2 Eylül 2017 Cumartesi

Çok Beden

…Çok Beden…
Hayat bana kaç beden daha büyüktü ki
Ben onu yırtmadan,
Atmadan, satmadan,
Aldatmadan,
Üstüme tam beden
Her türlü oturtabildim de
Beni kim giyse
Ona hep
Çok beden büyük geldim!
Cemre.Y.

Sakın Ha!


…Sakın Ha!...
Sakın ha!
Sevgilim filan olma!
Bu aralar…
Aşk’a da,
Bir hayli kırgınım.
Şiirleşelim biz seninle,
Satır aralarında sevişip
Cümle sonlarında çocuk yapalım.
Cemre.Y.

Sana Bir Şiir Düşünüyorum

...Sana Bir Şiir Düşünüyorum...
Sana bir şiir düşünüyorum a çocuk!
Ben ilk defa, bir şiirimi…
Düşünüyorum!
Yazıp yazıp siliyorum harflerimi senelerdir,
Ne yazsam, ne yazmasam sığ duruyor cümlelerim.
Nicedir yosun gözlerine küskün, heceler oturmuş!
Nasıl anlatılır ki yüreğinde bir tomar hüznün,
Mevsiminde açmayan lale tohumlarına küskünlüğünden
Mahalle kaldırımına saçılmış bir saksı kuru toprak!
Oturmuş köşe başına, içine içine ağlayıp,
Yüzünde her dem mevsim çiçekleri açıyorken,
Bir tek lalesi tam olmamış, yine bu lale mevsimde de.
Şiir şiir susmuş dudakları öylece oturuyor!
Herkes onu görüyor!
Oysa onun yüreğinin derin dehlizini hiç kimse tam göremiyor!
Hiç kimse, hiçbir şeyi tam görmüyor!
Sonra ben, penceremin ölgün perdelerini,
Usulca aralıyorum,
Şiirinde değilse neredeydi bu çocuk diye?
Suskunluğunun gizemli mağarasında buluyorum onu.
Yarına vaatsiz, şefkatine muhtaçlığı kadar şefkatli
Kocaman bir sevgi sunuyor ellerim.
Tutuyor ellerimi parmaklarımın ucundan…
Sarılıyoruz sımsıkı, şiir döküyoruz yeniden…
Bizi hayat oyunundan kovanlara inat, yeni tohumlar ekiyoruz.
Birbirimize kahraman oluyoruz yeniden.
Sana bir şiir düşünüyordum a çocuk!
Sonra bütün insanlar hepsi birden!
Seni şiirinden, seni şiirimden öpüyorlar,
Sen her lale mevsimi çiçek açıyorsun, seviliyorsun!
Cemre.Y.

1 Eylül 2017 Cuma

Haremden De Değilim


…Haremden De Değilim...
Şimdi...
Bir çığlık lazım bana...
O, eski zamanlardan...
Daha kaç kere ölür de
Yeni bir umuda diriliriz ki biz hatunlar,
Bilemem ama!
Bizim hayalimiz,
Hep bir kurbağa çığlığında...
Yüreğime dokunmayan hiç kimseyi öpmedim.
Prenses olmadım ki,
Kraliçe olmak derdinde olmak olaydı niyetim!
Prensi ve prensesi olmayan bir masaldı bu.
(Harem örneği gururumun kelimelerine dar geldi,
Tuttum böyle yazıverdim!)
Çok şükür haremden de değilim!
Cemre.Y.

Anne Aşkı

...Anne Aşkı...
Her Aşk...
Bir gün, döner gerçek sahibine.
Yeter ki bir taraf, hiç vazgeçmesin.
Şimdilerde, yirmi dört saat yanından ayrılsam,
“Üç gündür, sen nerelerdesin yaa!
Beni unuttun!” diyorsun ya!
Oysa, hiç mi, hiçbir zaman unutmadım ben seni.
Uzun yıllar sürdü seni bekleyişim, ey aşk!
Neredeyse, bir ömür kadar uzun sürdü gelişin!
Bense, hiç bıkmadım seni beklemekten,
Doğduğum o ilk günden beridir, ben bekledim seni.
Seni, hasretle her koklayarak öptüğümde,
Senin de kokumu,
Ciğerlerine,
Hiç bitmeyecekmişim gibi
İçine çektiğini duymayı bekledim.
Yıllar yılı, yaşlı gözlerle sana hep!
Şimdiki sen gibi baktığımda hiç anlayamadın.
“Beni, sakın sensiz bırakma!” dolu
Bakışlarını bekledim.
Sana, sonsuz bir sevda ile sarıldığımda,
Sarsan beni içine sımsıkı, kalbim kaburgalarımı zorlardı.
Ama olsundu,
Ben, bir gün bana sadece,
Bana sarılabildiğin kadar sarılmanı bekledim.
Beni sevmeni,
Beni özlemeni,
Beni gururla başkalarına anlatmanı bekledim!
Yolumun çeyrek zamanında,
Bir saçları Güneş esintili yar geçti hayatımdan.
Sen tuttun,
Beni nihayet sonsuz sevmek yerine,
Onu benden çok sevdin.
Biliyorum, beni her özlediğinde,
Aradığın asıl koku o!
Biliyorum, bütün sitemlerin,
Aslında bana değil de ona.
Eylül’e…
Olsun be!
Sonunda sevdin ya beni o bana yeter.
Cemre.Y.

Angut Kuşu

...Angut Kuşu...
Oysa ben, tam da o an,
Senin avuçlarına...
Çaresizce konduğumda,
Kanadı kırık bir angut kuşuydum,
Angut kuşunu bilir misin?
Martı değil!
Yaralı serçe değil!
Güvercin ya da kırlangıç değildim.
Beni bilerek mi aldın ki, avuçların arasına?
Avuç içlerin ondan mı,
Öylesine ısıttı ki yüreğimin yarasını ve yasını?
Oysa ben, sevdiceğimi,
Kaybettim sanmış ve büyük bir avazlık
Hıçkırıkla ölmek üzereydim.
Oysa ben...
Annemi kaybettim sanmış ve yönümü şaşırmıştım.
Donmak üzereydim bir bahar akşamı,
Bana, koca bir zemheri kış ayazı gelen
O tek lodosta!
Beni bildin de mi sardın ki
Kanadımın kanayan sol yanımdan?
Yoksa kim olsa,
Kime olsa yapardı mıydı
Şefkatinin o güneş rengini herkese?
Bana, yüreğinin kafeslerini
Sararken yavaş yavaş,
Karanlık ormanımın
Acımasız yangınını ve tutkusunu,
Konduğum gölleri ve denizi
Hep o yüzden mi resmettin bana?
Ne oraya yabancı kal…
Ne de bana diye mi?
Ne zaman istersen o zaman salabilmek için mi?
Öyleyse bilemedin!
Ben bir martı değildim,
Her simidin susamına uçan!
Ben bir serçe değildim,
Bir tek ekmek kırıntısına razı olan!
Ben bir güvercin değildim,
Bir buğday tanesine köle olan!
Ben bir kırlangıç değildim,
Uçanı, kaçanı kovalayan!
Angut kuşunu bilir misin?
Angut kuşları sevda ile beslenir ve yaşarlar,
Sevdiğinden,
“Yarim” dediğinden ayrı yaşayamazlar!
Eğer öldüyse eş seçtikleri…
Hemen ardından ölebilen tek varlıktırlar.
Oysa ben, tam da...
O an...
Aslında her an, her zaman...
Sana...
Hep...
Angut kuşuydum!
Sadece artık...
Ölmekten yoruldum!
Cemre.Y.

Kristal Yürekler

…Kristal Yürekler…
İçinden kırılıyor kristal yürekler,
Objektiflere hep gülümsüyorsun diye…
Hiç aldırmıyorsun sanıyorlar!
Yüreğim ömrümden yanıyor.
Cemre.Y.

Anasız Bayram Benim Neyime!

...Anasız Bayram Benim Neyime!...
Her zaman olduğu gibi saatimiz geldiğinde
Yoğun bakımın kapısından gireceğim,
Yavaşça yanına sokulup,
Rahatsız etmek istemeyen kısık sesimle
"Ben geldim anneemm!" diyeceğim.
"Bak gittim ama geldim yine söz verdiğim saatte."
Şiş şiş olmuş, buz tutmuş ellerini öpeceğim.
Sanki ısıtırmışım gibi
Sıkı sıkı tutacağım parmak uçlarını,
Avuç içine yüzümü gömeceğim ağlayamadan,
Saçlarını okşayacağım dakikalarca,
Çatılmış kaşlarını düzelteceğim,
Gözlerinin çapağını sileceğim ellerimle
Kimse görmeden öpeceğim onları bir solukta.
"Annem hadi eve gidelim artık."diyeceğim.
"Hani, evim de evim, diyordun,
Burada ne işimiz var,
Anne uyaannn!
Nereye istersen gidelim." diyeceğim.
"Annemmm uyaannn
Bak bugün bayram." diyeceğim.
Küsmüş ya bana!
Görmeyecek,
Duymayacak,
Dokunmayacak,
Hiç-bir-şey…
Yap-ma-ya-cak!
Saatin dolduğunu söyleyecekler sonra
Ayak parmaklarının uçlarını
Öpeceğim teker teker yine.
Sessiz avazlık hıçkırıklarla
Çıkacağım odadan
Başka hiç kimsenin yüzüne bakmadan.
Yağmursuz yollarda
Ağlayacağım saatlerce ve susacağım sonunda.
Bu bayram benim
Bayramlığım sendin anam!
Çıplak kaldım seni sırtıma saramadan.
28.07.2014
(O gece saat 02:40'da anam gitti.)
Bittik!
Cemre.Y.

Öte Dünya


…Öte Dünya…
Anaammm!
Nasıl ki öte dünya?
Orada da çocuklar
Sevgisizlikten üşümüyor değil mi? 
Hani derdin ya hep! 
"Anaları yaşıyorsa hala, 
Yaşları kırk olsa da
Her evlat anasına hep çocuktur!" diye.
Ben epeydir büyüdüm dimi!  
"Ya anaları yaşayıp evlatları gidenler?" 
Hiç soramadımdı bu soruyu 
Bir türlü dilime lisan edip? 
Onları da orada
Anasız bırakmıyorsunuz değil mi!
Cemre.Y.

Eylül

...Eylül...
Kim demiş...
"Eylül vedaların, ayrılıkların ayıdır." diye
Eylül,
Kabuğuna saklanıp koca bir çınarın
Renkli bir pencerenin ekranından
Sarı sonbaharda düşen yapraklara karışıp
Rüzgarına savrularak uçmaya çalışıp
Etrafının olmazlarına yenilip
Amansız, zamansız yollanan sevgiliyi izleme ayıdır.
Eylül,
Yorgun yüreği dayanamayıp yeni yorgunluklara
İçine saklanıp kalbinin odalarının
Renkli bir pencerenin ekranından
Lacivert akşamlarda yeşili huzur diye örtünüp
Hayatının kumaşının deliklerinden
Kalan sevgiliyi izleme ayıdır.
Eylül,
Yürekte başlayan bir kıvılcımın
Ateşten bir ömre dönüşüp
Bütün hayatını sarmasından korkup
O kor ateşi beyninle, kalbin arasında
Yalnızlıkların kardan adamlarına gömerek
Söndürmeye çalışmak ayıdır.
Eylül,
Bir sarılımlık yakınlık
Gözlerini kapatmak kadar uzaklıktır.
Hepsi hepsi bir sıkımlık candır
Kim demiş
"Eylül vedaların, ayrılıkların ayıdır." diye
Eylül, ruhumun aynasıdır...
"Vedalaşamamak,
Ayrılamamak!" ayıdır.
Cemre.Y.

31 Ağustos 2017 Perşembe

Sadık Aşk

...Sadık Aşk...
Gözlerin sahilimse
Dudakların okyanusum
Belki de sırf bu yüzdendir
Yüreğine en sadık aşk ile,
Sadık bi deniz feneri duruşum.
Cemre.Y.

Ama İnsanın Dedim İşte

...Ama İnsanın Dedim İşte...
Kişiliği oturmuş olacak bir insanın,
Adam maskesiyle gezinip,
Geçmişinde ona yapılanlar için,
Çocuksu, hain,
Hınzır intikamlar beslemeyecek geleceğine…
Karşısına çıkmış tek doğru insanın
Boğazını sıkmayacak kendi elleriyle.
Kararlı olacak, kararı kati olacak,
Canının keyfiyeti,
"O an ne taraftan istersem o taraftan!" olmayacak!
Daha şimdiyi,
Üç yaşında çikolata yiyen çocuklar gibi,
Eline, yüzüne, elbiselerine,
Eşyalara bulaştırmaktayken!
Üç sene, beş sene sonra olabileceklerin,
Olamayacakların eşiğinde boğulmayacak.
İkircikli düğün köçekleri gibi bir o yana,
Bir bu yana kıvırmayacak.
Yarası varsa, kabuklarıyla sızılarıyla gösterecek ki,
Gelen görerek bilerek,
Kabulüyse gelip öpecek yaraların üstünü.
Onun ruhunu yaralarıyla kabul edip,
Sadece kalbinde bir ateş dileyenle,
Onun etini, onun tenini,
Onun verebileceklerini isteyeni,
Aynı kefeye koymayacak.
Karakteri ve vicdanı olacak bir insanın,
En düşünceli bilgeymiş,
En vicdanlı evliyaymış gibi davranıp,
Bildim sandıklarının yarısından çoğu kof çıkmayacak!
Düşündüm sandıklarının ise,
Hayal kırıklığı yaşattığının farkında olacak.
Senle kurduğu dağlar kadar hayalleri,
Küçük küçük tepeler uğruna heba etmeyecek!
Hele!
Bir çocuğu umutlandırıp,
Onun son umudunu boşa çıkarmanın,
Boynunu bükük koymanın vebalinin,
Her şeyden daha üstün bir vebal olduğunu unutmayacak!
Tek o çocuğun, bir tek küskün ve kırılmış bakışı için,
Yeri geldi mi değil bir insandan,
Dünyadan bile vazgeçilebileceğini,
Sana ait her duygudan arınıp,
Ardına bile dönüp bakılmayacağını unutmayacak!
Mutlulukların an gelip unutulabildiğini
Ama ihanetin,
Ama kalleşliğin,
Ama acının derinin dibinin hiçbir zaman unutulmadığını
Unutmayacak!
Ama insanın dedim işte…
Cemre.Y.

Çayla Kahve

...Çayla Kahve...
"Yüreğim çookkk yorgun...
Umutlanacak bir tutam
Mavi'ye ihtiyacım var!" derken geldi bu dizeler,
Oysa tam da zamanı değil daha bana...
Zamanı değil, daha bana!
Henüz yüreğimde biriktiriyorum
Okuyacaklarım'ı.
Tam da çayla kahveyi...
Aynı anda içerken içeceğim sayfalarını.
Şiirlerini çekeceğim içime harf harf.
Cemre.Y.

Ah Bu Yalnızlıklar, Bu Kadar Kalabalık Olmasalar!

...Ah Bu Yalnızlıklar, Bu Kadar Kalabalık Olmasalar!...
Ah bu yalnızlıklar...
Hiç kimsesizken
Bu kadarda çok,
Kalabalık olmasalar!
Etrafını saran onca kalabalığın içinde,
An olup donmasalar,
Gülümsemelerin dudak kenarında, öylece...
“Biz buradayız!” lı susmasalar,
Susmasalar kahkahaların tam ortasında ya!
Surata çarpan o son şamar niyetine ya!
Geceler, bir günlük olmasa!
Gündüzler, birkaç saatlik!
Saatlerse
Birkaç çalınmış anlık.
Yoksa!
Bilirdim elbet...
Çok kızarsın efkara basıp içmelerime sen benim!
Hani hep derdin ya
“İçecekse insan, mutluluktan içmeli!”
İyi ama ben...
Hiç içecek kadar mutlu olamadım ki!
Şimdi, uzaklardan görüyorum bazen seni.
Sıklıkla bir büyüğe danışıyorsun yokluklarını!
Hep de yanında!
Hiç başvurmadığımız bir büyük...
Bir de suskun...
Lal içmiş, o, acılı şalgam vardı ya!
“Acılı” mıydı, hiç bilemedimdi?
Ben senle hiç rakı içmedim amma!
Sen, sensizken bile, her yeni güne,
Beni kahveyle uyandırdığın gibi...
Senin de alışkanlıklarının zembereğini
Ben bozdum belli.
“Peki...
Şimdi ne olacak?” diyor ya herkes!
Tıpkı şarkı nakaratı gibi...
“Ah bu yalnızlıklar,
Hiç kimsesizken...
Bu kadarda çok, kalabalık olmasalar!
Etrafını saran onca kalabalığın içinde,
An olup donmasalar gülümsemelerin dudak kenarında.”
Vakit, şimdiyi geçeli hayli zaman oldu be sevgili!
Olsun…
“Şeref’imize!”
Şereflice, bir sevdik biz, “Biz” i!
Cemre.Y.

Sevin Lan Hayatı!

…Sevin Lan Hayatı!...
Hayatınızı korumak için
Uzaklara gitmek zorunda olduğunuzda,
Sizin üzülecek olma ihtimalinize dahi
Üzülebilen insanlar biriktirin hayatınıza!
Sevin lan hayatı, sevin la!
Aşık olun.
Uğruna yaşayın hatta!
Cemre.Y.

Azapta Bırakma

...Azapta Bırakma...
Bedenini çoktan saldığın adamın
Ruhunu azapta bırakma, unutma ki
Yaralı serçenin kanadını iyileştirdiğinde
Sevgiyle yolladın onu sen gökyüzüne
Ait olduğu yerlere konabilsin diye
Şimdi bunca bencillik niye?
Cemre.Y.

Tarifi Buydu!

...Tarifi Buydu!...
Kokun diyorum adam!
Parfümün değil yahu!
Teninin can kokusu...
Cennet diyeceğim,
Henüz gitmedim ama,
Tarifi buydu!
Amin'im gibiydi!
Cemre.Y.

Tango Öğretsene Bana!

…Tango Öğretsene Bana!...
Baktım yazılacak bütün şiirlerim 
Zamanında tarafımdan yazılmış be adam!
Sana dair'li oldukça az şiirim var,
Hayallerim ve kırıkları!
Tango öğretsene sen bana!
Cemre.Y.

Yapma Böyle

…Yapma Böyle…
Yapma böyle...
Lütfen yapma!
Hiç yoktan şiirim şiirine çarpar!
Yapma!
Sonra şiir yorulur,
Ay tutulur biz yokken,
Biz daha "Bize neler oluyor!"u
Anlamlandırmaya çalışırken,
Güneş tutulur hiç yoktan!
Kısılıp kalırız,
Geçmişimizin sarı sandıklarında!
Ben daha Dünyayı gezip,
Kabe'yi tavaf edeceğim,
Şeytan'ı dönüşümlü taşlayacağıma!
Birkaç evlat daha okutacağım hiç yoktan!
Ülkemin her santimine doyduğumdaysa,
Mesela...
İtalya da aç kalacağım,
Ülkemde makarnaya hayli doyup,
Fırınımı terasımdan attığım için,
Küs olduğum pizza'yı yemeyerek...
Zaten, normalim diye de kandırmadım hiç kimsemi!
Kimsem de anormal sevmeyi denemedi!
Cemre.Y.

Adım...Cemre

...Adım...Cemre...
Bugünlerde bana en çok...
Adımı neden değiştirdiğimi soruyorlar!
Sadece onlara yutkunuyorum.
Sadece o soruya susuyor hıçkırıklarım.
Hangi yürek anlayabilirdi ki
Kulağıma kendi koyduğu adımı
Kendi ezanıyla okuyan bir babanın sesini
Henüz kendimden küçücük yaşımda
Feryat figan unutmak istediğimi
Hangi din, hangi siyaset, hangi rahat görüş
Anlayabilirdi ki
Üzerime yapışmaya çalışan kirli ellerini
Adımla beraber silmek isteğimi?
Adım Cemre!
Kulağıma ezanla okuduğun Nurten'le
Sen kendini de öldürdün baba!
Günün kutlu olsun yine de.
Ne de olsa
Altı yaşımdan beri
Senin bile kirletemediğin
Namusumla hayattayım hala!
Ama artık...
Artık!
Adım Cemre!
Hadi yine öldürsene!
Cemre.Y.

Yüreğimin Işıkları

...Yüreğimin Işıkları...
Yüreğimin ışıklarını kapattım önce,
Ne çok sığ, yalan,
Yapmacık yalancıklar dolusu,
Cümleler sığarmış bir ömre!
Üşenmedim bu sefer
Hepsini teker teker siliverdim.
Eskiden olsa,
İplemez,
"Bir tek harfimi harcamamışım ki
Silmeye zaman tüketeyim,
Kalsınlar orada öylece,
Bana ne be!" derdim.
Oysa şimdi...
Yitik bir sevdanın ardından,
Gayba karışan
Hani o ilk dostluğu da özlüyormuş insan
Hani o ilk sevda coşkusunu bile özlüyormuş insan.
İlk cümlelerimizi de bulacağım elbet.
Az sabret
Sıyrılayım önce
Gereksiz dolanlarımdan.
Yüreğimin ışıklarını
Bütün şıklarına söndüreyim önce
Seni yalnız öldürmem gerek içimde.
Cemre.Y.

Ya Sende Gidersen?


…Ya Sen De Gidersen?...
Şiir şiir ezber ederim her santimi de,
Yeniden...
Seni keşfettiğimi bilsin istemem hiç kimsem.
Ya sen de gidersen!
Cemre.Y.

Aşk…Aşk…Aşk


…Aşk…Aşk…Aşk…
Bugün ilkbahardan 
Güneşi çaldım…
Bulutlardan yatak yaptım,
Bir tutam da rüzgar.
Eylül yaprakları bana fısıldıyorlar…
Aşk...Aşk...Aşk…
Cemre.Y.

Güven Kırığı!

...Güven Kırığı!...
Senin de...
Güven'in kırık değil mi çocuk?
Sırf bu yüzden...
Tam tutacakken,
Yüreğinden ellerini...
Donup kalıyorsun bazen!
Seviyorsun gülüşünü
Gülüyorsun hayata...
Ama aşk'tan ölesiye korkuyorsun…
Çünkü, ya yine, o gök, yine gürlerse,
Belki ben de yanında olamam!
Tıpkı...
Bütün gürültülerde hep yalnız olduğum gibi.
Cemre.Y.

Ağıt

...Ağıt...
Geçen gün anam durduk yere
Bana baktı baktı...
Baktı...
Sonra birdenbire;
Gözlerini yastığına dökmüş
Yorgun dudakları konuştu;
“Hani sen...
Şiirler çiziktirip duruyorsun ya hep,
Ben ölürsem,
Ağıt bile yakamazsın be sen bana!” dedi.
“Tövbe tövbe!
O da nereden çıktı şimdi anam ya” dedim.
“E öyle be kızım, şehir kızısın sen,
Şehirli gibi ağlarsın böyle sessiz sedasız,
Elalemmişim gibi, yanaklarından,
Üç beş damla akıtır, bırakırsın.” dedi.
Sonra da ilk gelinine dönerek;
"Sen bari ağla bana ha kızım,
Ağzım kur-anlı diye, günah diye susma ha sakın." dedi.
Ne deseydim ki bilemedim, aklım, dimağım şaştı.
Ben el aleme bile hıçkıra hıçkıra ağlardım.
Ama en çok;
"Ya ölen benim yakınım olsaydı ne yapardım" diyeydi.
“Ne ölmesi anam yaa!
Hep böyle şeyler düşünüyor,
Sonra daha çok hasta oluyorsun.” dedim.
Gülümsedi.
“Bak hiç yoktan iki üç cümle et arkamdan,
Hiç mi sevmedin beni.” dedi.
Ağlamaya başladım.
(Ben otuz dokuz yaşıma kadar,
Onun yokluğuna hep ağlıyordum oysa!
Sevgisizliğine... sessizce...
İçime içime...hıçkırarak...
Bazen de şiir ederek,
Çığlıklar dolusu çağlıyordum oysa!
Her saniyemi haber edenler,
Sevdamı...ona olanı...
Ona hep bi-haberdiler...
Haber vermemişlerdi hiç ona!)
Tam beni sevmeye başlamışken,
Gitmeye kalkışması yetmiyormuş gibi,
Tutmuş şimdi ağıt istiyordu benden.)
“Bağıra çağıra ağlamak günah derdin hep,
No'ldu şimdi?
Ölme be o zaman...
Madem ağıt bile yakamazmışım ardından,
Hem ben...
Seni sadece sevmedim, ben sana aşık oldum,
Sen benim en ilk ulaşamadığımdın,
Aşksın sen be anam!” dedim.
(Sonunda dedim. Biliyor artık.)
Yine ...sadece..gülümsedi yanakları kızararak.
“Bak... böyle ağlarsın işte ben ölünce de,
Sessiz... sedasız,
Bir ağıt bile yakamazsın ardımdan,
Ağıt yaz bana, ben ölmeden hazırla, ezberle!
Öldüğümde söyler söyler daha güzel ağlarsın,
Sevdiğin kadar ağlarsın ardımdan,
Ben sana yırtın demiyorum,
Kendini yerden yere savur demiyorum,
Ağıt yak bana!
Hem de ben ölmeden hazır olsun,
Düşün bakalım nasıl başlarsın ağıdına” dedi.
Köyünü çok özlediği geldi aklıma,
Her gelenden sümbüllerin,
Zambakların açıp açmadığını,
Kır çiçeklerin kokusunu…
Ormana salmaya başlayıp başlamadığını,
Koyunların kuzulayıp kuzulamadığını soruyordu.
Onlar da, olanca patavatsız düşüncesizlikleriyle,
Ona ballandıra ballandıra anlatıyorlardı,
Anamın oraya artık gidemeyeceğini,
Gidebileceği tek halinin
Yeşil yazmalı bir tabut içinde olacağını bile bile!
Kocaman birer kafa içindeki beyinsizlikleriyle!
Onlar anlatıyor,
Anacım yorgun kafasını suskunca sallayarak,
O günleri bir tek kere daha göremeyeceğine ağlıyordu.
Annem ağlamaya başlıyordu,
Onlar susuyordu, onlar da biliyordu anam,
Göremeyecekti bir daha oraları sağ salim gözüyle.
Hepsinden nefret ediyordum ama annem onları,
Oraların sağ halinin, hayalini bile seviyordu.
İçimden öldürüyordum hepsini teker teker.
Bu gidişle annem ölene kadar
Tek bir akrabam sağ çıkamayacaktı içimden.
Annem böldü düşüncelerimi,
“No'ldu hanfendi!
Şehir ağzı,
Aşk mavalları çiziktirmene benzemez ağıt yakmak.
Öyle acıyacak canın işte ve susmanı istemiyorum
Haydi bakalım.” dedi.
Sarıldım yataktaki hastalıktan
Her gün biraz daha bitmekte olan bedenine;
Uzun uzunnn... yutkundum önce...
Sonra yudumsayarak onun gül memelerinden
Konuştum yeniden...
“Hiçbir şey diyemezsem.” dedim.
(Ya hiçbir şey, diyemezseydim?)
“Hiçbir şey diyemezsem.” dedim
Yine ve daha çok sarıldım.
Yasladım başımı hala atan kalbine şükrederek;
“Anam, anam sevdiceğim anaamm!
Bak geldin hasretine, köyüne geldin be anam!
Kalk...
Yaylaya götüreyim seni,
Öyle, uzunca yatma be anam!
Sümbüllerine yetiştiremedim ya,
Zambakları bilirsin.
Tez solarlar anam!
Bak koyunlar kuzulamış da analarının ak sütlü memelerinde!
Kır çiçeklerini ezmişler yine yaban atlar,
Ama üzülme, seneye, hepsi ellerine doğacaklar!
Seneye, mor menevşeler dahi, sen kokacaklar hepsi."
Derken diyemedim daha fazla…
Ben yüzüne kapanmış hıçkırırken sarıldı bana sımsıkı.
Ömrümce hiç bu kadar sımsıkı sarılmamıştı.
Beraberce hıçkıra hıçkıra
Epeyce ağladık anamla, anamın ölüsüne!
Sonra baktı çok dağılıyorum...
Hemencecik toparladı görünmez parçalarımı okşayarak.
“Bak... oluyor işte yavaş yavaş!
Beni bile ağlattın ya olası cenazeme,
İlk seferde bu kadar ancak,
Her gün ölemem ya çocuk!
Çabuk bitir e mi sonunu.” dedi.
Hep beraber sustuk...
Sonra o daha çok hasta oldu,
Sonra ben de hasta oldum onla yarışırcasına.
Baktım ki daha çabuk ölüyor!
Erteledim kitlelerimi göğüslerimde üçer beşer!
Görünürde olmayan önemli hiçbir şeyim kaldı bi yerlerimde.
Görünmez parçalarımdan biri,
Annemin kalbinin üzerinde ve ben hala çok yorgunum!
Söz vermedim ama o gün bugündür,
Her yerde bakışları soruyor bitip bitmediğini,
Sesiyle soracak diye ödüm kopuyor.
“Sahi Rabbim bitirmezsem almazsın değil mi onu yanına!
Kandil ya bugün, dualarla yakardım ya sana!
Belki iyi bile edersin!
Sen "Ol!" dersin olur!
Bitmeyecek bu ağıt işte!”
Oysa...
Gidişinin üzerinden tam bir yıl otuz beş gün geçmişken,
Ağıdım da bitti sonunda...
Ucuna mendil diye bağladım türkümüzü..
Sahi... aynı türküyü
Ne çok sevdiğimi sen de bilmiyormuyordun değil mi ana!
Ne çok alaylandım oysa bu türküyü,
Dost bildiğim bir meclisin radyosunda,
Sana hasret bet sesime bile cesaret edip,
Hani olur ya belki radyodan bari beni duyarsın diye,
Sana seslendirdiğimde.
Oysa benim tek derdim…
Sana olan sesimi frekensımla bari belki beni duyabilmendi.
Oysa...
Onlar…
Profesyonellik peşindeydi…
Küstüm hepsine!
Hala seni özlediğimde…
Sesimi umuruma almadan!
Sana bu şiirimi okurken sonunda illa!
Bu türküyü de beynimden dinlerim.
("Gayrı dayanamam ben bu hasrete,
Ya beni de götür ya sen de gitme...
Ateş-i aşkınla canım canım canım yakma çıramı,
Ya beni de götür ya sen de gitme...
Sen gidersen kendim berdar ederim,
Bülbül gül dalına konmaz niderim,
Elif Kaddim büker kemed ederim,
Ya beni de götür ya sen de gitme!
Yar sineme vurdun kızgın dağları,
Viran koydun mor sümbüllü bağları,
Sevdiceğim geçiyor gençlik çağları,
Ya beni de götür ya sen de gitme…
Çorum Türküsü
Ali İhsan ERDOĞAN)'ı eklerdim.
Şimdilerdeyse...
"Kandilin mübarek ola anam,
Cennetin daim olsun öte dünyalarda" yı ekleyerek...
Cemre.Y.

Bana Asla Afili Bir Aşık Çıkmaz!

...Bana Asla Afili Bir Aşık Çıkmaz!...
Yaşlı bir çift,
Sarmaş dolaş, karşıdan karşıya henüz yeni geçmişti.
Tam da ben kendimi yalnızlığıma henüz alıştırmışken.
Soruverdim kendime?
"Hayal mi bunlar, bu yaşlı çift hayaldir ancak?" derken,
Geçtiler karşıdan karşıya...
Daha o an, yaşlı kadın elini çekti birden,
Elindeki poşeti tutuşturdu adamın eline!
Adam boşta kalan tek eliyle
O an kadına nasıl sarıldı bir görseniz.
Yine, yeniden anladım ki
Bana asla
Afili bir aşık çıkmaz!
Zira tutardım ben o eli, bırakmazdım ki,
Yazık değil miydi adama!
Cemre.Y.

Ne Zaman Sadece "Peki" Desem!


...Ne Zaman Sadece "Peki" Desem!...
Ben ne zaman,
Sadece "Peki" desem,
Tek bir damla gözyaşımı akıtmadan,
Kendime hiç kızmadan, kırılmadan, suçlamadan,
Sessiz çığlıklarıma bile gem vurabilsem,
Ben ne zaman hiçbir şeyi Allah'a bile havale etmesem,
Bir kez bile ardıma dönmemeyi becerebilerek,
Sessiz, sakin ve yorgun adımlarımla,
Öylece gitsem.
Günlük güneşlik, seyrine seyran havalarda bile
Gökyüzünde bir fırtına kopar.
Önce bulutlar pusuya dururlar,
Güneşi saklarlar benden bile.
Sonra hiç de gereksiz yere,
Bana bile sormadan
Biri öbürüne yok oluş azmiyle,
Neyse artık bölüşemedikleri,
Sincice bir ihtişamla bütün heybetleriyle çarpışarak,
İkiye bir kırılırlar.
Sonra ne kadar gözlerimden akamayan yağmur varsa,
Tam da o kadar yağmuru,
Gökyüzünden yere akıtırlar.
Şimşekler çakarkense gülümserim hep
Öyle ya mutsuz fotoğrafım azdır benim.
"Korkuyorum!"diyecek kimsemse, hiç yoktur.
Ben ne zaman
Sadece "Peki" desem,
Yıldırımlar düşer bir yerlere.
İşte sırf bu sebepten yağmuru sevmem.
Ben "Peki" dedikten sonra
Yaş tanelerimin nereden yağmur olup
Nereme yağdığı ne mühim!
Cemre.Y.

Yolun Açık Olsun

...Yolun Açık Olsun...
Yolunun patikaları bile açık
Gününde Güneşin
Gecende Ay'ın bile hadli olsun daima
Ama sakın giderken
Ardına kalpler bırakmayı unutma
Söz, kuşlar bile yemiyorlar onu.
Cemre.Y.

Üstü Sana Kalsın


…Üstü Sana Kalsın…
Benim sol yanımdaki sızı,
Senin sadece egona hazzın ise... 
Gittim ben bu sevdadan.
Üstü sana kalsın,
Sevilmedikçe bozdurur bozdurur yanarsın.
Cemre.Y.

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Balıkçı Kasabası


...Balıkçı Kasabası...
Rengarenk balıkçı kasabalardan birinin
Biraz uzağında olur belki
Derme çatma evimiz,
Küçük bir teknemiz ve bir deniz dolusu yiyeceğimiz.
Sen balıkları pişirirken mangalda,
Ben salata yapar, rakılarımızı doldururum mesela
Sonra uzanıp hamağa birlikte sallarız dünyayı
O-la-maz-mı?
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...