-dur en azından,
Vicdanımızın her zerresi rahattır.
Bu gece olsun,
Omuzlarımızdaki yükleri
Yer değiştirip birbirimizle
Huzurlu bir güvene gülümseyemeyle uyuyup
Sabahına kalp ışığıyla uyanacaktık.
Çünkü bu hayatta...
Güvenecek birilerimiz bari hala vardı!
Ta ki...
Ayrı ayrı yerlerdeki
Evlerimize doğru ayrıldıktan
Tam yarım saat sonra
Kimimiz metroda, kimimiz metrobüste,
Kimimiz evine doğru yürümekteyken
Birbirimizi acil bir telaşla
Aramak zorunda kalana dek!
Oysaki ben,
Çok araç değiştirmem gereken
O uzun yollarımda kitabıma gömülmüştüm
O telefonlar gelene kadar!
Üstelik, ilçemin sınırlarına da
Hayli yaklaşmıştım.
Belli ki dostlarım da benden ayrılır ayrılmaz,
Kendi güvenli yeni omuzlarının varlığıyla
Hoş olmuşlar.
Azıcık lan sadece bir saatçik,
Kendilerine kalmışlar ve haberlere ara vermişlerdi.
Benim evim en uzaktı.
En geç öğrenen bendim.
O telefon geldiğinde,
Yaşamak zorunda olduğum
Ancak yaşamaktan her daim nefret ettiğim
İlçemin sınırlarına ulaşmama ramak kalmıştı.
"Ankara'nın göbeğinde yine bomba patlamış!
(Ülkemizin güveninin merkezinde yine!)
Sağ ve salimsek bir an önce etrafımıza bakmalıymışız.
Şüpheli şahıslardan uzak durmalıymışız!
Eve geçer geçmez haber etmeliyimişiz..........." der demez
Başımı kaldırıp
Son bindiğim araç olan mibüsün
Klostrofobi'mi anında tetikleyen
Nefret ettiğim buğulu camlarını
Kolumla sildim ve...
"İyiyim ben" dedim
"Sorun yok burada!"
Oysa yine aynı şeyler olmuştu işte!
Ankara'yı ve daha bir çok yeri bombalayan,
Silahları hiç susmayan
Adına insan denilen
Ama insanlıklarıyla hiç alakası olmayan
O yaratıklar çoktan maskelerini takıp
Dükkanların camlarını kırmaya başlamışlardı!
Gerçi esnaf artık akıllanmıştı.
Onlardan olan camlar şıkır şıkır
Açık ve güvenliyken
Onlardan olmayanlar
Kepenklerini indirmişlerdi bile!
Burası mı?
Esencılıs!
Yıllardır her olaylarında terasıma bayrağımı asıyorum,
Her seferinde meydan okuyorum!
"Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye...
En çok arada bir bayrağıma silah sıkıp ipini vuruyorlar,
Ben yenisini asıyorum
Ama beni öldürmüyorlar!
Neden!
Çünkü ben her provake olayı fırsat bilip "
Biji serok Apo" diye diye
Günahsız insanların
Günahsız evlerine atılan molotoflardan,
Ülkemin her neresinde olursa olsun
Ocakları sönen,
Ciğerleri kavrulan anaların, eşlerin,
Evlatların acılarını,
Ciğerimin kavrulmasından başka
Bedensel hiç hasar görmüyorum
Üstelik anlı şanlı bayrağım
Bangır bangır ben TÜRK'üm diye terasımın
Caddeye bakan tarafında dalgalanırken!
Biliyorlar çünkü
Bir Türk'ün deli damarını,
Kaybedeceği tek şey canıdır onun!
Yani öldürür, ölürken...
"Ne Mutlu Türk'üm Diyene!"
Cemre.Y.

Titanic

...Titanic...
Hani o, en sevdalıların
Çok değilseler bile her bitişlerinin ardından
Dudaklarından o son kere, en son savrulan,
Bol hıçkırıklı harfler dolusu gözyaşını
Evrene susarak savurduğu son bir cümle hep vardır ya!
"Hiç kimse...
Seni...
Benim gibi,
Benim kadar
Sev-me-ye-cek!" diye...
İşte o son cümle...
Yıllar sonra bile...
Geri dönüyor o cümle terk edilene!
Valla bak!
Önce...
Öylece ansız, arsız dalıyor sohbete,
Her cümlesinin sonunda da,
Diyor ki adam sandığımızın biri;
"Bir de seni çok özledim."
Ne denir ki bunca ölü şiir sonrasında!
"Hadi yaa!
Çok geç kalmadın mı şimdi beni özlemek için!" den başka!
Basite, basit!
Yine o azlarımdan birinin hiç kimsesi kalmamış belli ki
Ben kimseye o son liman değildim ki!
Bence hala!
Gemimizde...
Şimdi hala...
Ummanımızda olmalıydık hani!
Olay yer, gök, güneşse zaten sorun yoktu da!
Fırtınalar bile çıksa!
Benim için ölümü göze almalıydı.
Ben o an onun için ölürdüm zaten!
Zira ne o, Jack Dawson' du
Ne de ben, Rose De Witt!
Kimsemiz bilemedi hem de hiç kimsemiz!
Ben sadece koskocaman bir gemi Titanic'tim.
Gözlerimi Güneşe kapayalı çok yıllar oldu ama!
Hala da bir Güneş sızıntısı görsem
Hayallenirim o ilk yaradılış anıma!
Aklımda son kalan anlar ise
Herkesim, her şeyim toz zerrelerim bile öldükten sonra,
Fırtınalar bitince...
Deniz durulunca...
Güneş yine doğunca...
Ben hala her seferime çıktığımda dibe vurunca bile
Kamaralarımın her odasından apayrı hayatlarıma çınlayan
O...Muhteşem keman sesleriydi...
Anamın rahmi gibi.
Anam benden çoktan pişman!
Titanic gibi yani hadi bulun beni!
Cemre.Y.

Sahi Siz Nereye Gidiyorsunuz Ey İnsanlar?

...Sahi Siz Nereye Gidiyorsunuz Ey İnsanlar?...
Şehit ölümlerin intikamının alındığını
Düşünen bir taraf ve Berkin Elvan'ın
Öcünün alındığını düşünen diğer taraf!
Sahi siz nereye gidiyorsunuz?
Ya sizin evladınız olsaydı
Berkin Elvan?
Ya sizin babanız olsaydı
Şehit Savcı Mehmet Selim?
Nedensel olayları ne olursa olsun,
Evladınızı bekleseydiniz
Yoğun bakım köşelerinde,
Tam 269 gün, uyanır diye bekleseydiniz
Ama o uyanmasaydı?
Nedensel olayları ne olursa olsun,
Babanızı işine yollasaydınız,
Akşam yine yorgun argın geleceğini bilerek
Ama size döneceğinden emin olarak
Ama o, o akşam evinize dönmeseydi?
Siz!
Kendi duygusal devinimlerinizi
Ne zamandan beridir dinlemez oldunuz?
Ne zamandan beridir, size dikte edilen
Vicdansızlıklara büründünüz?
Ne zamandan beri,
Belli kesimlere ses olmaya çalışırken
Önce kendinizi ve sevginizi ve vicdanınızı
Ve şefkatinizi ve empatinizi unuttunuz?
Ben, babası hala hayatta olup,
Benim var olmama sebep olduğu halde
Bana babalıktan başka
Bütün felaketleri besleyen,
Bir insanın varlığıyla büyüdüm.
Şans eseri ya da canım pahasına
Savaşarak başardım dokunulmamayı.
Yine de bunca şeye rağmen hala ve hala
Sizler kadar vicdansız düşünemiyorum!
Sizler kadar galeyana gelemiyorum.
Çünkü ben anneydim,
Berkin Elvan öldüğünde,
Evladımın kılına zarar gelse
Neler hissederdim düşündüm.
Çünkü ben evladımı,
Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz öldüğünde,
Annemi evimizden son kez
Yoğun bakıma çıkardığımız akşamı düşündüm.
Size bir sır vereyim mi?
Ölen ölüp gittiği andan sonra
Etrafınızdaki kalabalıklar azar azar gidiyorlar.
Sonra baş başa kalıyorsunuz kendinizle,
Kaç kişiyseniz artık.
Bir sofra kurarken bile tabağın biri boş kalıyor.
Yokluğuna öyle kolay alışamıyorsunuz gidenin.
İnanın bana en sevdiğiniz ölüp gittiğinde,
Ne dinini umursuyorsunuz,
Ne milletini, ne de neleri sevip sevmediğini.
Ne hangi gruba dahil olduğunu
Ne de hangi eyleme müdahil olduğunu.
Hiçbirini, hiçbir şeyi umursamıyorsunuz.
Boğazınızda koca bir yumru.
Kocaman bir özlem oturuyor
Yüreğinizin baş köşesine.
Ölüsünü bile,
Öpmeyi özlüyorsunuz, ölüp gidenin.
Düşünün...!
Peki siz?
Sizler?
Nesiniz?
Ana yüreği mi?
Küçücük bir çocuğun babasının
Yokluğuna bakan gözleri mi?
Sahi siz nereye gidiyorsunuz ey insanlar!
Bireyler olarak bize dikte edilen
Galeyanlara gelmezsek
Bütün ölümlerin acı olduğunu anlarız da
Ona göre davranırız diye düşünüyorum.
Cemre.Y.

Yetmez Mi?

…Yetmez Mi?...
Vakit bize ramak kalmışken 
Yine zamana yenildi be sevgili 
Şimdi an kirletilmiş hayatlardan oluşan 
Kirli ruhların ergen bedenlerinin çirkef anı
Normal değilim evet! 
Yarım hayallerim var benim. 
Bir yanım Kabe-i muazzamayı tavaf eder, 
Diğer yanım bir karavanla dünyayı gezer!
Beni hep…
Sevcen mi?
Şimdi... 
Şu an... 
Yanımda değilsin ama tüm ruhumdasın, 
Yanında değilim ama yüreğindeyim.
Gülümsüyorum hayata... 
Gülümsüyorsun.
Gülümsüyoruz aynı yıldızlara
Yetmez mi?
Cemre.Y.

Pazartesilerim

...Pazartesilerim...
Oysa pazartesiyi ben hep
"Başlangıç ve şükür" olduğu için severdim,
Anlayamazdım insanları,
İşsiz güçsüz bunca insan varken
Neden işe gidiyor diye üzülür ki bu insanlar!
Milyonlarca ilan ilan iş arayan insan var ki
Akşam evlerine ekmek götürmeyi bırak!
Bakkal veresiyeyi hatırlatmasın diye
Sokak değiştiriyordular.
Hele ev sahibi eve geldiğini duymasın diye
Ayakkabılarını çıkartıp
Çorapla lambasız merdiven çıkıyordular!
Çocuktum daha...kapıcıydık biz...
Bir apartman çoğundan da zengindik yani
Çünkü...ekmeğimiz vardı ve kira ödemiyorduk.
Ödeyebilenlerin çamurlu ayaklarını
Lap lap basa basa geçseler bile
Paspas etmek karşılığı!
Ve ekmeğinin parasını bile bize borç yapanların
Karşılığıydı diyetimiz...
Belki bundandı...
Her pazartesi kolumda ekmek sepetim
Hayal ederdim...
"Dünya değişecek bugün!" diye.
Ekmeğin en sıcaklarını
Parasını bize bile ödemeyenlere
Götürdüğüm yetmezmiş gibi,
Daireleri karıştırmış gibi
Arada bir gazeteleri de
Onların kapılarına koyardım.
Haberleri olsun diye!
Sonra annemden dayak yerdim
Karşı komşu şikayet etmiş diye
Yav aldıkları dairenin borcu yüzünden
Bizden bile fakirdiler ne yapsaydım?
Yıllar sonrasında yosun gözlüm
O gün dünyaya geldiği içinle de sevdim.
Tuhaf daha birkaç ay oldu öğreneli,
Fazlası olmalı pazartesilerini sevmemin
Diyerek ararken buldum kendimi...
Meğer bir pazartesi çocuğuymuşum ben de!
Sevmeyin de göreyim.
Pazartesilerimin akşamlarını ve salılarını
Pek sevmem ben.
Pazartesi akşamı doğan yavrumu
Geç doğmuş diye bir kuvöze tıkıştırıp
(51 cm ve 3.750 gr doğan bir bebeği
Zorla tıkmak durumunda kalmışlar çünkü)
Bütün salı bana göstermeyen
Hain kadere on sekiz yıldır isyanlıyım!
Çarşambaları severim ama...
Onu pazartesi görmeyi umarken
İlk o gün gördüm yosun gözlümü diye.
Ama ille de pazartesi işte.
Hiç doktora gitmemiş anamın
Beni o gün doğuracak olmasının sevincini
Severim tam kırk yıldır.
Ancak akşam olunca
Kız evlat doğmuş olmamın
Hüsranını hiç sevmem.
Hele salısı büyük kayın validenin
Anamın başucuna gelip
"Ağa kızı kız doğurmuş
O da sigara kağıdı kadar!" diyerek
Anamı üzen o kabus günden hep nefret ederim!
Çarşambaları severim ama
Anam ilk yalnız kaldığında
Alnıma ilk öpücüğünü nakşetmişti.
Perşembe, cuma, cumartesiyle pazar
Zaten birer hayat senfonisi.
Cemre.Y.

Dolandırıcı

…Dolandırıcı...
Garip bir merak!
"Neden hiçbir aracı kurum
En azından iş imkanı için
Beni kandıramıyor!
Neden hiçbir dolandırıcı
Beni dolandırmaya çalışmıyor!
Neden hiçbir büyücü
Benim olmayan altınlarımı isteyemiyor!
Neden hiçbir medyum
Sevdiğimi ayağıma
Kul köle etmek için kırk mezardan,
Kırk ölü toprağıyla,
İki sırt sırta tahta kaşık istemiyor!
Neden hiç kimse!
Benim kapımı define yerleri için çalmıyor!
Neden düşmanlarımı
Helak etmek için (zaten bildiğim)
Sırlı dualarla kandırılmıyorum!
Neden termal tatil köyleri,
Ya da spor salonları için
Ev telefonumdan arayanlara bile
"Vaktinizi çalmak istemem ama
Reklam ve kampanyalarla,
Hiç mi hiç ilgilenmiyorum." diye açıklama yaptığımda
"Anlıyorum efendim size iyi günler dilerim" diyecek kadar
Mütevazi oluyorlar bana!
Neden ısrar etmiyorlar!
Sahi işsiz ve parasız ama
Zeka ve idrak sahibi olduğumu
Biliyor olmalılar!
Şu sanal medya yok mu?
Bütün boşlukları yine sanal doldurmaya çalışıyorlar değil mi?
Aha ha ha haay!
"Dikan açarım belkim hem
Hiçbir şeyimi de belli etmem de elimdekilerimi satarım
Ben bi kerem facede" diyenlerin
Fake hesaplarında aslında
Neleri sakladığını, neleri fazla aşikar ettiğini bilen benken!
Ben kimsenin haram olan tek lokmasına aç değilken
Onlar ellerindeki o makaslarla kestiklerini
Kırpıp kırpıp onların bi yerlerine sokuşturuyorlar işte.
Yıllar yüzyıllar önce bu fikirler
İtinayla fikir benden çıkmışken...
Ha bir gün es kaza elim harama değer,
Dilim, helal sanıp yutar,
Gönlüm, "Bunca ömrün helal için savaştı da ne oldu sanki!" diye
Hiç bıkmadan hala başıma kakar da es kaza yanılır da
Haramla zengin olursam,
Helal olsun beni kandıranlara!" yesinler tabi.
Cemre.Y.

8 Aralık 2017 Cuma

LGS'yle LYS Stresi!

...LGS'yle LYS Stresi!...
Kızımın LGS'yle LYS stresi, siniri elbette beni de gerdi.
E n'olmuş yani Yıldız Teknik Üniversitesi
İngilizce Kimya Mühendisliği'ni tutturamadıysa!
İlla mühendislik istiyorsa bu sefer de
İstanbul'da okuyamayacaksa n'olmuş yani?
Benim bakış açımda mı bi sorun var anlayamadım ki!
Nedir bu, bütün sülalenin,
Sanki hepsini
Onlar okutmuşcasına teyakkuz hali!
Sanki, ilköğretime ilk başladığı günlerde
Sayfalarca ders yaparken
Yanlışını onlar silip yeniden
Bütün yazılarını düzelttirdiler,
O minnak parmaklarının uçlarının
Kalem şekli almasını
İçleri ezilerek izlediler sanki,
Sanki ona yüreğinin ezildiğini
Hiç çaktırmadan
"Doğrusu neyse
Onu yapmalısın kraliçem!" derken
Odalara kaçıp onlar ağladılar sanki!
Gece yarılarına kadar beraber ders çalışıp,
Sırf o dersini yapsın diye
Sonradan üniversiteye gidip
Ona doğru örnek olma savaşları verdiler sanki!
N'olmuş yani İstanbul değilse!
Seçeceği mühendisliği!
Belki puanının tuttuğu yerde daha mutlu olacak!
(Dinimiz çooookkkkkkkk amiiiiinnnnnn!)
Üstelik o genç kız,
Bugünü de çalışarak geçirmek,
Bunca telaşı da
Tek başına atlatmak durumundaysa!
Ve yazıklar olsun bana ki
Şu anında yanında olamadığım,
Benimle olamadığı için!
O, elbet bir üniversiteye gidecek de,
Ben bugün anneliğimden sıfıııırrrrr
(0) verdim kendime ve bunca
Olanaksızlıklarımızaa!
Hiçbir şey imkansız değildi elbet,
Pamuk eller azıcık olsa bari
Taşların altına konulsaydı.
Şimdi hiç kimse, ben de dahil!
Hak etmediği karpuzları
Koltuklarının altına alamadı diye gerilmesin!
Pamuk kalpler şapkalara!
İlk siftah da benden olsun!
Evlatlarımızın yarış atı değil de
İnsan olduğunu unutmasak!
P.S. Gerçek hikayeden midir bilemem ancak
Bu hikayenin son düzenlemeleri yapılırken
(Yosun gözlüm...
Yıldız Teknik Üniversitesi
Kimya Bölümü'nü okuyor an itibariyle!)
Cemre.Y.

Mantarlı Şarap

...Mantarlı Şarap…
Ben ki, şarap içmek istediğimde,
O şarap şişesinin,
Şarabımı tıkayan mantarını
Üstelik binbir sabır, zahmet ve eziyetle,
Her modelini ve cinsini denediğim
O lanet tirbuşonlarla açamayınca,
Tam ortasına tornavida geçirip
Kafasına kafasına
Ekmek tahtasıyla vurmak suretiyle
Şarabı bir de
Mantarlı deneyen insanım!
Peh!
Benimle mi sorunsuz ve sonsuz
Bir ilişki kurulamıyor muş!
Gülerim tabi.
Geceleri diyorum
Bir kere olsun,
Gökyüzüne gülümseyin,
Zira sizi çekiyor yıldızlar!
Cemre.Y.

İnsanı İnsan Olduğu İçin Sevebilmek Sanatı

…İnsanı İnsan Olduğu İçin Sevebilmek Sanatı...
Kısa yolculuklarımın uzun hikayeleri olur bazen.
Bursa Otobüs Terminali
Yeni yolcuların boş koltuklarını doldururken
Benimse gönül rahatlığıyla
İki sigarayı ardınca nefesleyebileceğim
Herhangi bir mola esnasıydı oysa.
Çantama uzandığım ve elimi sigarama attığım esnada,
Göz göze geldik onunla,
Usulca yaklaştı yanıma dudaklarının ve dilinin izin verdiğince
"Abla bir şey söyleyebilir miyim?" dedi.
Korkmuyordum ve o bunu çok iyi biliyordu.
"Söyle bakalım." dedim gülümseyerek.
Engelli olduğunun farkına bile varamayan
Onu kafayı bulmuş bir bağımlı sanan,
Nice gözsüz insan geçmişse artık ömründen.
"Abla ben engelliyim de,
Bir şey satmak istiyorum sana, lütfen alır mısın?" dedi.
Sigaramdan derin bir nefes çekip,
"Ne satıyorsun bakalım, ben şimdi uzak yoldan geliyorum,
Ben almasam da sana parasını versem de
Sende onu bir başkasına satsan olur mu?" dedim.
Siyah poşetinin içinden sarı mutfak bezlerini çıkartıp,
"Hayır abla olmaz, ben dilenci değilim,
Fiyatı 5TL ya alır, ya da almazsın." dedi.
Gülümsemem dudaklarımdan onun çivit mavisi gözlerine yayıldı.
Çantamdan bozuklukları çıkarırken;
"Ya 5 TL çıkmazsa yahut daha çok çıkarsa,
Ne çıkarsa bahtına olsun mu?" dedim.
"Olmaz abla ne eksik fiyat sabit,
Almam ki ne eksik ne de fazla!" derken
Birer birer avucuna 1TL leri sayarak, fazlasına durarak beşi tamamladık.
Sarı mutfak bezlerimi çantama attık.
O sırada yaşlı bir teyze bizim bu sohbetli alış verişimizi görünce
Elindeki cüzdandan bozuklukları
Çıkarttı ve delikanlının poşetine attı şöylece.
Atarken de "Başımın gözümün sadakası olsun." dedi kesin.
Adamın gözlerinin gülüşü sönüverdi hemencik!
Bana söylediği sözleri yineledi
Ama teyze ya duymuyor ya da anlamazdan geliyordu.
Bana dönerek, biraz da sinirlenerek tercüman olmamı ister gibi,
"Abla söylesene şuna!
Dilenci olmadığımı söyle çabuk,
Yoksa çok sinirlenicem bak!" dedi
Eli kolu titriyor ve teyze tırsıyorken.
"Teyzecim mutfak bezi 5 TL, sadaka kabul etmiyor,
Almak istersen ver 5 TL'yi al istemiyorsan
Hemen poşetine attığın o paraları topla ve otobüsüne bin!" dedim.
Kadın eğilip paralarını topladı bana baktı, ona baktı.
Ben kadına dönerek "5 TL verip bezleri al ve git bence!" diyerek
Göz cümlemi kadına yolladım
Sessizce ve 5 TL ye tamamlayıp
Benim yaptığım gibi delikanlının eline tek tek saydı.
Ah be çocuk, yine gülümsüyordu işte gözleri.
"Seninle bir fotoğrafımız bari olsun istiyorum ablacım
İzin verirsen." deyince
Gözlerimin içine baktı, baktı, baktı...
Sonra yine gülümseyerek;
"Olmaz abla, sakın da üzülme bak!
Ben şimdi senle resim çekersem
Sen beni yazarsın
O zaman buraya gelen herkes de beni bilir,
Benden bunları alır,
O zaman bu da dilencilik sayılır,
Ama dedim ben sana…
Ama ben dilenci değilim olmuycam da!" derken,
Bu sırada yan koltuklardan birinde oturan diğer teyzede
Aşağı inmiş, sigarasını yakmış içine çekerken,
Can kulağıyla bizi dinliyor!
"Tamam güzel kardeşim, çekmiyoruz fotoğraf falan,
Haydi bol satışlar sana." dedim.
Gözlerimiz gülümseşerek ayrıldık.
Genç, elindeki parayla!
İşte bu kısım...
Daha önce yazmış olduğum bir hikayemi okuyanlara çok tuhaf gelecek
Gidip mısır aldı.
Kaldırıma oturdu, ben üçüncü sigaramı yakarken gözlerime baktı durdu.
Tane tane onu yerken gülüyordu gözlerinin çivit mavisi rengi.
"Hepsini bitirmiycemi biliyosun dimi.!" derken
O hikayemdeki genç adam geliverdi aklıma birden.
Yok yookk!
O olamazdı!
Bir kere o daha uzun boylu, yaşça da büyüktü bu genç adamdan.
Üstelik konuşması problemsizdi onun
Ama ya değişiverdiyse beden?
Uzun ama gerçek hikayelerimi okuyanlar hatırlayacaklar hemen
Diğer dilenci olmayan adamı İstanbul'un Kıraçköy'ünde,
Yere düşen mısır tanelerinin bir kısmını yiyip geriye kalanları da
"Onu da kuşlar yesin." diyen genci.
Kendi kendime "Neyse ne!" dedim gülümseyerek.
"Gerçek insanlar varken bu dünyada
Gözler denk gelirler bir yerlerde
Nasılsa ve aç kalmazlar kuşlar." da.
Komşu koltuk teyze otobüsümüze binerken
"Nasıl korkmuyorsunuz bunlardan yaa
Adama her şeyi yaparlar haa
Aman dikkat edin
Ne konuştuğunuzu da tam anlayamadım.
Satıyomuymuş ne?" dedi.
"Teyzem ben kedilerden, köpeklerden,
En çok da şu gördüğün genç adamlar gibi
Dışı kirli olsa da yürekler en temiz insanlardan hiç korkmam
Hiç de bir şeycik olmaz.
Ancak insan kılıklılardan zarar görmüşlüğüm çoktur." dedim
Ama o teyzeye karşı,
O gence gülümsediğim gibi içten gülümseyemedim.
Sonra teyze birden
"Yazar mısın sahiden, bir de öyle bir şey dedi sanki." dedi.
"Yazar değilim, muhasebeciyim ben
Ancak bu güzelim ömrüme öykü katan hiçbir konuyu da es geçemem!" dedim.
Yolculuğumun geri kalan kısmını
Teyzenin saçma sapan sorularıyla ziyan etmemek için…
Seyretmeyeceğim bir filmi açıp, kulaklığımı kulaklarıma takarken,
Teyze hala söyleniyordu kendi kendine
"Kadın hiç yazarım." demedi ki, mesleğini bile demedi ki,
Peki o adam bunu nasıl ya da nereden bildi?
............vs.vs.vs."
Plastik kokusundan dolayı plastik bardaklı sunumunu hiç sevemediğim
Nescafe'mden son yudumumu alıp,
Olayım bitince,
Göz ucuyla şöyle bir teyzeye baktım ki olayı kafasında oturtamayıp
Tesbih çekmeye başlamış!
Kendi kendime yine gülümsemeden edemedim.
"İnsan keşke önce insan olabilseydi,
Keşke insanın içini görebilmeye başlayabilseydi,
Zor olan buydu, insanı insan olduğu için görebilmek sanatı.
Zor olan buydu, insanı insan olduğu için sevebilmek sanatı."
Neyse ki hala varlar "Onu da kuşlar yesin."  diyenler.
Hadi bana eyvallah!
Cemre.Y.

Sana Da Hoşça Kal!

…Sana Da Hoşça Kal!...
Kendi içimde kopan fırtınalara inat!
Dışımdaki bütün seslere
Merakla bakmayan
Hiçbir çığırtkan sesi merak etmeyen tek insanım belki de.
Ya da Deccal'in böyle ansız seslere yenik düşenleri
İmansızlığa hapsedeceğini bildiğimden...
Ya da fazla ve gereksiz merakın,
Beni ölüme bile götürebileceğini bildiğimdendir.
Ben birçok şeyi belki bambaşka nedenlerle bildim de
Sen bana öylece bilinmez, bilimsiz kaldın ya
Hatırladığımda buruk bir tebessümüm olursun ancak.
Sana da hoşça kal!
Cemre.Y.

Cinsiyetim Yok Benim


…Cinsiyetim Yok Benim…
Eminim hiçbirinizin dikkatini çekmemiştir, 
Aynı HD boyutlardaki beyinlerinizde,
Bunca subliminal mesaj varken, 
Beyinlere, bütün emirler çoktan,
Çok boyutlu emirleniyorken,
O boyutların hiçbirini göremeyen ben…
Sizinle izlediğim aynı 3D çizgi filmde 
"Güneşin üstünden atlayıp, 
Yarına uçtuk!"cümlesini 
Hem gördüm, hem de duydum! 
Siz üstünüze eğilen o güneşli,
Palmiye yapraklarından sarkan,
Sevimli şempanzelerden korkmaktaydınız! 
Yüzümde maske yoktu zaten de 
Herkes beni epeyce bir cesur bay sandı ya…
Gurur mu? 
Bitiş mi bilemedim.
Zira epeydir cinsiyetim yok benim.
Cemre.Y.

Yaşamaya Mecbur

...Yaşamaya Mecbur...
Gülümseyen profillerimin çoğunda
Benim gözlerimin içi
Herkesten saklayıp da
Kendime bir türlü saklayamadığım yaş kırmızısı
Altları ise fondötenlerle bile kapatamadığım
Gece yorgunu morluklarla doludur!
"İnadına gülümseyelim." dediysek
Sabah olunca hala yaşıyor olduğumuzdan.
Meğerki gecesi ölemiyorsak!
Sabah olunca…
Yaşamaya mecbur olduklarımızdan!
Cemre.Y.

7 Aralık 2017 Perşembe

Sükut

…Sükut…
Tekrarı sükutu çoktan geçtik...
Oysa ne de çok...
Ç/alıntı hayalimiz vardı değil mi!
Biz!
Zamanı hayale kurmaktan vazcaydık!
Saatin zembereği de caydı, zamana sustu!
Hep beraber susturulduk!
Ama hala ölemedik.
Hepsi bu!
Cemre.Y.

Dar Alanlar

…Dar Alanlar…
Dudağımın kıvrımına,
Artık akamayan, o yaş tanesini de,
İçime içime, içmedim yani.
Zaten bir vakitler okumuştum ben bu romanı.
Sonumuzu ezber çekmiştim yani.
O yüzden ta en başımızdan,
Öylesine çaresiz bir kabullenişle,
Ya "Eder" se, "Değer" demiştim hani.
Yine etmeme ihtimaline de
Hazırdı sarı sandığımdaki yara kabuklarım.
Güven kırığı derin yara alırdı kalp kamaramdan.
Batardık en çok, korkmuyordum yani.
Deli cesareti!
Neyse ki...
Çoktan kanıksamışım ayrılığı.
Yeni yaralarıma,
Eski kabuklarımı yapıştırdım oldu, bitti.
Sevgililer günün kutlu olsun sevgilim,
Ben senin yüzünden de
Şehrimin bir coğrafyasını daha sildim.
Beni iyi tanırsın.
Dar alanlar…
Fena boğuyor beni.
Cemre.Y.

Affedemiyordum

…Affedemiyordum…
On sekizimi doldurmama sadece bir gün kalmıştı,
Ertesi günse uçağım Lodra'ya uçacaktı!
Cambridge Universirty'de bir sınıfım...
Bana ait odam olsun diye
Yeni alınmış bir evim, uçak biletim,
Vizem, pasaportum hazırdı...
Ailemle aylardır verilen savaş ve nihayet
Yurt dışına gidiş iznim hazırdı!
Tek şartları aydan aya belli bir miktar sterlin yollayacaktım!
Bu sefer ki satılışım benim için kocaman bir hayata garantiydi.
Sadece güneş doğup yarın olacaktı!
Güneş battığında,
Şimdi adını bile hatırlayamadığım bir kadın geldi evimize.
Benim yurt dışına gideceğimi öğrenince anemle babama
"Kızınızı gavur ellerine yollayıp, gavur mu edeceksiniz." dedi.
Babam olacak o adamın,
Bana yapmaya kalkıştıklarını,
Hala hatırladığımı bile bile hiddetlendiğini,
"Bu gidince size para mara yollamaz da, adınızı da, dinimizi de
Unutur da hıristiyan olur." dediğindeyse daha çok öfkelenip,
Baba denen o adam sabaha kadar
Nuh dedi de Peygamber demedi.
Anneminse tek terdi ya hakikaten de gavur olursam,
Gidip bir gavur adama varırsamdı!
Soruyorum şimdi?
Kaçsam ne olurdu?
Ne bok yiyebilirdiniz?
Kaçmadım…
Geceler gündüzler boyu ağladım ve bekledim.
Gitmedim diye bari belki bir babam olurdu
Ya da beni çok seven bir annem olurdu belki!
Oysa on sekiz yıldır ilk defa dün
İnatsız, nazsız öptürdün yanacıklarını bana!
Bilmiyordun ki artık bana hiçbir şey lazım değildi…
Hiçbir sevgi ya da kırıntısı, artık lazım değildi.
Belki de gördün bunu gözlerimde.
Kim bilir?
Ama ben seni sevdim çok sevdim de
Hiç tam affedemedim be anne!
Ne beni koruyamadığın için babamdan!
Ne de tamamen değişebilecek
Kader çizgimde yanımda olmadığın için.
Hayatımı kurtaracak olan o insanlar giderken sana ne demişlerdi hatırla!
"Biz Cemre'ye yaptıklarımızın,
Masraflarımızın bedelini size ödetmeye kalksak, ömrünüz yetmez.
Çünkü o kadar parayı asla kazanamazsınız!
Ama biz bu evladı çok sevdik, varsın dediğiniz gibi olsun,
İnşallah bundan sonraki hayatı daha iyi olsun."
Kazandın mı anne!
Yine de çok ama çok sevdim seni.
Gittim bir müslümanla evlendim
Bak bir çocukla kapına koydu beni!
Elin gavuru koymazdı belki...
Seni affedemiyordum anne!
Hele bunca yılımı senin gibi sevgisiz,
Soğuk bir anne olmamak için harcamışken,
Sonuç yine bana ihanet olmuşken...
Seni de affedemiyordum kızım!
Şimdi bakıyorum da geçmişime buğulu pencerelerden,
Artık biçilmiş kadere de razı olmak lazım demek ki.
Bu sabah aynaya baktığımda tekrar özür diledim kendimden.
Kendimi affettim.
Affettim yürekten hepimizi.
Siz de beni affedin e mi!
Cemre.Y.

Sınav

…Sınav…
YGS sınavına gireceği esnada 
Eylül'üme sımsıkı sarıldım ve kulağına 
"Ne olursa olsun merak etme, 
Sen benim için hiç büyümeyeceksin, 
Sen hep benim küçük ve büyük 
(Sadece küçük olmayı hiç kabul etmedi), 
Güzel kızım olacaksın." dedim. 
Nasıl sevindi anlatamam 
"Yuppi yupii ye yee ben büyümekten 
Çok korkuyordum yahu" diyerek dans etti. 
Babaannesi nedense hep beş yüz bekliyordu ondan.
Bildiğin bekliyordu ama
Bense sadece dualar edip,
Sınavdan çıkmasını bekliyordum.
Şimdi Yıldız Teknik Üniversitesi'nde
Hazırlık bölümünü yarı yılda bitirdi.
Ben hala bu sınavdan da çıkmasını bekliyorum.
Şu ömür denen şey
Daha nasıl geçecekti!
Cemre.Y.

İnsan Doğmamalıydım

...İnsan Doğmamalıydım...
Bu sabah lan, daha bu sabah!
Bir Trabzonlunun mutfağında
Bir Azerbaycanlıyla
Ben onun köyünden gelmiş o otlu peyniri ilk defa tadarken,
Lezzetine varınca da dağlarını hayal ettim önce...
Sonra o en sevdiğim güneşimin
Benden evvel senin başına değdiğini.
Çocuk oldum lan ben senle
Hiç umursamadan üstelik
Yedi ceddinizin hep basıp geçtiği otları
Şimdi değerli diye önemseyip
Sadece bize kıymetli
Çoktan çökmüş maden girişine inat
Hiç yemediğimi.
Daha bu sabah ben senle yeniden çocuk oldum.
Üstelik çocukluğumun o en saf dostluğu olan,
Heidi ve Peter dostluğu
Henüz "Neden Heidi Petter'e
Sürekli donunu gösteriyordu?" diye
Orospulanmamış ve ben
Heidi'ye ayakkabı yollamak
Hayalim yüzünden kendime
Asla gereksiz tek bir ayakkabıyı
Hala ama hala almazken.
İsviçre'nin karanlık yüzü
"Heidi Neden Ayakkabı Giymiyordu" lu
Subliminal mesajı göz tembelliğim yüzünden
Otuz beş yıl beynime
Hala okutamamış da nihayet yasaklar delinip gerçekler açıklanınca
Fakir çocukların zengin ailelerce köleliğine...
(Köle oldukları ayaklarının çıplak olduğundan anlaşılıyormuş meğer!)
Sizler sayın müslümanlar, sayın şıhlar,
Sayın şeyhler, sayın dedeler,
Sayın diyanetler ve de bütün sapık atalar
"O dede onca yıl bir kızla yapayalnız
Üstelik de evlatlık, nikah düşer!"
Sapkınlığındayken sizler hala!
Ben daha bu sabah benimkileri,
Sizinkileri, bir daha benimkileri
Zira bize sığınanı şimdi sen de bu nikahı "Kabul Et" emriyle
Bizi yılan gibi sokacağını bile bile kabul ediyoruz ya!
Şimdi!
Ahıska Türkleri geliyor aklıma!
Struma gemisinin denizin dibine batışını öylece izlemiş oluşumuz!
Benim Azerim, Türkmenim, Çeçenim
Zaman zaman evvel zaman içindeyken,
Ermenilerle canciğerdik o zaman kapı komşumuzdular,
Küllerimiz birbirine sorunsuz muhtaçtı,
Eksiğimizi paylaşırdık,
Ve siz o zamanlarda da çok uzaklardaydınız!
Onlara bize "Benim gücenikliğim yok
Ama sonradan oldu ne olduysa!" derken
Lan ben daha bu sabah
Hepimizi barıştırmışken!
Bu bozgunculuk yine niye!
Neden?
Bence ben bu dünyaya
İnsan doğmamalıydım!
Sizler böyle insanken.
Cemre.Y.

Anılarımız


…Anılarımız…
Sen olmasan ne olur ki... 
Anılarımız masamızda baş köşede...
Cemre.Y.

Gözlerin

...Gözlerin...
Gözlerin diyorum adam, gözlerin...
Dipsiz kuyularında boğulası,
Seve seve ölünesi gözlerin...
Cemre.Y.

Prenses

...Prenses...
Bakma sen onun ortalıkta kraliçeyim diye salındığına.
Yüreğinin dibinde,
Hep eksiklerinin tam oluşuyla,,
Pamuk şekerlere sarıp sarmalanmış,
Korunup kollanmış,
Bütün dünyanın onun olduğu
Ergen bir prenses yatar içinde.
Ömründe olmayanları bir tamamlasa,
O, prenses de olurdu elbette!
Cemre.Y.

Seni Kendimden Terk Edemem


...Seni Kendimden Terk Edemem...
Seni terk edecek olsaydım,
Yüzlerce şiir edemezdin inan.
Ya da hepsi efkarıma sitem olurdu.
İnsan her okuduğunda,
Yüzüne şamar gibi inecek birini,
Mısra mısra şiir eder mi?
Cemre.Y.

Mutluluğun Resmi Filan Yalandı

…Mutluluğun Resmi Filan Yalandı…
Sonra korkuyor insan…
Mutluluğun resminde bile... 
O muhteşem, 
Mona Lisa'nın çarpık gülüşündeki gizemli gülüşüne,
Koskocaman bir mutlu son'u saklayarak... 
Garip bir tebessüm savuruyor, geleceğine.
Kimse onun, asıl canını göremese bile!
Gülümsüyor bütün o kadınlar,
Gelmişine,
Geçmişine,
Hiçbir zaman tam gelemiyenine…
Ah be Mona Lisa…
Bu kadar çarpık sevmeseydin keşke…
Bak bana…
Hep aynıdır, gülümseyişlerime sadakatim.
Şimdi bir siktirin gidin hayatımdan,
Hiçbir bardan beni indiremeyecek, hiç kimse!
Mutluluğun resmi filan, hep yalandı.
Cemre.Y.

Yokluğundan

...Yokluğundan...
Şimdi bir parça deniz bulmalı
Hiç ağlamadan,
Hiç öykünmeden,
Gelmişine
Geçmişine
Gelememişine
Savurmalı küllerini
Yokluğundan...
Yokluğundan...
Cemre.Y.

6 Aralık 2017 Çarşamba

Mademki O Öldü

...Mademki O Öldü...
Ben ağlarken...
Bütün orospuluklar bir olmuş
Ağzı, yüzü,
Gülmekten ayrı bir...
Evrene dağılıyordu.
Ama mademki öldü.
"İnnema erade şey en...!"
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...