Kız Kulesinin tavanındaki Piri Reis haritası gibiyim.Dışım'la o kadar meşguller ki, içimi gören yok!
Cancağızım! Sana, her gün bakıp yüzünü çevirdiğin aynandan sesleniyorum, gözlerinin içine bakıyorum, buradayım, tam karşında, artık yalnız değilsin, artık yalnız değilim, artık dostuz. Sanki böyle bahçendeki erik ağacı çiçek açmış da sen karpuza aş eriyormuşsun gibi bi duygu bu... Hoş geldin madem! (Yazdıklarım bana aittir çalmayın, adımla beraber paylaşın olur mu canlarım.) Cemre.Y. #Tipinifavladığım
24 Kasım 2018 Cumartesi
Sevdiğim
Labels:
hasret,
koku,
misk-i amber,
mühür,
mülteci,
nefes,
ömrüm,
sevda,
sevdiceğim,
sevdiğim,
vakit,
yarim
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
23 Kasım 2018 Cuma
Üçüncü Çoğul Şahıs
...Üçüncü Çoğul Şahıs...
Oysa...
Mahlaslı mahlassız bütün ön adlarını,
Oldulu, olasılıklı, bütün soy adlarıyla beraber, hayallendiğim kadar!
Anlamlarıyla içselleşmişliğim çoktu benim.
Birinci tekil ve ikinci tekil şahıslığımızıysa,
İçimizden terk edeli ne kadar zaman oldu kim bilir?
Senle ben, birinci tekillerin sonuncusunu hep yok sayarak,
İkinci çoğul'un sonuncusuna, ne vakit yer ayırdık kim bilir de
Konularımız birinci ve ikinci tekil şahıs olduğunda,
Yürek soframızdan uzak olan o, üçüncü tekil şahıs!
Nasıl bir cesaret yarattı da,
Üçüncü çoğul şahıslar, biz'den gayrı olarak girebildiler aramıza!
Sen şimdi, bütün olasılıkları beyninde reddedip,
Matematik beyninle sıfatları, edatları es geçip,
Dolaylı ve de dolaysız tümleçlerin hepsine küfredip,
Edatları, zarfları umursamadan bütün yüklemimi katledeceksin ya etme!
Sor bakalım deniz de aynı fikirde miymiş, dalgalar falan, aynı mıymış?
Cemre.Y.
Oysa...
Mahlaslı mahlassız bütün ön adlarını,
Oldulu, olasılıklı, bütün soy adlarıyla beraber, hayallendiğim kadar!
Anlamlarıyla içselleşmişliğim çoktu benim.
Birinci tekil ve ikinci tekil şahıslığımızıysa,
İçimizden terk edeli ne kadar zaman oldu kim bilir?
Senle ben, birinci tekillerin sonuncusunu hep yok sayarak,
İkinci çoğul'un sonuncusuna, ne vakit yer ayırdık kim bilir de
Konularımız birinci ve ikinci tekil şahıs olduğunda,
Yürek soframızdan uzak olan o, üçüncü tekil şahıs!
Nasıl bir cesaret yarattı da,
Üçüncü çoğul şahıslar, biz'den gayrı olarak girebildiler aramıza!
Sen şimdi, bütün olasılıkları beyninde reddedip,
Matematik beyninle sıfatları, edatları es geçip,
Dolaylı ve de dolaysız tümleçlerin hepsine küfredip,
Edatları, zarfları umursamadan bütün yüklemimi katledeceksin ya etme!
Sor bakalım deniz de aynı fikirde miymiş, dalgalar falan, aynı mıymış?
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Lale Özü
...Lale Özü...
Sonuçta,
Onun da diğer yarısı kırılgan bir kelebekti,
Ama o, kendisini prenses arı sanıyordu.
Oysa...
Bir tane kraliçe arı vardı ve çok şükür haylice de yaşayacaktı.
Yani bütün çiçekler ömrüne serilirken,
Onun sadece bir lale özünü seçmesi boşuna değildi.
Benzemiyordu diğer deli bal'ım deyip duranlara!
Cemre.Y.
Sonuçta,
Onun da diğer yarısı kırılgan bir kelebekti,
Ama o, kendisini prenses arı sanıyordu.
Oysa...
Bir tane kraliçe arı vardı ve çok şükür haylice de yaşayacaktı.
Yani bütün çiçekler ömrüne serilirken,
Onun sadece bir lale özünü seçmesi boşuna değildi.
Benzemiyordu diğer deli bal'ım deyip duranlara!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
21 Kasım 2018 Çarşamba
Neyse
…Neyse…
Yüreğimin kırıklarını toparladım az önce,
Yara kabuklarımı ateşe atıp yaktım.
Can kırıklarımı toprağa gömmüştüm çoktan!
Acı anılarımı da denize savurdum.
Korkum kalmadı artık ne geçmişten ne de gelecekten.
Eski şiirlerimi de bir bir geçirdim elimden.
Şimdi mis gibi şiir yazılırdı ya neyse!
Cemre.Y.
Yüreğimin kırıklarını toparladım az önce,
Yara kabuklarımı ateşe atıp yaktım.
Can kırıklarımı toprağa gömmüştüm çoktan!
Acı anılarımı da denize savurdum.
Korkum kalmadı artık ne geçmişten ne de gelecekten.
Eski şiirlerimi de bir bir geçirdim elimden.
Şimdi mis gibi şiir yazılırdı ya neyse!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
20 Kasım 2018 Salı
Şiir Yazma
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Anlayacaksın
|
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
19 Kasım 2018 Pazartesi
Yine Kimse'm Yok
…Yine Kimse'm Yok...
Kapı zillerime bakmıyordum ya nicedir,
Nasıl olsa alt katın haylaz çocuklarıdır diye,
Geçen akşam kuzenlerim gelmişler,
Üstelik ben kapıyı açmayınca da camdan beni izlemişler de,
Zahmet olmuş bir tık tık eylememişler,
Kapı zillerime bakmıyordum ya nicedir,
Nasıl olsa alt katın haylaz çocuklarıdır diye,
Geçen akşam kuzenlerim gelmişler,
Üstelik ben kapıyı açmayınca da camdan beni izlemişler de,
Zahmet olmuş bir tık tık eylememişler,
Öylece kendime ait ömrümü seyreyleyip gitmişler!
Sonra yazmışlar, aramışlar ya,
Sonra yazmışlar, aramışlar ya,
Telefonumda değil ya gözüm duymamışım.
Şimdilerde her zile kapıya koşuyorum,
Şimdilerde her zile kapıya koşuyorum,
Eskisi gibi, ya var'larsa diye, yine kimse'm yok!
Cemre.Y.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Kandil
...Kandil...
Benim kandillerimin mahyaları,
Sırf kız evlat doğdum diye
Daha doğduğum an söndürülmüştü ya çoktan!
O gün bugündür nice dualar ettim beni yaradana!
Küçücük kız çocukluğumla hıçkıra hıçkıra ağlayarak nice geceler
Yorganımı aralamaya çalışırken canavar cinler,
"Yanımda ol, beni kurtar!" diye yalvardım yakardım Allah'a da beni duymadı.
"Annem karanlıktan çok korktum!" diye ağlamasaydım,
Bir tek insan evladı da kurtaramayacaktı hani beni o çirkin ellerden!
Ergenlik çağlarıma yakın, en güvenilen eller bana dokundukça da
"Yanımda ol, beni kurtar!" diye yalvardım yakardım Allah'a da beni duymadı.
"Annem ben o akrabalarımızı hiç sevmiyorum!" diye isyan etmeseydim.
Bir tek insan evladı da kurtaramayacaktı hani beni o çirkin ellerden!
Kimsenin inanışına saygısızlık etmedim bunca ömrümde...
Varın siz kandillerinizi kutlayıp, şükür ve af niyazlı namazlarınızı kılın.
Allah gani gani sevap eylesin hepinize...
Böyle günlerde hazır güya bize epeyce yaklaşmış madem,
Sağ omuz ve de sol omuz melekleri de dahil,
Hazır kulların neylediğini hesap ve kalemdeyken!
Yıllar yılı sorup da bulamadığım o tek cümlenin cevabını bekliyorum ben.
"Sen ki yedi yaşına kadar ölen sabinin hükmünü cennet eylemişken,
Hiçbir günahı yoktur dediğini ne diye sahipsiz bıraktın da,
Oncacık çocuğa en yakını tarafından kirli kirli dokunmaya çalışan o elleri,
Kirli kirli sürtünmeye çalışan o vücudu taş kesmedin?"
Sahi uzaklardan öylece seyrediyor muydun tanrım!
Eminim bu gece namaz üstüne namaz kılıyordur sencileyin affolunmaya!
Şerefsiz bir insanın sana yaşlılığından kaynaklı pişmanlığının,
Çaresizliğinden kaynaklı nadanlığına sana yakarmasına ihtiyacın mı vardı da,
Benim küçücük yaşımı piç edip, kendine sınav saydın?
Gelmiş, geçmiş, gelecek bütün kandillerin mübarek olsun Allah'ım!
Hani daha hala vicdanın rahatsa ver öpeyim elini!
Baba denen o sıfatın elini de her bayramda öptüğüm gibi.
Cemre.Y.
Sırf kız evlat doğdum diye
Daha doğduğum an söndürülmüştü ya çoktan!
O gün bugündür nice dualar ettim beni yaradana!
Küçücük kız çocukluğumla hıçkıra hıçkıra ağlayarak nice geceler
Yorganımı aralamaya çalışırken canavar cinler,
"Yanımda ol, beni kurtar!" diye yalvardım yakardım Allah'a da beni duymadı.
"Annem karanlıktan çok korktum!" diye ağlamasaydım,
Bir tek insan evladı da kurtaramayacaktı hani beni o çirkin ellerden!
Ergenlik çağlarıma yakın, en güvenilen eller bana dokundukça da
"Yanımda ol, beni kurtar!" diye yalvardım yakardım Allah'a da beni duymadı.
"Annem ben o akrabalarımızı hiç sevmiyorum!" diye isyan etmeseydim.
Bir tek insan evladı da kurtaramayacaktı hani beni o çirkin ellerden!
Kimsenin inanışına saygısızlık etmedim bunca ömrümde...
Varın siz kandillerinizi kutlayıp, şükür ve af niyazlı namazlarınızı kılın.
Allah gani gani sevap eylesin hepinize...
Böyle günlerde hazır güya bize epeyce yaklaşmış madem,
Sağ omuz ve de sol omuz melekleri de dahil,
Hazır kulların neylediğini hesap ve kalemdeyken!
Yıllar yılı sorup da bulamadığım o tek cümlenin cevabını bekliyorum ben.
"Sen ki yedi yaşına kadar ölen sabinin hükmünü cennet eylemişken,
Hiçbir günahı yoktur dediğini ne diye sahipsiz bıraktın da,
Oncacık çocuğa en yakını tarafından kirli kirli dokunmaya çalışan o elleri,
Kirli kirli sürtünmeye çalışan o vücudu taş kesmedin?"
Sahi uzaklardan öylece seyrediyor muydun tanrım!
Eminim bu gece namaz üstüne namaz kılıyordur sencileyin affolunmaya!
Şerefsiz bir insanın sana yaşlılığından kaynaklı pişmanlığının,
Çaresizliğinden kaynaklı nadanlığına sana yakarmasına ihtiyacın mı vardı da,
Benim küçücük yaşımı piç edip, kendine sınav saydın?
Gelmiş, geçmiş, gelecek bütün kandillerin mübarek olsun Allah'ım!
Hani daha hala vicdanın rahatsa ver öpeyim elini!
Baba denen o sıfatın elini de her bayramda öptüğüm gibi.
Cemre.Y.
Labels:
Allah,
anne,
baba,
dua,
epeyce,
ergen,
etme,
gece,
geçmiş,
günah,
insan,
kalem,
karanlık,
kız çocuğu,
küçücük,
sol yanım,
tanrı
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Unutmuşum
|
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
18 Kasım 2018 Pazar
Günlük Sütyen
...Günlük Sütyen...
Biz küçükken, epeyce bir küçümen yaşımda...
Böyle, ocak kenarlarından biriktirilmiş küller vardı, en korsuzundan,
Dere kenarında gün yapardı köy kadınları,
O en nadide küllerle parlatırıldı çaydanlıklar,
Uzun süredir ocak kenarında unutulmuş güğümler,
Bakraçlar uzunca ovalanırdı!
Biz küçükken, epeyce bi küçümen yaşımda...
Böyle, zengin artığı kalıp kalıp, taze sabunlar vardı, en safından.
İlçeydi, kasabaydı, nahiheydi fark etmezdi,
Bir hamam bir tas sıcak suyu her daimdi.
Anamla gizlice dalardık kadınlar hamamına!
Küçücüktüm daha, yaşlı teyzelerin pörsümüş bir şeylerine şahit olup,
Anamın tazeliğine ahlanıp,
Benim körpeliğime vahlandıklarını ilk gördüğümde!
Geleceğime dair'li bir karar biçmiştim çoktan.
Ben kızımı her yaşında, her yere götürdüm de...
Bir hamam'a götürmedim onu, bir de masaj salonlarına,
Varsın anlamasındı, fark edemesindi bu ayrıntımızı o da!
Belki bana korkulu o, bilinçli koşullu bir hayatı yaşamaktan,
En azından vicdanım rahat yaşarım zannederken!
Az önce fark ettim eksiğimi, hem de duş alırken!
Önce...
Bize sabun'du, kül'düyü, haram eyleyip, türlü deterjanları yaftalıyorlar,
Sonra...
Misler gibi hiç solmayan duş jelleriyle birilerinin dimağına yer ediyorlar,
Sonra...
Omuzlarımız üşüyorken, biz bu saçları boşuna mı uzattık diyerek,
O en sevdiğimiz yasemin kokularını savurarak,
Saçlarımızı bağlayan o tokaya sarılmış onca vazgeçimizi görmezden sayarak,
Saçlarımızı kadere bağlatıyordular.
Sonra eşdeşlerilip, özleştiriliriyordu bağımlılıkların kokularıyla,
İlk gençliğimizin hayalli hülyalarını bozmaya çalışıyordu birileri,
Savaşıyorduk,
Zamanın bütün evrenlerine karşı ve kazanıyorduk konu namus sa!
İlk yaşlılığımızın,
Bütün vazgeçilmişliğindeyken, unutmaya meyilliydik oysa!
Nice ayak kaydırmasın'lı ayak destekli denemelerimizden sonra,
Altı üstü günlük sütyenlerimiz mi olacaktı bizi,
Kendi banyo karolarımızın dahi kayganlığından koruyan!
Öyle ya saç kremleri oldukça kaygan,
Saç şampuanları oldukça köpürgen,
Vücut jelleri mis kokularına rağmen oldukça kararsızken,
Onlar değil miydi, bize yüklenmeden bizimkileri dik tutan!
Cemre.Y.
Biz küçükken, epeyce bir küçümen yaşımda...
Böyle, ocak kenarlarından biriktirilmiş küller vardı, en korsuzundan,
Dere kenarında gün yapardı köy kadınları,
O en nadide küllerle parlatırıldı çaydanlıklar,
Uzun süredir ocak kenarında unutulmuş güğümler,
Bakraçlar uzunca ovalanırdı!
Biz küçükken, epeyce bi küçümen yaşımda...
Böyle, zengin artığı kalıp kalıp, taze sabunlar vardı, en safından.
İlçeydi, kasabaydı, nahiheydi fark etmezdi,
Bir hamam bir tas sıcak suyu her daimdi.
Anamla gizlice dalardık kadınlar hamamına!
Küçücüktüm daha, yaşlı teyzelerin pörsümüş bir şeylerine şahit olup,
Anamın tazeliğine ahlanıp,
Benim körpeliğime vahlandıklarını ilk gördüğümde!
Geleceğime dair'li bir karar biçmiştim çoktan.
Ben kızımı her yaşında, her yere götürdüm de...
Bir hamam'a götürmedim onu, bir de masaj salonlarına,
Varsın anlamasındı, fark edemesindi bu ayrıntımızı o da!
Belki bana korkulu o, bilinçli koşullu bir hayatı yaşamaktan,
En azından vicdanım rahat yaşarım zannederken!
Az önce fark ettim eksiğimi, hem de duş alırken!
Önce...
Bize sabun'du, kül'düyü, haram eyleyip, türlü deterjanları yaftalıyorlar,
Sonra...
Misler gibi hiç solmayan duş jelleriyle birilerinin dimağına yer ediyorlar,
Sonra...
Omuzlarımız üşüyorken, biz bu saçları boşuna mı uzattık diyerek,
O en sevdiğimiz yasemin kokularını savurarak,
Saçlarımızı bağlayan o tokaya sarılmış onca vazgeçimizi görmezden sayarak,
Saçlarımızı kadere bağlatıyordular.
Sonra eşdeşlerilip, özleştiriliriyordu bağımlılıkların kokularıyla,
İlk gençliğimizin hayalli hülyalarını bozmaya çalışıyordu birileri,
Savaşıyorduk,
Zamanın bütün evrenlerine karşı ve kazanıyorduk konu namus sa!
İlk yaşlılığımızın,
Bütün vazgeçilmişliğindeyken, unutmaya meyilliydik oysa!
Nice ayak kaydırmasın'lı ayak destekli denemelerimizden sonra,
Altı üstü günlük sütyenlerimiz mi olacaktı bizi,
Kendi banyo karolarımızın dahi kayganlığından koruyan!
Öyle ya saç kremleri oldukça kaygan,
Saç şampuanları oldukça köpürgen,
Vücut jelleri mis kokularına rağmen oldukça kararsızken,
Onlar değil miydi, bize yüklenmeden bizimkileri dik tutan!
Cemre.Y.
Labels:
anam,
çay,
düğüm,
etme,
fark,
gizli,
haram,
kadın,
karşı,
kenar,
koku,
korku,
küçücük,
kül,
sonra,
şahit,
yasemin,
zaman,
zengin
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Yürek Sızıları
…Yürek Sızıları…
Hepimizin yürek sızıları apayrı
Ve hepimizin apayrı kılcal damarlarında tıkanıp kalıyor o acı anılar!
Kaldı ki hepsi de bize ait anı ya da anlar değiller.
Misal hayatın herhangi bir anında
Denk gelirsek şiire dair his yaşamış insanlara,
Onlara da empati yapıp şiir eyliyoruz bizler nahif insanlarız.
Yoksa herkes komedyen olmak
Ve de herkes birer komedyenle karşılaşmış olmak isterdi.
Komedyenlerinse acı anılarını saklamanın en mükemmel yolu gülmekti.
Yanisi şu ağa!
Sen yüreği gör yeter ki,
Oda oda kaybolursun kaybolanı aramakla!
Cemre.Y.
Hepimizin yürek sızıları apayrı
Ve hepimizin apayrı kılcal damarlarında tıkanıp kalıyor o acı anılar!
Kaldı ki hepsi de bize ait anı ya da anlar değiller.
Misal hayatın herhangi bir anında
Denk gelirsek şiire dair his yaşamış insanlara,
Onlara da empati yapıp şiir eyliyoruz bizler nahif insanlarız.
Yoksa herkes komedyen olmak
Ve de herkes birer komedyenle karşılaşmış olmak isterdi.
Komedyenlerinse acı anılarını saklamanın en mükemmel yolu gülmekti.
Yanisi şu ağa!
Sen yüreği gör yeter ki,
Oda oda kaybolursun kaybolanı aramakla!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
16 Kasım 2018 Cuma
Veda
…Veda…
Rahmetli anamdan kalma antika radyonun içindeki ses,
"Ben seni unutmak için sevmedim." diyordu yine içli içli ağlayarak.
Ve ben dudağımda geçmişin acı zehirine benzeyen o buruk tebessümümle,
Yine, yeniden yanılmış olmanın, aldatılmışlığın gamlı kederiyle,
Daha dün gece zülüflerimi yüzüne döktüğüm adamla son kez vedalaşıyordum.
Cemre.Y.
Rahmetli anamdan kalma antika radyonun içindeki ses,
"Ben seni unutmak için sevmedim." diyordu yine içli içli ağlayarak.
Ve ben dudağımda geçmişin acı zehirine benzeyen o buruk tebessümümle,
Yine, yeniden yanılmış olmanın, aldatılmışlığın gamlı kederiyle,
Daha dün gece zülüflerimi yüzüne döktüğüm adamla son kez vedalaşıyordum.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
15 Kasım 2018 Perşembe
Laleler
…Laleler…
Hiç değilse içimin içi, yüreğimin tek çiziği,
O kalp dudaklarının içine kocaman gülüşlerini sığdırıyordu!
Hiç değilse,
O gülerken, gamzelerinde,
Lale'ler zamansız açıyordu.
Bence bu bile...
Birkaç zamanlık süre daha, bana yaşam sanatı sunar!
Cemre.Y.
Hiç değilse içimin içi, yüreğimin tek çiziği,
O kalp dudaklarının içine kocaman gülüşlerini sığdırıyordu!
Hiç değilse,
O gülerken, gamzelerinde,
Lale'ler zamansız açıyordu.
Bence bu bile...
Birkaç zamanlık süre daha, bana yaşam sanatı sunar!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Zor Zanaat
…Zor Zanaat…
Şimdiki zamanda seni sevmek zor zanaat sevdiceğim,
Zaman mevhumunu anmaksızın, seni her daim,
En incesinden telkari işçiliğiyle yüreğime nakış eylemek,
Sensizken nefes almak zor zanaat sevdiceğim.
Öyle ya bir yanda ekmek kavgası, bir yanda sen davası
Senin aymazlıklara aymanı beklemek zor zanaat sevdiceğim.
Cemre.Y.
Şimdiki zamanda seni sevmek zor zanaat sevdiceğim,
Zaman mevhumunu anmaksızın, seni her daim,
En incesinden telkari işçiliğiyle yüreğime nakış eylemek,
Sensizken nefes almak zor zanaat sevdiceğim.
Öyle ya bir yanda ekmek kavgası, bir yanda sen davası
Senin aymazlıklara aymanı beklemek zor zanaat sevdiceğim.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
14 Kasım 2018 Çarşamba
Gitmezdin
…Gitmezdin…
Sen bilemezsin sevdiceğim seni özlemek nasıl bir yanardağ içimde.
Yüreğinin hudutları yetmez seni özlemeyi dahi tahayyül etmek.
Ki zaten yeterince sevebilseydin,
Nereye konacağı belirsiz bir kuşun kanadına kanıp çekip gitmezdin.
Sen bilemezsin ey benim mülteci sevdam,
Seni unutamamak nasıl bir zifiri yalnızlık ruhumda.
Yüreğinin hudutları yetmez seni unutamamayı dahi tahayyül etmek.
Ki zaten yeterince sevseydin,
Sonu başından daha netameli yeni bir rüzgara kapılıp gitmezdin.
Cemre.Y.
Sen bilemezsin sevdiceğim seni özlemek nasıl bir yanardağ içimde.
Yüreğinin hudutları yetmez seni özlemeyi dahi tahayyül etmek.
Ki zaten yeterince sevebilseydin,
Nereye konacağı belirsiz bir kuşun kanadına kanıp çekip gitmezdin.
Sen bilemezsin ey benim mülteci sevdam,
Seni unutamamak nasıl bir zifiri yalnızlık ruhumda.
Yüreğinin hudutları yetmez seni unutamamayı dahi tahayyül etmek.
Ki zaten yeterince sevseydin,
Sonu başından daha netameli yeni bir rüzgara kapılıp gitmezdin.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
13 Kasım 2018 Salı
Değer Di
...Değer Di...
Ömre dair bana yakışan ne çok başlangıç kaçırdım ah!
Ne çok da bitiş'e de, biten taraf olmaya hiç yakışmadığım gibi.
Ne çok gönül yorgunluğuma denk geldi de olmadı olasılıklarım,
Ne çok gelecek umutsuzluğuma denk geldi de olmadı kararsızlıklarım.
Ne çok "Hayır!" çektim, "Evet!"lerim birkaç adetken.
Ama en çok...
İmkansız'ın imkansız hallerine, ne çok gözyaşı dökmüşümdür kim bilir?
Üstelik, madalyam filan da yok ha dürüstlüğüme, namusuma dair!
Arada bir gün geceye karışınca,
Kendi kendime konuşurken yakalıyorum kendimi.
Penceremi açıp yıldızlara bakıyorum uzun uzun.
Tek bir kelime edip,
Sigaramın dumanını yıldızların yüzüne üfleyip soruyorum kendime!
"Değdi mi?"
Yüreğimin içi kavruluyor ama cevabımı duyuyorum içimden,
"Aşk'ı, sevda'yı, yürek içinin kalp atışını çokça biliyorsun en azından,
Her şeye rağmen!
Değer di!"
Cemre.Y.
Ömre dair bana yakışan ne çok başlangıç kaçırdım ah!
Ne çok da bitiş'e de, biten taraf olmaya hiç yakışmadığım gibi.
Ne çok gönül yorgunluğuma denk geldi de olmadı olasılıklarım,
Ne çok gelecek umutsuzluğuma denk geldi de olmadı kararsızlıklarım.
Ne çok "Hayır!" çektim, "Evet!"lerim birkaç adetken.
Ama en çok...
İmkansız'ın imkansız hallerine, ne çok gözyaşı dökmüşümdür kim bilir?
Üstelik, madalyam filan da yok ha dürüstlüğüme, namusuma dair!
Arada bir gün geceye karışınca,
Kendi kendime konuşurken yakalıyorum kendimi.
Penceremi açıp yıldızlara bakıyorum uzun uzun.
Tek bir kelime edip,
Sigaramın dumanını yıldızların yüzüne üfleyip soruyorum kendime!
"Değdi mi?"
Yüreğimin içi kavruluyor ama cevabımı duyuyorum içimden,
"Aşk'ı, sevda'yı, yürek içinin kalp atışını çokça biliyorsun en azından,
Her şeye rağmen!
Değer di!"
Cemre.Y.
Labels:
aşk,
cevap,
değer,
duman,
gece,
gönül,
gözyaşı,
her şey,
imkansız,
kara kış,
karar,
kim bilir,
namus,
ne çok,
olası,
olmadı,
ömür,
sevda
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
12 Kasım 2018 Pazartesi
Ne Bileyim
…Ne Bileyim…
Ne bileyim misal ben bir huzur evinin verandasında
Elimdeki kitabın harflerini seçmeye çalışırken akşamüstü olmuş
Biraz üşür gibi olmuşum da içim titremiş,
Ansızın biri ceketini uzatmış omzuma…
Ben de karşı sandalyemde durup duran sarınmayı unuttuğum şalımı ona.
Ne bileyim misal ilk iliği yanlış ilikledik diye,
En sonuncuya gelmeden daha ikinci ilmekte,
Başıyla sonuna, aynada olsun, bir baksaydık bir mesela...
Bakınca oluşan asimetriye sebep, yanlış ilikten başladığımızı fark edip,
En baştakinin iliğini çözüp sil baştan başlayabilseydik.
En sonuncuya gelince elinde bir fazla düğmeyle şaşa kalmalar olmazdı elbette!
İliklenecek bir ilmeksizlikle baş başa kalmamaklar olmazdı elbette!
Ya da ne bileyim ömrümüze yeni göletler, göller, denizler açmışken,
Hiç yoktan ardımızda bıraktıklarımız umman mıydı ki yi merak etmeyi es geçseydik!
Yüreğimizdeki kıpırtıları sadece birer taşikardi zannnetmeseydik de sahiplenseydik!
Ne bileyim misal ben daha keşfedilmemiş bir sahil kasabasının balıkçı lokantasında,
Elimdeki kahve fincanınımdan kader çarklarımı seçmeye çalışırken akşamüstü olmuş,
Biraz üşür gibi olmuşum da içim titremiş,
Ansızın biri ceketini uzatmış omzuma…
Ben de karşı sandalyemde durup duran sarınmayı unuttuğum şalımı ona.
O, orada kalmış kendi geçmişlerinin iliksiz düğmeleriyle,
Ben zaten iliksiz, düğmesiz kullanıyormuşum bütün varlıklarımı.
Ne bileyim, artık mıknatıslı çıt çıtlı şeyler giyiniyormuşum!
Sondan mı başlamışım, ilkden mi umuru değilmiş mekanizmanın,
Bir kere giydiysen onu…
Seni eksiklerinle, yanlışlarınla sorgulatmıyormuş!
Öyle ya zaman, uzay çağında!
"Çıt!" diye bütün hayaller doğru kodlanıyormuş!
Öyle ya zaman, uzay çağında!
Misal, evladın sana aynı anadan, aynı babadan kader farkıyla aynı aidiyette doğarmış.
Ne bileyim, aynı evlat olacağını bilsem, nice tohum'a da şans verirdim amma!
Deli gömleğinin bağlanma noktalarının ipli mi yoksa,
Don lastikli mi olduğunu düşünmekten daha güzel bir hayal bence!
Be hey insan oğlu…
Sen ne vakit…
O derin uykulu zaman dilimini eksiksiz ve deliksiz ve derin uykulu üç saati geçtin?
"Derin uyumuşum anne'm" demişti kızım son bende kalışında…
"Oh ne güzel değil mi kuzum, nicedir dinlenemediğin kadar,
Nihayet, dinlenmişsin be yavrum!" demiştim ona.
"Öyle deme anne'm…
En çok sen biliyorsun derin uyku'dan ne kadar nefret ettiğimi!" demiş ti ya!
Yavrum…
Çünkü o, es kaza, derin uykuya dalarsa…
Onun, ben ona gelene kadar,
Uykulu gözlerinin yorgunluğunu sırtına her sardığında!
O kendini savunuyordu, ben kendimi!
Ertesi günü ona hatırlatmak!
Onu sırtıma yüklenip, onca saat boyunca ona sıcak,
Çok sıcak yuva sunmaya çok geç kalmıştık çoktan.
Bunu, o gece, birbirimizin, yangın isi suratlarımızdan çoktan anlamıştım ben.
Ne bileyim, gerisi uyak, gerisi kafiye eksiği, gerisi alınmacalı redifli.
Cemre.Y.
Elimdeki kitabın harflerini seçmeye çalışırken akşamüstü olmuş
Biraz üşür gibi olmuşum da içim titremiş,
Ansızın biri ceketini uzatmış omzuma…
Ben de karşı sandalyemde durup duran sarınmayı unuttuğum şalımı ona.
Ne bileyim misal ilk iliği yanlış ilikledik diye,
En sonuncuya gelmeden daha ikinci ilmekte,
Başıyla sonuna, aynada olsun, bir baksaydık bir mesela...
Bakınca oluşan asimetriye sebep, yanlış ilikten başladığımızı fark edip,
En baştakinin iliğini çözüp sil baştan başlayabilseydik.
En sonuncuya gelince elinde bir fazla düğmeyle şaşa kalmalar olmazdı elbette!
İliklenecek bir ilmeksizlikle baş başa kalmamaklar olmazdı elbette!
Ya da ne bileyim ömrümüze yeni göletler, göller, denizler açmışken,
Hiç yoktan ardımızda bıraktıklarımız umman mıydı ki yi merak etmeyi es geçseydik!
Yüreğimizdeki kıpırtıları sadece birer taşikardi zannnetmeseydik de sahiplenseydik!
Ne bileyim misal ben daha keşfedilmemiş bir sahil kasabasının balıkçı lokantasında,
Elimdeki kahve fincanınımdan kader çarklarımı seçmeye çalışırken akşamüstü olmuş,
Biraz üşür gibi olmuşum da içim titremiş,
Ansızın biri ceketini uzatmış omzuma…
Ben de karşı sandalyemde durup duran sarınmayı unuttuğum şalımı ona.
O, orada kalmış kendi geçmişlerinin iliksiz düğmeleriyle,
Ben zaten iliksiz, düğmesiz kullanıyormuşum bütün varlıklarımı.
Ne bileyim, artık mıknatıslı çıt çıtlı şeyler giyiniyormuşum!
Sondan mı başlamışım, ilkden mi umuru değilmiş mekanizmanın,
Bir kere giydiysen onu…
Seni eksiklerinle, yanlışlarınla sorgulatmıyormuş!
Öyle ya zaman, uzay çağında!
"Çıt!" diye bütün hayaller doğru kodlanıyormuş!
Öyle ya zaman, uzay çağında!
Misal, evladın sana aynı anadan, aynı babadan kader farkıyla aynı aidiyette doğarmış.
Ne bileyim, aynı evlat olacağını bilsem, nice tohum'a da şans verirdim amma!
Deli gömleğinin bağlanma noktalarının ipli mi yoksa,
Don lastikli mi olduğunu düşünmekten daha güzel bir hayal bence!
Be hey insan oğlu…
Sen ne vakit…
O derin uykulu zaman dilimini eksiksiz ve deliksiz ve derin uykulu üç saati geçtin?
"Derin uyumuşum anne'm" demişti kızım son bende kalışında…
"Oh ne güzel değil mi kuzum, nicedir dinlenemediğin kadar,
Nihayet, dinlenmişsin be yavrum!" demiştim ona.
"Öyle deme anne'm…
En çok sen biliyorsun derin uyku'dan ne kadar nefret ettiğimi!" demiş ti ya!
Yavrum…
Çünkü o, es kaza, derin uykuya dalarsa…
Onun, ben ona gelene kadar,
Uykulu gözlerinin yorgunluğunu sırtına her sardığında!
O kendini savunuyordu, ben kendimi!
Ertesi günü ona hatırlatmak!
Onu sırtıma yüklenip, onca saat boyunca ona sıcak,
Çok sıcak yuva sunmaya çok geç kalmıştık çoktan.
Bunu, o gece, birbirimizin, yangın isi suratlarımızdan çoktan anlamıştım ben.
Ne bileyim, gerisi uyak, gerisi kafiye eksiği, gerisi alınmacalı redifli.
Cemre.Y.
Labels:
akşam,
ayna,
düşün,
eksik,
elbette,
fark,
geçmiş,
huzur,
kader,
kahve,
karşı,
kitap,
merak,
mesela,
mey,
ömrüm,
sahil,
yangın,
yanlış
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Belirsizlik
|
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
11 Kasım 2018 Pazar
Gelme Lütfen
...Gelme Lütfen...
Sonu netameli, şüpheli,
Sonu netameli, şüpheli,
Geleneksel o girizgahları aşmıştık ya hani çoktan!
Daha önsöz'lü ilk cümlesi bile yazılamamıştı bizim şiirimizin,
Gerek var mıydı onca laf-ı güzafa...
Onca vakit sonra bir rüzgar esmişti en sam yelinden,
Onca zaman sonra hayallerime yeşillenecektim yeniden,
Senin...
Acelen vardı belli ki, bir motorsiklet arası sevda yudumlamaya,
Ancak ömürlük bir aminin yeterdi bana!
Diledin,
Sen'dim.
Derin bir yudum çektin içimden,
Ağır geldim belli ki...
Gittin.
Sonra bir kere daha estin bana rüzgarın en melteminden,
Uçup geldin bana...
Ertesinde uçup gidecek kadar çok korktun belli ki!
Diledin,
Sen'dim.
Gittin.
Bir daha da, bana çeyrek gelme lütfen!
Sonu netameli, şüpheli,
Daha önsöz'lü ilk cümlesi bile yazılamamıştı bizim şiirimizin,
Gerek var mıydı onca laf-ı güzafa...
Onca vakit sonra bir rüzgar esmişti en sam yelinden,
Onca zaman sonra hayallerime yeşillenecektim yeniden,
Senin...
Acelen vardı belli ki, bir motorsiklet arası sevda yudumlamaya,
Ancak ömürlük bir aminin yeterdi bana!
Diledin,
Sen'dim.
Derin bir yudum çektin içimden,
Ağır geldim belli ki...
Gittin.
Sonra bir kere daha estin bana rüzgarın en melteminden,
Uçup geldin bana...
Ertesinde uçup gidecek kadar çok korktun belli ki!
Diledin,
Sen'dim.
Gittin.
Bir daha da, bana çeyrek gelme lütfen!
Sonu netameli, şüpheli,
Geleneksel o girizgahları aşmıştık ya hani çoktan!
Daha önsöz'lü ilk cümlesi bile yazılamamıştı bizim şiirimizin,
Gerek var mıydı onca laf-ı güzafa...
Onca vakit sonra bir rüzgar esmişti en sam yelinden,
Onca zaman sonra hayallerime yeşillenecektim yeniden,
Senin...
Acelen vardı belli ki, bir motorsiklet arası sevda yudumlamaya,
Kal...
Orada!
Senin rüzgarın bana dair'li değil ey ömrü şaşmış adam!
Hiç de yönüne yan olmak için bi-taraf değilim.
Benim kalıbım belli...
Son'un son değilse niyeti...
"Eyvallah!"der geçerim hani.
Ama sen...
Gelme lütfen!
Cemre.Y.
Daha önsöz'lü ilk cümlesi bile yazılamamıştı bizim şiirimizin,
Gerek var mıydı onca laf-ı güzafa...
Onca vakit sonra bir rüzgar esmişti en sam yelinden,
Onca zaman sonra hayallerime yeşillenecektim yeniden,
Senin...
Acelen vardı belli ki, bir motorsiklet arası sevda yudumlamaya,
Kal...
Orada!
Senin rüzgarın bana dair'li değil ey ömrü şaşmış adam!
Hiç de yönüne yan olmak için bi-taraf değilim.
Benim kalıbım belli...
Son'un son değilse niyeti...
"Eyvallah!"der geçerim hani.
Ama sen...
Gelme lütfen!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
10 Kasım 2018 Cumartesi
Kaç Kere
…Kaç Kere…
Kaç kere unuttum onu,
Hatırlamıyorum,
Kaç kere de yeniden sevdalandım aynı adama,
Öyle karşılıksız, uçsuz bucaksız,
Uzaktan uzağa...
Cemre.Y.
Kaç kere unuttum onu,
Hatırlamıyorum,
Kaç kere de yeniden sevdalandım aynı adama,
Öyle karşılıksız, uçsuz bucaksız,
Uzaktan uzağa...
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Yol Bitiyor
...Yol Bitiyor...
Tamam artık susun bayım, daha fazla konuşmayalım,
Sonuçta bu konuştuklarınız duygusal devinimler filan değil,
Hepi topu mantıksal mentallarin birleştiği birer açık oturum.
Farkındaysanız da,
Nicedir ben, kapı kenarından sizi dinliyorum.
Yoksa kim sevmezdi ki şöyle cam kenarı huzura,
Yanında koltuk kenarına çoktan razıyken,
Senin üşüme ihtimaline hayıflanan gerçek birer dostluğu!
Hoşça kalın bayım, sizi de buruk bir tebessümle anacağım.
Olmayan babam gibi, olmayan kız kardeşim gibi,
Hiç olmayan sevdam, hiç olmayacak geleceğim gibi anacağım.
Yoksa kim hayal ettikçe inanmak istemezdi,
"Bundan sonra yanında ben varım." yalanına!
Bir yer geliyor, yolun sonu görünüyor sen istemesen de,
Ve bir yer geliyor...
Ona giden bütün yollar, on'da kalan bütün yollar bitiyor.
Ve yol bitiyor, artık benim yolum, yönüm falan kalmıyor!
Var, git, seçtiğin yoluna be adam,
Seçtiğin o yollar ışıkla dolsun ama ben yokum!
Merak etme beni, beni merak etme!
Öyle gereksiz, geç kalan vicdan azabına da mahal yok hani!
Sen hiç yokken nasılsam oraya dönmeye çalışıyorum ben!
Bir yerlerden devam edeceğim elbet!
Yol...
Bitiyorsa...
"Ne gerek var!" diyerek!
Ve bir yer geliyor…
Ona giden bütün yollar, on'da kalan bütün yollar bitiyor.
Ve yol bitiyor, artık benim yolum, yönüm falan kalmıyor!
Artık hangi kilidime uyacak anahtarım bulunur bilemem ama.
Yüreğimin kırılgan kelebekleri kurumuştur çoktan, uymaz artık yani!
Tamam artık susun bayım, daha fazla konuşmayalım,
Sonuçta bu konuştuklarınız duygusal devinimler filan değil,
Hepi topu mantıksal mentallarin birleştiği birer açık oturum.
Farkındaysanız da nicedir ben, kapı kenarından sizi dinliyorum.
Cam kenarları, can kenarlarına çoktan ayrılmış,
Koridor araları can kenarlarına korumalı monte edilmiş içten!
Ben orta koridorda,
Sıkılmış yolcuların böğrüne böğrüne basılan nemli halısı!
Çoktan limit aşımım geçmiş, üstelik de yıl sonu satış arttırma çabası!
Ucuzundan bir halı döşenir, enflasyon'un yalan rakamlarına uygun.
Sonra, bakılır, hayatın kıvamına da…
Ve bir yer geliyor...
Ona giden bütün yollar, on'da kalan bütün yollar bitiyor.
Ve yol bitiyor, artık benim yolum, yönüm falan kalmıyor!
Var, git, seçtiğin yoluna be adam,
Seçtiğin o yollar ışıkla dolsun ama ben yokum!
Merak etme beni, beni merak etme!
Öyle gereksiz, geç kalan vicdan azabına da mahal yok hani!
Sen hiç yokken nasılsam oraya dönmeye çalışıyorum ben!
Bir yerlerden devam edeceğim elbet!
Yol, yine bitiyorsa,
"Ne gerek var!" diyerek, geriye kalan ne kadar ömrüm varsa!
Cemre.Y.
Tamam artık susun bayım, daha fazla konuşmayalım,
Sonuçta bu konuştuklarınız duygusal devinimler filan değil,
Hepi topu mantıksal mentallarin birleştiği birer açık oturum.
Farkındaysanız da,
Nicedir ben, kapı kenarından sizi dinliyorum.
Yoksa kim sevmezdi ki şöyle cam kenarı huzura,
Yanında koltuk kenarına çoktan razıyken,
Senin üşüme ihtimaline hayıflanan gerçek birer dostluğu!
Hoşça kalın bayım, sizi de buruk bir tebessümle anacağım.
Olmayan babam gibi, olmayan kız kardeşim gibi,
Hiç olmayan sevdam, hiç olmayacak geleceğim gibi anacağım.
Yoksa kim hayal ettikçe inanmak istemezdi,
"Bundan sonra yanında ben varım." yalanına!
Bir yer geliyor, yolun sonu görünüyor sen istemesen de,
Ve bir yer geliyor...
Ona giden bütün yollar, on'da kalan bütün yollar bitiyor.
Ve yol bitiyor, artık benim yolum, yönüm falan kalmıyor!
Var, git, seçtiğin yoluna be adam,
Seçtiğin o yollar ışıkla dolsun ama ben yokum!
Merak etme beni, beni merak etme!
Öyle gereksiz, geç kalan vicdan azabına da mahal yok hani!
Sen hiç yokken nasılsam oraya dönmeye çalışıyorum ben!
Bir yerlerden devam edeceğim elbet!
Yol...
Bitiyorsa...
"Ne gerek var!" diyerek!
Ve bir yer geliyor…
Ona giden bütün yollar, on'da kalan bütün yollar bitiyor.
Ve yol bitiyor, artık benim yolum, yönüm falan kalmıyor!
Artık hangi kilidime uyacak anahtarım bulunur bilemem ama.
Yüreğimin kırılgan kelebekleri kurumuştur çoktan, uymaz artık yani!
Tamam artık susun bayım, daha fazla konuşmayalım,
Sonuçta bu konuştuklarınız duygusal devinimler filan değil,
Hepi topu mantıksal mentallarin birleştiği birer açık oturum.
Farkındaysanız da nicedir ben, kapı kenarından sizi dinliyorum.
Cam kenarları, can kenarlarına çoktan ayrılmış,
Koridor araları can kenarlarına korumalı monte edilmiş içten!
Ben orta koridorda,
Sıkılmış yolcuların böğrüne böğrüne basılan nemli halısı!
Çoktan limit aşımım geçmiş, üstelik de yıl sonu satış arttırma çabası!
Ucuzundan bir halı döşenir, enflasyon'un yalan rakamlarına uygun.
Sonra, bakılır, hayatın kıvamına da…
Ve bir yer geliyor...
Ona giden bütün yollar, on'da kalan bütün yollar bitiyor.
Ve yol bitiyor, artık benim yolum, yönüm falan kalmıyor!
Var, git, seçtiğin yoluna be adam,
Seçtiğin o yollar ışıkla dolsun ama ben yokum!
Merak etme beni, beni merak etme!
Öyle gereksiz, geç kalan vicdan azabına da mahal yok hani!
Sen hiç yokken nasılsam oraya dönmeye çalışıyorum ben!
Bir yerlerden devam edeceğim elbet!
Yol, yine bitiyorsa,
"Ne gerek var!" diyerek, geriye kalan ne kadar ömrüm varsa!
Cemre.Y.
Labels:
adam,
anahtar,
bayım,
can kırıkları,
dost,
duygu,
etme,
geçmiş,
gereksiz,
hoşça kal,
ışık,
ihtimal,
kardeş,
nicedir,
ömrüm,
vicdan,
yalan,
yolcu
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
9 Kasım 2018 Cuma
Kerpiç
...Kerpiç...
Temeli kerpiç olanın,
Üstü beton tutmaz kızım derdi rahmetli anam.
Ne vakit, umuda yaslasam yorgun omzumu,
Ne zaman geleceğe inansam,
Geçmişimle şimdim ele ele tutuşup
Geleceğim bana gelemesin diye,
Sarsarlar dayandığım umudumu.
Ben ne vakit...
Hayatımı en sıfırından inşa etmeye kalksam,
Deprem olur, savaş olur,
Kriz olur da elimde kalır kerpiç duvarlar.
Ben ne vakit geleceğe dair umutlansam,
Aşk gider, sevda biter,
Şefkat söner de elimde kalır can kırıkları.
Temeli kerpiç olanın,
Üstü beton tutmaz kızım derdi rahmetli anam.
İnsan olanın eyledikleri neyse de peki ya yaradan?
O ne diye kul diye biçtiği bu ruhu,
Hep kerpice mahkum eyledi?
Demem o ki;
Ömrümüz nefes almaktan ibretli geçecektiyse,
Ne gerek vardı onca spermi yarış ettirmeye!
Sakın bana imtihan deme.
Bana sorulsaydı...
Ben bu hayat denen okulun sperminden asardım.
Kalubela denen o safsata gerçek olmuş olsaydı.
Bilirdim başıma gelecekleri de,
Hiç değilse hep orada kalırdım.
Cemre.Y.
Temeli kerpiç olanın,
Üstü beton tutmaz kızım derdi rahmetli anam.
Ne vakit, umuda yaslasam yorgun omzumu,
Ne zaman geleceğe inansam,
Geçmişimle şimdim ele ele tutuşup
Geleceğim bana gelemesin diye,
Sarsarlar dayandığım umudumu.
Ben ne vakit...
Hayatımı en sıfırından inşa etmeye kalksam,
Deprem olur, savaş olur,
Kriz olur da elimde kalır kerpiç duvarlar.
Ben ne vakit geleceğe dair umutlansam,
Aşk gider, sevda biter,
Şefkat söner de elimde kalır can kırıkları.
Temeli kerpiç olanın,
Üstü beton tutmaz kızım derdi rahmetli anam.
İnsan olanın eyledikleri neyse de peki ya yaradan?
O ne diye kul diye biçtiği bu ruhu,
Hep kerpice mahkum eyledi?
Demem o ki;
Ömrümüz nefes almaktan ibretli geçecektiyse,
Ne gerek vardı onca spermi yarış ettirmeye!
Sakın bana imtihan deme.
Bana sorulsaydı...
Ben bu hayat denen okulun sperminden asardım.
Kalubela denen o safsata gerçek olmuş olsaydı.
Bilirdim başıma gelecekleri de,
Hiç değilse hep orada kalırdım.
Cemre.Y.
Labels:
anam,
aşk,
deprem,
duvar,
etme,
geçmiş,
hayat,
insan,
kızım,
mahkum,
nefes,
ömrüm,
rahmetli,
sakın,
vakit,
yorgun,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Günaydın
|
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
8 Kasım 2018 Perşembe
Küfürsüz
...Küfürsüz...
Acıların anıları vardır,
Anıların acıları olduğu kadar!
Aşkların sevdaları vardır,
Sevdaların aşk olduğu kadar!
Ayrılıkların kavuşmaları vardır,
Kavuşmaların ayrılığı olduğu kadar!
Şimdi doktorlar çıkmışlar ekranlara çarşaf çarşaf;
"Bir aşkın veda acısını altı aya indirdik." diyorlar!
"Yerine yenisi konulursa unutuluyor." diyorlar.
Aşık olduğuna, sevdalandığına,
Bir kere bile "Sevdiceğim." dememiş bir insan evladına,
Sevdiceğini bir kere bile uyurken seyretmemiş bir insan evladına,
Nasıl küfürsüz anlatabilirsin ki aşkı, sevdayı, yanmayı,
Hele sonlar ebede varmamışsa,
Yıllar boyu aynı kaseti başa sarıp durmayı,
Tek bir hata oranı kendinde kalmayana kadar,
O yokken bile yeniden yeniden hatırlamayı nasıl anlatabilirsin ki küfürsüz!
"Ulan okuduğunuz kitapların bütün harflerini size diktiklerim!
Altı ayda yenisini yelken açınca aşk acısı unutulmuyor,
Olunsa olunsa orospu ya da pezevenk olunuyor!"
İyisi mi sen "Sevdiceğim" in ne demek olduğunu öğren önce.
Öyle ay bu da olmadı yerine yenisi gelsin deyince olmuyor o işler!
Bu oyunda ben yoktum, yokum, çünkü o, öyle kolay unutulmuyor!"
Cemre.Y.
Anıların acıları olduğu kadar!
Aşkların sevdaları vardır,
Sevdaların aşk olduğu kadar!
Ayrılıkların kavuşmaları vardır,
Kavuşmaların ayrılığı olduğu kadar!
Şimdi doktorlar çıkmışlar ekranlara çarşaf çarşaf;
"Bir aşkın veda acısını altı aya indirdik." diyorlar!
"Yerine yenisi konulursa unutuluyor." diyorlar.
Aşık olduğuna, sevdalandığına,
Bir kere bile "Sevdiceğim." dememiş bir insan evladına,
Sevdiceğini bir kere bile uyurken seyretmemiş bir insan evladına,
Nasıl küfürsüz anlatabilirsin ki aşkı, sevdayı, yanmayı,
Hele sonlar ebede varmamışsa,
Yıllar boyu aynı kaseti başa sarıp durmayı,
Tek bir hata oranı kendinde kalmayana kadar,
O yokken bile yeniden yeniden hatırlamayı nasıl anlatabilirsin ki küfürsüz!
"Ulan okuduğunuz kitapların bütün harflerini size diktiklerim!
Altı ayda yenisini yelken açınca aşk acısı unutulmuyor,
Olunsa olunsa orospu ya da pezevenk olunuyor!"
İyisi mi sen "Sevdiceğim" in ne demek olduğunu öğren önce.
Öyle ay bu da olmadı yerine yenisi gelsin deyince olmuyor o işler!
Bu oyunda ben yoktum, yokum, çünkü o, öyle kolay unutulmuyor!"
Cemre.Y.
Labels:
acı,
anı,
aşk,
ayrı,
çarşaf,
etme,
hata,
insan,
kitap,
küfür,
öyle,
sevda,
sevdiceğim,
veda,
yelken
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
7 Kasım 2018 Çarşamba
Buseler
|
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
6 Kasım 2018 Salı
Hatırla
…Hatırla…
Eski İstanbul'un yüksek yokuşlu,
Arnavut kaldırımlarını yürürken durup dinlendi kadın,
Şöyle bir ardına baktı,
Yorgunluğuna inat olsun diye bir sigara daha yaktı,
Dumanını üfledi.
Tıknaz tıkanıklı öksürük nöbetlerine bir yenisini daha ekledi.
Şimdi her şeyi ne kadar da net hatırlıyordu.
Oysa, ciğer yorgunluğunun asıl müsebbibi astım'a,
O en soğuk zemheri ayazlarından birindeki,
O gece yakalanmıştı daha sekiz aylıkken.
Kim bilir açlıktan mı,
Yoksa şefkatsizlikten mi, ya da sevgisizlikten mi bilinmez!
Sürekli ağlıyordu, tahta beşikteki ilk evlat ben, kız bebeyken,
Köy kahvesinden yine geç,
Yine zil zurna sarhoş dönmüştü babası,
Yine anasına musallat olmuştu,
Yine anason kokusuna gark olmuş,
Az önce göğsüne göğsüne vuran o cani adama,
Kan kusmalı mide bulantılarıyla,
Sevişmelere niyet eylemelere zorla karşılık bulmuştu çabası.
Tahta beşikteki kız sürekli ağlıyordu,
Anası yorgundu, anası biçare,
Adama rica da bulundu,
"N'olur şu beşiği biraz da sen sallasan,
Kız uyusa, ondan sonra…" diye!
İlk defa bir sözünü ikiletmemişti kocası.
Anası kim bilir kaç yüz yıldır yorgun, uyuyakalmıştı!
Sonra uzunca bir zamandan sonraki sessizlikten sonra,
Babası uyandırdı anasını,
"Hadi be hatun, bak dediğini yaptım,
Gaz lambası sönmek üzere!"
Aylar sonra nihayet,
Dayak yorgunluğunu dahi atmıştı kadın,
"Peki!" dedi,
"Hadi madem!"
Bütün yorgunluklar susunca sarmaş dolaş uyudular sonra,
Nihayetinde biri dövmekten,
Diğeri dövülmekten can çekişmeyteydi belli ki,
Tan yeri ağarmaya yakın ana uyandı rüyasından,
Nicedir ağlayan bebe nasıl olup da o gece susmuştu!
Uykulu gözleriyle elleri aradı tahta beşiği yoktu!
Gözünü açtı, tek oda bakla sofa evini taradı gözleri yoktu!
Hırsla babasını sarsaladı,
"Herif!
Kız nerede, en son sen sallamıştın!"
"Dışarıya çıkarttım onu!" demişti şuursuz!
"Ama sakın bana kızma, bak sustu!" demişti.
Anası onu bulduğunda,
Tahta beşiğinin üstü, kardan görünmez olmuştu.
Bebek üç gün süt emmemiş, üç gün ağlamamıştı.
Üç günün sonundaysa,
Kızamık olmuştu ve gözlerinin biri,
Diğerinden ayrı bakıyordu!
Beşinci gün anası dedesinin kapısına çoktan koyulmuştu.
Zaman sonra,
Kız bebek memeyi reddetmeye devam ettikçe anladılar ki
Anası o geceden yine gebeydi, üstelik ebe,
Bu sefer oğlan evlat müjdesi vermişti.
Araya aracılar kondu hemen, barıştırıldı aile birliği!
Hazır hatırlamaya başlamışken, bir sigara daha yaktı kadın,
Hatırladıkça büyüdüklerini sanan insanların aksine,
Hatırladıkça paralel evrenler arası,
Raks edip küçülüyordu kadın kız bebe!
Yoksa sizin bütün hayatınızda,
Hep hatırlanası şeyler yaşandı diye,
Hayıflanmanız gerekmez bütün herkese!
Çünkü bana göre hatırlamak!
Unutmaya çalıştıklarımı en baştan yaşamak demek!
Maalesef ki, seçemiyoruz!
"Sadece,
En lazım olanları hatırlamak istiyorum!" gibi bir seçenek.
Misal, çok korkuyorum
O da yıllar sonra bana baba'm olarak döndüğünde,
Ben artık orada olmayabilirim diye!
Çünkü hatırlamak istemiyorum,
Zaman, ne zalım bir şey değil mi azizim?
Şimdiyi affettin diyelim,
Ya o daha minnacıkken,
"Kız evlat doğmuş!" etiketli o bebek!
Ya daha…
Büyüyeyim mi dilerseniz!
Neyse ya neyse,
Başa sarmayalım sarmalı, unutalım iyisi mi!
Arnavut kaldırımlı yokuşun sonuna baktı kadın,
Bir sigara daha yaktı, yola devam etti.
Her yolun bir sonu vardır nihayetinde değil mi,
Giden ömür olsa dahi!
Cemre.Y.
Arnavut kaldırımlarını yürürken durup dinlendi kadın,
Şöyle bir ardına baktı,
Yorgunluğuna inat olsun diye bir sigara daha yaktı,
Dumanını üfledi.
Tıknaz tıkanıklı öksürük nöbetlerine bir yenisini daha ekledi.
Şimdi her şeyi ne kadar da net hatırlıyordu.
Oysa, ciğer yorgunluğunun asıl müsebbibi astım'a,
O en soğuk zemheri ayazlarından birindeki,
O gece yakalanmıştı daha sekiz aylıkken.
Kim bilir açlıktan mı,
Yoksa şefkatsizlikten mi, ya da sevgisizlikten mi bilinmez!
Sürekli ağlıyordu, tahta beşikteki ilk evlat ben, kız bebeyken,
Köy kahvesinden yine geç,
Yine zil zurna sarhoş dönmüştü babası,
Yine anasına musallat olmuştu,
Yine anason kokusuna gark olmuş,
Az önce göğsüne göğsüne vuran o cani adama,
Kan kusmalı mide bulantılarıyla,
Sevişmelere niyet eylemelere zorla karşılık bulmuştu çabası.
Tahta beşikteki kız sürekli ağlıyordu,
Anası yorgundu, anası biçare,
Adama rica da bulundu,
"N'olur şu beşiği biraz da sen sallasan,
Kız uyusa, ondan sonra…" diye!
İlk defa bir sözünü ikiletmemişti kocası.
Anası kim bilir kaç yüz yıldır yorgun, uyuyakalmıştı!
Sonra uzunca bir zamandan sonraki sessizlikten sonra,
Babası uyandırdı anasını,
"Hadi be hatun, bak dediğini yaptım,
Gaz lambası sönmek üzere!"
Aylar sonra nihayet,
Dayak yorgunluğunu dahi atmıştı kadın,
"Peki!" dedi,
"Hadi madem!"
Bütün yorgunluklar susunca sarmaş dolaş uyudular sonra,
Nihayetinde biri dövmekten,
Diğeri dövülmekten can çekişmeyteydi belli ki,
Tan yeri ağarmaya yakın ana uyandı rüyasından,
Nicedir ağlayan bebe nasıl olup da o gece susmuştu!
Uykulu gözleriyle elleri aradı tahta beşiği yoktu!
Gözünü açtı, tek oda bakla sofa evini taradı gözleri yoktu!
Hırsla babasını sarsaladı,
"Herif!
Kız nerede, en son sen sallamıştın!"
"Dışarıya çıkarttım onu!" demişti şuursuz!
"Ama sakın bana kızma, bak sustu!" demişti.
Anası onu bulduğunda,
Tahta beşiğinin üstü, kardan görünmez olmuştu.
Bebek üç gün süt emmemiş, üç gün ağlamamıştı.
Üç günün sonundaysa,
Kızamık olmuştu ve gözlerinin biri,
Diğerinden ayrı bakıyordu!
Beşinci gün anası dedesinin kapısına çoktan koyulmuştu.
Zaman sonra,
Kız bebek memeyi reddetmeye devam ettikçe anladılar ki
Anası o geceden yine gebeydi, üstelik ebe,
Bu sefer oğlan evlat müjdesi vermişti.
Araya aracılar kondu hemen, barıştırıldı aile birliği!
Hazır hatırlamaya başlamışken, bir sigara daha yaktı kadın,
Hatırladıkça büyüdüklerini sanan insanların aksine,
Hatırladıkça paralel evrenler arası,
Raks edip küçülüyordu kadın kız bebe!
Yoksa sizin bütün hayatınızda,
Hep hatırlanası şeyler yaşandı diye,
Hayıflanmanız gerekmez bütün herkese!
Çünkü bana göre hatırlamak!
Unutmaya çalıştıklarımı en baştan yaşamak demek!
Maalesef ki, seçemiyoruz!
"Sadece,
En lazım olanları hatırlamak istiyorum!" gibi bir seçenek.
Misal, çok korkuyorum
O da yıllar sonra bana baba'm olarak döndüğünde,
Ben artık orada olmayabilirim diye!
Çünkü hatırlamak istemiyorum,
Zaman, ne zalım bir şey değil mi azizim?
Şimdiyi affettin diyelim,
Ya o daha minnacıkken,
"Kız evlat doğmuş!" etiketli o bebek!
Ya daha…
Büyüyeyim mi dilerseniz!
Neyse ya neyse,
Başa sarmayalım sarmalı, unutalım iyisi mi!
Arnavut kaldırımlı yokuşun sonuna baktı kadın,
Bir sigara daha yaktı, yola devam etti.
Her yolun bir sonu vardır nihayetinde değil mi,
Giden ömür olsa dahi!
Cemre.Y.
Labels:
affet,
anam,
anason,
bebek,
evlat,
İstanbul,
kadın,
kahve,
karşı,
neyse,
ömür,
sakın,
sarhoş,
sigara,
sonra,
şefkat,
uyku,
yorgun,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
5 Kasım 2018 Pazartesi
Ömür Dağı
...Ömür Dağı...
Şöyle bir durup düşündü kadın,
Yürüdüğü onca yollar boyunca,
Çoğu patikadan bozma, diken çiziği ayaklarına baktı,
Elleri, kolları orman kuytusu çalılık sıyrıklarıyla doluydu.
Yoruldu, durdu, dinlendi, nefeslendi.
Ömür denen o koca dağın etrafını dolanırken,
Ardına dönüp baktığında artık kanamıyordu yaraları.
Ne kadar yol alabildiğini görebilmeyi ne çok dilerdi oysa.
Halbuki yeşilleri sararıp dökülen,
Kurumaya başlamış yapraklardan başka bir şey görememişti.
Ne kadar yolu kaldığını görebilmeyi de ne çok dilerdi oysa.
Şimdiye değin alamadığı kadar derin bir nefes çekti içine,
Yüreğinin gözyaşları,
Genzinden nefes borusunu geçip, ciğerine süzülürken,
Hiç korkmadı,
Nefes borusuna kaçan o gözyaşlarıyla boğulup ölmekten.
Şöyle bir göğsünü gerip başını ve çenesini dikleştirdi.
Uzun uzun, yolunu da, sonunu da göremediği,
Ömür dağının tepesine baktı.
Ama sanki şimdi bulutlar daha bir pamuk şekeriydi,
Sanki güneş, elini uzatsa tutacak kadar yaklaşmıştı yüzüne.
Kendisine kestirme bir yol daha çizmeliydi hem de acilen.
Öyle ya ömür dağının tepesinde,
Onu masmavi bir hayal beklemekteydi.
Şimdiye değin ateşi çoktan harlamış olmalıydı sevdiceği,
Közün özünün bir yanında çay çoktan demini almış,
Şefkatini çoktan karmış,
Diğer özünde, telvesi cezvesine çoktan konmuş,
Suyu eklenecek bir sevda beklemekteydi.
Artık emindi kadın,
Deniz çok uzaklardaydı ama,
Küçücük bir göl de mavi ya da yeşil olamaz mıydı.
Şimdi daha bir emindi,
Yıllar boyunca kendisine tekrarladığı
O, "Güzel şeyler olacak!" ların hepsi,
Orada, onu beklemekteydi.
Dudağında biriken tebessümlerin,
Bütün burukluklarını temizledi,
Kenarlarına bol bol hayal ekti.
Gözlerine,
Sonbaharın bütün renklerini ışıklandırıp yoluna devam etti.
Ki zaten şimdiye değin,
Hayat ormanının sapalarında, ömür dağının eteklerinde,
Ardına dönüp dönüp bakmaktan,
Ulaşacağı ömre haylice de gecikmişti.
Artık ekimleri,
Kasımları, aralıkları geçip gitme vaktiydi.
Artık emindi kadın,
Deniz çok uzaklardaydı ama,
Küçücük bir göl de, mavi ya da yeşil olamaz mıydı?
Cemre.Y.
Şöyle bir durup düşündü kadın,
Yürüdüğü onca yollar boyunca,
Çoğu patikadan bozma, diken çiziği ayaklarına baktı,
Elleri, kolları orman kuytusu çalılık sıyrıklarıyla doluydu.
Yoruldu, durdu, dinlendi, nefeslendi.
Ömür denen o koca dağın etrafını dolanırken,
Ardına dönüp baktığında artık kanamıyordu yaraları.
Ne kadar yol alabildiğini görebilmeyi ne çok dilerdi oysa.
Halbuki yeşilleri sararıp dökülen,
Kurumaya başlamış yapraklardan başka bir şey görememişti.
Ne kadar yolu kaldığını görebilmeyi de ne çok dilerdi oysa.
Şimdiye değin alamadığı kadar derin bir nefes çekti içine,
Yüreğinin gözyaşları,
Genzinden nefes borusunu geçip, ciğerine süzülürken,
Hiç korkmadı,
Nefes borusuna kaçan o gözyaşlarıyla boğulup ölmekten.
Şöyle bir göğsünü gerip başını ve çenesini dikleştirdi.
Uzun uzun, yolunu da, sonunu da göremediği,
Ömür dağının tepesine baktı.
Ama sanki şimdi bulutlar daha bir pamuk şekeriydi,
Sanki güneş, elini uzatsa tutacak kadar yaklaşmıştı yüzüne.
Kendisine kestirme bir yol daha çizmeliydi hem de acilen.
Öyle ya ömür dağının tepesinde,
Onu masmavi bir hayal beklemekteydi.
Şimdiye değin ateşi çoktan harlamış olmalıydı sevdiceği,
Közün özünün bir yanında çay çoktan demini almış,
Şefkatini çoktan karmış,
Diğer özünde, telvesi cezvesine çoktan konmuş,
Suyu eklenecek bir sevda beklemekteydi.
Artık emindi kadın,
Deniz çok uzaklardaydı ama,
Küçücük bir göl de mavi ya da yeşil olamaz mıydı.
Şimdi daha bir emindi,
Yıllar boyunca kendisine tekrarladığı
O, "Güzel şeyler olacak!" ların hepsi,
Orada, onu beklemekteydi.
Dudağında biriken tebessümlerin,
Bütün burukluklarını temizledi,
Kenarlarına bol bol hayal ekti.
Gözlerine,
Sonbaharın bütün renklerini ışıklandırıp yoluna devam etti.
Ki zaten şimdiye değin,
Hayat ormanının sapalarında, ömür dağının eteklerinde,
Ardına dönüp dönüp bakmaktan,
Ulaşacağı ömre haylice de gecikmişti.
Artık ekimleri,
Kasımları, aralıkları geçip gitme vaktiydi.
Artık emindi kadın,
Deniz çok uzaklardaydı ama,
Küçücük bir göl de, mavi ya da yeşil olamaz mıydı?
Cemre.Y.
Labels:
acil,
bulut,
çay,
düşün,
gitme,
gözyaşı,
hayal,
kadın,
kahve,
kuytu,
küçücük,
mavi,
nefes,
oysa,
ömür,
renk,
sanki,
sevda,
yeşil
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
4 Kasım 2018 Pazar
Neyleyim
Labels:
aşk,
gönül,
hasret,
kader,
kardelen,
mey,
nicedir,
olası,
sevda,
sevdiceğim,
uçurum,
vakit,
vuslat
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Sahi Siz Nasıl Seviyorsunuz?
…Sahi Siz Nasıl Seviyorsunuz…
Sahi siz nasıl seviyorsunuz?
Önünüze bir fotoğrafı düşünce
Sahi siz nasıl seviyorsunuz?
Önünüze bir fotoğrafı düşünce
Piksel piksel büyütüp dudaklarından öpmeli mi yoksa...
O, yolunu seçti, varsın yolunda mutlu olsun diye iç geçirmeli mi?
Cemre.Y.
O, yolunu seçti, varsın yolunda mutlu olsun diye iç geçirmeli mi?
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Günaydın
…Günaydın…
Günaydın,
Günaydın,
Gülüşünün gül gamzesinden öptüğüm,
Gel seninle,
Gel seninle,
Sonbaharın yapraklarıyla,
Huzurlu bir kahvaltı yapalım.
Yüzümün anlamsız gülüşleri,
Yüzümün anlamsız gülüşleri,
Pazar sabahlarımın tek anlamı ol.
Cemre.Y.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Aşk Mı, O Ne Ki?
...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...
-
...Beni Soracak Olursan, İyiyim Ben... Ne zaman şiir kuşanacak olsam, Avuç içi kadar bir coğrafyaya, Şiir şiir iklimlerim geliverir aklıma! ...
-
...Öylece...Çekip Gitti... Biz! Birkaç güvercine mukabil razı olduk, "Sevdadandır." dedik. “İmkansızlıktan aşktandır” dedik. ...
-
…Gözlerin Diyorum Adam… Gözlerin diyorum adam gözlerin... Öyle b/akmasalardı yüreğime Şimdi böyle sana, Lal olabilir miydi dillerim... ...
-
...Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni... Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni; Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak. Yol'unmuş ...
-
...Gözlerin Diyorum Kadın... Gözlerin...diyorum kadın... İçi cehennem dışı cennetken! Gözlerin diyorum kadın! Annem gibi, kızım gibi, ...
-
...Lal-ü Aşk... Sevgilim... Lal-ü aşk yüklü, Bulutlar geçiyor ömrümüzden. Sanki hiç! Mey dolu ağzından, Dökülmemiş gibisin En ıssız,...
-
...Sevgilim... Yüreğinin gazellerini sakın savurma sevgilim! Bırak kalsınlar, daha ne kadar dağınıksan. Toparlanma öyle hemen, ben geldi...
-
…Misket… Çocukluğumun can kırıntılarında Benim bütün oyunlarda kazandığım misketlerim, Bir kavanozda doluydu Ve mahallenin bütün kö...
-
…Adını İfşa Etme Gizli Yarim… Adını ifşa etme gizli yarim, Ola ki seni, ben gibi sevemezlerse... Sana da, bana da kıyarlar! Etme sakı...
-
...Gelsin Artık... Hani ikindi sonrası vakitlerde, Çökmeye başlardı ya akşamın hüznü... Çoğunluğunda da, sessizliğin hüküm sürdüğü, Yür...




























