30 Haziran 2018 Cumartesi

Susuyorum

...Susuyorum...
Susuyorum...
Neden mi?
Çünkü onun adı Eylül'dü,
Tıpkı kızım gibi...
Boğazıma düğümlenip de avaz avaz
Yutkunamadığım uzun uzun cümlelerim var hayatımıza dair!
Ne zaman harflerim bir araya gelip de
Hecelemeye başlasa...
Hıçkırıklarımın sus çektiği uzun uzun cümleler sus çeker.
"Biz ucuzundan kurtulduk çok şükür,
Namus'larımız yerli yerinde!" derken bile...
Üstümüze yapışmış çoktan,
Bize emelleri kadar dokunamanayan o kirli ellerin,
O sapkın bakışları...
Kaç kere affetsek de geçmişimizi
Beyinlerimizde saplantılı hep o iki soru,
Kemiriyor ömrümüzün geri kalanını!
"Ya kurtaramasaydık kendilerimizi!"
"Peki bize cennet vaat edilen o yaşlarımızda,
Bizi yaratan o Rab, o Allah neredeydi?"
Cemre.Y.

Sen Yokken

…Sen Yokken…
Bil bakalım sen yokken neler oldu.
Sen yokken sen öldün.
Sevdiceğim öldü.
Bir köy yandı mesela, bir ülke yok oldu.
Yüreğimde her yer yangın yeri, her yer zelzele göçüğü!
Benim için cehennem senin yokluğunda saklıydı.
Öylece süzüldüm içinden de yine ölmedim.
Sen yokken…
Bazen ansızın boğuldum, nefessiz kaldım.
Bütün kokuları üstüme boca ettim de
Bulamadım senin o eşsiz cennet kokan teninin kokusunu
Bazen sınırsızlığın sınırında buldum kendimi.
Oysa sen benim başaramadığım en büyük kaçışımdın.
Sen yokken bir kere daha kaçtım aşka ama
Yine kaderim etti edeceğini, yine olmadı.
Sen yokken sevmeyi çok özledim
Ve sevilmeyi…
Ben sana meftundum eski yarim bir daha da kimseye güvenmedim.
Cemre.Y.

Gitme Vakti


…Gitme Vakti…
Ne Güneş'in bana doğar,
Ne de Ay'ın şavkı yüzümüze dolar.
"Gel" desem gelemezsin.
Yüreğimden "Git" desem zaten diyemem.
Yanımda olduğun andan itibaren
Senin saatlerinin alarmı hep gitme vakitlerine çalar.
"Sana ihtiyacım var!"ın üstünden iki gün geçmiş yanımda değilsin.
Sen söyle, böyle bir aşka kimin ihtiyacı var.
Sana da "Eyvallah." ey yar!
Cemre.Y.

28 Haziran 2018 Perşembe

İnsan Dediğinin

...İnsan Dediğinin...
İnsan, dediğinin...
Sen onunla cehenneme olsa gidebilecek kadar onu seviyorken!
Seni cehennemin kor ateşinde bırakıp gitmişken.
İnsan, dediğinin...
Onunla cennete olsa girecek kadar ebede tapıyorken!
Seni cennetin buz gibi sularında bırakıp gitmişken.
İnsan, dediğinin....
Onunla bu dünyanın en ücra, en yitik bir kasabasına,
Herhangi bir dağ yamacında sadece onunla yaşayacak kadar aşıkken...
Seni fırtınalara terk edip gitmişken.
İnsan dediğinin, insanlığından utanıp,
Böylece, kendine dahi susup...
Gider mi?
Gider!
Sabah yüzünü yıkayınca aynaya baktığında olsun,
İnsan dediğinin, kendisinden başkası yoksa yanında,
Ne bir tek yansıma, ne de bir tek yanılsama yoksa!
Hani bari göz kapaklarını yorgunluğa kapattığında olsun...
Bari geceye çoktan yenik...
En uykulu anlarında, uykuya bari savunmasız olsun da...
"Bundan sonra ben varım ve buradayım!" diyeni yoksa...
Eninde ve de sonunda gider...
İnsan, dediğinin...
Eninde ve de sonunda , yorgunluğa yenilip gider...
İnsan dediğinin...
Ruhu hafiftir ama eti, canı ağırdır hani!
Bir gün kendinden bile bıkar...
Kendi iç savaşlarından bile bıkar...
Ve susup gider!
İçinde, çoktan yitik bir şarkının nağmeleriyle...
Dudaklarının ucunda bir ıslık vardır hep...
"Eyvallah gözüm, sana da hoşça kal!"
Cemre.Y.

26 Haziran 2018 Salı

Hayal

...Hayal…
Mavi atlas üzerine serpiştirilmiş bembeyaz pamuklar...
Ortasında bir yerde sapsarı güneş var!
Yani hala umut var.
Güneşim sıcacık dokundu yanaklarıma...
Rüzgarım avuç içlerimi okşadı.
Ruhum hiç yoktan sevindi bu hayale.
Cemre.Y.

Serçe

…Serçe…
İçimde, içinden kırılmış serçe kanatları var,
Yüreğimde yavaş yavaş gezin sevgilim,
İncinirim.
Cemre.Y.

25 Haziran 2018 Pazartesi

Ateş

…Ateş…
Kırmızı, aşk…
Siyah, ölüm…
Bazen, çarpışıp dolanırlar ruhumda.
İkisi de, ikisi birden huzura çıkan tek yoldur,
Ya aşk'ın doruğuna!
Ya da ecelin sonsuzluğuna.
Bense ateş'tim aslında…
Biraz kırmızı, biraz mavi,
Biraz sarı, biraz siyah
Biraz yeşil, biraz da beyaz
Topraktan ve yanmaktan korktuğum kadar,
Korkmadım hiçbir şeyden...
Oysa ateş bendim!
Yani yanmazdı hiçbir şey ben izin vermezsem…
Arada su olmasaydı, ortada hava kabarcığı kalmasaydı...
İçimde tenha kalabalıklar geziniyor bu aralar,
Şiirleri çoktan geçtik belli ki,
Belli ki özet geçmek basmıyor kafalara…
Uzun uzun paragraflardan
Yeni hikayeler anlatıyorum geleceğime.
Bana dudakların şart değildi ey yar!
Gözlerinle, yüreğimden öpsen yeterdi.
Cemre.Y.

23 Haziran 2018 Cumartesi

Cancağızım

…Cancağızım...
Herkesin bildiğinin aksine,
Benimsediği adı kafa kağıdında yer almamasına rağmen!
Yaşı da doğru yer almıyordu ki!
Bir tek doğduğu ay doğruydu,
Resmi kurumlarca benimsenen makamlarca!
Kadın tam 39 yıl önce çözmüştü aslında ruhunun kimyasını...
Hatırlamıştı daha portakal ağacında vitamin bile değilken
Tanrı ve melekleriyle yaptığı o son yakarışlı yalvarışlarını.
Tam tamına 45 yıl önce...
Ya da kalubela'da ona biçilen kader ona dikte edilmeden önce,
Alnına o görünmez mühürler,
Kader diye yazılmazdan önce itiraz etmişti halbuki
"Ama bu ben değilim,
Yapıştırmayın bana,
Bu kader dediğiniz sümük gibi saydam, o yapışkan o şeyi!
Lütfen!
N'olur...
Başka bir kurban bulun kendinize!
Ki zaten eminim,
Ömrüm etiketlerinizin yafta yırtıklarıyla savaşmakla geçecek,
Kıymayın bana ey tanrım!
Belki bir kızım olacak,
Bana biçtiğiniz bu evlilik mühürüyle, babasız büyüyecek belki,
Sırf babası anlık hevesi olan benden caydı diye!
Belki aşık olacağım yeniden,
Yeniden deneyeceğim güvenmeyi ama sırf alnımdaki bu mühür,
Benden başka herkese görünüyor diye o da mutsuz son'la bitecek!
Lütfen n'olur!
Bugün kime kızgınsınız, kim kırdı ruhunuzu bilmiyorum
Ama lütfen öcünüzü benden almayınız!" demedi mi, dedi.
Peki sen ne yaptın ey tanrı!
Belli ki çok meşguldün,
Marduk gezegeninden savrulan o son küllerle!
Belli ki Neptün'ü ihmal etmiş,
Dinmek bilmeyen rüzgarlara terk etmiş olabilirsin.
Mars'ın bitmek bilmeyen fırtınalarından sıkılıp,
Yeterince keşfedilemeyen kılıp,
Lazım olursa diye görünür bir kenara bırakmış olabilirsin.
Satürn'ün buzulluğunda kendi cehenneminden soğumuşcasına,
Etrafındaki halkalarında keyif çatmış,
Onu kendinin bile çözemediği altı genlerine gark etmişsin!
İçinden aşan alevlerle arada bir Jüpiter'de kırmızı noktalarının
Dünyanın üç katı büyüklüğünde olduğuna gözlerini kapayıp,
Koca bir kara kışı geçirmiş,
Uranüs'ün güneşten uzaklaştıkça,
Çoğalan uydularını kıskanmış da olabilirsin!
Ya da Dünya çapındaki başka bir uydu ile çarpışmamak,
Kendisiyle onu yok etmemek için,
Centilmen bir hareketle,
Ya da romantik bir kadının hiç kimsenin sezemeyeceği
Bir ayak hareketiyle,
Edilen bir tango ahenginde eğimini değiştirmesi!
Ama ey tanrı!
Mars'ın o ummanları aşan dağlarının sana ne zararı vardı?
Onun , sadece kendince güvenlik duvarları vardı!
Peki ya Merkür?
Gündüz sıcaklığı +450 iken ne diye gecesini -170 etsindi ki?
(Sırf gözetleyen komşularını,
Allah için Cemre hanım'ın bir kere bile kızı ve yeğenleri hariç
Hiç yabancı misafiri olmadı" yı duyabilsin diye mi?
Bence sen bu kadar adil olamazsın!
Artık şu Marduk hikayesini bir açsan diyorum ey tanrım!
Zira orada henüz,
Biz ruhların tecellisinin mizanı bize sorulup kuruluyor hala!
Ey tanrım!
Bana ve kızıma ne kötülük biçmişsen,
Senle beraber olan insanıl cinslerin olsun!
Biz...
Sizden de...
Bizden de çoktan gittik!
Arada bir buluşup,
Olmayan dünyamızı kurtarmanın yollarını arayıp bulmaya çalışıyoruz!
Valla tanrım seni bilemem ama
Ben acilen şehriyeli pilav yapmaya gidiyorum!
Kızım aradı.
Oy atacak lan!
İşini gücünü yarıp yarın oy atmak için gelecek az sonra!
Batsın senin gemilerin.
Cemre.Y.

21 Haziran 2018 Perşembe

Cancağızım

...Cancağızım...
Kadın verandada oturmuş okyanusa doğru derin derin bakıyordu.
Bütün kışları ruhunu dondururken,
Yalnız yağmurları evinin camlarını ağlatırken,
Sisli camların içinde boğulmaktan korkarak hemencecik bir kalp çizip
İçine koyacağı isimlerin
Baş harflerinden diğerinin ne olacağını bilemezken,
Hep bugünü beklemişti.
Nihayet yazın başladığı gündü o gün...
Kalktı, radyosunu açtı son ses...
Biliyordu ki sıradaki şarkı hangisiyse artık ona gelecekti.
Şansına Keiko Matsui-Steps Of Maya çıktı.
Kadın içinden coşan bir sevinçle gülümseyerek teşekkür etti evrene!
Mutfağa gitti, dolabı açtı,
Şöyle güzelce bol buzlu en sevdiği birasını kadehine doldurup
Verandasındaki yumuşak koltuğuna iyice kuruldu.
Bir sigara yaktı.
Astımına aldırmadan deriin bir nefes çekti.
Birasından içten bir yudum aldı.
Okyanusun dalgalarını seyretti,
Köpüklerin şehvetengiz bir şekilde kumlarla sevişişini...
Sonra gözlerini kapattı.
Yine gülümsedi.
Bu sefer tamamen içindendi, eksiksiz bir gülümsemeydi,
Nihayet tam'dı yani.
Gözlerini huzurla yeniden açtığındaysa
Daha yarım saat önce yemek sonrası yürüyüş için tatlı tatlı atıştığı
Birkaç yıllık kocası tam da burnunun dibindeydi.
Adam gülümseyerek
"N'oldu hatunum,
Yıllar önce bana verdiğin söz ile seninle koşarım bile deyip de
Yarım saat önce dizinin ağrısını bahane edip
Beni yalnız başıma,
Yürümeye yolladığını mı düşünüyorsun öyle hınzır hınzır!" dedi.
Şimdi de radyoda
"Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam!" çalınıyordu son ses.
Kadın adamının burnunun ucuna bir öpücük kondurarak radyoyu işaret etti.
Adam hemencecik anladı.
Yürüyecek mecali olsaydı kadını onu asla yollamazdı.
Üzülüverdi kadınının dizinin ağrısına!
"Aman be sultanım sabah yürüdük zaten,
Hem bu kısacık yalnızlıklar da iyi geliyor bize,
Ben giderken seni özlüyorum, sen kalırken beni.
E!
Fena mı yani!" diyerek,
Kadının kemiğinin içinden ağrıyan sağ dizinden öpüyor.
Kadının aklına annesi geliveriyor birden!
"Hala öpünce geçiyor muş be anne'm." diye geçerken içinden
Burnunun direği sızlayıveriyor.
Adam bir an utanıyor yaptığı hareketten,
Sanıyor ki yarasının yerini gösterdi diye üzüldü kadını!
Kadın usulca doğrulup öpüyor adamı yüreğinden.
Zamane hatunları gibi lafı eveleyip gevelemeden,
Türlü çeşit dolambaçlı dolaylı tümleçlerle adamının beynini yormadan
"Hakikaten saf sevgiyle, şefkatle öpünce geçiyormuş be adam,
Anam da böyle öperdi, çocukluğumdan öptün ya sen beni,
Hadi biraz yüzelim madem!" diyor.
Adam anlıyor!
Adam için,
Bir kadını anlayabilmek kadar daha büyük bir mutluluk yok dünyada!
"Şimdi bu ne demek istedi?" yok.
"Ya ben yine ne yanlış ya da doğru yaptım?" yok.
"Anam bu kaç yıl öncesinden bir gönderme acaba?" yok.
"Tüh ya!
Kadınımın dizi ağrıyor diye benle gelemedi ama
Ben az önce kumsalda tek başına koşan o genç hatunun
Löp löp atan sağ ve sol lobuna gözlerinin takıldığını mı hissetti acaba!
Yok yok o kadar da değil…"
Ama en azından anlık göz atışı olduğunu da hissetmiştir kadını.
Yani o genç hatun sadece savura savura koşuyordur.
Adamı zihninde onu o kumsala yatırıp
Gençliğinde olduğu gibi hayalinde sevişmemiştir en azından!
Kaldı ki hatununun da zaman zaman,
Yakışıklı bir bey'e gözleri takılıp kalmıyordu hani.
Neyse ki sadece birbirlerine bakıyorlardı uzun uzun,
Hatta bazen hiç göz kırpmadan!
Üstlerinde ne varsa soyunup el ele koşuverdiler okyanusa...
Artık eskisi kadar uzun süreli yüzemiyorlardı,
Hemen yoruluyorlardı zaten.
Durup, ufka baktılar, güneş batıyordu,
Göz göze geldiler, uzunca öpüştüler!
Kadının epeydir jöle gibi olan memeleri
Ne kadar da diri görünüyorlardı akşamın serin sularındayken.
Adamının epeydir uyuyan prensi nasıl da uyanabilmişti böyle birden!
Aylardır güvenli yataklarında birbirlerine sunamadıkları mahremlerini,
Mahremsizce sundular birbirlerine!
Zaman...
O anlar'da durmuştu sanki iki sevgiliye...
Mutluluk sarhoşuydular,
Sarılıp, öpüşüp kumsala, verandalarına baktılar uzun uzun...
Orası mutluluklarının ilk durağıydı, bu okyanus ise son durağı!
Neredeyse öleceklerdi hazzın doruğundan.
Sonra gözleri ışık oyunu oynadı onlara.
Verandalarına yaklaşan iki genç vardı, bir kız, bir oğlan!
Yüzlerini yeniden yıkadılar, yeniden baktılar ama hala oradaydılar!
Ah ne kadar da...
Oğlan adamının, kız da kadının gençlik fotoğraflarına benziyordular!
Kızla oğlan konuşa konuşa verandadan eve geçtiler!
Hırsız mı yoksa bunlar!
Odaları teker teker gezip tekrar verandaya çıktılar, kız endişelendi
"Bira kadehindeki buzları erimemiş daha!
Zaten sigarasını da hala tam söndürmeyi öğrenememiş!
Benim annem uzakta olamaz!"
"Oğlan endişelendi.
"Babam ancak uzun yürüyüşler sonrası bir puro yakar
Ve beyaz şarabının son yudumu da hala kadehte!
Benim de babam uzakta olamaz!"
E hani siz bu geceki rakı balık davetimizi
Biriniz babanıza gidecek,
Diğeriniz ananıza gidecek diyerek koalisyon kurup bizi reddetmiştiniz!
Hayır, o kadar endişeli bir sesle konuşuyorlar ki,
Neredeyse birbirlerini suçlayacaklar!
Ölmüş numarası da yapamayız yani!
Yani okyanusun kuytu bir köşesinde bile olsan,
Kaç yaşında olursan ol denize çıplak girmiycen anacım!
"Evlilik yıl dönümümüz kutlu olsun adam!
Sen şuraya yüz, ben şu köşeye...
Herkes kendi evladından istesin havlusunu,
Ayıp diye bir şey var bu dünyada!"
Ya bu geceden, ikimizin bir çocuğu olursa!
Cemre.Y.

20 Haziran 2018 Çarşamba

Cancağızım

...Cancağızım...
Cancağızım bir daha asla beni,
Bekar evinde yaşayan bir adamın yatak odasının
Dört kapılı gardrobunun,
Kapılarının birinin içindeyken hiç kimsem aramadı!
Kafatasımın içinde bana haylice fazla gelen,
Anıların hafıza kayıtlarını beynimden silmeye çalıştığım
Onca yaşanmışlıklardan sonra
"Tam, nihayet, her şeyi ama her şeyi,
Nihayet unuttum!" diye sevinirken ben...
Birdenbire...
Henüz birkaç zamandır ait olduğum,
Şirketimin müdürü tarafından uyarılıyorum!
Üstelik o çok farklı sebeplerle,
Çok farklı olaylara gereksiz...
(Aslında silkelenmem için epeyce gerekli...)
Bir olay neticesinde
Ömrünün bütün hıncını,
Benden gözlerinin ateşiyle almaya çalışıp,
Beni, hayatı, işi, yine beni,
Yerden yere vururken ben ağlıyordum.
"Her şeyi unutmak için henüz çok gençsin,
Üstelik bilmen ve hatırlaman gereken,
Hayatının önemli anektotlarını da unutmuşsun!
Bu durum...
Hem yaşamına zarar verir hem de sosyal hayatına,
Sen alzheimer olmaya çalışmışsın
Ama onu bile becerememişsin!
Diklen!
Doğrul!
Savaş!
Yenil ya da kazan ama daima güçlü ol.
En zoru budur bende biliyorum!
Tecrübelerim söylüyor bunu bana ama,
Hayatının elzemlerini de kaybetmemek için hatırla,
Hatta hatırladıklarınla yeniden yüzleş
Ve lütfen işine yansıtma!"
Hayat hep acımasızdı zaten.
Ve hayat...
Hiçbir kök salmış ağacın altında,
Kavak yellerinin esemeyeceğini öğretmişti bana çoktan!
Ki zaten derdim de
Hiçbir zaman leylim ley salınmaktan,
Başka bir ota yaramayan kavak ağacı olmak değildi.
Yani ben hiçbir zaman,
Hiç kimseye yükseklerden bakmayı dilemedim.
Misal...
Geçen gün kardeşimin balkonunda sigara içerken,
Baba yine kahvenin yolunu tutmuş sokağa inmişti.
Hayatımda ilk defa görüyordum onun başının üstünü!
Onun ömrü boyunca,
Hiç kimsesi başının üstünde olamamıştı ki!
Anamın dört yıl önce kanserden giderken,
Kalan dört tel saçından üçü beyazdı, diğeri siyah!
Az önce önümden geçen adamın ise...
Azıcık kafasının ortası açılır gibi olmuştu,
Beş tel saçından sadece biri beyaz!
Tükürsem hisseder miydi acaba beyninin ortasına!
O da hatırlar mıydı,
Anamın guatr ameliyatı için hastaneye gittiği o günleri...
Beni ve bir küçük kardeşimi,
"Eğer ölürsem" diye diye kocası,
Eri bildiği o adama emanet edişini!
Annemin hastane diye bir yere gittiğinin üçüncü günü
Erkek kardeşimi komşuya bırakıp,
Beni en sevdiğim arkadaşımın ailesine emanet etmeyişini!
Ben uyurken beni uyandırıp, yemek masasına yüzüstü yatırıp!
Çığlıklarıma komşular koşup kapıyı yumruklarken,
Götümden taşan bokları kardeşimin elbiseleriyle temizleyip
"Kabus gördü garibim, ilk defa anası yok yanında!
Madem öyle Rachel'ler de kalsın bu gece,
Belki sakinler biraz yavrucak!" diyerek
Kulağıma kondurduğu o son öpücükle
"Ağzını açarsan,
Seni de,
Hastanedeki ananın da,
Boğazını keserim!" deyişi kulaklarımda hala!
Oysa o gece olanları sadece Ava'ya anlatmıştım!
Rahmetli anacım o ameliyattan döndüğünde
(O zamanlar guatr ameliyatı açık,
Ve boğaz boydan boya kesilerek yapılıyordu)
Gerçekten de baba'nın söylediği gibi,
Anamın boğazını boydan boya kesti sanmış,
Uzunca yıllar boyunca tacizlerine ses edememiştim.
Sonraki bütün yıllarım boyunca herkesi bağışladım.
Hatta!
Kocası çoktan alkolik,
Arkadaş, dost, akraba olabilen ama bir baba
Ve doğru bir eş olamayan o adamı,
Ve her ona yazanı ona aşık sanıp,
Şartlar olumluysa,
Onunla yatmaktan çekinmeyen Camilla'yı bile bağışladım.
Hatta ben işimin dertleriyle, anamın kanseriyle, borçlarımla,
Beni başkası için terk eden sevgilimle baş etmeye çalışırken,
O beni mutluluğun zirvesindeyken,
Sevinç ve belki de,
İlk defa,
Heyecanının doruğundayken aradığında bile bağışladım.
O, hiçbir zaman gitmediği ve "Hadi orada buluşalım!" desen
Otobüs terminalini bile bulamayacağı,
Thames Nehri kıyılarındaki
Bir garsonier evinde buluştuğu adamla kahvaltısını etmiş,
İkinci sevişmesinin üçüncüsünü ekleyecekken,
Adamın babasının oğlunu ziyaret edesi gelmiş,
Bu da apar topar bir dolaba tıkılmış!
Ah nasıl da mutluydu telefonun diğer ucundan
"Bak, babası beni burada bulursa vay yandım ben!" derken.
Sanki eski Yeşilçam'lı bir Türk filmi bu!
Yakalanırlarsa,
Evlenmek zorunda kalacaklar da mutlu son olacak!
Ben...
Gerçekten Camilla'nın o gün, o sevinci ve ona gitmek için
Onca yolu aşabilmesindeki başarısına sevindim de...
E be güzelim,
Ben sana o yolları bana gelebil diye öğretmemiş miydim?
Affettim.
Madem her şeyi en başından hatırlamaya başladım.
Tüküreyim mi şu aşağı kahveye yürümekte olan adamın,
Daha yeni açılmaya başlamış beyninin tam ortasına!
Tüküreyim mi şu yolu orospuluğa doğru yelken açan
Yaftası açılmamış,
Ömrüne yollar açmak için,
Beni kullanmış cancağızım dediğim,
O yelloz karının sıfatsız iki kaşının ortasına?
Yok yok...
Şimdi el alem ne der değil mi!
Durayım durduğum yerde!
Nasıl olsa ölecekler!
Ben onlardan önce ölsem de ölecekler,
Sonra ölsem de ölecekler!
Elalem'in ağzı lal, kulağı sus, burnu pus,
Gözü kör, tadı demir olduğu zaman hesaplaşacağım onlarla!
Evet...
Artık hatırlıyorum.
Teşekkür ederim.
Cemre.Y.

19 Haziran 2018 Salı

Cancağızım

…Cancağızım...
Az önce facebook'umda,
Şiir dizelerine haylice önem verdiğim bir dostuma yorum yaparken
Birden ne zamandır kafamda kurduğum ama zamanlamasını,
Etrafımdaki alıngaçlarım yüzünden kestiremediğim,
Bu günceme nihayet nasıl başlamam gerektiğine karar verdim.
Sonunda yazacaklarıma,
"Sevgili Günlük!" ya da "Cancağızım!" diyerek başlamazsam
Nihayet herkesimin yazdıklarıma karşı,
Zaman mefhumumu çözemeyecekleri için,
Alınganlık tribine kalkan oluşturabileceğimi buldum!
Artık dilediğim an, dilediğimce,
Geçmişten, gelecekten, şimdiden, dünden, bugünden
Yani her an'dan, her an yazabilme özgürlüğüme eriştim.
Bu geleceğime ilk mektubum olduğuna göre...
Şimdi, gelecekte bu yazdıklarımı okurken nasıl,
Nasıl, ne ortamda olurum bilmiyorum ama en azından
Okuduklarımı hatırlayabilecek kadar sağlıklı olmayı diliyorum!
Bu mektubumdan uzunca birkaç yıl önce...
Çıkmazlarımın yol ayrılıklarında boğuluyordum.
Yanım, yörem, önüm, arkam karanlıktı.
Elimde kurtarmam gereken bir ışık vardı ve ben,
Ne yapacağımı bilmez bir halde
İş çıkışlarımda sokaklarda,
Ayak tabanlarım su toplayana kadar amaçsızca yürüyordum.
Ne vakit yorulduğumu anlayamadığım için de,
Her neredeysem yüzüstü kapaklanıp bayılıyordum.
Nihayet doktora gittiğimdeyse,
Bir ton anti depresan ilaçlarına boğmuştu beni.
Ama ben onları içtikçe yapay mutluluklarla,
Yapay sorunsuz hayatı yaşıyor, kilo üstüne kilo alıyordum.
Bir gün iş yerimde irsaliye ve fatura kesmek için,
İki ayrı yazıcımın başında
Bir yandan masanın üstünde dinlenen memelerimi toparlamak,
Diğer yandan, diğer yazıcıya ulaşmak için,
Bacaklarımın üstünde uykuya dalmış olan
Koca göbüşümü uyandırmak zorunda kalana kadar!
Anti depresanlar beni zamana karşı koruyup, yetiştiremiyordu!
O günün akşamı diğer doktorumun ikazı üzerine,
Bir spor salonuna kayıt oldum.
Ben söyledikleri her şeyi harfiyen uygularken,
Beraberce kayıt olduğum dostum,
Orada burada geyik yapıyor,
Gözüne kestirdiği zengin heriflere bacak hareketleri çekiyordu!
Zayıflıyordu!
Benimse tek faydam…
Artık olur olmadık yerlerde
Yüzüstü bayılıp ağzımı, yüzümü dağıtıp kanatmamış olmam
Ve nihayet kızıma geldiğimde tamamen ona ait kalmaktı.
Herkes spinnig'i lay lay lomm... 'geçerken ben...
Yeterince sağlıklı olursam yaşlandığımda,
Bembeyaz uçuşan kıyafetlerimle
Sahil kenarında beni bekleyen eşimle köpeğimin yanına koşarak
Akşam salatasını hazırlıyor, benim kuzumun ve onun kuzusunun
Bize geleceği akşam yemeğine hazırlanıyorduk!
O zamanlar kızım benden sürekli bir kardeş istiyordu.
Ortada ona kardeş yapacak kadar kaliteli tek bir insan yokken!
Spor salonlarında deli gibi ter döküyor,
Vücut oranlarımdan santimler kaybediyor
Ama kilodan gram eksilmiyor aksine artıyorken anladım!
Benim derdim kas kütlesi değildi ki
Zaten kimse de,
Madalya filan da takmıyordu en güzel spinnig'i sen yaptın diye...
Her seferinde Jüliet Türk Hamamından çıktığımızda
(Ki bana göre mis gibi hamamdan çıkmışız,
Ne diye görünmez fondötenlerle,
Görünmez makyajlarla sıfatımızı kirletelim değil mi?' li soru işaretlerimle)
O, doğal makyajını yapar, gözaltı morluklarını kapatır
Ama asla makyaj olduğu belli olmasın diye likit eyeliner sürmez…
"Canımcım erken çıkıyorum ama,
Şununla şurda buluşcam ama sakın belli etme!"
(Çünkü uzatmalı sevgilisi de aynı saatlerde o spor salonundadır.) der,
Ve yanaklarıma uzaktan bir öpücükle çıkar gider!
Uzatmalı zavallı insan'a da,
"Eve gidip uyuyacağım!" denmiştir.
Ben nasıl kilo kaybedeyim,
İçimde aldatmaya istemsiz ortak olunmanın ağırlığı!
Veremedim tabi.
Uzaklaştım hepsinden!
Şimdi evli ve mutlular...
Ha bir gün bu bloğu okuyacak olursalar o kadın da, o koca da
Kendi ağırlıklarını bir tartsın derim,
O cepheyi de bir gün yazacağım.
Benden yana şimdilik eyvallah!
Bu daha ilk mektup!
Cemre.Y.

Yandım


…Yandım…
İnsan yüreğinin çiziğini bıraktıysa bir yerlerde.
Ardına döne döne hıçkırıklarla değil de,
Başı dik bir tek damla gözyaşıyla
Vazgeçtiyse,
Ona dair bütün hayallerinden, ümitlerinden, rüyalarından.
Aslında kendini de bırakıp gitmiştir oradan…
Artık dönse de kör bir aşkla sevilen,
Sevenin yüreği kapanmış gözü açılmıştır.
Zincirler vurmuştur, prangalar takmıştır o yüreğe…
Artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.
Aşk'tan yandım, sevda'dan boğuldum.
Artık sadece huzur istiyorum!
Oysa ne de güzel şiirlerim vardı benim,
Bütün mısralarıyla acımasızca linç edildiler.
Cemre.Y.

16 Haziran 2018 Cumartesi

Gülen İnsan

…Gülen İnsan…
Subliminal reklamlarınız size kalsın,
Bize güzel gülen insanlar lazım!
Cemre.Y.

Şizofren

…Şizofren…
Epeyce bir zamandır,
Canımın camlarını kırıp kırıp kaçmaktan başka bir şey yaptığım yok!
Artık ciğerimin üstüne serip çiğnemekten de yoruldum.
Daha doğrusu…
Ne can kaldı, ne cam!
Acımıyordu artık canım.
Çünkü epeydir de hissetmeyi unutmuştum.
Artık kalp atışlarımın gerçekliğinden emin olmak için,
Zaman ve adımsayar'lı aletleri bileğimize takmış olmak yetiyordu,
Günlük kaç saat uyumuşuz, kaç saati derin olmuş, kaçı kabus!
Günlük kaç adım yürümüşüz, kaç adımı verilen kilogrammış!
Saat kaç'ta uyanmalıymışız, kaç'ya uyumalı…
Yoksa uyku düzenlerimiz hayat kalitelerimize yansıyor muş!
Robotik sistem yani…
Kolumdaki derin uyudun diyor, ben uykumu alamamışım, yorgunum!
Kolumdaki kabuslarla hafif uyudun diyor,
Rüyamda gördüğüm bütün kabuslu canavarları ben yenmişim gibi dinç'im.
Bileğimdeki aptal şey nabzımı yine ölçemiyor, ben çoktan ölmüşüm!
Sonra bir bakıyorsun sanki saatlerce spor yapmışım gibi atıyor kalbim,
Meğer tiroid ilacımın ayarlarıyla oynamanın tam zamanıymış!
Aşık olsam bari diyorum!
Karşıma çıkan herif kendini oval masanın orkestra şefi sanacak kadar
Şizofren bir…
Asalakmış!
Cemre.Y.

Cancağızım

...Cancağızım...
Şimdilerde herkes nasıl da sanal seviyor birbirini değil mi?
Artık belki de defalarca yüz yüze geldiğimiz insanlarla bile,
Şöyle bir cafe'de oturup iki lafın belini kırabilecekken
Sosyal medyalarda birbirimizi stalk'layarak
Özel hayatımızda neler olup bittiğinin
Senoryalarını kurmaya çalışıyoruz.
Hoş ben o gruba pek girmiyorum sanırım.
Öyle stalk filan beceremiyorum.
Sosyal medyalarda gezinirken tanıyayım veya tanımayayım,
Beğendiğim bir paylaşım görürsem basıyorum beğeniyi!
Öyle sonradan kimse bana
Dönüp de teşekkür etsin diye filan da yapmıyorum bunu.
Tanışıklığım olan insanlarla ilgili
Merak ettiğim bir şey varsa da yüz yüzeyken soruyorum.
Gerçi çok da meraklı biri de değilim sanırım.
Zira beni tanıyan herkes bilir ki anlatmak istediği,
Paylaşmak istediği herhangi bir şey varsa
Zaten anlatır ve paylaşır ki bu konuşma sadece bende kalır.
İçim dışım birdir benim.
Öyle gizemlere, rollere bürünemem!
Hakkımda ne merak ediliyorsa kim sorarsa sorsun
Doğru'm neyse onu öğrenir.
Yine de yetmez insanlara!
Herkesin bildiğinden daha farklı,
Daha olaylı, daha sırlı hikayelerim olsun isterler.
Yok!
Çünkü çoğunuzun içinde büktüğü acı anılar ve an'lar da dahil
Hepsiyle önce kendim yüzleşmişimdir.
Mutluluklar yok mu içlerinde, aşk, sevda, hasret,
İhanet, vuslat... yok mu?
Var.
Ama üzgünüm be cancağızım!
Herkesin bildiğinden farklı değil hikayelerim.
Evet hepsi benim.
Evet hepsi bana ait ama ötekine anlattıklarımdan farklı değiller.
Mesela hiçbir insan evladı yaramdan vuramaz beni.
Ya da bir sırrımı aşikar etmekle tehdit edemez.
Hiç kimseye gebeliğim yoktur bu hayatta.
Ben o yaraların üstünde kaç şiir, kaç mısra, kaç cümle, kaç hece,
Kaç harflik can kırıklarıyla çize çize gezdim bilemezsiniz.
Arada bir kendi kendime mutluluk oyunu oynayacak oluyorum,
Ona bile...
"Şair insan az gizemli olur, ne bu paylaşım." diye yorum yaparsınız.
Hep aynı cevabı veririm.
"Ben şair filan değilim ve bu hayat bana ait, benim hayatım.
Canım öyle istedi."
Ah be cancağızım sen bile,
Ben senle bunları konuşurken
Oturup gözlerimin içine bakmak yerine
Bloğumdan, facebook'umdan, twetter'imden…
Belki paylaştıysam instagram'ımdan okuyorsun beni.
Büyüte büyüte bakıyorsun bütün fotoğraflarıma!
Sen gittiğinden beri saç diplerim beyazlamış mı?
Bu sene nerede tatil yapmışım, yalnız mıymışım (Yine!)?
Ayak tırnaklarım ne renkmiş?
Ben nasıl olup da çocukluğumun müzmin hastalığı
Tırnak yeme alışkanlığımı uzun zamandır terk edip
Şimdi rengarenk ojeler sürebiliyorum!
Ah ne kadar zenginim.
Çünkü bir başına,
Belli bir maaş alıyorum ve benim faturalarım yok,
Geçindirmem gereken bir evim yok, mutfağım yok,
Temizliğim yok, üniversite de okuyan kızım için
Elimden gelen kadarını sağladığım desteğim yok!
Hatta giyinmiyorum ben, ayakkabılarım eskimiyor,
Çantamın fermuarları bozulmuyor!
Ne kazanıyorsam hepsi bana kalıyor.
Hesabımı yapması da size!
Ah be cancağızım.
Artık herkes nasıl da sanal seviyor birbirini değil mi?
O da benim paylaşımımı beğensin'li beğenmeler,
Facebook yorum yapmazsan
En yakın akrabanı bile arkadaşlıktan atıyor diye korkup
Her yoruma teşekkürle karşılık vermeler...
Arada bir salak saçma mesajlardan bıkıp
"Bize özelden yazdığınız methiyeleri,
Eşiniz veya sevgilinize yapsanız
Eminim daha mutlu olurdunuz!" gibi
Haklı bir serzenişime
"Evli değilim, sevgilim de yok
Ama herkesin eşi veya sevgilisi de
Sizin kadar güzel değil ki!" li banal banal cevaplarla karşılaşmalar.
Aldatmayın kardeşim!
Aldatmak illa fiziksel ya da cinsel bir eylem değildir.
Aldatmak beyinden geçse bile aldatmaktır.
Mutlu değilseniz ayrılın!
"Bunu söylemek kolay!" diyor bazıları.
"Yoo hiç de kolay değil!"
Yirmi altı yaşımdaydım aldatılarak ayrıldığımda...
Gerisini biliyorsunuz zaten!
Yine de kızımın babasına her rastladığımda
O başka şeylerden bahsederken
İçimden teşekkür ediyorum ona ve şimdi ki eşine!
Çektiğim onca yokluk, onca çile, onca acı, onca sıkıntıya rağmen
Hiçbir şey bir ömür aldatılmaktan daha kötü değildir.
İyi ki çekip gittiler!
Mesela sen?
Ah be cancağızım,
Yıllar boyu kendince kafanda haklı sebepler uydurmuşsun.
Yıllardır evlilik cüzdanında eşin olarak adı yer alan adamı,
Soy adını taşıdığın adamı/kadını
Önüne çıkan her fırsatta aldattın, aldatıyorsun.
Oğlunu/kızını aldatıyorsun.
Ama keşke gece yatağına yatmadan önce
Aynaya baktığında da
Seviştiğin insanla olduğun kadar mutlu kalabilseydin.
Çünkü sevişmek biter!
Çünkü sana gelen zaten sevmek için değil sevişmek için gelir.
Anlık hazlar, anlık tutkular, anlık mutluluklar...biter.
Oysa ben de bütün aldatılmalarımın öcünü
Aldatmalarla almayı deneyebilirdim.
Ama ne vakit biri aklımı, yüreğimi çelmeye meyl edecek olsa,
Salonunun ışıkları yanık, tam yedi gece, yedi gün bekleyen
O kadın gelir aklıma.
Kendimin o zamanları mühür gibi saklıdır anılarımda
Olur da vazgeçer de gelirse onu unutup uyudum sanmasın da
Zile basıp içeri girebilsin diye.
Gelmedi tabi, o zaman gelmedi.
Yıllar sonra geldiğindeyse ben artık o evde değildim.
Ben artık o insan da değildim.
Özürler duydum, baktı olmadı
"İyi ki terk etmişim seni!" ler...
Ben şimdiki karımı hep seviyordum." lar duydum.
"İş yerinin az ilerisindeyim
Bir öğle yemeğine ne dersin?" ler duydum.
Sonra yine hakaretler duydum.
Hepsi eski kocamla o istiyor diye tekrar yatmadığım içindi.
Evet boşandıktan sonra da onunla ara sıra yattım
Ama bütün bunlar gerekli mesajın
Gerekli yere ulaştığından emin olmak içindi.
Ben o kadının bana kurduğu o cümleyi
Hiç mi hiç hak etmemiştim çünkü.
Sonunda mesaj yerine ulaştı.
"Kadın olsun da kocasını elinde tutsun,
Ben bu adamla bir evlilik daha yaşayamam!"
Bitti.
Bir daha da asla
Eski eşim de dahi olsa evli bir adamla beraber olmadım.
Olmam da.
Uzun yıllardır soruyorlar bana
"Arada bir yüz yüze geliyorsunuz,
Belki kızınız için buluşuyorsunuz, ne hissediyorsun?"
Ah be cancağızım,
"Hiçbir şey!" diyorum.
"Hiçbir şey!"
Ne eski koca, ne eski sevgili, ne eski dost,
Ne eski arkadaş, ne eski tanıdık, ne eski akraba!
Hiçbir şey!
O böyle espriler yapıp günü olağanca kurtarmaya çalışırken
Kızım için olağan olması gereken neyse ona odaklanıyorum
Ama karşımdaki insan bana hep sadece
Eskiden gülmüş olduğum güldürü dizilerindeki
Herhangi bir karakter gibi.
Kızımıza karşı şimdiki oğluyla geçirdiği vakitlerin
Kızımızla geçirmediği vakitler kadar
Bedelini ve ederini en azından yürekçe karşılasın yeterli.
Ah be cancağızım,
Çok şükür gururum, huzurum,
Mutluluk değilse de rahatım yerinde!
Çünkü ben hiç kendimi başkalarıyla aldatmadım.
Peki ya sen daha ne kadar kendini aldatacaksın.
Neyse sen yine beni duymayacaksın nasıl olsa!
Sana iyi sanal sevmeler!
Eyvallah!
Cemre.Y.

13 Haziran 2018 Çarşamba

Ola Ki

...Ola Ki...
Etraflarınıza kurmaya çalıştığınız paratonerler
Sizi sadece yıldırım çarpmasından korur,
Ancak bu bir yıldırımın hedefi olamayacağınız anlamına gelmez!
Ola ki, savunmasız bir anınızı yakalar,
Ola ki, şimşek çakar,
Ola ki, gökyüzü çok sinirlidir,
Bulutlar olanca heybetiyle birbirine çarpar,
Ola ki, gözyaşları damlamak istemez,
Ola ki hayat, sadece size güzel olmaktan yorulur,
Ola ki ellerinizde yine cep telefonlarınız olur,
Koruma sahanızdan çıkmış olursunuz,
Yıldırım bu, çarpar!
Bence yağmurları fazlaca üzmeyin!
Ben bile bunca yıl sonra her şeyi affetmişken.
Yıldırım bu, çarpar!
Beni bile kaç kere çarptı,
Hem de en soy adımdan.
Cemre.Y.

12 Haziran 2018 Salı

Elde Ne Var

…Elde Ne Var…
Açalım bakalım avuçlarımızı, elde ne var!
Hayallerimiz ve can kırıkları! 
Sanki onlar kurdurttu bize o hayalleri, 
Sanki onlar kırdı canlarımızı! 
Kaale ve edere almasaydık hiç’ini! 
Ne kadar yakardı ki canımızı, 
Hep yanlış yaptıkları ve hiç doğru yapmadıkları?
Cemre.Y.

Merak Etme Anne


…Merak Etme Anne…
Küçücük beyaz bir tüy tanesi ile etrafımda dolaşıp, 
Varlığından haberdar edip, 
Varlığımı yoklamaya geldiğini aşikar ettin ya!
Merak etme anne! 
Her şey yolunda gitmese de
En azından eskisi kadar kötü değilim.
Şimdi seni daha çok seviyorum,
Senin beni eskisinden daha çok seviyor olduğunun bilinciyle.
Cemre.Y.

10 Haziran 2018 Pazar

Eninde Sonunda


…Eninde Sonunda…
Eninde sonunda gülmeyi bulmalı insan!
Yoksa…
Onlar kazanır.
Cemre.Y.

Oysa

…Oysa…
Oysa...
Terinin kokusu, misk-i amber'im...
Teninin dokusu, cennet yatağım...
Gözyaşının damlasını yuttuğumdaysa,
Zemzemimdin be yarim.
Ben artık cennette değilim!
Dünyaya hiç hoş gelmedim.
Cemre.Y.

9 Haziran 2018 Cumartesi

Yorgun

...Yorgun...
İstisnasız her yeni günün sabahında
Küçük küçücük anılar bırakıyordum can kenarlarına,
Hayallerimin kırıkları çoğaldıkça,
Eski şiirlerimi güneşe asıp,
Yeni şiirler seriyordum gecelerime.
Olmuyordu.
Hiçbir şey olmasını umduğum gibi olmuyordu.
Yolun neresindeyim bilmiyordum ama
Çoktan beridir yorgundum.
Cemre.Y.

8 Haziran 2018 Cuma

Ucuz

…Ucuz…
Ucuz hayallere,
Eskilerden kalma çeyizlerinizi yamalamaya değmez,
Şimdi her köşe başında üç kuruşa satılıyor,
Makine artığı ince işler….
Farkını fark edemeyenler çoğaldıkça.
Cemre.Y.

Kırılmış

…Kırılmış…
Başka ülkelerdeki,
Başka hayatlar hep bizden daha çok mutlu sanıyorduk.
Andersen'den masallar hep böyle diyordu en azından.
Oysa bir adam…
İçindeki hüzünleri saklamaya çalışırken,
Gözlük camlarından yansıyordu canlarındaki bütün kırıklar!
Belli ki…
İçinde…
İçinden kırılmış bir çocuk vardı.
Tıpkı benim gibi.
Cemre.Y.

Geçmiş Zaman

…Geçmiş Zaman…
Di'li geçmiş zaman kipinin,
Bu kadar canımı yakabileceğini düşünmemiştim hiç…
Oysa ben yokluğunda bile için için yanan
Küllenmiş bir kor gibi seviyordum be koçum seni.
Şimdi tek sözümü iki etmesen ne fayda!
Bana sensiz nefes alamayan beni getirebilir misin ki geri!
Ya sana sonsuz olan güvenimi?
Cemre.Y.

7 Haziran 2018 Perşembe

Mezar Taşı

...Mezar Taşı...
Toprağını sulamamışlar, ben gelmeyeli,
Başucundaki, zambaklar çoktan solmuş!
Ayakucundaki, arsız otlar bile çürümüş!
Ah be sevgili,
Ben nasıl da, terk ettim seni!
Oysa bana,
Toprağın bile misler gibi, zambaklar kokuyordu.
Vaadindeki cennetler gibi kokuyordu,
Artık adının bile silinmiş olduğu mezar taşın!
Anladım...
Sen,
Sadece bana,
Zambak kokulu,
Sen,
Sadece bana,
Cennet kokuluydun be yarim.
Ben,
Sadece sana,
Hiç bilinmedik çiçekler kokuyordum be yar!
Cemre.Y.

Sen Yoksan

…Sen Yoksan…
Demiştim ya sana hani!
Sen, benden gidersen,
Hiç kimse sen gibi tutmaz ellerimden,
Ve
Öpmez dudaklarımdan!
Ne tuttular elimi sen gibi,
Ne de öptüler dudaklarımı!
Sahi,
Ben..
Seni hiç aldatmadım, değil mi?
Yarim…
Yanında yer aç bana da!
“Sen yoksan!
Olmayacaksan!
Ve tutmazsa hiç kimse hala,
Ellerimden ve dudaklarımdan?” demiştim ya sana.
Bil işte be!
Zambak kokulu,
Ya da çoktan ölmüş de,
Artık, çürümüş et kokulu yarim ben sözümdeyim.
Ölüyorum yavaş yavaş sensizlikten
Ya da hiç kimsesizlikten!
Cemre.Y.

5 Haziran 2018 Salı

Yüreğinden

…Yüreğinden…
Yüreğinden öperim senin kadın.  
Şimdi yalnız kalınca kimsesiz kaldın sandın öyle mi?
Bazen sessizliğe bürünmek istersin…
Her şeyden uzaklaşıp,
Kendi kendinin omuz başlarına sarılıp,
"Geçecek!"demek istersin.
Ve buna kendini inandırmak.
Zira geçiyor ama…
Öyle teğet filan geçmiyor be azizim,
Bayağı, bildiğin, delip geçiyor!
Yüreğinden öptüğüm...
Sensiz geçemezdi ki o vakitler boğaz'ımdan…
Kız Kulesi şahit....
Şimdilerde geçmişlerime birer af'lı gülümsemeler savurup,
Olmayan salıncağımda sallanıp huzur buluyorum,
Zira…
Biliyorum ki…
Sen hep vardın!
Varsın!
Olacaksın.
Daim'im sende bilesin.
Fırtınalarımda boğulduğum vakitler
Beni nasıl da ciğerden anladığın zamanları hatırlıyorum.
Her şey boğazında düğümlenen birer şiir'miş meğer!
Öpüyorum seni yine,
Hayata en yakın yerinden, yüreğinden!
Cemre.Y.

Korkuyorum

…Korkuyorum…
Bu hayatta hiçbir şey,
Korkularımın üstüne gitmek kadar adrenalin yaratmadı bende!
Korkuyorum ama bitecek.
Geçip giden bütün korkularım gibi…
Cemre.Y.

Bil İstedim

...Bil İstedim...
İyot kokusunu ruhuma çektiğim
Burada hiç martı yok.
Bil istedim.
Cemre.Y.

Meğer


…Meğer…
Fırtınalarım da boğulduğum vakitler
Beni nasıl da ciğerden anladığın zamanları hatırlıyorum.
Her şey...
Boğazında düğümlenen birer şiirmiş meğer!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...