…İnsanı İnsan Olduğu İçin Sevebilmek Sanatı...
Kısa yolculuklarımın uzun hikayeleri olur bazen.
Bursa Otobüs Terminali
Yeni yolcuların boş koltuklarını doldururken
Benimse gönül rahatlığıyla
İki sigarayı ardınca nefesleyebileceğim
Herhangi bir mola esnasıydı oysa.
Çantama uzandığım ve elimi sigarama attığım esnada,
Göz göze geldik onunla,
Usulca yaklaştı yanıma dudaklarının ve dilinin izin verdiğince
"Abla bir şey söyleyebilir miyim?" dedi.
Korkmuyordum ve o bunu çok iyi biliyordu.
"Söyle bakalım." dedim gülümseyerek.
Engelli olduğunun farkına bile varamayan
Onu kafayı bulmuş bir bağımlı sanan,
Nice gözsüz insan geçmişse artık ömründen.
"Abla ben engelliyim de,
Bir şey satmak istiyorum sana, lütfen alır mısın?" dedi.
Sigaramdan derin bir nefes çekip,
"Ne satıyorsun bakalım, ben şimdi uzak yoldan geliyorum,
Ben almasam da sana parasını versem de
Sende onu bir başkasına satsan olur mu?" dedim.
Siyah poşetinin içinden sarı mutfak bezlerini çıkartıp,
"Hayır abla olmaz, ben dilenci değilim,
Fiyatı 5TL ya alır, ya da almazsın." dedi.
Gülümsemem dudaklarımdan onun çivit mavisi gözlerine yayıldı.
Çantamdan bozuklukları çıkarırken;
"Ya 5 TL çıkmazsa yahut daha çok çıkarsa,
Ne çıkarsa bahtına olsun mu?" dedim.
"Olmaz abla ne eksik fiyat sabit,
Almam ki ne eksik ne de fazla!" derken
Birer birer avucuna 1TL leri sayarak, fazlasına durarak beşi tamamladık.
Sarı mutfak bezlerimi çantama attık.
O sırada yaşlı bir teyze bizim bu sohbetli alış verişimizi görünce
Elindeki cüzdandan bozuklukları
Çıkarttı ve delikanlının poşetine attı şöylece.
Atarken de "Başımın gözümün sadakası olsun." dedi kesin.
Adamın gözlerinin gülüşü sönüverdi hemencik!
Bana söylediği sözleri yineledi
Ama teyze ya duymuyor ya da anlamazdan geliyordu.
Bana dönerek, biraz da sinirlenerek tercüman olmamı ister gibi,
"Abla söylesene şuna!
Dilenci olmadığımı söyle çabuk,
Yoksa çok sinirlenicem bak!" dedi
Eli kolu titriyor ve teyze tırsıyorken.
"Teyzecim mutfak bezi 5 TL, sadaka kabul etmiyor,
Almak istersen ver 5 TL'yi al istemiyorsan
Hemen poşetine attığın o paraları topla ve otobüsüne bin!" dedim.
Kadın eğilip paralarını topladı bana baktı, ona baktı.
Ben kadına dönerek "5 TL verip bezleri al ve git bence!" diyerek
Göz cümlemi kadına yolladım
Sessizce ve 5 TL ye tamamlayıp
Benim yaptığım gibi delikanlının eline tek tek saydı.
Ah be çocuk, yine gülümsüyordu işte gözleri.
"Seninle bir fotoğrafımız bari olsun istiyorum ablacım
İzin verirsen." deyince
Gözlerimin içine baktı, baktı, baktı...
Sonra yine gülümseyerek;
"Olmaz abla, sakın da üzülme bak!
Ben şimdi senle resim çekersem
Sen beni yazarsın
O zaman buraya gelen herkes de beni bilir,
Benden bunları alır,
O zaman bu da dilencilik sayılır,
Ama dedim ben sana…
Ama ben dilenci değilim olmuycam da!" derken,
Bu sırada yan koltuklardan birinde oturan diğer teyzede
Aşağı inmiş, sigarasını yakmış içine çekerken,
Can kulağıyla bizi dinliyor!
"Tamam güzel kardeşim, çekmiyoruz fotoğraf falan,
Haydi bol satışlar sana." dedim.
Gözlerimiz gülümseşerek ayrıldık.
Genç, elindeki parayla!
İşte bu kısım...
Daha önce yazmış olduğum bir hikayemi okuyanlara çok tuhaf gelecek
Gidip mısır aldı.
Kaldırıma oturdu, ben üçüncü sigaramı yakarken gözlerime baktı durdu.
Tane tane onu yerken gülüyordu gözlerinin çivit mavisi rengi.
"Hepsini bitirmiycemi biliyosun dimi.!" derken
O hikayemdeki genç adam geliverdi aklıma birden.
Yok yookk!
O olamazdı!
Bir kere o daha uzun boylu, yaşça da büyüktü bu genç adamdan.
Üstelik konuşması problemsizdi onun
Ama ya değişiverdiyse beden?
Uzun ama gerçek hikayelerimi okuyanlar hatırlayacaklar hemen
Diğer dilenci olmayan adamı İstanbul'un Kıraçköy'ünde,
Yere düşen mısır tanelerinin bir kısmını yiyip geriye kalanları da
"Onu da kuşlar yesin." diyen genci.
Kendi kendime "Neyse ne!" dedim gülümseyerek.
"Gerçek insanlar varken bu dünyada
Gözler denk gelirler bir yerlerde
Nasılsa ve aç kalmazlar kuşlar." da.
Komşu koltuk teyze otobüsümüze binerken
"Nasıl korkmuyorsunuz bunlardan yaa
Adama her şeyi yaparlar haa
Aman dikkat edin
Ne konuştuğunuzu da tam anlayamadım.
Satıyomuymuş ne?" dedi.
"Teyzem ben kedilerden, köpeklerden,
En çok da şu gördüğün genç adamlar gibi
Dışı kirli olsa da yürekler en temiz insanlardan hiç korkmam
Hiç de bir şeycik olmaz.
Ancak insan kılıklılardan zarar görmüşlüğüm çoktur." dedim
Ama o teyzeye karşı,
O gence gülümsediğim gibi içten gülümseyemedim.
Sonra teyze birden
"Yazar mısın sahiden, bir de öyle bir şey dedi sanki." dedi.
"Yazar değilim, muhasebeciyim ben
Ancak bu güzelim ömrüme öykü katan hiçbir konuyu da es geçemem!" dedim.
Yolculuğumun geri kalan kısmını
Teyzenin saçma sapan sorularıyla ziyan etmemek için…
Seyretmeyeceğim bir filmi açıp, kulaklığımı kulaklarıma takarken,
Teyze hala söyleniyordu kendi kendine
"Kadın hiç yazarım." demedi ki, mesleğini bile demedi ki,
Peki o adam bunu nasıl ya da nereden bildi?
............vs.vs.vs."
Plastik kokusundan dolayı plastik bardaklı sunumunu hiç sevemediğim
Nescafe'mden son yudumumu alıp,
Olayım bitince,
Göz ucuyla şöyle bir teyzeye baktım ki olayı kafasında oturtamayıp
Tesbih çekmeye başlamış!
Kendi kendime yine gülümsemeden edemedim.
"İnsan keşke önce insan olabilseydi,
Keşke insanın içini görebilmeye başlayabilseydi,
Zor olan buydu, insanı insan olduğu için görebilmek sanatı.
Zor olan buydu, insanı insan olduğu için sevebilmek sanatı."
Neyse ki hala varlar "Onu da kuşlar yesin." diyenler.
Hadi bana eyvallah!
Cemre.Y.
Kısa yolculuklarımın uzun hikayeleri olur bazen.
Bursa Otobüs Terminali
Yeni yolcuların boş koltuklarını doldururken
Benimse gönül rahatlığıyla
İki sigarayı ardınca nefesleyebileceğim
Herhangi bir mola esnasıydı oysa.
Çantama uzandığım ve elimi sigarama attığım esnada,
Göz göze geldik onunla,
Usulca yaklaştı yanıma dudaklarının ve dilinin izin verdiğince
"Abla bir şey söyleyebilir miyim?" dedi.
Korkmuyordum ve o bunu çok iyi biliyordu.
"Söyle bakalım." dedim gülümseyerek.
Engelli olduğunun farkına bile varamayan
Onu kafayı bulmuş bir bağımlı sanan,
Nice gözsüz insan geçmişse artık ömründen.
"Abla ben engelliyim de,
Bir şey satmak istiyorum sana, lütfen alır mısın?" dedi.
Sigaramdan derin bir nefes çekip,
"Ne satıyorsun bakalım, ben şimdi uzak yoldan geliyorum,
Ben almasam da sana parasını versem de
Sende onu bir başkasına satsan olur mu?" dedim.
Siyah poşetinin içinden sarı mutfak bezlerini çıkartıp,
"Hayır abla olmaz, ben dilenci değilim,
Fiyatı 5TL ya alır, ya da almazsın." dedi.
Gülümsemem dudaklarımdan onun çivit mavisi gözlerine yayıldı.
Çantamdan bozuklukları çıkarırken;
"Ya 5 TL çıkmazsa yahut daha çok çıkarsa,
Ne çıkarsa bahtına olsun mu?" dedim.
"Olmaz abla ne eksik fiyat sabit,
Almam ki ne eksik ne de fazla!" derken
Birer birer avucuna 1TL leri sayarak, fazlasına durarak beşi tamamladık.
Sarı mutfak bezlerimi çantama attık.
O sırada yaşlı bir teyze bizim bu sohbetli alış verişimizi görünce
Elindeki cüzdandan bozuklukları
Çıkarttı ve delikanlının poşetine attı şöylece.
Atarken de "Başımın gözümün sadakası olsun." dedi kesin.
Adamın gözlerinin gülüşü sönüverdi hemencik!
Bana söylediği sözleri yineledi
Ama teyze ya duymuyor ya da anlamazdan geliyordu.
Bana dönerek, biraz da sinirlenerek tercüman olmamı ister gibi,
"Abla söylesene şuna!
Dilenci olmadığımı söyle çabuk,
Yoksa çok sinirlenicem bak!" dedi
Eli kolu titriyor ve teyze tırsıyorken.
"Teyzecim mutfak bezi 5 TL, sadaka kabul etmiyor,
Almak istersen ver 5 TL'yi al istemiyorsan
Hemen poşetine attığın o paraları topla ve otobüsüne bin!" dedim.
Kadın eğilip paralarını topladı bana baktı, ona baktı.
Ben kadına dönerek "5 TL verip bezleri al ve git bence!" diyerek
Göz cümlemi kadına yolladım
Sessizce ve 5 TL ye tamamlayıp
Benim yaptığım gibi delikanlının eline tek tek saydı.
Ah be çocuk, yine gülümsüyordu işte gözleri.
"Seninle bir fotoğrafımız bari olsun istiyorum ablacım
İzin verirsen." deyince
Gözlerimin içine baktı, baktı, baktı...
Sonra yine gülümseyerek;
"Olmaz abla, sakın da üzülme bak!
Ben şimdi senle resim çekersem
Sen beni yazarsın
O zaman buraya gelen herkes de beni bilir,
Benden bunları alır,
O zaman bu da dilencilik sayılır,
Ama dedim ben sana…
Ama ben dilenci değilim olmuycam da!" derken,
Bu sırada yan koltuklardan birinde oturan diğer teyzede
Aşağı inmiş, sigarasını yakmış içine çekerken,
Can kulağıyla bizi dinliyor!
"Tamam güzel kardeşim, çekmiyoruz fotoğraf falan,
Haydi bol satışlar sana." dedim.
Gözlerimiz gülümseşerek ayrıldık.
Genç, elindeki parayla!
İşte bu kısım...
Daha önce yazmış olduğum bir hikayemi okuyanlara çok tuhaf gelecek
Gidip mısır aldı.
Kaldırıma oturdu, ben üçüncü sigaramı yakarken gözlerime baktı durdu.
Tane tane onu yerken gülüyordu gözlerinin çivit mavisi rengi.
"Hepsini bitirmiycemi biliyosun dimi.!" derken
O hikayemdeki genç adam geliverdi aklıma birden.
Yok yookk!
O olamazdı!
Bir kere o daha uzun boylu, yaşça da büyüktü bu genç adamdan.
Üstelik konuşması problemsizdi onun
Ama ya değişiverdiyse beden?
Uzun ama gerçek hikayelerimi okuyanlar hatırlayacaklar hemen
Diğer dilenci olmayan adamı İstanbul'un Kıraçköy'ünde,
Yere düşen mısır tanelerinin bir kısmını yiyip geriye kalanları da
"Onu da kuşlar yesin." diyen genci.
Kendi kendime "Neyse ne!" dedim gülümseyerek.
"Gerçek insanlar varken bu dünyada
Gözler denk gelirler bir yerlerde
Nasılsa ve aç kalmazlar kuşlar." da.
Komşu koltuk teyze otobüsümüze binerken
"Nasıl korkmuyorsunuz bunlardan yaa
Adama her şeyi yaparlar haa
Aman dikkat edin
Ne konuştuğunuzu da tam anlayamadım.
Satıyomuymuş ne?" dedi.
"Teyzem ben kedilerden, köpeklerden,
En çok da şu gördüğün genç adamlar gibi
Dışı kirli olsa da yürekler en temiz insanlardan hiç korkmam
Hiç de bir şeycik olmaz.
Ancak insan kılıklılardan zarar görmüşlüğüm çoktur." dedim
Ama o teyzeye karşı,
O gence gülümsediğim gibi içten gülümseyemedim.
Sonra teyze birden
"Yazar mısın sahiden, bir de öyle bir şey dedi sanki." dedi.
"Yazar değilim, muhasebeciyim ben
Ancak bu güzelim ömrüme öykü katan hiçbir konuyu da es geçemem!" dedim.
Yolculuğumun geri kalan kısmını
Teyzenin saçma sapan sorularıyla ziyan etmemek için…
Seyretmeyeceğim bir filmi açıp, kulaklığımı kulaklarıma takarken,
Teyze hala söyleniyordu kendi kendine
"Kadın hiç yazarım." demedi ki, mesleğini bile demedi ki,
Peki o adam bunu nasıl ya da nereden bildi?
............vs.vs.vs."
Plastik kokusundan dolayı plastik bardaklı sunumunu hiç sevemediğim
Nescafe'mden son yudumumu alıp,
Olayım bitince,
Göz ucuyla şöyle bir teyzeye baktım ki olayı kafasında oturtamayıp
Tesbih çekmeye başlamış!
Kendi kendime yine gülümsemeden edemedim.
"İnsan keşke önce insan olabilseydi,
Keşke insanın içini görebilmeye başlayabilseydi,
Zor olan buydu, insanı insan olduğu için görebilmek sanatı.
Zor olan buydu, insanı insan olduğu için sevebilmek sanatı."
Neyse ki hala varlar "Onu da kuşlar yesin." diyenler.
Hadi bana eyvallah!
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder