|
Kız Kulesinin tavanındaki Piri Reis haritası gibiyim.Dışım'la o kadar meşguller ki, içimi gören yok!
Cancağızım! Sana, her gün bakıp yüzünü çevirdiğin aynandan sesleniyorum, gözlerinin içine bakıyorum, buradayım, tam karşında, artık yalnız değilsin, artık yalnız değilim, artık dostuz. Sanki böyle bahçendeki erik ağacı çiçek açmış da sen karpuza aş eriyormuşsun gibi bi duygu bu... Hoş geldin madem! (Yazdıklarım bana aittir çalmayın, adımla beraber paylaşın olur mu canlarım.) Cemre.Y. #Tipinifavladığım
9 Eylül 2017 Cumartesi
Masallar
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Hakkım Helaldir
…Hakkım Helaldir…
Bana;
"Hayatına olumsuz dokunan herkesi ama herkesi,
Nasıl affedebildin ki yürekten?
Gerçekten mi affettin yani? diyorlar ya!
Gülümseyerek;
“Evet, hepsini yürekten affettim.” diyorum şaşırıyorlar,
Sonra da “Peki hayatına olumlu dokunup, yıkıp gidenleri?
Ya da tam tersi...
Onları da mı gerçekten, yürekten affettin ki?” diyorlar,
Daha da güzel gülümseyerek;
“En ilk onları affettim zaten.” diyorum,
Açık kalan ağızlarını kapamayı unutuyorlar.
Küçük bir hikayemi anlatıyorum onlara, başımdan geçtiği esnada,
Hiç de anlatırken ki gibi bakamadığım, oysa bunca yıl sonra,
Başka başka bakış açılarımdan
Gerçek hikayelerimden birini anlatıyorum.
Bir roman sayfasını,
Sesli okuyor muşum gibi hayretle dinliyorlar,
Sustuğum andaysa
Belki biraz olsun anlak zekaları çalışıyor ama sonunda yine de,
İlle de “Ben olsam affedemezdim.” diyorlar.
Bugünlerde ki affetmelerime dair, bir hikaye daha o zaman;
Yıllar yıllar önce, yüzyıllar öncesinde;
Aşklar, sevdalar, yanılıp şaşılmalar,
Es kazalar, bu kadar dile düşmezden,
Aldatma ve aldatılmalar bu kadar ayyuka çıkmazdan önce,
Henüz, her şeyler saman altından yürütülmekteyken,
Eşinden, sevdiceğinden henüz boşanmış bir kadın vardı,
Saman altında bile su yokken üstelik, ona göre çaresiz
Boşanmadan bir yıl öncesi,
Hatta ondan öncesi bir mazileri bile vardıydı!
Kadın, sonradan öğrenmiş hepsini çok sonradan.
İş işten geçip “Mademki bunca yıl savaşım bu,
Gerekse uğrunda recm etsinler beni,
Hiç değilse namus meselelerine değsindi.
Neyim var neyim yoksa sevdiceğim alsındı madem.” dediği günlerde,
İlk karanlıklarını almıştı aldatılmanın.
Pes etmedi.
Edemedi.
Mademki ölümü göze almıştı ona ait olmakla, ölümü tercih edebilirdi!
Ö-le-medi!
Bir kavanoz kan pıhtısı içinde,
Sabaha kadar çığlık atıp avazlamamak için,
Kollarını ısıra kanata banyolarında mavi bir leğene düşürdüğü
Henüz iki aylık bebeğini, artık ölü bir bebeyi,
Peri’sini (Doğsaydı adını Peri koyacaktı.),
Bembeyaz dantellerle dolu çeyizlerinin arasında sakladı ailesinden.
Sevdiceğinin ailesi zaten biliyordu,
Kadın da biliyordu başa gelecekleri.
Onu en son doktora götürdüklerinde,
Kadının hastaneye yatması gerektiği,
Bebeğin ana karnında ölüp,
Kadını zehirleyip öldürmeden alınması gerektiği söylenmiştiler zaten!
Kadın, ailesi duyacaksa o öldükten sonra duyulsun madem diyerek
Kabul etmedi hastanelerde ailesiz yatmayı.
Zaten nikahına da şunun şurasında sadece üç gün kalmıştı.
Varsın ilk bebesi, o, madem onlardan artık gitmeyi seçmiş bari,
Evliliğin ilk günlerinde onunla beraber yok olsundu.
O, anasına hep söz verdiği gibi o evden ak gelinliğiyle çıkacaktı.
O sabahı, bembeyaz gelinliğini giydi, içinden içeri kanlar fışkırır,
Hiç kimse görmezken, herkesine ayrı ayrı gülümsedi.
Bir bilseniz o veda anı...
Ömrü boyunca olacak tek en acı gülümsemeydi.
Daha önce ve daha sonra hiç kimsesi böyle ölmemişti.
O, izin vermemişti ve bir daha da asla izin vermeyecekti.
Vedalaştı ama ailesinden ayrılmıyordu.
Ailesi zaten bir kavanozun içinde çeyizleriyle arka bagajın içindeydi.
Herkesle vedalaştı.
Yanında olan, olmayan, olamayan, olmak istemeyen herkesle!
Sadece babasının elini öpmedi.
O, ana evinden
Öylece apak gelinliğiyle çıkarken, sadece tek eksiği vardı.
Belinde babaların taktığı kırmızı kurdelesi yoktu.
Söyleseler de taktırtmadı.
Kırmızı, o babaya inat, onca yıl saklamayı becerip de saklayıp,
Sevdiceğine sunduğu, kendine yaraşır bir namus kaybı biçtiği,
O evleneceği adamda ve apak gelinliğinin içindeydi.
Kırmızı, apak dantel çeyizlerinin içinde sarılı ölü bir kavanozdaydı.
Al kırmızı kurdeleliydi hepsi, hiç kimse de görmedi.
Son anda anası sarıverdi beline kızının namusu kan kırmızı kurdeleyi,
Anası kızına sarıldı,
Hiç tecavüze uğramamış kızı apak gelinliğiyle,
Anasını gururlandırarak evden çıkıyordu,
Keşke bilebilseydi anası o gün,
O kızın içinin camlarının hepsinin birden kırıldığını!
Keşke anlatabilseydi kızı,
Akrabasına tercih diye sevdim sandığını!
Kadın evinden sıyrıldı.
Gitti ve evlendi.
Oysa, o nikah memuruna,
O sabah “Hayır!” diyebilirdi.
Çekip gidebilirdi ya da ölebilirdi!
Susmak!
Kaderine razı gelmek kadının kendi tercihiydi.
Sonra objektiflere bilindik göz kırpışlı mutluluk fotoğrafı gülümseyip,
“Evet!” dedi.
Sevmeye devam etmek onun tercihiydi.
O gün Peri’yi affetti.
Eylül geldi sonra...
Sonra, öteki kadın, ilk kadın pişman oldu terklerinden,
Bizim zavallının yerine kadının biricik eşinin yamacına yine, yerleşiverdi.
Aylar sonrasında bir gece vakti aniden yuvalarına bile geldiler hatta el ele!
Konuştular...
Konuştular....
Konuştular ama en son
“Biz şimdi gideceğiz el ele.” dediler.
Kadın sustu.
Susmak kanının kendi tercihiydi,
Bu sefer de vazgeçişleri kadının kendi tercihiydi,
Bu sefer, kızına bedeldi.
Onları ve o gecenin bir yarısı el ele giderlerken,
O son balkonundan ağladığı anı affetti.
Başını bağlayıp kapanmadı ama
Tam beş yıl yüzük parmağında durdu o alyansı.
“Rahat bıraksınlar beni!”d iye.
Bir gün bir minibüs şoförü sarktı.
Kadın çıkışarak yüzüğünü gösterdi.
Adam daha da pişkin
“Nolmuş bende de var, daha iyi ya yapışmazsın bana!” dedi.
Kadın o gün sustu.
Susmak onun gideceği yere varabilmek için
Başka yol parası olmamasına bedel tercihiydi.
Minibüs şoförünü affetti.
Hatta ömrü boyunca bütün yollarına çıkıp
Ona sarkan bütün arabalı insanları da affetti.
Ertesi gün alyansını sattı.
Kızına en güzel elbiseleri, en güzel oyuncakları satın aldı.
Kızı büyüdüğünde hiçbiri nasılsa hiçbir yerde olmayacaktı.
Bir gün öylesine yoğun çalışırken
Bir yandan oradaki adamla dertleşirlerken.
Adam birden
“Ben artık hayatıma bir renk istiyorum arkadaşım.” dedi.
Kadın anladı.
Durdu.
“Peki rengin ne?” dedi.
Adam sustu.
Sonra aniden “Çok zor kadınsın çoookkk!
Ya aptalsın ya da fena zeki.” dedi.
Kadın sustu.
Susmak kadının işine tercihiydi, adamı affetti.
Aradan tam üç yıl daha geçmişti.
O yıllar boyunca, ömrü hayatı boyunca bir küçük kardeşi dışında
Ona sadece ve sadece bir tek insan gözlerinin içine bakıp
“Sahi nasılsın?” diyordu.
Kadının işi başından, derdi kederinden çoktu
Bazen onu bile kandırmaya çalışıyordu.
Mutsuzsa bile “İyiyim.” diyordu.
Kadın yalan söylemeyi hiç ama hiç beceremiyordu.
Adam yalan olduğunu anlıyordu hemencecik.
Kadın gözleri gülerek “Gerçekten iyiyim, ya sen?” diyene kadar
Her saat başı, hiç bıkmadan soruyordu.
Kadın bir gece bir rüya gördü.
Adam o rüyada kadının eline ilk defa dokunmuş
Ve kadının elinden alevler çıkmıştı.
Ertesi gün ve iki ay boyunca kadın kendini yeminine sadık kalıp
Yasaklara aşık olmadığını ikna etmekle geçirdi.
Eridi.
İki ayda tam otuz beş kilo vermişti.
Sonra bir gün, yine yoğun yoğun çalışıp dururken
Birdenbire öylece kaskatı donduğunda dört beş kişi,
Onu öylece kaskatı doktora götürdüler,
Doktorun ilk işi, kadının kalçasına diazem vurmak oldu,
Sonra diğer tetkikler derken
“Bağışıklık sisteminin sıfırlandığını,
En ufak bir mikropta ölebileceğini öğrendi.
Kadın sustu.
Ölmemeliydi.
Oysa itiraf etse ölmeyecekti.
Ölmemek için adama itiraf etmek
Ama adamı asla hayatına dahil etmemek,
Hayatından kovmak kadının tercihiydi.
O ara, başka bir adam kadının etrafında koşturmaktaydı.
Yasaksızdı.
Bir gün ansızın “Ben senle olmak istiyorum,
Ama olmaz dersen de dostluğunu kaybetmek istemiyorum.
Hemen düşün, çabuk karar ver ama sakın
Beni hayatından tamamen yok etme” deyivermişti.
Oysa o farkında olmadan, kendine olmazları diretip,
Planotikliğin dibini boylarken, en azından itiraf edemezken,
Ölümün eşiğine geldiği adam evliydi, olmaz, olamazdı,
Kadının lugatında ölüm daha evlaydı.
Kadın sustu.
Düşündü.
“Evet” dedi.
Evet demek onun, öteki kadın olmamak için tek tercihiydi.
Üç gün sürer sanılan sevdalığın üç yıl sonrasında,
Adamın ablasından haber gelmişti.
“Kardeşimi dul karıya yamatmam!” diye.
Kadın adama “İstersen sana ilk gün gibi olurum.” deyiverdi.
Adam durup iki saniye düşündükten sonra
“Ya yosun gözlüyü ne yapacağız?” dedi.
Kadın onu çıktığı yere geri sokamazdı, üstelik bütün bedellere,
Ömrüne bedeldi yavrusu.
Kadın sustu.
Susmak kadının evladına bedeldi.
Tek bir cümle kadına yetmişti.
Gitmişti kadın.
Gitmek kadının tercihiydi.
Onu da, ablasını da, onun yanında dost görünüp,
Ardından etmedik laf bırakmayan, sonradan da kendisi eşini,
Elli yaşındaki adamla aldatıp, baba ocağına dönen kız kardeşini de,
Bütün sülalesini de affetti.
Güvercin yuvasına kondu sonra, o da, olamayacak bir duaya amindi.
Yasaksızdı ama yasaksız olmak sevmelere yetmiyordu.
Güvercinler hep yemlerine sadık kalıyordu.
Adamın kendine ait tek buğday tanesi yoktu.
Zaten unutmaların sonu da unutulmak olmalıydı.
Sonu olamadı.
Olmayacak dualara amin demek kadının kendi tercihiydi.
Affetti güvercin yuvasını da.
Unuttu gitti.
Yıllar geçmişti, kadın artık her şeyin üzerine,
Adını yazacak kadar tozları birikmişken.
İlk sevdası, anası, artık zor zamanlarındaydı.
Sağlıcağa yakınken herkes elbette yanlarındaydı,
Hele en sevdiği kardeşi!
Onun için şirketini bile batırmıştı.
Artık güç kalmamıştı hiç kimsede.
Kadındaysa takat hiç yoktu!
Kime yüzünü ilk defa eskitip yardım dilense
Herkes lafa “Ah! Evladıımmm!” diyerek başlıyordu.
Bunalımın dibinde buhranlarının sonundaydı ki,
Biriciğini her gün uyarısına rağmen,
Yosun gözlü kendi ergenliğinin haklı hesaplarındaydı.
Kadın çıldırdı!
Bir gün, artık, ona yetemediğini düşündüğü anda
Fındık kabuğuna dolmayan bir sebeple, hem de sadece kızına,
Söz verip verip odasını toplamıyor diye bahaneyle,
Ömrünce ilk defa küfürlü bir tek cümle etti gözlerinin o yosununa ;
“Madem öyle siktir ol git evimden!” dedi.
Kızı çekip gitmezden önce son kez,
O güzelim yosun gözlerini yaşarttı kapıda.
Kadın onu döve pataklaya “Gel buraya kraliçeemmm!
Ama kraliçelerde azıcık iş yapmalı!” demedi.
Sustu.
Susmak kadının evladına artık yetememezliğine tek çaresiydi.
Kızını daha o anı da affetti.
(Rahmetlim! İlk sevdam, canım anam!
Sakın ha oralarda gücüne gitmesin!
Bilirim, seni, sen daha bana,
Sana aldığım hediyelere bile kendi istediğin renk olmamış diye
Aylarca küserdin de ben gitmezdim.
Bilirim sen en çok benim onu, beni en ilk terk ettiği,
O ilk günden affedişimi anlayamadın!
En çok, yosun gözlüme küsüp gittin beni öylece terk etti diye!
En çok, en son benim senin yanında oluşuma ezildin.
Etme!
Ezilme!
Hiç, et tırnaktan kopabilir mi?
Etimi tırnağımdan gerçekten söktükleri bir gün
Bunun ne demek olduğunu gayet iyi öğrendimdi ben çok önceden!
Sen topallamalarımı yine tırnak batmalarım sanıyordun üstelik!
Bir de bana üzül istemedim, hayalimde hep üzülürdün çünkü!
Çok sonradan öğrendim ki meğer sen daha aşıkmışsın ya bana!
Bana küs olduğun zamanlarda
Pencereden bakıp üstüme, başıma baktığını da çok sonradan öğrendim.
Bir bana bakıp, bir de gökyüzüne bakıp,
“Peh gene götü başı açık ..... donar bu kızın bu havalarda!
Sonra da hasta olur, minnet de etmez kimseye de,
Öylece aç susuz
Yatağında ölü gibi yatar!” cümlelerini de çok sonradan öğrendim ana!
Keşke ben ansız zamansız düşüp düşüp, olmadık yerlerde bayılıp,
Ağzım, yüzüm, çenem, kan revan içinde sana geldiklerimden birinde olsa bari
Artık pencereleri bırakıp yüzüme şefkatle baksaydın!
Senin analıktan anlayamadığın tek şey buydu ey ilk sevdam!
Ben kızıma siktir çekerken bile her anını saymak zorundaydım!
Yolu es kaza gitmesini istediğim yer değil de başka bir yer olsa
Anında dibinde olurdum ana!
Sana bir sır vereyim mi?
Saymalarım da da en çok, hayattan fazlaca yorulduğumda,
İstiklal Caddesi yürüyüşlerim kadar sapmış!
Gidişinde öyle bir bakış gitmişti ki!
Kendini benim beni bulduğum yerde bulmak isteyebileceği
Hiç mi hiç aklıma gelmemişti.
Sonradan öğrendim onu da!
Yani ana!
Yeterince sevebilirsen ve sevdiğini yeterince gösterebilirsen,
O puşt oğluna sevdi diye kanmıyor hiçbir genç kız,
Yeterince koruyabilirsen ve her anında arkasında durabilirsen de,
Mademki akrebim alacak namusumu kirleten,
Bari bu alsın da demiyor, üstelik...
Gerçekten bembeyaz oluyor
Bütün dantelalalı ceyizlerle o güzelim çocuklar!
Gerçi zaten hepsini artık doğru görüyosundur ya!
Yani ana!
Dur hele anlatacağım onu da!”)
Aylar geçiyor, kadının ilk sevdası gün geçtikçe soluyordu.
Canının son damlaları, kanının son damarları
Her gün daha çok patlıyor, çekiliyordu!
Kızı yoktu artık senden başka hiçbir şeye bila bedel,
Ona dair duyuyor, öğrenmesi gereken yerlerden her şeyi,
Onun cephesinden olmasa da öğreniyordu.
O, orada daha mutluydu.
Tam yedi ay, kızı, anasının ona ilk ettiği küfürlü cümleye bedel,
Sesini bile aramamıştı anasının!
Peri gittiğinden beridir özlemek daha nice kelimeydi!
Kadın sadece susmadı bu sefer!
Bildiğin anırdı hayata!
Bunu, bu gidişi öylece, affedebilmesini de hiç anlamadınız oysa!
Oysa kadın!
Onu karnında hissettiği o ilk anadan beridir,
Hemen her gün o kadar çok!
“O olmasa!” diyordu ki farkında olmadan!
Kızı hep yanlış anlıyordu bunu,
Yosun gözlüm olmasa ben yaşamayı tercih etmezdim bu kesindi.
Kızı bıkıyordu, anasının ona her gece usanmadan,
Kızı uyumadan önce daima ninni gibi,
“Hiç kimse, ben dahil, benim yosun gözlümü hayatından
Bila bedel yok sayamaz,
Bir gün sana siktir çeken anan bile olsa,
Ardına bile bakmadan olabileceğin en güzel,
Sana en yakışan hayata ak bebeğim!” diyordu.
Anası kızına ilk defa fütursuz bir küfür etti,
Kızı kapının önündeydi,
Ah nasıl yalvarıyordular o gözler,
Kızı anasına "Sarılsana!" diyordu.
Anası kızına "Sarılsana, ben seninim, gidemem bir yere!" diyordular.
Kızına gururu fazlaca zerk etmişti, belli ki gidecekti.
Kızının son bakışından itibaren affetti.
Elbette sustu kadın, bu kızının yeni geleceğine bedeldi.
Aylar sonra;
Silivri Anadolu Hastanesinin kamelyasında
Herkesin ötesinde biri çekti onu kenara!
O biri, sadece biri değildi!
İlk okul ikinci sınıfı anacığının diretmeleriyle okutmaya başlatılıp,
Beraberce denk geldiği,
İlk okulun ikinci sınıfına denk gelip okuduğu dayıcısıydı o.
Hani şu yılar sonra Bahçeli evlerin bahçesi bize yasak olan
Sadece iki göz kapıcı dairesinde ikinci göze sadece iki çekyat sığar,
Çek yatlardan birine iki erkek kardeşi yatar,
Diğerine dayıcısı yatar, aradaki boşluğaysa kız evladı ya o!
Bir süngerle sığmaya çalışır fedalarımız dayıcısı.
“Yeğenim! Tamam anladık her şeyden ablam için caydın,
Bütün paralarını bu gereksiz azmine harcayacaksın da eeee!
Buranın gecesi iki yüz elli lira!
Yani biz ne vakit köye gidelim?” dediği anda!
Kadının aslında parasının son anları, anasının son vakitleriydi.
Doktoruna danıştı, mademki ölüm bile pazarlıklıydı.
Onların hesabında olmayacaktı bu iş, acılarla ölmeyecekti ana’m!
Kadın hastanenin muhasebecisine gitti.
Bankasına ait hesabı ve şifreyi verdi.
“Bu para bitince son kuruşuna kadar,
Ancak o vakit, anam buradan evine gitmek isteyecek” dedi.
Şaşırdılar tabi, bu bütün hastane için,
Hemen her gün duydukları aile baskılarına,
Ecele acılı razı geliş değildi.
Bütün sülaleye inat ilk tek başına eylem ve bila bedel bir vazgeçişti.
Gecelik ücretin yarı parasına anamı yirmi gün daha yaşattılar.
Akrabalar anamın ormanlarında zambaklarını,
Yaylarında sümbüllerini koklaymayı bırak,
Çoktandır göremediği köylerinde mangallar bile yaptılar,
Ormanlardan kirmitler (mantar çeşidi) bile topladılar,
Akşam olunca köy odasının kuzine sobasında,
Tam da anamın sevdiği gibi,
Güzelce, suyu aka aka pişirip yediler,
Anamın o en sevdiği kaldırıklardan zıbıç turşusu bile yaptılar
Anamın artık olmayacağı kışa, bulgur pilavlarıyla yemek için.
Bunlar hep anamın ölmesine
Benim yüzümden sayılamayan günlerinde oluyordu,
Tam da anamın onlara her seferinde hasretle sorduğu gibi de,
Ballandıra ballandıra sanal alemlerde boy boy resmediliyordu!
Ama bir cenazeyi bile doğru anda doğru karşılayamadılar.
Ölmemesi için, son nefesini olsa huzuruna direnen biri vardı çünkü!
Sonra kadın bitti!
Tıpkı sekiz ay önce kızına yetemeyeceğini anladığı gün gibi!
Para bitti.
Hepsi!
Birden bitti!
Kadının ömrü hayatınca sigarasını ilk defa birileri aldı.
Ağılı gözyaşlarını ilk defa biri sildi, bedelsiz!
Bir bayram sabahıydı, son kere o gün ,
Yoğun bakımdaki anasının son kez,
Henüz damarlarında kan dolaşmaktayken.
Ellerinin parmak uçlarını öptü teker teker önce.
Sonra ayak parmaklarını teker teker, koklaya koklaya öptü her birini,
Sonra yine ellerine döndü.
Onların parmak uçlarını da öptü yine teker teker.
Bembeyaz çarşafı açtı, babasından sonra o ilk öptüğü o apak memelerini,
En ilk emdiği göğüsleri bu sefer açlıkla değil de
Doygunlukla öptü teker teker.
Öperken kirpiklerinden tek damla yaş akmıyor,
Yüreğinin bütün kepenklerinden kanlar sızıyordu.
Sanki o ilk çeyizi, bir kavanoz içinde,
Nikahının olacağı gece sessiz çığlıklıklarla,
Tuvalette mavi bir leğene düşürüp,
Ya bana inanmazlarsa diye,
Onca acı içinde,
Acı gözyaşlarının zehrini içine akıta akıta,
Elleriyle yakalayıp,
Henüz iki aylık bi ceninin ölü pıhtısını,
"Periimmm!" diye diye kimseler duymadan,
Bir konserve kavanozuna koyup,
Olur da dirilirse diye de
Bolca kan doldurup,
En kıymetli çeyizinin ortasına koymuş gibiydi,
Daha akşama, daha sabaha ne kalmıştı ki...
Bitecekti,
Hepsi dinecekti.
Evlendiği gün gibi,
Apak gelinliğiyle içinin içi kanarken,
Beline al kuşağın namusu!
Hiç değilse sevdiği adamdaydı!
Gururla, akşama kadar salınacaktı o gelinlikle cümle aleme!
En son...
Anasının belindeki o yatak yarasının apak teninden öptü kadın.
Bilseniz, peri kadar kırmızı, peri kadar gelindi anasının yatak yarası!
En son kendi elleri titreye titreye pansuman ettiği gazlı bezdeymiş gibi
Öylece kırmızı kurdelesi içinde duruyordu.
O Peri cenin halinde anasının kuyruk sokumunda öylece kanıyordu.
Hiç kimse görmedi.
Kadının mırıltıları sustu.
Dünya bir alem oldu.
Doktorlar geldi kadının yanına aniden, hemşireler...
Sanki anası değil de kadın ölüyordu.
Durdurdu kadın hepsini ve bir kere olsun konuştu.
“Rahat bırakın bizi annem köye gidecek bu gece!
Vedalaşıyoruz biz” dedi.
Doktorlar sustu.
Hemşireler sustu.
Kadın sustu.
Susmak, çırpınmamak kadının kendi mecburi tercihiydi.
Kadının ilk bebeği anasının kuyruk sokumunda öylece ölü gizliydi.
Kadın bütün doktorları, bütün hemşireleri affetti.
Sonrasını hatırlamıyordu, ne kadar yürüdüğünü de.
Bayrampaşa’dan oraya kadar yürümüştü işte.
Gelememişti kendine son vedanın o son ansızlıklarından.
En son hatırladığı soluğu Cankurtaranda aldığıydı.
Bayramın o ilk günü, ilk gördüğü tekelden bir poşet dolusu içki aldı.
Cankurtaranın arka sokaklarında içti...içti...içti...
Cancağızını baktı telefonundan
Son bir gayret beni toparlayıp alır mı buralardan diye.
Cancağızı bambaşka alemlerdeydi.
Kadın sustu.
Susmak kadının kendi tercihiydi.
Cancağızına o gün ilk defa en çok o gün kırıldı.
Susmak, ısrarla aramamak kadının tercihiydi o gün,
Ona ilk defa kırılmasına rağmen de onu da affetti.
Sonra yüreği yufkadan incecik bir adam vardı.
Tam da anasının öleceği gece böylece sokak aralarında
Kendinden geçmiş bir ayyaş gibi bulunmamalıydı.
Adamı aradı.
Adam “Nerede olduğunu söyle çabuk!” dedi sadece,
En hızlısından kadının yanına geldi,
Ellerini tuttu, düştüğü yerden kaldırdı.
Oysa kadın zaten ayaktaydı.
Ruhunu bile görmüştü adam.
Yere düşen kadının ruhuydu onu bile toparladı.
O gece bitmeden az önce kadının anası öldü.
Kadının son şefkatli omzunu öptüğü ana,
Adamın üzgün, kadını teselli eden sözler söyleyen anasının omzuydu.
Adam kadını uçurdu kadının anasının morguna!
Kadın anasının yüzü açılır açılmaz yüzüne kocaman bir öpücük kondurdu,
Zaten onun anası olduğundan hiç mi hiç şüphesi yoktu.
Henüz bütün burnundaki o kokular son öptüğü parmak uçlarıydılar.
Kadın sustu.
İçinden onunla vedalaştığına, bir daha gelemeyeceğini söylediğine,
“Gideceğin yer cennetse gidebilirsin artık anam!
Takatim tükendi benim.” dediğine özür dileyerek,
Henüz donmamış ellerin parmak uçlarını öptü teker teker,
Ayak uçlarını öptü yeniden teker teker.
Özür diledi tekrar anasından daha da parası kalmadığı için.
Hatta ona bir erkek evlat olarak doğamadığı için.
Hatta ona bütün o korkuları yaşattığı için.
Hatta onu doğuracağına duvarlara taş olamadığı için.
Adam kapının ötesinde kadının ilk ve son artık susamayışına ağladı.
Kadın sonunda sustu adam kirpiklerinden düşmeden gözyaşlarını
Parmak uçlarıyla yakalayıp sakladı onu,
Kadının ailesinden bile çok içi acırken.
Sabaha kadar yanında kaldı kadının hem de elleri ellerinde.
Hiç kimse görmüyordu.
Ya da görmeye cesaret edemiyordu!
Adam beklenmeyen bu sona hiç mi hiç hazır değildi...
Hepsi, her şey kadının tercihiydi.
Adam sıyrılınca bunca ona hiç de lazım ve gereği olmayan acıdan.
Gidiverdi.
İpotekli bir sevda ise zaten ona hiç lazım değildi, kadından sıyrılıverdi.
Adamı, o gün, o an aramak kadının tercihiydi.
Adamı öylece en yürekten ve en ilk affetti.
Sonra evlerine döndükleri bir gün kadın babasını gördü.
Yaşlanmış, çökmüş, ihtiyarlamış,
Sanki daha iki hafta önce,
Kanserin evrelerinden teker teker her gün çürüyen anası için
“Bu ne zaman ölecek şimdi,
Daha masraf edecekmiyiz ki?” diyen o baba değilmiş gibi!
Anası, o henüz altı yaşındayken guatr ameliyatına gittiğinde,
Kızına el sürmeye çalışan o baba değilmiş gibi!
Öz kızının namusunu söndürmeye,
Kendisi ezanla sağ ve sol kulağına okuduğu kızının kendi koyduğu adını,
Kızı bir daha hiçbir sesten duymak istetmeyecek kadar,
Kendini, o küçük kızda,
O geceki çığlıklarla öldürten o baba değilmiş gibi!
Yüzükoyun yatmış artık anasının orada olmadığı yatağına uzanmış öylece.
Hıçkıra hıçkıra ölmekteydi.
Kadın öylece susup seyretti.
Tek laf etmedi.
“Sen ölseydin.” bile demedi.
Babasına diyemem, kelime dimağıma ihanet gelir ancak!
İnsana acıdı kadın.
Sustu.
Susmak kadının tercihiydi.
Önce hayatına,
Hayatı boyunca bütün olanların sorumlusu olan kendini,
Sonra hayatına dokunan herkesi ve en son babasını.
Affetti.
Kimlikte yazgılı olan adını bile affetti.
Hikaye bitti.
Şimdi şiir kuşanıyor kimsesizliğime, çetrefilli, bol betimlemeli,
Afilli cümleli tüm silahlı cengaverler!
Yüreğimin yaman yanını arıyorlar.
Çelikten kanlarla alaşımladım oysa
O kalplerimin odalarını teker teker ben!
Artık öylece sızmak kolay mı!
Yolumu, yönümü es kaza şaşacak olsam;
En çok, en son....
O beyaz saçlı bir adamın ömrümden son gidişini hatırlarım.
Susarım.
Affederim hepsini daha bana dokundurmadan hem de.
Affettim.
Affetmek, elbette kolay değildi.
Adım Nurten, adımı affettim.
Bir kere daha biri yüreğimi üzecek olsa adını,
Türkiye Cumhuriyetinden silerim.
“Adı nüfusa meçhul bir ölüm kaydı olsun.” diyecek kadar
Affetmelere de son kertedeyim.
Üstelik artık çok şükür ki çok daha iyiyim.
Artık sadece sabahları gülümsemiyorum mesela
Gece yatmazdan önce bile
Aynaya son kez bakıyor,
Kirpiklerimin altındaki bütün sülaleme
Hayatıma yanlışlıkla olsa da dokunmuş bütün insanlara
İçimden, dışımdan, hepinizi affederek gülümsüyorum.
Hakkım....
(Bir kocaman essss! Üzgünüm küçük de bir yutkunma)
Hakkım helaldir herkesime!
Ama mümkünse de bir daha aynı hayatı yaşamayayım,
Şimdi son kez yakıyorum geçmişimi,
Daha yaşanacak yeni bir hayat var.
Cemre.Y.
Labels:
affet,
amin,
avaz,
balkon,
çarşaf,
çıkmaz sokak,
dert,
hayat,
helal,
hikaye,
İstiklal Caddesi,
kader,
kadın,
kanser,
mecbur,
namus,
roman,
şiir,
yoğun,
zambak
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Ciğerim Yanıyor
...Ciğerim Yanıyor...
Gözlerimin içine bakıyor uzun uzun
Ve ağzının içinde bir şeyler mırıldanıyor.
"Ne oldu annem ne diyosun?" deyip
Sol kulağımı dudaklarına dayıyorum
Ölecektim ya az kalsın." diyor ve ben
"Neey! Nereye gelecektin?" diyorum.
Yine ağzında bir şeyler mırıldanıyor dudaklarını mühürlüyor.
"Tam anlamadım tekrar söyle annem yaa!" diyorum.
"Kızım beni daha yorma gideyim ben." diyor...
Benim canım fena acıyor, ciğerim yanıyor.
Cemre.Y.
Gözlerimin içine bakıyor uzun uzun
Ve ağzının içinde bir şeyler mırıldanıyor.
"Ne oldu annem ne diyosun?" deyip
Sol kulağımı dudaklarına dayıyorum
Ölecektim ya az kalsın." diyor ve ben
"Neey! Nereye gelecektin?" diyorum.
Yine ağzında bir şeyler mırıldanıyor dudaklarını mühürlüyor.
"Tam anlamadım tekrar söyle annem yaa!" diyorum.
"Kızım beni daha yorma gideyim ben." diyor...
Benim canım fena acıyor, ciğerim yanıyor.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Benim Adım Cemre
| …Benim Adım Cemre… |
| Benim adım Cemre. |
| Tek heceyim yani, ama ne zaman, |
| Hangi noktadan yeniden cümle olacağım, |
| Hangi noktadan yeniden |
| Virgülle devam edeceğim belli olmaz! |
| Hangi noktamdan bütün galaksilerin |
| En dibini ve en sonunu merak edeceğim belli olmaz! |
| Tabii ki bulamam son'u! |
| Sonun sonu yok bilirim! |
| Ne yazık ki bilmem gerekmiştir hep! |
| Birkaç kere ölüp, |
| Sadece son bir kerecik doğabilirim mesela! |
| Ya da her şeyden vazgeçip, |
| Kabeyi tavafta olabilirim! Cemre.Y. |
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Ensest Sapıklar
…Ensest Sapıklar…
Keşke...yavruma yanlış dokunmasaydın!
Her şeyini affediyorum da, bunu affedemiyorum.
Neyse!
Bu acı anı da böylece geçmiş olsun.
Babam bana yanlış dokunduğundan,
Yıllar sonra onu bile affettim.
Hiç değilse o namusumu kirletmemişti ama senden hiç ummazdım.
Sende baban gibi ensest sapık çıkıp yavruma dokundun!
Yapmadım, ben yeğenimi taciz eder miyim desen ne fayda.
Çektin bali torbasını kafana, hatırlamıyorsun bile.
Ya kaçmasaydı benim evladım, ya ileri gitseydin!
İşte o zaman seni santim santim öldürürdüm.
Yıllar geçti üstünden sana ettiğim bütün beddualarım tuttu.
İki kızın var, karın çekti gitti üvey babasının evine.
Şimdi görüyorum bazen senin gözlerinde de yavrularının,
O saçlarının tellerine kıyamadığım yeğenlerimin üzerine,
Sen gibi birinin gelmesinden korkunu!
Ben affetsem, yavrumun kırık kanadındasın,
Üstelik hiç unutmuyorum, yavrum,
"Beni her gördüğünde bana ispikçi." diyen birinin,
Her bayram,
Elini öptürdüğünü affedemiyorum anne!" diye yazmıştı
Uzun uzun günlüklerinde,
Biz tam yedi ay ayrı kalmazdan önce.
Oysa hiç unutmuyorum!
Kaç kere babamla seni kıtır kıtır kesip,
Arka bahçemizdeki kör kuyuya gecenin üç otuzunda,
Yan yana atıp, kapağını kapattığımı,
Kaç kereler hayal edip edip,
Canlarınıza kıyamadığımı!
Yavruların inşallah senin gibi bir dayıya rast gelmezler de,
Ömürlerini tüketecek birer tramva kalmaz
Ne kuzucuklarının ne de salak analarının beyinlerinde!
Ben ne çok tecavüzle savaştım, yendim ömrümce
Ama senin öz yeğenine yeltendiğin an var ya
O zamana yetişemedim ya affedemiyorum kendimi!
Bir daha da beni bir yerlerden eklemeye çalışma lütfen!
Kardeş, garındaş olamayanın,
Ben ölürsem yavrum ona emanet diyebileceğim kadar,
Anne kardeşi, dayı olamayanın,
Sanal alemlerde kızımla bize,
Arkadaşlık talebi de ne!
Ölme ama kızımın beynine yer ettiğin kadar şüpheli acılar çek!
Bali çek seversin sen,
Hatta bir gün kız evlatlarının başına gelebileceğini
Hiç düşünmeden ottu, bonzaiydi sat yani!
Her gün annemin mezarına baka baka bunları nasıl hala yapıp da
Hala nasıl yaşadığına şaşırayım bende!
Hatırlıyor musun!
Seni en son gördüğümde bir bayramdı, elin, yüzün düzelmiş,
Nihayet hidayete erdin sanmıştım!
Allah var ya!
Senin adına da yeğenlerim adına da çok sevinmiştim.
Ne bileydim bu sefer mısır, kestane yerine,
O haplardan alıp, zavallı insanları zehirlemeye meylettiğini!
E zehirle tabi.
Kızını kapattın, başına baş ötrüsü,
Ayağına uzun örtü serdin diye kapandı mı namus!
Ulan senin kaynanan bile o kara bürüğün altında,
Kocasının en yakın arkadaşıyla aşna fişne edip,
Zavallı imamı intihara meylettirmedi mi ha!
O üç çocuğun üçünü, embesil bir üvey babanın zulmüyle,
Nörolojik vaka etmediler mi?
Düşün...
Senin iki kız evladın o adama "Dede" diyor!
Ve ben sayende artık Allah'a bile inanmıyorum!
Olsaydı babamın bana sarkmalarının yanında,
Senin evladıma balili dokunmalarına maruz bırakmazdı bizi!
Olsaydı o iki çaresiz yeğenimi,
Ki sayende!
Temiz olsaydın gitmek zorunda kalmazladı,
Baba tacizinden kurtarmaya çalışıp,
Üvey dede tacizini yeğ görmezlerdi.
Oğlum sayenizde var ya başka hiçbir insan oğluna güvenemiyoruz!
Yılanlar bizim içimizde!
Bence de sen de artık gel kendine, silkelen!
Halaları, halalarının kızları,
Anneannelerinin ikinci kocaları derken aile içi tacizlerle,
Ruhları göçmesin evlatlarının, zaten kaynanan orospu,
Eski karın desen a-sa-lak!
Bırak onlar bari namusuyla evlenebilmek uğruna,
Karşılarına çıkan ilk delikanlıyı
Sevdi sanmasınlar!
Biz aşmaya çalışıyoruz kızımla geçmişlerimizi ama senin de kızların var!
Üstelik yavrumun hayatına özenen asalak bir eski karınla uğraşmaktasın!
Ben seni öldürmelere kıyamazken,
Bana öyle hastane bilmem ne ,
Yok arkadaşlıklar paylaşma!
Mümkünse sessizce öl lütfen,
Merak etme gelirim cenazene!
Ama lütfen kızımın hiçbir anında dayısı olarak da yer alma!
Kendine gel, kızlarıınnnn diyoruuummmm!
Adam ol artık adam!
Yeğenlerimin o güzel gözlerine bakarken
Senin kadar vicdansız olsabilseydim
"İnşallah sikmeye çalışsınlar cümle alem
Dayısı, üvey büyük babaları!
O da yaşasın aynı acıyı, korkuyu, yetişememeyi!" falan derdim ama!
İnsanım hala!
Benim senin gibi bir kardeşim, kızımın da senin gibi bir dayısı yok!
Ama insan ol artık!
Düşün!
İnsan olmayı dene!
Allah varsa, onları bari sizin gibilerden korusun.
Zeynep'e dayısı senin gibi yönelmiş, veya Ahsen'e...
Sonra da her rastladığında yavruna
"İspikçi!"diye laf atmış!
Bonzai veya başka uyuşturucular unutturur,
Ama ben nasıl unutamadımsa altı yaşımda anamın
Guatr ameliyatına gittiğinin ikinci günü,
Babanın götümü sikmeye çalışıp altıma sıçtığımı,
Kızım da sayende güvenemiyor hiç kimseye,
Her kim ona dokunsa tecavüz edecek sanıyor!
Zeynep diyorum,
Ahsen diyorum bir düşün istersen!
Boşuna bana berbat içmiş suratlı arkadaşlık istekleri de gönderme!
Uzun zamandır sen bizim hiçbir şeyimiz değilsin!
Ama ölürsen hem üzülür hem korkarım hala!
Hadi ben yavrumun arkasındaydım da,
Senin eski karında orospu evladı,
Anası da kocasını sevgilisine öldürten bir kara çarşaflı.
Yazık yeğenlerime!" dedim mi dedim!
Rahmetli anamız bu kadar namuslu,
Bu kadar apak olmasa,
Vallahi ikimizden birinin gerçek kardeşliğinden şüphe edeceğim!
Sen bir puşt oğlusun o kesin de,
Ben hala bunca yıl boşanmışlığıma göre orospu olmadıysam,
Benim babam helal süt emmiş biriydi derdim kesin.
Ama yok!
Eminim anam asla aldatmadı babamı!
Geriye bir tek olasılık kalıyor,
Şizofren, sapık, nörolojik bir vaka olan o adamın,
Bizi hangi ruh haliyle kazandığı!
Üzgünüm çocuk!
Sen kazanın en dibindesin.
Şükür ki ben her haliyle evladımın arkasındayım!
Bir gün hacca gidecek kadar paramız olursa,
Öksüz, yetim, ailesi olmayan çocukların namuslarına bekçi olacağız,
Onları en başından koruyup kollayacağız!
Ve kızım ve ben,
Hani bizden de fazla yaşarsanız dahi,
Sizler öldüğünüzde,
Ölü birer mezar taşı olsak bile,
O gece meleklerden izin alacağız!
Mezarınızın içine kadar girecek bir ateş yakıp,
Hacdaki şeytan taşlama merasimine,
Geri dönüşümle onca dolara kanmak yerine,
Biz sizi taşlayacağız,
Öç niyetine!
Siz ölene kadar da biz size yokuz, bunu böyle bilin.
Lütfen bir mezarınız olana kadar bir daha da bize gelmeyin!
Çünkü bu sefer cinayetlerinizin faili ben olurum demedi deme.
Cemre.Y.
Keşke...yavruma yanlış dokunmasaydın!
Her şeyini affediyorum da, bunu affedemiyorum.
Neyse!
Bu acı anı da böylece geçmiş olsun.
Babam bana yanlış dokunduğundan,
Yıllar sonra onu bile affettim.
Hiç değilse o namusumu kirletmemişti ama senden hiç ummazdım.
Sende baban gibi ensest sapık çıkıp yavruma dokundun!
Yapmadım, ben yeğenimi taciz eder miyim desen ne fayda.
Çektin bali torbasını kafana, hatırlamıyorsun bile.
Ya kaçmasaydı benim evladım, ya ileri gitseydin!
İşte o zaman seni santim santim öldürürdüm.
Yıllar geçti üstünden sana ettiğim bütün beddualarım tuttu.
İki kızın var, karın çekti gitti üvey babasının evine.
Şimdi görüyorum bazen senin gözlerinde de yavrularının,
O saçlarının tellerine kıyamadığım yeğenlerimin üzerine,
Sen gibi birinin gelmesinden korkunu!
Ben affetsem, yavrumun kırık kanadındasın,
Üstelik hiç unutmuyorum, yavrum,
"Beni her gördüğünde bana ispikçi." diyen birinin,
Her bayram,
Elini öptürdüğünü affedemiyorum anne!" diye yazmıştı
Uzun uzun günlüklerinde,
Biz tam yedi ay ayrı kalmazdan önce.
Oysa hiç unutmuyorum!
Kaç kere babamla seni kıtır kıtır kesip,
Arka bahçemizdeki kör kuyuya gecenin üç otuzunda,
Yan yana atıp, kapağını kapattığımı,
Kaç kereler hayal edip edip,
Canlarınıza kıyamadığımı!
Yavruların inşallah senin gibi bir dayıya rast gelmezler de,
Ömürlerini tüketecek birer tramva kalmaz
Ne kuzucuklarının ne de salak analarının beyinlerinde!
Ben ne çok tecavüzle savaştım, yendim ömrümce
Ama senin öz yeğenine yeltendiğin an var ya
O zamana yetişemedim ya affedemiyorum kendimi!
Bir daha da beni bir yerlerden eklemeye çalışma lütfen!
Kardeş, garındaş olamayanın,
Ben ölürsem yavrum ona emanet diyebileceğim kadar,
Anne kardeşi, dayı olamayanın,
Sanal alemlerde kızımla bize,
Arkadaşlık talebi de ne!
Ölme ama kızımın beynine yer ettiğin kadar şüpheli acılar çek!
Bali çek seversin sen,
Hatta bir gün kız evlatlarının başına gelebileceğini
Hiç düşünmeden ottu, bonzaiydi sat yani!
Her gün annemin mezarına baka baka bunları nasıl hala yapıp da
Hala nasıl yaşadığına şaşırayım bende!
Hatırlıyor musun!
Seni en son gördüğümde bir bayramdı, elin, yüzün düzelmiş,
Nihayet hidayete erdin sanmıştım!
Allah var ya!
Senin adına da yeğenlerim adına da çok sevinmiştim.
Ne bileydim bu sefer mısır, kestane yerine,
O haplardan alıp, zavallı insanları zehirlemeye meylettiğini!
E zehirle tabi.
Kızını kapattın, başına baş ötrüsü,
Ayağına uzun örtü serdin diye kapandı mı namus!
Ulan senin kaynanan bile o kara bürüğün altında,
Kocasının en yakın arkadaşıyla aşna fişne edip,
Zavallı imamı intihara meylettirmedi mi ha!
O üç çocuğun üçünü, embesil bir üvey babanın zulmüyle,
Nörolojik vaka etmediler mi?
Düşün...
Senin iki kız evladın o adama "Dede" diyor!
Ve ben sayende artık Allah'a bile inanmıyorum!
Olsaydı babamın bana sarkmalarının yanında,
Senin evladıma balili dokunmalarına maruz bırakmazdı bizi!
Olsaydı o iki çaresiz yeğenimi,
Ki sayende!
Temiz olsaydın gitmek zorunda kalmazladı,
Baba tacizinden kurtarmaya çalışıp,
Üvey dede tacizini yeğ görmezlerdi.
Oğlum sayenizde var ya başka hiçbir insan oğluna güvenemiyoruz!
Yılanlar bizim içimizde!
Bence de sen de artık gel kendine, silkelen!
Halaları, halalarının kızları,
Anneannelerinin ikinci kocaları derken aile içi tacizlerle,
Ruhları göçmesin evlatlarının, zaten kaynanan orospu,
Eski karın desen a-sa-lak!
Bırak onlar bari namusuyla evlenebilmek uğruna,
Karşılarına çıkan ilk delikanlıyı
Sevdi sanmasınlar!
Biz aşmaya çalışıyoruz kızımla geçmişlerimizi ama senin de kızların var!
Üstelik yavrumun hayatına özenen asalak bir eski karınla uğraşmaktasın!
Ben seni öldürmelere kıyamazken,
Bana öyle hastane bilmem ne ,
Yok arkadaşlıklar paylaşma!
Mümkünse sessizce öl lütfen,
Merak etme gelirim cenazene!
Ama lütfen kızımın hiçbir anında dayısı olarak da yer alma!
Kendine gel, kızlarıınnnn diyoruuummmm!
Adam ol artık adam!
Yeğenlerimin o güzel gözlerine bakarken
Senin kadar vicdansız olsabilseydim
"İnşallah sikmeye çalışsınlar cümle alem
Dayısı, üvey büyük babaları!
O da yaşasın aynı acıyı, korkuyu, yetişememeyi!" falan derdim ama!
İnsanım hala!
Benim senin gibi bir kardeşim, kızımın da senin gibi bir dayısı yok!
Ama insan ol artık!
Düşün!
İnsan olmayı dene!
Allah varsa, onları bari sizin gibilerden korusun.
Zeynep'e dayısı senin gibi yönelmiş, veya Ahsen'e...
Sonra da her rastladığında yavruna
"İspikçi!"diye laf atmış!
Bonzai veya başka uyuşturucular unutturur,
Ama ben nasıl unutamadımsa altı yaşımda anamın
Guatr ameliyatına gittiğinin ikinci günü,
Babanın götümü sikmeye çalışıp altıma sıçtığımı,
Kızım da sayende güvenemiyor hiç kimseye,
Her kim ona dokunsa tecavüz edecek sanıyor!
Zeynep diyorum,
Ahsen diyorum bir düşün istersen!
Boşuna bana berbat içmiş suratlı arkadaşlık istekleri de gönderme!
Uzun zamandır sen bizim hiçbir şeyimiz değilsin!
Ama ölürsen hem üzülür hem korkarım hala!
Hadi ben yavrumun arkasındaydım da,
Senin eski karında orospu evladı,
Anası da kocasını sevgilisine öldürten bir kara çarşaflı.
Yazık yeğenlerime!" dedim mi dedim!
Rahmetli anamız bu kadar namuslu,
Bu kadar apak olmasa,
Vallahi ikimizden birinin gerçek kardeşliğinden şüphe edeceğim!
Sen bir puşt oğlusun o kesin de,
Ben hala bunca yıl boşanmışlığıma göre orospu olmadıysam,
Benim babam helal süt emmiş biriydi derdim kesin.
Ama yok!
Eminim anam asla aldatmadı babamı!
Geriye bir tek olasılık kalıyor,
Şizofren, sapık, nörolojik bir vaka olan o adamın,
Bizi hangi ruh haliyle kazandığı!
Üzgünüm çocuk!
Sen kazanın en dibindesin.
Şükür ki ben her haliyle evladımın arkasındayım!
Bir gün hacca gidecek kadar paramız olursa,
Öksüz, yetim, ailesi olmayan çocukların namuslarına bekçi olacağız,
Onları en başından koruyup kollayacağız!
Ve kızım ve ben,
Hani bizden de fazla yaşarsanız dahi,
Sizler öldüğünüzde,
Ölü birer mezar taşı olsak bile,
O gece meleklerden izin alacağız!
Mezarınızın içine kadar girecek bir ateş yakıp,
Hacdaki şeytan taşlama merasimine,
Geri dönüşümle onca dolara kanmak yerine,
Biz sizi taşlayacağız,
Öç niyetine!
Siz ölene kadar da biz size yokuz, bunu böyle bilin.
Lütfen bir mezarınız olana kadar bir daha da bize gelmeyin!
Çünkü bu sefer cinayetlerinizin faili ben olurum demedi deme.
Cemre.Y.
Labels:
acı,
affet,
anam,
çarşaf,
çocuk,
düşün,
günlük,
hiçbir şey,
insan,
karşı,
lütfen,
mey,
namus,
neyse,
öksüz,
şeytan,
yavru
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Rüyalarına Akarım
...Rüyalarına Akarım...
Sen
Gün de kaldım sanırken beni
Ben
Gece olup rüyalarına akarım ey sevgili!
Cemre.Y.
Sen
Gün de kaldım sanırken beni
Ben
Gece olup rüyalarına akarım ey sevgili!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
İyiyim Böyle
…İyiyim Böyle…
Artık uzun şiirler yazamıyorum
Geçmiyor hiçbir şey yürek süzgecimden.
Seni çoktan geçtim,
Sensizliği birkaç zaman önce.
Acının dibiniyse geçeli
Aylar oluyor neredeyse.
Etrafına çelikten duvarlar ördüğüm
Yalnızlığıma sarılıyorum
Hem de her gece
İyiyim böyle
Cehennemin dibinde.
Cemre.Y.
Artık uzun şiirler yazamıyorum
Geçmiyor hiçbir şey yürek süzgecimden.
Seni çoktan geçtim,
Sensizliği birkaç zaman önce.
Acının dibiniyse geçeli
Aylar oluyor neredeyse.
Etrafına çelikten duvarlar ördüğüm
Yalnızlığıma sarılıyorum
Hem de her gece
İyiyim böyle
Cehennemin dibinde.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Sevişmek
| …Sevişmek… |
| Medeni cesaret'i |
| Cinsiyetsiz… |
| Medeniyetsiz, mesnetsiz, |
| Cinselliklere alet eder olduğunuzdan beri |
| Soğudum insanlığımdan! |
| Oysa… |
| Sevişmek kelimesi… |
| Hece hece güzeldi! Cemre.Y. |
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Ben Seni Sensiz De Güzel Severim
...Ben Seni Sensiz De Güzel Severim...
Sana dair ihtimallerim tükeneli beri
Sevme ihtimalin...
Gelme ihtimalin...
Kalma ihtimalin...
İhtimallerine dair daha ne varsa
Bütün ihtimallerin.
Senin tarafından
Teker teker tüketileli beri,
Hayal ağacımın renkleri soldular çoktan.
Gönlümün sokaklarının kandili söndü.
Gri bir kararsız karanlıktayım nicedir.
Her çıkmaz sokakta çıkmasa
Müptela olduğum o adın karşıma,
Belki sonsuza dek gitmeyi
Deneyebilirdim senden.
Oysa sen sevgilim,
Aşk’ın en güzel yerindeydin,
Bitmesi hiç dilenmeyen o film gibi.
Şimdi uzak pencerelerden
Bana bakıp bakıp durma!
Şşşşttt!
Usulca kapat gözlerini karanlığına
Al üzerine kirli battaniyeni
Sarıl sımsıkı yalnızlığına
Sağ elinle usulca yüreğine dokun
Dinle birkaç dakika kalbinin ritmini
Ne diyor sana yüreğin?
Sonra usulca dudaklarınla dokun
Öp parmak uçlarını karanlıkta
Ne diyor sana kelimelerin?
Daha da hissetmezsen beni ne diyeyim!
Kapat pencerelerini de bari
Üşümesin ruhsuz bedenin ve yüreğin.
Ben seni sensiz de güzel severim.
Cemre.Y.
Sana dair ihtimallerim tükeneli beri
Sevme ihtimalin...
Gelme ihtimalin...
Kalma ihtimalin...
İhtimallerine dair daha ne varsa
Bütün ihtimallerin.
Senin tarafından
Teker teker tüketileli beri,
Hayal ağacımın renkleri soldular çoktan.
Gönlümün sokaklarının kandili söndü.
Gri bir kararsız karanlıktayım nicedir.
Her çıkmaz sokakta çıkmasa
Müptela olduğum o adın karşıma,
Belki sonsuza dek gitmeyi
Deneyebilirdim senden.
Oysa sen sevgilim,
Aşk’ın en güzel yerindeydin,
Bitmesi hiç dilenmeyen o film gibi.
Şimdi uzak pencerelerden
Bana bakıp bakıp durma!
Şşşşttt!
Usulca kapat gözlerini karanlığına
Al üzerine kirli battaniyeni
Sarıl sımsıkı yalnızlığına
Sağ elinle usulca yüreğine dokun
Dinle birkaç dakika kalbinin ritmini
Ne diyor sana yüreğin?
Sonra usulca dudaklarınla dokun
Öp parmak uçlarını karanlıkta
Ne diyor sana kelimelerin?
Daha da hissetmezsen beni ne diyeyim!
Kapat pencerelerini de bari
Üşümesin ruhsuz bedenin ve yüreğin.
Ben seni sensiz de güzel severim.
Cemre.Y.
Labels:
belki,
çıkmaz sokak,
etme,
gri,
hayal,
ihtimal,
karşı,
oysa,
parmak uçları,
pencere,
sana dair,
sevgilim,
sevmek,
sokak,
sonra,
yalnız
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Yürek Sızım
| …Yürek Sızım... Yarim… Yüreğim… Yürek Sızım… Söyle mutlu musun şimdi? Önce küçük bir meltem fısıltısıyla Girdin de dünyama. Sonra bir fırtına, Bir tufan estirdin de yüreğimde… Seninle çoğaldım, Seninle azaldım ama hep kabıma sığdım! Oysa senin aşkın, Bir sonbahardan, ilkbahara, Bir acayip nisan yağmuruydu hep. Azar azar azalttın bendeki seni, Yok olmaya yüz tutmuş, beni, Türünün en son örneğini. Benim bağrımda hep camdan bir kalp vardı da... Zaten kırıktı, şimdi artık binbir parça sayende Neden gelip geçip ezersin ki... Neden doymazsın beni paramparça görmelere. Cemre.Y. |
Labels:
ağrı,
bahar,
cam,
dünya,
fırtına,
fısıltı,
kalp,
neden,
nisan,
oysa,
sızı,
sonbahar,
sonra,
yağmur,
yama,
yüreğim,
yürek
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Ben Seni Sensiz De Çok Sevdim
...Ben Seni Sensiz De Çok Sevdim...
Ben senin, keder ve düşünce rüzgarıyla
Ağarmaya başlamış saçının
Bembeyaz ışıltısı olan
Hiç fark edilemeyecek tek bir teline konmuş
Küçücük bir kar tanesi olmaya razıydım,
Eriyip, kuruyup yok olma pahasına!
Sen “Aşk değil!” dedin.
Ben senin,
İhanet, acı ve hasret fırtınasıyla
Taşlaşmaya başlamış yüreğinin
Külleri bile çoktan ayaza vurmuş olan
Kıpkırmızı kan pıhtısı bir köşesinde
Hiç fark edilmeyecek tek bir kıvılcımına konmuş
Küçücük bir yürek sızısı olmaya razıydım,
Yanıp, kavrulup yok olma pahasına!
Sen “Sevda değil!” dedin.
Olsun
Ben seni
Sensiz de
Çok sevdim.
Cemre.Y.
Ben senin, keder ve düşünce rüzgarıyla
Ağarmaya başlamış saçının
Bembeyaz ışıltısı olan
Hiç fark edilemeyecek tek bir teline konmuş
Küçücük bir kar tanesi olmaya razıydım,
Eriyip, kuruyup yok olma pahasına!
Sen “Aşk değil!” dedin.
Ben senin,
İhanet, acı ve hasret fırtınasıyla
Taşlaşmaya başlamış yüreğinin
Külleri bile çoktan ayaza vurmuş olan
Kıpkırmızı kan pıhtısı bir köşesinde
Hiç fark edilmeyecek tek bir kıvılcımına konmuş
Küçücük bir yürek sızısı olmaya razıydım,
Yanıp, kavrulup yok olma pahasına!
Sen “Sevda değil!” dedin.
Olsun
Ben seni
Sensiz de
Çok sevdim.
Cemre.Y.
Labels:
acı,
ayaz,
beyaz,
düşün,
fırtına,
hasret,
ışıltı,
ihanet,
keder,
küçücük,
rüzgar,
sevda,
sevdim,
sızı,
yürek
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
8 Eylül 2017 Cuma
Dost Kazığı=Aşk Kazığı Ne Fark Eder
…Dost Kazığı=Aşk Kazığı Ne Fark Eder…
Ben hiç kimsemin gözyaşını,
Yanağından süzülüp, çenesinin kenarına aktığı,
O son damladan toplamadım mesela!
Toplamasaydım zira, boğazının ilmeğine akacaktı,
Senin herkesin, mutlulukla salınırken hayat rüzgarında,
Yüreğin kan ağlıyordu, o son damla da neydi ki!
Kıyamadım sana.
Oysa benim de hayata dair umudum tükenmişti hani çoktan,
Söz vermiştim kendime,
Güya bir daha hiç kimseyi yüreğime yaren etmeyecektim.
Onca şaşalı kalabalık arasında, en az benim kadar yalnızdın.
Rahmetli anamın deyimiyle "Yakıldım sana!"
(Seni kendim bildim, öyle de sevdim, dost bildim.)
Ben senin yalnızlığını kendi yalnızlığımla buluşturdukça,
Sana hep kendinden daha çok değer yükledikçe,
Senin acını, senin yaranı, senin yasını, senin göçüğünü,
Kendime has yaralarımın üstüne sardıkça,
Yani sen hafifledikçe, ben ağırlaşıyordum,
Hiç farkına varmıyordum, bana yüklediğin onca yeni yaranın,
Beni de daha derinden kanattığını!
Sonra birden hatırlattı birileri,
Gözümün önünden bütün galaksiler geçti,
Bütün yıldızlar kayıp, meteor artığı oluverdiler.
Dostluk dediğin aşk gibi değildi!
O sevmese de olur diye bir dünya yoktu dostlukta.
En azından, sen beş geldiysen, o, bir gelebilmeliydi.
Dönüp bakıyorum da geçmişimize…
Sana hep öylece sınırsız gelen,
Elim, kolum, ayaklarım, yüreğim dolu gelen bendim.
Sen başlarda yıkıntılarındaydın da, hayata dahi yoktun,
Ortalarda, silkinip kendini bulmaya adım atıyordun.
Zira yeni çevreler, yeni dostlar, eskisinden cayarak geçiyordu.
Sonlardaysa, tanıştığımız zamandaki halinden beter yorgundum.
Elbette sırası yoktu acıyı paylaşmanın ama…
Anamı kaybettim, gittim memlekete gömdüm, yanımda yoktun!
Sen hiç sevmediğin kaynananı defnederken ben yanındaydım!
Senin kaşın yıkılsa ben yanındaydım da,
Ben nefes alamadım hastalıktan, sen yoktun.
Oysa ben sana bütün yara izlerimin o ilk yerini bile göstermiştim!
Hani çok kimse bilmez ama!
Küçücük bir kız çocuğuyken yaptığım o son yaramazlığımın,
Etime kazındığı o ilk yara izini dahi göstermiştim sana!
Beş yaşında küçük bir kız çocuğuydum,
Annem beni terk edip yine komşu gezmelerine gitmişti,
Baba yine eve vakitsiz gelmişti,
O sıralar sıkça olduğu gibi,
Baba, yine eve erken dönmüştü,
Eskiden olsa, olur olmadık zamanda eve gelir,
Zavallı anama, geldiğimde neden evde yoktun diye,
Onca dayak atan adam, annen nerede diye sormaz olmuştu?
Ne zaman baba vakitsiz eve gelip de,
Ben yine annemi bulmaya gitsem,
O köpek uyanıksa hav hav havlar, dişlerini çıkartır,
Beni eve annesiz yollardı, baba beni,
Babadan uzak ellerdi, kaçardım.
Ama o gün…
Hatırladığımca ilk defa,
Elbisemin üstünden mahremime dokunmuştu.
Koşa koşa çıkmıştım evden, artık hiçbir şeyden korkmuyordum!
Anneme söylemek için koşmuştum komşuya,
O sinsi köpek uyuyordu, onca seslenmeme rağmen uyanmamıştı.
Anneme ulaşacağım son eşikte öylece uyuyordu.
Sıkılmıştım, çokça da yorgundum yalnızlığımdan da,
Avaz avaz camdan seslenmiştim, annem duymamıştı,
Kapıdan seslenmiştim, annem duymamıştı.
Kapının eşiğindeyse evin o toraman köpeği hantalca uyumaktaydı,
Ödüm kopuyordu ya o köpekten!
Artık korkmuyordum,
Ayaklarımı uzatsam anama kavuşacaktım o uyanmadan,
Beş yaşında küçük bir kız çocuğuydum,
Yetemedi ayak mesafem, zaten ona oldukça öfkeliydim!
Basarsam kuyruğuna!
Uyku sersemi, anamı rüyalarından çığlıklarla uyandırdığım gibi,
Öte yana geçerdi de kapıdan bari kaçardım.
Bu sefer içeri!
Oysa köpek sahibine sadıktı,
Köpeğin kuyruğuna hışımla bastığım anda!
Beş yaşımın sağ ayağımın yarısı, onun ağzının içindeydi.
İstese o an kırt diye yerdi de neyse ki
Göz göze geldik o an…
Ona bütün hikayemi anlattım da,
Öylece bırakıverdi ağzında kanayan ayağımı.
Koşa koşa kanayan ayağımla sarılmıştım anama.
Soğan kavurduydu hemen, saçımı yola yola sarmıştı hemen!
Vay ben onun komşusunun köpeğini neden rahatsız etmişim de,
Uyuyan yılanı uyandırmışım diye hamurlu bir şeyler yapmıştı,
Yaralarım iyileşmedikçe…
O gün bugündür,
Bütün yaralarımı iyileştiriyorum, gereksiz dayak korkusundan.
Oysa o gün, bir kere olsun anam beni bir tek an dinleseydi,
Onu guatr ameliyatlarında boğazını boydan boya keserlerken,
Ben altı yaşımda götümün namusunu kurtarmak derdindeyken,
O gün bugündür, ne vakit insan olmayandan korksam,
Göz göze gelmeye çabalarım.
Başarabildiğimdeyse gülümseyerek vedalaşırız birbirimizle!
Suskunum sana da...
En son…
Senle bakıştığımızda…
İnsanı geçtim, sen hayvan dahi değildin.
Gülümseyerek vedalaşamadık senle!
Oysa…
Gözyaşının adedini dahi saydım ben senin kadın!
Öyle dost sandıkların gibi,
Gizliden gizliye acından zevk almadım ben.
O yüzden en çok sana kırgınım be cancağızım.
En az sen kadar da, son sevgilime de hala kırgınım.
Kızgınlık, nefret olsa geçer ya geçmiyor kırgınlık.
Nicedir olması gereğindeydim de, artık gerek kalmadı,
Ne vakit göz bebeklerime baksam,
Yüzümden çok sırtımı görüyorum, bütün yaralarımı,
Nihayet kabuk bağlamaya başlamış bazıları,
Ama dost kazığı hançerli sırtıma baktıkça kendime,,,
Hepinizden daha çok kendime kırgınım.
Sayenizde artık hiç kimseye güvenmiyorum.
Yalnızlığımın beş duvar halinden hep kanamaktayım!
Eş, dost, akraba, yar, yaren, sevgili, hiç kimse sızamıyor içeri,
Merak etmeyin doktorum bu sefer,
"Gözleriniz, içindeki onca acıya rağmen, bu sefer kurumamış,
Hücre sayılarınız da oldukça azalma var!
Bu…
Gözde bu kadarsa vakit kaybetmeyin derim,
Derhal bir ceheck up yaptırın,
Siz…
Resmen öl-ü-yor-su nuz!" dedi...
Gerek yokmuş damlaya da, yine bolca ağlayıp,
Sırtıma saplanan o zehri akıtmam gerekiyormuş.
Boynumu dar ağacından boğuyorum da nedense!
Bunca dost kazığına, ne yapsam, ne yapmasam ağlayamıyorum.
Cemre.Y.
Ben hiç kimsemin gözyaşını,
Yanağından süzülüp, çenesinin kenarına aktığı,
O son damladan toplamadım mesela!
Toplamasaydım zira, boğazının ilmeğine akacaktı,
Senin herkesin, mutlulukla salınırken hayat rüzgarında,
Yüreğin kan ağlıyordu, o son damla da neydi ki!
Kıyamadım sana.
Oysa benim de hayata dair umudum tükenmişti hani çoktan,
Söz vermiştim kendime,
Güya bir daha hiç kimseyi yüreğime yaren etmeyecektim.
Onca şaşalı kalabalık arasında, en az benim kadar yalnızdın.
Rahmetli anamın deyimiyle "Yakıldım sana!"
(Seni kendim bildim, öyle de sevdim, dost bildim.)
Ben senin yalnızlığını kendi yalnızlığımla buluşturdukça,
Sana hep kendinden daha çok değer yükledikçe,
Senin acını, senin yaranı, senin yasını, senin göçüğünü,
Kendime has yaralarımın üstüne sardıkça,
Yani sen hafifledikçe, ben ağırlaşıyordum,
Hiç farkına varmıyordum, bana yüklediğin onca yeni yaranın,
Beni de daha derinden kanattığını!
Sonra birden hatırlattı birileri,
Gözümün önünden bütün galaksiler geçti,
Bütün yıldızlar kayıp, meteor artığı oluverdiler.
Dostluk dediğin aşk gibi değildi!
O sevmese de olur diye bir dünya yoktu dostlukta.
En azından, sen beş geldiysen, o, bir gelebilmeliydi.
Dönüp bakıyorum da geçmişimize…
Sana hep öylece sınırsız gelen,
Elim, kolum, ayaklarım, yüreğim dolu gelen bendim.
Sen başlarda yıkıntılarındaydın da, hayata dahi yoktun,
Ortalarda, silkinip kendini bulmaya adım atıyordun.
Zira yeni çevreler, yeni dostlar, eskisinden cayarak geçiyordu.
Sonlardaysa, tanıştığımız zamandaki halinden beter yorgundum.
Elbette sırası yoktu acıyı paylaşmanın ama…
Anamı kaybettim, gittim memlekete gömdüm, yanımda yoktun!
Sen hiç sevmediğin kaynananı defnederken ben yanındaydım!
Senin kaşın yıkılsa ben yanındaydım da,
Ben nefes alamadım hastalıktan, sen yoktun.
Oysa ben sana bütün yara izlerimin o ilk yerini bile göstermiştim!
Hani çok kimse bilmez ama!
Küçücük bir kız çocuğuyken yaptığım o son yaramazlığımın,
Etime kazındığı o ilk yara izini dahi göstermiştim sana!
Beş yaşında küçük bir kız çocuğuydum,
Annem beni terk edip yine komşu gezmelerine gitmişti,
Baba yine eve vakitsiz gelmişti,
O sıralar sıkça olduğu gibi,
Baba, yine eve erken dönmüştü,
Eskiden olsa, olur olmadık zamanda eve gelir,
Zavallı anama, geldiğimde neden evde yoktun diye,
Onca dayak atan adam, annen nerede diye sormaz olmuştu?
Ne zaman baba vakitsiz eve gelip de,
Ben yine annemi bulmaya gitsem,
O köpek uyanıksa hav hav havlar, dişlerini çıkartır,
Beni eve annesiz yollardı, baba beni,
Babadan uzak ellerdi, kaçardım.
Ama o gün…
Hatırladığımca ilk defa,
Elbisemin üstünden mahremime dokunmuştu.
Koşa koşa çıkmıştım evden, artık hiçbir şeyden korkmuyordum!
Anneme söylemek için koşmuştum komşuya,
O sinsi köpek uyuyordu, onca seslenmeme rağmen uyanmamıştı.
Anneme ulaşacağım son eşikte öylece uyuyordu.
Sıkılmıştım, çokça da yorgundum yalnızlığımdan da,
Avaz avaz camdan seslenmiştim, annem duymamıştı,
Kapıdan seslenmiştim, annem duymamıştı.
Kapının eşiğindeyse evin o toraman köpeği hantalca uyumaktaydı,
Ödüm kopuyordu ya o köpekten!
Artık korkmuyordum,
Ayaklarımı uzatsam anama kavuşacaktım o uyanmadan,
Beş yaşında küçük bir kız çocuğuydum,
Yetemedi ayak mesafem, zaten ona oldukça öfkeliydim!
Basarsam kuyruğuna!
Uyku sersemi, anamı rüyalarından çığlıklarla uyandırdığım gibi,
Öte yana geçerdi de kapıdan bari kaçardım.
Bu sefer içeri!
Oysa köpek sahibine sadıktı,
Köpeğin kuyruğuna hışımla bastığım anda!
Beş yaşımın sağ ayağımın yarısı, onun ağzının içindeydi.
İstese o an kırt diye yerdi de neyse ki
Göz göze geldik o an…
Ona bütün hikayemi anlattım da,
Öylece bırakıverdi ağzında kanayan ayağımı.
Koşa koşa kanayan ayağımla sarılmıştım anama.
Soğan kavurduydu hemen, saçımı yola yola sarmıştı hemen!
Vay ben onun komşusunun köpeğini neden rahatsız etmişim de,
Uyuyan yılanı uyandırmışım diye hamurlu bir şeyler yapmıştı,
Yaralarım iyileşmedikçe…
O gün bugündür,
Bütün yaralarımı iyileştiriyorum, gereksiz dayak korkusundan.
Oysa o gün, bir kere olsun anam beni bir tek an dinleseydi,
Onu guatr ameliyatlarında boğazını boydan boya keserlerken,
Ben altı yaşımda götümün namusunu kurtarmak derdindeyken,
O gün bugündür, ne vakit insan olmayandan korksam,
Göz göze gelmeye çabalarım.
Başarabildiğimdeyse gülümseyerek vedalaşırız birbirimizle!
Suskunum sana da...
En son…
Senle bakıştığımızda…
İnsanı geçtim, sen hayvan dahi değildin.
Gülümseyerek vedalaşamadık senle!
Oysa…
Gözyaşının adedini dahi saydım ben senin kadın!
Öyle dost sandıkların gibi,
Gizliden gizliye acından zevk almadım ben.
O yüzden en çok sana kırgınım be cancağızım.
En az sen kadar da, son sevgilime de hala kırgınım.
Kızgınlık, nefret olsa geçer ya geçmiyor kırgınlık.
Nicedir olması gereğindeydim de, artık gerek kalmadı,
Ne vakit göz bebeklerime baksam,
Yüzümden çok sırtımı görüyorum, bütün yaralarımı,
Nihayet kabuk bağlamaya başlamış bazıları,
Ama dost kazığı hançerli sırtıma baktıkça kendime,,,
Hepinizden daha çok kendime kırgınım.
Sayenizde artık hiç kimseye güvenmiyorum.
Yalnızlığımın beş duvar halinden hep kanamaktayım!
Eş, dost, akraba, yar, yaren, sevgili, hiç kimse sızamıyor içeri,
Merak etmeyin doktorum bu sefer,
"Gözleriniz, içindeki onca acıya rağmen, bu sefer kurumamış,
Hücre sayılarınız da oldukça azalma var!
Bu…
Gözde bu kadarsa vakit kaybetmeyin derim,
Derhal bir ceheck up yaptırın,
Siz…
Resmen öl-ü-yor-su nuz!" dedi...
Gerek yokmuş damlaya da, yine bolca ağlayıp,
Sırtıma saplanan o zehri akıtmam gerekiyormuş.
Boynumu dar ağacından boğuyorum da nedense!
Bunca dost kazığına, ne yapsam, ne yapmasam ağlayamıyorum.
Cemre.Y.
Labels:
anam,
avaz,
boğaz,
can kenarı,
cancağızım,
dost,
dünya,
fark,
hançer,
Hiç kimse,
hücre,
kabuk,
kalabalık,
kayıp,
küçücük,
mesafe,
oysa,
öyle,
yaren
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Bir İzin Ver Be Can
...Bir İzin Ver Be Can...
Sesini özlemek diye bir şey varmış,
Sanki hep de yanındaymış gibi
Terinin kokusunu,
Burnunun direğinde sızlattıran.
Dudaklarının tebessümlü tadını
Yüreğinde sızlatıp duran.
Çoktan arardın sen onu çoktaaann...
Olmasaydı son sözü
"Bir izin ver be can."
İzin...
Sondu.
Cemre.Y.
Sesini özlemek diye bir şey varmış,
Sanki hep de yanındaymış gibi
Terinin kokusunu,
Burnunun direğinde sızlattıran.
Dudaklarının tebessümlü tadını
Yüreğinde sızlatıp duran.
Çoktan arardın sen onu çoktaaann...
Olmasaydı son sözü
"Bir izin ver be can."
İzin...
Sondu.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
7 Eylül 2017 Perşembe
Meyil
| ...Meyil... Artık öpülünce Geçmediği gibi yaralarım Silinince de geçmiyor sana olan sevdalarım. Unuttun mu ey yar, Yaren, dost, Hatta arkadaşım... Biz çoktan beridir çocuk değiliz! Yar dediklerimiz bizi yardan attıkça Daha çok sevmelere, Ola ki sevilmelere kadar Meyilliyiz! Cemre.Y. |
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Yaşıyorum Güya!
…Yaşıyorum Güya!...
Eski şiirlerimi düzenlerken Kendimi mezarımdan hortlamış da
Cehennem sonucum
Elime henüz verilmiş gibi hissediyorum
Daha ne kadar
Daha kaç kez
Daha kaç adamım diyene
Ölüp ölüp dirilebilir ki biri?
Merak ediyorum.
Dirilmemek üzere
Son kez
Ölürsem onu da söylerim.
Zira bu aralar...
Yaşıyorum güya!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Ya Tam Gel Ya Da Kapatalım Perdeleri
| …Ya Tam Gel Ya Da Kapatalım Perdeleri… | ||||||||||||||||
| ||||||||||||||||
| Cemre.Y. |
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Oysa Bilmiyor
...Oysa Bilmiyor...
Ben birkaç kış ayazı cümlenden sonra
Silip atabilirim sandım seni, yüreğimin altın kafesinden.
Oysa sen şimdi,
Bir yaz akşamının gün batımında,
Birkaç kadeh votka ve durmadan içtiğim sigaram kadar,
Gözlerimden akan
Bir kan damlası yaş kadar yakınsın sevdiceğim.
Oysa başladığın kadar kolay bitmeliydin...
Birkaç satır cümle, bir öpücük kadar kolay olmalıydı,
Bitişimize başlamak, senden gidebilmek,
Seni sonsuza dek bitirebilmek.
Senin ruhun kadar göçebe olmalıydı ruhum.
Bir çingene misali konup gidebilmeliydi yüreklerden.
Ah sen...
Bir daha sevmemeye ettiğim yeminlerimi,
Olmazlarımı yıktım seninle.
Sayende öğrendim olabiliyormuş...
Sensiz boğulurum sanmıştım,
Seninle de sensiz de nefes alabiliyormuşum.
Seninle nasıl yeni doğan bir bebek gibi atıyorsa kalbim,
Sensiz akciğer kanseri sanki yüreğim,
Tıkanıyorum ama atıyor işte.
Bitecek biliyorum bu sancılar
Bu yaralarda kabuklaşacak diğerleri gibi.
Ama hep; "Bu sonum olsun,
Bu son yangınım olsun" demez mi insan.
Her şeyi yeniden, sıfırdan,
Hiç yoktan var etmek o kadar zor ki...
Hiç hazıra, hiç kolaya konmadım ben mesela...
Sen benim son gücümdün sevdiğim.
Hani zor olan daha güçlü kılar ya insanı,
Hani zirveye bir adım kalmışken,
Tam da ayağın kayarken bir dal kırıntısı bulursun,
Tutunursun ona son bir gayret sımsıkı,
O seni taşıyacak, o seni doruğa ulaştıracak.
O sana hayatı sunacak...
Ve sen onun verdiği hayatla zirveye adımını attığında
Yatacaksın sırt üstü gözlerin bulutlarda
"Başardım" diyeceksin,
"Senin sevdan çok geliyor bir yüreğe,
Kendilerini senden çoğu olabilir'e inandırıp, gidiyorlar",
"Sana hayatı anlık yaşamayı öğretemedik" diyenlere inat
Son bir hayat gayreti ona sarılacaksın sımsıkı.
Ve o tek umut kırıntısı hiç yoktan "Çıt!" diye kırılıverecek
Hiç yoktan
Senin onu büyüttüğün kadar gözünde ve yüreğinde
Büyük sanacak kendini...
"Ben" diyecek,
"Senin hayata tutunduğun dal olmak istemiyorum" diyecek,
Kendini o uçurum kenarındaki zirvenin son noktası değil!
Kendini tek kalmaktan kurtaran ellerimde değil,
Bir meyve bahçesindeki herkesin bir el attığı,
Herkesin el salladığı bir dal sanacak,
"Çıt!" diye gidiverecek avuçlarından.
Oysa bilmiyor...
Ben uçurumlardan derin kör kuyulara düşsem bile
Yara bere içinde, kan revan,
Kırıklar, acılar içinde de olsam bile
Silkelenir ve yeniden başlarım yolculuğa...
Sakın sanma sen kadar severim birini daha yeniden
Sevmeden seviyor insanlar bir öğrenebilirsem
Ya sen olursun oradaki
Ya da bu sefer ellerimin değerini bilen...
Cemre.Y.
Ben birkaç kış ayazı cümlenden sonra
Silip atabilirim sandım seni, yüreğimin altın kafesinden.
Oysa sen şimdi,
Bir yaz akşamının gün batımında,
Birkaç kadeh votka ve durmadan içtiğim sigaram kadar,
Gözlerimden akan
Bir kan damlası yaş kadar yakınsın sevdiceğim.
Oysa başladığın kadar kolay bitmeliydin...
Birkaç satır cümle, bir öpücük kadar kolay olmalıydı,
Bitişimize başlamak, senden gidebilmek,
Seni sonsuza dek bitirebilmek.
Senin ruhun kadar göçebe olmalıydı ruhum.
Bir çingene misali konup gidebilmeliydi yüreklerden.
Ah sen...
Bir daha sevmemeye ettiğim yeminlerimi,
Olmazlarımı yıktım seninle.
Sayende öğrendim olabiliyormuş...
Sensiz boğulurum sanmıştım,
Seninle de sensiz de nefes alabiliyormuşum.
Seninle nasıl yeni doğan bir bebek gibi atıyorsa kalbim,
Sensiz akciğer kanseri sanki yüreğim,
Tıkanıyorum ama atıyor işte.
Bitecek biliyorum bu sancılar
Bu yaralarda kabuklaşacak diğerleri gibi.
Ama hep; "Bu sonum olsun,
Bu son yangınım olsun" demez mi insan.
Her şeyi yeniden, sıfırdan,
Hiç yoktan var etmek o kadar zor ki...
Hiç hazıra, hiç kolaya konmadım ben mesela...
Sen benim son gücümdün sevdiğim.
Hani zor olan daha güçlü kılar ya insanı,
Hani zirveye bir adım kalmışken,
Tam da ayağın kayarken bir dal kırıntısı bulursun,
Tutunursun ona son bir gayret sımsıkı,
O seni taşıyacak, o seni doruğa ulaştıracak.
O sana hayatı sunacak...
Ve sen onun verdiği hayatla zirveye adımını attığında
Yatacaksın sırt üstü gözlerin bulutlarda
"Başardım" diyeceksin,
"Senin sevdan çok geliyor bir yüreğe,
Kendilerini senden çoğu olabilir'e inandırıp, gidiyorlar",
"Sana hayatı anlık yaşamayı öğretemedik" diyenlere inat
Son bir hayat gayreti ona sarılacaksın sımsıkı.
Ve o tek umut kırıntısı hiç yoktan "Çıt!" diye kırılıverecek
Hiç yoktan
Senin onu büyüttüğün kadar gözünde ve yüreğinde
Büyük sanacak kendini...
"Ben" diyecek,
"Senin hayata tutunduğun dal olmak istemiyorum" diyecek,
Kendini o uçurum kenarındaki zirvenin son noktası değil!
Kendini tek kalmaktan kurtaran ellerimde değil,
Bir meyve bahçesindeki herkesin bir el attığı,
Herkesin el salladığı bir dal sanacak,
"Çıt!" diye gidiverecek avuçlarından.
Oysa bilmiyor...
Ben uçurumlardan derin kör kuyulara düşsem bile
Yara bere içinde, kan revan,
Kırıklar, acılar içinde de olsam bile
Silkelenir ve yeniden başlarım yolculuğa...
Sakın sanma sen kadar severim birini daha yeniden
Sevmeden seviyor insanlar bir öğrenebilirsem
Ya sen olursun oradaki
Ya da bu sefer ellerimin değerini bilen...
Cemre.Y.
Labels:
acı,
ayaz,
cümle,
hayat,
hiç yok,
kabuk,
kadeh,
kafes,
kanser,
nefes,
oysa,
öpücük,
sancı,
sevda,
sevdiceğim,
sigara,
uçurum,
yara,
yüreğim,
yürek
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Limit Aşımı
| …Limit Aşımı… |
| Sen farkında değilken |
| Sana sunduğum zaman da |
| Limit aşımına uğradı sevgilim. |
| Beni merak etme |
| Hissedeceğim daha çok acı var! |
| Ama artık… |
| Sana dair'li değilim. Cemre.Y. |
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Tekerrürden İbaret
...Tekerrürden İbaret...
Tarihim...
Demek ki gerçekten tekerrürden ibaret!
Şimdi uzunca bir "Sus" lazım bana!
Cemre.Y.
Demek ki gerçekten tekerrürden ibaret!
Şimdi uzunca bir "Sus" lazım bana!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
6 Eylül 2017 Çarşamba
Merak Etme
...Merak Etme...
Merak etme!
Hala saatleri sayıyorum sensizken bile
Daha işinden gelmedi,
Daha yorgunluklarına, orta şekerli kahvesini içmedi,
Daha yorgun ayaklarının sızısı dinip
Sıra bana gelemedi
Kandırıyorum kendimi
Bekliyorum, beklemiyorum, öyleceyim yani!
Cemre.Y.
Merak etme!
Hala saatleri sayıyorum sensizken bile
Daha işinden gelmedi,
Daha yorgunluklarına, orta şekerli kahvesini içmedi,
Daha yorgun ayaklarının sızısı dinip
Sıra bana gelemedi
Kandırıyorum kendimi
Bekliyorum, beklemiyorum, öyleceyim yani!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Ben Bittim
...Ben Bittim...
Hayatım boyunca...
Tırnaklarımın uçları yıprana kırıla,
Alnım terlerini kimse görmesin de,
Benden cayacak hiçbir bedele,
Önüme sofra koyamasınlar diye,
Saç diplerime...
Hatta ense köküme kadar,
Tek başıma, tırnak köklerimi dahi,
Savura savura yaşadım.
Gururumla yaşadım.
Mideme ve nefsime inat!
Kendimi hep ama hep, tok sayarak.
Kızımıysa hiçbir zaman!
Hiç kimseme, aç bırakmayarak yaşadım.
Sonrasındaysa aniden!
Bütün kazanabildiklerimi...
Yani yine, bütün hayatımı,
Bir tek hayatın,
Çığlıksız bir sonu olabilsin diye harcadım.
Kulaklarımıysa en yakınlarımın bile,
Acı gerçeklerine tırmalayan seslerine,
Sonsuza değin tıkadım.
Ve öylece, feda ettim hepsini.
Her şeyimi de, bu son fırtınama savurarak,
Neyim var, neyim yoksa,
Zaten o benden o kökten yine gidiyor diye...
Seve seve feda ettim.
Kalmamıştı ki hiç kimsem.
Oysa o benim, ilk ve son evimdi.
Varlığımı istese de istemese de.
Kaderine de...
Kederine de...
Razı gelse de, gelmese de.
Bütün hayatımın kalan,
Maddesel son değeri, sıfırlandığında!
Bir bayram sabahı, yoğun bakımda,
Son kez hala titriyorken kan damarları,
Biz diye bir şey, yaşıyorken hala!
Ellerinin boğumlarını,
Ayaklarının parmak uçlarını ,
Teker teker sondan bir önceki kezden başlayarak yeniden!
Öperken ben...
Ben, doğurduğuma bile çoktan bitmiştim.
Üzgümüm,
Hiçbirinize, şöyle bir tas tamam edemedim,
Ye-te-me-dim!
Hiçbirinize yetemedim, ben bittim!
Cemre.Y.
Hayatım boyunca...
Tırnaklarımın uçları yıprana kırıla,
Alnım terlerini kimse görmesin de,
Benden cayacak hiçbir bedele,
Önüme sofra koyamasınlar diye,
Saç diplerime...
Hatta ense köküme kadar,
Tek başıma, tırnak köklerimi dahi,
Savura savura yaşadım.
Gururumla yaşadım.
Mideme ve nefsime inat!
Kendimi hep ama hep, tok sayarak.
Kızımıysa hiçbir zaman!
Hiç kimseme, aç bırakmayarak yaşadım.
Sonrasındaysa aniden!
Bütün kazanabildiklerimi...
Yani yine, bütün hayatımı,
Bir tek hayatın,
Çığlıksız bir sonu olabilsin diye harcadım.
Kulaklarımıysa en yakınlarımın bile,
Acı gerçeklerine tırmalayan seslerine,
Sonsuza değin tıkadım.
Ve öylece, feda ettim hepsini.
Her şeyimi de, bu son fırtınama savurarak,
Neyim var, neyim yoksa,
Zaten o benden o kökten yine gidiyor diye...
Seve seve feda ettim.
Kalmamıştı ki hiç kimsem.
Oysa o benim, ilk ve son evimdi.
Varlığımı istese de istemese de.
Kaderine de...
Kederine de...
Razı gelse de, gelmese de.
Bütün hayatımın kalan,
Maddesel son değeri, sıfırlandığında!
Bir bayram sabahı, yoğun bakımda,
Son kez hala titriyorken kan damarları,
Biz diye bir şey, yaşıyorken hala!
Ellerinin boğumlarını,
Ayaklarının parmak uçlarını ,
Teker teker sondan bir önceki kezden başlayarak yeniden!
Öperken ben...
Ben, doğurduğuma bile çoktan bitmiştim.
Üzgümüm,
Hiçbirinize, şöyle bir tas tamam edemedim,
Ye-te-me-dim!
Hiçbirinize yetemedim, ben bittim!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Suç Bizim Mi?
...Suç Bizim Mi?...
Çocukluğumda ancak bayramlarda alınan,
Kırmızı pabuçlarım gibiyim...
Hep kendimizi düşünmüştük oysa çocuk hayalimizle
Onlarla binbir sevinç dolu sevgiyle
Aynı yastığa sabahlarken...
Peki ya o kırmızı pabuçlar?
Gerçekten de mutluydular bence bizimle oldukları için...
Sonra ayaklarımız büyüyüverdi birden.
Yoksa eskise de, delik deşik olsa da,
Azıcık kırmızısı görünse de yeterdi.
Giyerdik.
Bizden gitmesinler diye topuğunu bile çiğnerdik.
Yetmedi bu sefer çabalamalar,
Biri gitmese..
Diğeri, ilk bulduğu bayır dikenine sarılıp,
Yitip gitti, terk etti yüreğimizi,
Şimdi kimselere güvenemiyorsak suç bizim mi?
Cemre.Y.
Çocukluğumda ancak bayramlarda alınan,
Kırmızı pabuçlarım gibiyim...
Hep kendimizi düşünmüştük oysa çocuk hayalimizle
Onlarla binbir sevinç dolu sevgiyle
Aynı yastığa sabahlarken...
Peki ya o kırmızı pabuçlar?
Gerçekten de mutluydular bence bizimle oldukları için...
Sonra ayaklarımız büyüyüverdi birden.
Yoksa eskise de, delik deşik olsa da,
Azıcık kırmızısı görünse de yeterdi.
Giyerdik.
Bizden gitmesinler diye topuğunu bile çiğnerdik.
Yetmedi bu sefer çabalamalar,
Biri gitmese..
Diğeri, ilk bulduğu bayır dikenine sarılıp,
Yitip gitti, terk etti yüreğimizi,
Şimdi kimselere güvenemiyorsak suç bizim mi?
Cemre.Y.
Labels:
bayram,
bu sefer,
çocuk,
düşün,
etme,
gerçek,
gitti,
hayal,
kırmızı,
mutlu,
sabah,
suç,
yeter
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Hiç Yoktan!
| …Hiç Yoktan!... |
| Aynı şehire aidiyetteyiz ama |
| Unutmadım! |
| Bizim hayal bulutlarımız farklıydı. |
| Benim vatanım senken, |
| Senin ülken hep ayrıydı! |
| Ama… |
| Üzülme be adam! |
| Şimdilerdeyse… |
| Senin ülkende yağmur bittiyse |
| Ödünç verebilirim |
| Gözyaşlarımdan! |
| Hiç yoktan… |
| Şarabına mey edersin yine |
| Yaşım süzülürken kirpiklerimden. |
| Hiç yoktan! |
| Yine birilerine, |
| "Şarap ve sen!"dersin. |
| Sonra unutur gidersin. |
| Çok sonra anlar o biri de |
| Benim gibi sana dair, |
| "Hiç yoktan!" olduğunu… Cemre.Y. |
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Cehennem Neden Ülkemde?
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Hatırlatır Kendini
…Hatırlatır Kendini…
Hayat bazen de,
Kaybettiğin bir şeyi aramak için,
Çok da kullanmadığın o son çekmeceyi açtığında
Karşına çıkan iki kahve fincanı arası,
Kurumuş papatya'dır…için cız eder!
Oysa ne çok inanmıştın değil mi, o son olacak diye!
Ne diye karşına çıktıysa şimdi, gereksiz ve zamansız yere.
Ama değişmez bir kuraldır bu!
Yapacak bir şey kalmamıştır,
Madem yine biri daha bittiyse, alır çöpe atarsın onları,
Her yeni bitişin ardından,
Hep, o hortlar gelir mezarından.
Ya resimlerle, ya cisimlerle...
Ya hiç gerçekleşmeyen hayallerle...
Ya da eski güzel günlere özlemin dayanılmaz olduğunda,
Hani kadersizliğine yine ağladığın belli olmasın diye,
Yağmur yağmur halleriyle ille de hatırlatır kendini.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Cemre Uyan
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
O Bile Gitti Ya
...O Bile Gitti Ya...
Ulan kadın erkek demeden
Ne fena seviyordum
Hepinizi,
Hepinize çok fazla gelen.
Kiminizi akraba cinsinden
Kiminizi dost meclisinden
Sadece birinizi
Her şeyden apayrı sevdim ben!
Şimdi mi?
O bile gitti ya!
Hani toplanıp gitseniz hepiniz birden
Kalbimi kanatmayacak kadar değeriniz var.
Cemre.Y.
Ulan kadın erkek demeden
Ne fena seviyordum
Hepinizi,
Hepinize çok fazla gelen.
Kiminizi akraba cinsinden
Kiminizi dost meclisinden
Sadece birinizi
Her şeyden apayrı sevdim ben!
Şimdi mi?
O bile gitti ya!
Hani toplanıp gitseniz hepiniz birden
Kalbimi kanatmayacak kadar değeriniz var.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
5 Eylül 2017 Salı
Baştan Sevelim
...Baştan Sevelim...
Can kırıkları dolu kalplerimizde
Issız adımlarla yürümeye çalışıyoruz
İncinmemek uğruna savaşırken
Adımlarımız acıyor,
İstem dışı fevriliklerimizden
Adımlarımız,
Kalplerimizi kanatıyor bazen
Ben öpüyorum usulca...
Acıyan yerlerini çocukluğunun
Sen eğilip avucuna dolduruyorsun...
Canımın kırık camlarını
Benim dudaklarım kanıyor
Senin ellerin
Gel sevgili,
Biz başka bir kalbe gidelim.
Yenileyelim kendilerimizi kendilerimizde!
Baştan sevelim,
En başından,
Yeniden sevelim.
Cemre.Y.
Can kırıkları dolu kalplerimizde
Issız adımlarla yürümeye çalışıyoruz
İncinmemek uğruna savaşırken
Adımlarımız acıyor,
İstem dışı fevriliklerimizden
Adımlarımız,
Kalplerimizi kanatıyor bazen
Ben öpüyorum usulca...
Acıyan yerlerini çocukluğunun
Sen eğilip avucuna dolduruyorsun...
Canımın kırık camlarını
Benim dudaklarım kanıyor
Senin ellerin
Gel sevgili,
Biz başka bir kalbe gidelim.
Yenileyelim kendilerimizi kendilerimizde!
Baştan sevelim,
En başından,
Yeniden sevelim.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Kan Kırmızısı
...Kan Kırmızısı...
Her Kurban Bayramının ikinci günü
Mevsimsiz yağardı yağmurlar
Küçücük başımla sorardım anama;
"Mademki mevla akan kanları,
Temizlemek için yağdırıyor yağmuru,
Denizler de kanıyor mudur ki anne?"
Hafifçe tebessüm ederdi;
"Yok evladım denize ulaşmadan toprak alıyor onları!
Korkma ha deniz hala mavi yani." diyerek teselli ederdi beni.
Dün gece rüyamda gördüm annemi!
Yine delirircesine yağıyordu yağmur,
Rüyamda şehitleri, bombaları, akan kanları,
Çocuk başımın dinmeyen sorusunu sordum anama.
Deniz ne ki, toprak ne ki,
İçtiğimiz su bile kan kırmızısıymış görebilene!
Cemre.Y.
Her Kurban Bayramının ikinci günü
Mevsimsiz yağardı yağmurlar
Küçücük başımla sorardım anama;
"Mademki mevla akan kanları,
Temizlemek için yağdırıyor yağmuru,
Denizler de kanıyor mudur ki anne?"
Hafifçe tebessüm ederdi;
"Yok evladım denize ulaşmadan toprak alıyor onları!
Korkma ha deniz hala mavi yani." diyerek teselli ederdi beni.
Dün gece rüyamda gördüm annemi!
Yine delirircesine yağıyordu yağmur,
Rüyamda şehitleri, bombaları, akan kanları,
Çocuk başımın dinmeyen sorusunu sordum anama.
Deniz ne ki, toprak ne ki,
İçtiğimiz su bile kan kırmızısıymış görebilene!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Metcezir
…Metcezir…
Kıyısı olunacak gemiyi geçtim
Adam gibi tek bir sal bile yok demek ki.
Sıkıntı yarattıysa size şiirlerim
Şimdi metcezirlerle çekilebilirsiniz!
Cemre.Y.
Kıyısı olunacak gemiyi geçtim
Adam gibi tek bir sal bile yok demek ki.
Sıkıntı yarattıysa size şiirlerim
Şimdi metcezirlerle çekilebilirsiniz!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Aşk Mı, O Ne Ki?
...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...
-
...Beni Soracak Olursan, İyiyim Ben... Ne zaman şiir kuşanacak olsam, Avuç içi kadar bir coğrafyaya, Şiir şiir iklimlerim geliverir aklıma! ...
-
...Öylece...Çekip Gitti... Biz! Birkaç güvercine mukabil razı olduk, "Sevdadandır." dedik. “İmkansızlıktan aşktandır” dedik. ...
-
…Gözlerin Diyorum Adam… Gözlerin diyorum adam gözlerin... Öyle b/akmasalardı yüreğime Şimdi böyle sana, Lal olabilir miydi dillerim... ...
-
...Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni... Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni; Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak. Yol'unmuş ...
-
...Gözlerin Diyorum Kadın... Gözlerin...diyorum kadın... İçi cehennem dışı cennetken! Gözlerin diyorum kadın! Annem gibi, kızım gibi, ...
-
...Lal-ü Aşk... Sevgilim... Lal-ü aşk yüklü, Bulutlar geçiyor ömrümüzden. Sanki hiç! Mey dolu ağzından, Dökülmemiş gibisin En ıssız,...
-
...Sevgilim... Yüreğinin gazellerini sakın savurma sevgilim! Bırak kalsınlar, daha ne kadar dağınıksan. Toparlanma öyle hemen, ben geldi...
-
…Misket… Çocukluğumun can kırıntılarında Benim bütün oyunlarda kazandığım misketlerim, Bir kavanozda doluydu Ve mahallenin bütün kö...
-
…Adını İfşa Etme Gizli Yarim… Adını ifşa etme gizli yarim, Ola ki seni, ben gibi sevemezlerse... Sana da, bana da kıyarlar! Etme sakı...
-
...Gelsin Artık... Hani ikindi sonrası vakitlerde, Çökmeye başlardı ya akşamın hüznü... Çoğunluğunda da, sessizliğin hüküm sürdüğü, Yür...



























