
...Yaz Yağmurum...
Yaz yağmuru yağıyordu şehrime
Hemen bir ayna bulup,
Gözlerimin içine kocaman gülümsedim.
Güzel bir müzik açtım,
Mutfağıma koşarak sade bir kahve yaptım kendime.
Rast gele bir kitap aldım kitaplığımın rafından!
Çabucak bir paragraf dolusu kitap falı baktım.
Beğenmedim,
Bambaşka bir sayfasından iki paragraf daha okudum.
Kahvem bittiğinde koltuğuma, halılarıma, sehpalarıma…
Odamın her yerine, yani hayata, yeniden gülümsedim.
Bu sefer de yaz yağmuru bitmeden hepsine yetişmiştim.
Sonra penceremin perdeleriyle gülümsedi yağmur bana.
“Çok inatsın çookk!
Vazgeçmek nedir bilmiyorsun,
Madem öyle hadi gel yine şımaralım,
Küçük göletlerin üstünde zıplayalım yine.
Saçaklar altından bize bakan telaşlı gözlere,
Delirelim mi yine.” demez mi?
Ahhh!
Bu deli Cemre daha durur mu hiç!
Nasılsa yağmur söz vermiş ona
Sağanaklığı geçip dolacakmış sokaklara kovalarca.
Hemencik çıkıverdim evimden
Sokağa adım attığım anda,
İnsanlar saçak altlarına koşmaya çalışırken,
Hemencik de yavaşladım.
Önce saçlarımı öptü yağmur,
Omuz başlarıma sarıldı sonra.
Sımsıkı sarıldığındaysa bütün bedenime,
İliğime kadar hissettim beni ne de çok özlediğini.
Acıkmıştım oysa salçalı makarna yapmaktı
Yağmur beni çok sevmezden, çok önceki niyetim.
Doydum birden,
Ruhumla beraber çok doydum.
Bana doğru şöyle bir dönüp,
Tuhaf bakışlarıyla koşuşuyordu insanlar!
Ben en usul adımlarımla
Şarkılar mırıldanarak sokağımın sonunu boylarken.
Bunca doluluğa,
Boş bakmaktan başkaca yapacak işleri yoktu çünkü.
Çünkü bilmiyorlardı yağmur
Yazın yağarsa ıslanmaktan asla kaçamazsın
Tam “Bitti.” dersin ansızın coşar
Olmadık bir anda üstüne, başına, ruhuna konar,
Aşk gibi yani.
Oysa ben sokağın en sonundaki artık Tekel olmayan
Tekelcinin karısından iki bira aldım kendime
Bir tek o sormadı neden sırılsıklam olduğumu, biliyordu.
İki satır memleketi kurtardık yine beraber,
İşsizliğe ve işçisizliğe
İkisinin yakasını bir araya getiremeyen şu düzene
Az sövdük, çok saydık.
Ne de olsa biz terbiyeli kadınlardık.
Ben olmasam adamların hepsini
Kibrit suyuna verecekti ya yine
Sayemde şükretti bira satarken bile
“Allah bereket versin.” diyebilişine.
Gülerek birbirimize yine “Hoşça kal.” ladık.
Oysa onunla da çok ayrı dünyaların insanlarıydık.
Yağmur beni bekliyordu kapıda
Söz verdiği gibi İstanbul’u yıkıyordu kovalarca.
Çimen ve toprak kokusu dolarken burnumdan ruhuma
Köşedeki fırına uğradım tam da bu saatte çıkardı
Ateşin içinden dumanı tüten akşam ekmeği.
Mademki o bana çimen ve toprak kokusu ısmarladı,
Bende ekmek kokusu ikram ettim yağmura.
Ucunu kopartıp beraberce ıslatırken,
Baktım ki süngüsü düşmüş yine küçük asker gibi,
Mahsunca akıyor kirpiklerime.
“Hayırdır?” dedim.
“Nedir yine derdin?”
Hemencik ışıldayıverdi gözleri
“Ama hani zıplayacaktık küçük göletlere,
Dans edecektik beraber, şımaracaktık,
Hatta delirecektik saçak altındaki şüpheli gözlerce!”
Ahhh!
Bu deli Cemre daha durur mu hiç!
Nasılsa yağmur söz vermiş ona,
O eve girene kadar dinmeyecekmiş.
Bütün netameli kaldırım taşlarında seksek oynadık sonra,
Bütün göletlerin tam ortasına sıçramaca oynadık.
Yetmedi iki misketim vardı cebimde uğur niyetine
Onu da yuvarladık rüzgara.
Kimse bilmez ama
Kendi etrafımızda da,
İki-üç tur dönmece de oynadık hatta.
Geçmişimizi salladık,
Geleceğimizi umutladık,
Sımsıkı sarılıp bize, an'ımızı yaşadık.
Tam ben eve girecekten karşı komşuya rastladık.
Saçak altında beklemekten sıkılmış güya, düşmüş yola,
Kesin, akşam yemeği yoktur kocasına,
Komşu sürtmelerinden vakit kalmamıştır oysa.
“Ayy Cemreee sende sıklam sırıl olmuşun yea” deyivermez mi,
Kendine saçak altından kaçan suç ortağı bulmuşcasına sırıtarak!
Gülümsedim ve sadece...
“İyi de, ben zaten yağmurla buluşmak için evden çıktım.” dedim.
“Neeaa!
Yağmuru seviyo musun sen yaniiii!” dedi,
Ağzı hep kendinden kocaman.
“Her yağmuru değil!” dedim.
“Benim ruhumu doyuracak,
“Bana kadar çok olacak yaz yağmurunu severim ben.”
Kahkahalarımla gülüyorum hala
Benden ayrılırken,
Anlamlarını bile bilmediği gözlerinde çakışıveren ünlemlerine!
Evime geldim,
Terasıma çıktım,
Yaz yağmurumla bir kucak dolusu
Sonra yine görüşmek üzere vedalaştım.
Terasımdan aşağıya baktım ve gülümsedim
Hiç sevemediğim mahallenin
Hiç sevemediğim sokağının
Hiç sevemediğim saçak altı sorguçlu gözlerine inadına
Gülümsedim.
Onlar yine delirdim sanıyorlarken
Ben hepsini birden içimden yeniden affettim.
Tekrar delirebilmek üzere efendim.
Cemre.Y.