13 Aralık 2018 Perşembe

Geçmiş Bitmiş Melankolik Haller

...Geçmiş Bitmiş Melankolik Haller...
Hiç kimse sen yokluğuna,
Hiç kimse hiçbir şeye,
Sensizken ağlamasın.
Zira en çok, en güzel,
Sen öperdin bir insanın gözyaşlarını,
Yanaklarından şah damarına kadar!
Şimdi sen yoksun ya onların hayat akışında,
Umurun dışıdır kimin gülüp, kimin ağladığı.
Bir daha da hiç kimseyi,
Şah damarından öpmezsin olur biter.
Ne de olsa bazı şiirlerin sonuna hep!
"Geçmiş bitmiş melankolik haller işte."denir nasıl olsa.
Cemre.Y.

12 Aralık 2018 Çarşamba

Yıldız Tozu

...Yıldız Tozu...
Ne vakit,
Çaresizliklerin,
Sarmalında savrulsam zemheri ayazlı bir akşam,
Ertesi günün akşamı...
Sabahında,
Güne gülümsemediğim için küskün ve de kırgın bulurum,
Banyomda yüzümü yıkadığım aynamı!
Öyle ya onun ne suçu vardı ömrüme olup olmayanlardan.
Ertesi günün akşamındayız sevgili aynam!
İçime yıldız tozu serpilmiş gibi kandırdım kendimi,
Gülümsüyorum ruhuma.
Cemre.Y.

11 Aralık 2018 Salı

Karanlık

...Karanlık...
Gece çöküp yıldızlar mehtabı güzel ülkelere göçtüyse,
Tek'sen, kendin dahil hiç kimse siz sen,
Ve İstanbul'un...
Sahtekarlık kokan ışıklı çarşaflarına meyilli değilsen,
Pencerelerinden ışıklar saçan o apartmanın,
Tek ışıldamayan camı sen olursun.
İnsanlar gelip geçer sokağının önünden,
Her biri onlara güvenip anlattığın yaralarından vurur seni.
Üstelik herhangi bir konudan bahsederken,
Farkında olmaksızın yaparlar bu yaralı ruha tuz basma işlerini.
Kızamazsın, küsemez sin, kırılamaz sın ki onlara da!
Nihayetinde o yaralarını açan da onlar değildi.
Onlar...
Sen paylaştığın için biliyorlar yüreğindeki can kırıklarını!
İçine sığdırmaya çalıştıkça ciğerin yarılacaktı ya hani.
Anlattın bitti sanıyorsun öyle mi?
Gece çöküp yıldızlar mehtabı güzel cennetlere göçtüyse,
Tek'sen, kendin dahil hiç kimse siz sen,
Ve İstanbul'un...
Yalanlarla yoğrulan renkli hayatlarına meyilli değilsen,
Pencerelerinden neşeli insanlar geçip duran o apartmanın,
Tek sessiz ruhu sen olursun.
İnsanlar gelip geçer gözlerinin önünden,
Her biri onlara güvenmeyip dahil etmediğin ömründen vurur seni.
Üstelik hiç olmayacak zamanlarda çıkıverirler karşına,
Misal ayakların su toplamıştır yürümekten,
Yine son model arabasıyla çıkıverir karşına,
"Ne sen inadından caydın, ne de ben senden de be kadın değdi mi bari!" der.
Eminim hala evindeki çeyiz sandığında duruyordur evlilik birliği!
Gece çöküp yıldızlar mehtabı güzel başka bir evrene göçtüyse,
Tek'sen, kendin dahil hiç kimse siz sen,
Ve İstanbul'un...
Orospularla, pezevenklerle dolan akşamdan kalmaları kabul'süzsen,
Pencerelerinden yeni hayatların rengi akan o apartmanın,
Tek yapayalnızı sen olursun.
Ama bilirsin ki şiir yağıyor bir yerlerde, bahar gelecek…
Cemre.Y.

9 Aralık 2018 Pazar

Pazar

…Pazar…
Ruhumun kasvetli pencerelerini kırıp attım bu Pazar.
Geri getiremeyeceğim, düzeltemeyeceğim geçmişimi affedip denize saldım.
Uzun uzun aynaya bakıp, iyice belirmeye başlayan kırışıklıklarımı okşadım.
Gözlerimin içi de gülene kadar kendime gülümsedim.
Kalbimden öptüm kendimi, yüreğime şefkatli sevgiler yolladım.
"Aferin be kızım, hep dimdik ayakta kaldın."dedim kendime.
Bir sade kahve daha yaptım, bu sefer de güzelim Pazar günüme yudumladım.
Cemre.Y.

8 Aralık 2018 Cumartesi

Emanet

...Emanet...
Gün, geceye emanet etmişse sizi,
Mutlak yalnızlığınızı asla aldatamayacağınızdan emin olarak,
Yıldızlara dahi yan gözle bakamazsınız, budur sadakat.
Cemre.Y.

Gülümse

...Gülümse...
Mevsimsiz ömürler geçiyor ömrümüzden,
Her biri geçmişlerimizin keşke'leriyle geçip giden.
Oysa objektiflere anlık gülümsemeler bırakmak yerine,
Gözümüzü açtığımız her yeni güne gülümseyebilsek olacak gibi.
Cemre.Y.

7 Aralık 2018 Cuma

Bu Gece Şiir Filan Yok

…Bu Gece Şiir Filan Yok…
Bu gece şiir filan yok azizim,
Zira ellerim, ayaklarım zemherili kış ayazı hala.
Dem gitmiyor yürekten kelama ki,
İki hece od eyleyeyim geçmişten geleceğe,
Öyle safi yürekde değil ha!
Ciğerinden beridir, hala sevdayı hatırlayan yüreklere…
Elbet, iki satırlık hayal olsun çizerdim bir yerlere de,
Eğer ki şimdi'm den yarınıma boşvermişliğim bari kalsaydı.
Yok yani, içim dışım tufan alevi de,
Bütün hücrelerim donarak ölmeye meyilli.
Cemre.Y.

6 Aralık 2018 Perşembe

Zaten Hayat, Asıl Sana Güzel

...Zaten Hayat, Asıl Sana Güzel...
Ben altı yaşımdan beridir,
"Zaten hayat, asıl sana güzel." diyenlere,
Hep gülümsüyorum.
Anacığımın bahçesinde ektiği kıvırcıkları,
Pazarlarda satarak para kazanmaya başladık ilk!
Mis gibi çimene benzer bir kokusu vardı onların,
Uzunca yıllardır öyle kokmuyorlar.
Kahvaltısız gidermişiz belli ki Pazar yerlerine!
Akşam olunca erkek işi demeden,
Bütün gün o çimento torbalarını sırtında taşıyıp,
Baba'ya künk yapması için getirip duran anam değilmiş gibi...
Baba, kendine pirzola kızarttırıp,
Yumuşak sedire oturup yemeğini tek başına yerken,
Anamı bizimle beraber yer sofrasına yollardı.
Biz iki kardeş ve anam çala kaşık çorbaya ve ekmeğe dalardık.
Şükrederdik üstelik,
Hiç değilse anamın bahçesine ektiği domatesle taze soğan da var diye.
Baba, bütün varlığını kumar masasına serip de,
Artık kendine pirzola alamayınca!
Trakya'dan köye taşındıkdı,
Köyün çobanlığını yapacaktı baba güya.
Kahvehanesine dadanmaktan çobanlık da bize kaldı.
Her sabah annemle ben koyun kokularıyla,
Çimen kokularıyla dolanırken,
Her akşam tezek kokularıyla karışır evimize dönerdik.
Köyde birinin çocuğu ölse,
İçimiz acıya acıya,
Bir yandan da sevinirdik yeni elbiselerimiz olacak diye.
Köyde biri mezarlığa gidip,
Ölen yakınına dua edince biz de dua ederdik kardeşimle.
Nedendir bilinmez,
Hep bozuk paralar koyarlardı o mezarların baş uçlarına.
Ömrümüzdeki ilk harçlıklarımız onlar olmuştu hiç unutmam!
Gece yaklaşınca kardeşimle gider hepsini toplar,
Bire bir paylaşırdık kendilerimizce.
Annemize söylemezdik bu yaptığımızı,
Ölüler bizi affetsindi, yeterdi.
Ertesi gün gittiğimiz mahalle bakkalı,
Acı acı tebessüm ederdi de biz anlamazdık.
Sonra baba bu sefer büyük kaybetti!
İlçeye gitti yine kaybetti, zaten o hep kaybederdi.
Rahmetli anama sulanan,
Kahvehane arkadaşları da hiç utanmadan,
Arsız arsız anlatıp dururlardı o gece,
Baba'nın masaya, bizim boğazımızdan geçemeyen,
Bizim üstlerimize giyilemeyen nice haklarımızı üttüklerini.
Biz bu hayatta bir kere zengin olduk anam bacım!
O da anamın, baba' nın bizi kumar masasında feda ederken,
İstanbul'da bizden gizlediği onca arsası ve arazisi de olduğunu,
Öne karısını, çocuklarını sürüp,
Kabul görmeyince onları da kaybettiği gün!
Rahmetli anam,
İstanbul'daki akrabalarına haber salıp,
Kapıcılık bari bulsunlar demişti.
Bulmuşlardı da nihayetinde ama!
Bu iş de nihayetinde erkek işiydi,
Üstelik çocuk falan da istemiyorlardı yani.
Zar zor ikna etmişti anam,
Sadece kapıcı senmişin gibi görün,
Yoksa kumar borcun birikir yani diye diye!
Bu arada üçüncümüz de,
Gözlerimin önünde doğmuştu ya hani!
Bir tek o küçük diye,
Onu kabul ettiler vicdan sahibi apartman sakinleri,
Ama hiç ağlamaması koşuluyla!
Beni amcamlara,
Halı dokumaya bıraktılar onların o vakit olduğu köye,
Bir küçüğümüyse dedemlere bıraktılar çoban diye.
Sonra sonra annem,
Evlerine de temizliğe gider oldu daire sakinlerinin!
Yıllar geçti gitti, koptuk bitti,
Ama hala,
"Manevi annem" diye hitap ettiğim o ailenin kızı var ya!
Her seferinde görürmüş meğer,
Anamın gözyaşlarının camın kirine karışıp,
Evin salonuna karışıp her yeri parıl parıl ederken,
Nasıl olup da içi can kırıkları taşmış birinin,
Bunca yüzü gülümser diye merak edip soruvermiş!
Rahmetli anacım, tutmuş manevi annemin ellerinden,
"Anam, bacım, n'olur kimselere deme,
Ama benim iki evladım daha var,
Beni buraya kabul etmezler diye sakladımdı sizden,
Hem köydeler onlar, size bir zararı dokunmaz yani,
Elbette her gün yeniden doğuyor,
Hayata yeniden gülümsüyorum emme,
Ah şu gecelerin hasretliği yok mu!
Herif desen gene bulmuş müdavimlik." deyiverince,
Sayesinde yönetici toplantısı yapılmış!
Biz bu hayatta bir kere zengin olduk anam bacım!
O da, Dağ apartımanın,
İki kat bodrum katına ilk geldiğimiz gündü.
Sonra sonra epeyce yanılsamalar yaşadık elbette ama!
Hiçbiri,
O gün anamızın koynunda yattığımız gün kadar,
Zengin hissettiremedi bizi.
Zaten sonrası büyüdük mecburen!
Unutmak istedik, çok şeyi unutmak!
Hiç yaşanmamış umarak hatırlamamak!
Ömür dediğin şey çoğu zaman an'lardan ibaretti.
Ama bizim acı an'arımız bütün ömürden caymaya yeterdi.
Ne vakit geçmişimi,
"Geçmiş!" diye unutup,
Yaşımdan bari yaşamaya meyletsem!
Balık yağı sunuyorlar önüme,
Ya da B bilmem kaç vitamini!
Ulan!
Nesini anlamıyorsunuz,
Cehennem tasvirlerinden nasıl geçeyim yine?
Neresinden neyimi hatırlamaya kalksam,
İçim dağılıyor kırgınlıklardan!
Ama ömür bu!
Yaşanan hayatın,
Bütün iklimi bu seçemiyorsun tabi silmek istediklerinden,
Silmek istemediklerini!
Yani hayat bana hep araf ötesi.
Ben altı yaşımdan beridir,
"Zaten hayat, asıl sana güzel." diyenlere hep gülümsüyorum.
Oysa hayatım çoğu zaman,
Dante'nin, Cehennem Tasviri gibiydi...
Varsınlar beni hatırlamak istemediklerimi,
Kafama çaka çaka hatırlattırarak ömrümü törpülesinler,
Yine içimden geldiğince gülümserim ki!
Zira onlar ömrümün sadece kalan bakiyesiydi.
"Yaşayacaklarım, yaşadıklarımı aklamayacaksa,
Madem unutmaya müsaade etmiyorlar,
Aynısılarını yaşatma ey Allah'ım" demiş miyim ben ona, demişim!
Yani her Perşembe sela okutmakla olmuyor o işler azizim!
Neyimi yoluna koydun,
Neyime kulp bulduramadın, neyime fesatlandırmadın?
Daha ben altı yaşımdaydım,
Senin alimlerinin bile,
Meyl etmeye dokuzu bekleyen yaşımdan üç sene önce!
Üstelik ben, on üçümde ilk kez regl oldum!
Hangi kitabınızda yazıyordum ki dört kitab-ı kelam'ım,
Ömrünün ömrüne cehennemi yaşattınız da,
Ben hiç ısınamadım?
Evet.
Hatırlıyorum, "Zaten hayat, asıl sana güzel." di cümleriniz,
Buyrun siz de birer birer hatırlayınız!
Artık kime ne kadar Allah'sanız!
Cemre.Y.

5 Aralık 2018 Çarşamba

Gülümse Kendine

...Gülümse Kendine...
Bazen şu sanal alemi,
Gelecekteki huzur evimdeki odam gibi hissediyorum!
Çok sıkılınca,
Odamdan dışarı kafamı uzatıp bakıyorum ve bir sürü yabancı,
Acılı, acısı kendinden gizli, gülen yüzleri soluk,
Profil resimleri kendilerine bile,
Yabancı sanal gülümseyişli onca insanlar!
Benim gibi,
Sadece birkaçı filtresiz çekiyor fotoğrafları!
Kaşının duruşunu,
Gözlerinin altındaki morlukları umursamadan,
Umutlu bir gülümseme tutuşturuyorlar gözleriyle dudaklarına,
Yani o an, ne kadarsa, o kadarlar.
Gerçeğimizi bulabilenler buralardan,
Bizlerden hemen kaçıyorlar!
Zira cesaretimizle,
Öz güven' imiz el ele verip korkutuyorlar onları.
Tıpkı bütün gerçek sandıklarımız gibi!
Ama neyse ki yarın en sevdiğim gün.
Sahi bugün günlerden neydi?
Ne fark eder ki,
Pazartesi, Salı, Çarşamba,
Perşembe, Cuma, Cumartesi'yle Pazar'ı
Ki bana sorsalardı,
O günlerin adını da öyle koymazdım hani!
Neyse ki,
Şu anda nefesini şöyle burnundan derince çekip,
Birkaç saniye içinde tutup sonra öylece koyuverebiliyorsan!
Sigaraydı bilmem neydi,
Şekerdi yok tansiyondu düşünmene gerek yok!
Gece yatarken yanında,
Yatağında biri olsa da olmasa da kendine sarıl bir hele.
Kendine geleceksiz,
Sadece bu geceyi güzel atlatacak güzel bir rüya dile.
Velev ki bütün gece,
Kabuslar görüp döndün durdun yatağında,
Ya da ne bileyim...
Yemyeşil kırlarda dolaşırken uyandın da sabahın karanlık çıktı!
Umursamaları kısa tut!
Misal her durumda uyandın nihayetinde ve ne yazık ki,
Kalbin atmaktan vazgeçene kadar da yaşamak zorundasın!
O halde...
Ya bütün günü ağlayıp, sızlayıp,
Feveran ederek yaşa,
Ya da uyanır uyanmaz,
Sade bir Türk Kahvesi yap kendine,
Giyinirken yeni umutlar dile.
Arada tıkanık öksürük nöbetleri olur takma,
Hem dün akşam da az içseydin sigarayı!
Öyle ya sıcacık yatağından çıktın,
Buz gibi salonunla,
Mutfağın arasında mekik dokumaktasın.
Üstelik mim gibi aklındadır o durum!
Şayet kahve makinen yok da,
O cezvenin gözünün içine bakıyorsan,
Ne vakit gözünü çevirsen,
O zaman köpürüp taşacaktır o!
Yanisi şu, artık uyandıysan yeni günün sabahına!
Akşamın zehirli zemheri çığlığı olsa da,
Gecen kabuslu canavarlarla dolsa da,
Sade Türk kahven,
Kısık ateşte ve cezvede,
Şimdi pişiyor ve de taşmaması gerek.
Sonuna kadar okuduysan,
Günün saatinin önemi de yok zaten!
Hiç kimseye,
Bir yorum da bulunmana dahi mahal yok.
Lavaboya git misal,
Her neredeysen şu anda mühim değil.
Oradaki aynaya bak bir,
Umursama aynı fotoğrafını biri görürse diye.
Bir bak!
Yüzüne, saçlarına, gözlerine,
Dudaklarının duruşuna iyice bir bak!
Beğendin...
Ya da beğenmedin oradaki silüeti ne mühim!
Gözlerinin öbeğine öbeğine,
İçinin içine bak iyice.
Saçının rengi, kaz ayakların,
Gıdın, gadan, kilogramın, kırışıklarına değil ha!
Gözlerinin öbeğine öbeğine, içinin içine bak iyice.
İşte onlar hayata umutla,
Işıltılı bakana kadar,
Kendi yansımana gülümse kendine, bir dene!
Cemre.Y.

4 Aralık 2018 Salı

Zaten Ömrüm Geçmiş Zemheri

…Zaten Ömrüm Geçmiş Zemheri...
Ruhumun çocuk yaralarının yükü ağırlaştıkça,
Taşıyamaz olduydu avuç içi kadar yüreğim.
Kime güvenip aleni anlattıysam,
Adımın, adını koyanımdan vurdu beni!
Şiire güvendim sonra sonra…
Yazdım da aleni!
Bütün sevdiceklerim de şiirlerimden asmıştır beni.
İnsanlar, ya çok unutmaya meyilli,
Ya da çok seviyorlar yaraların derinini kaşıyıp tuz ruhu dökmeyi.
Benimse bütün alemlerde affedemeyeceğim sadece iki melek var!
Münker ile Nekir.
Bana baba diye seçilen o adamın, kendi keyfince seçtiği adımı,
Bebek kulaklarıma,
Ezanla okuyamasıcanın o davudi sesiyle okuduğu o adımı,
Ölmüş kulaklarıma resmiyet buydu derler de,
Bana sorgu sual etmeye kalkarlar ise,
Allahıma kitabıma çok pis küfür ederim bak ona göre!
Zaten ömrüm geçmiş zemheri!
Zira henüz cennetlik yaşımda yüzü koyun yatırılmış,
Bilmem nerelerime yüklenmeye çalışırken,
Adımı ezan sesiyle bebek kulaklarıma okuyan o adam,
O gün dilinde bir türkü tutturmuştu adıma, oysa öz babamdı ya!
Meğerki gözlerimden birini ömür boyu tembel edecek kadar,
Kulaklarımı yırtan çığlıklarımı atamasaydım.
O gün bugündür biraz şehla, biraz astigmatlı miyop'um,
Geleceğimden hiçbir zaman emin olamadım,
Hayatım hep flu'ydu yani.
O gün bugündür herkesten keskin duyarım,
Ne geliyorsa başa an'dan sonra geliyor zira, duymak lazım!
Kabir zamanı gelince de,
Münker'le Nekir'e sorarım bir, o gün, neredeydiniz siz?
Cemre.Y.

2 Aralık 2018 Pazar

Giyotin

…Giyotin…
Belki de ben…
Zamanla ömür arası büyük bir hata etmişimdir!
Bu kadar uzun yaşayabilmeye de hiç mi hiç,
Niyetlensem de…
Hiç hayalinde değildim bu nihayete!
Her gece uykuya yatarken ben…
Sabahına, "Ölmüş uyanayım!" diye dualar ederken,
Sen nerelerdeydin be tanrım!
Kimseler de uğruma hicivlenmesin hani!
Ben bütün "Hayır!" larım için giyotine çoktan hazırım!
Cemre.Y.

Ayrılık

...Ayrılık...
Ne zaman yüreğime yeni duvarlar örersem ben,
Ne vakit...
Yeni "Olamazlar" ımın resmini çizersem ben.
Yakalanıveriyorum tipini Fav'ladığıma!
Nasıl da görüyor beni, nasıl da yakalıyor,
Hem de hiç varlığını belli etmeden!
Biliyorum, bir gülümsesem…
Değişecek,
Kader denen bu eylemin bütün düzlemi fakat
Benim bütün son'larımın sonu artık,
"Ayrılık." yazılmasa!
Cemre.Y.

Neyse

...Neyse...
Doğunun kıraç topraklarından çıkıp
Antalya'daki o otele,
Aşçı yamağı olarak gelip yerleştiğinde daha yeni yetmeydi.
Sağ olsun kirvesi
"Çok işimize yarar ağam,
İşden de heç yorulmaz bu deliganlı." diyerek işe aldırmıştı onu.
İlk aylar epeyce gözyaşı dökmüştü,
Otelin mutfağında sabahlara kadar soğan doğrarken.
Arada bir eski dolabına bakıp,
Köyünü terk ettiği o gün sırtında olan yırtık ceketine,
Ütüsüz pantolununa sarılıp ağlardı anasının kokusunu özledikçe.
Sonra sonra garsonluğa terfi etti esmer adam.
Otelin yemek salonunda salınıp duran,
Yaşıtı hatunlara hayallenmeye başlarken
Hep yaşlı ve yalnız teyzeler denk geliyordu kısmetine.
Nihayet eli para tutup,
Köyüne köy evine yetecek kadar para yolladıktan sonra
Kalanları biriktirmeye başladı.
Şef garsonluğa terfi ederken,
Bir yandan da yemek kurslarına gitmeye başlamış,
Bir yandan da otelin çalışanlarına,
İndirimli diskolarına gidip birkaç bira içerken
Arkadaşlarıyla,
Gündüz yemek sunarken kesiştikleri hatunları tavlama derdine girdiler.
Bu gavurlar da pek özgürdü yahu!
Hem beleş içki ısmarlayıp,
Hem de hiç tanımadıkları kaytan bıyıklı herifleri hiç reddetmiyordular.
Nereden duydularsa duymuşlardı Türk erkeklerinin methini!
Bize sorsanız çoğu asparagas olan müthiş sevişmeler.
Kimini kızların, kadınların kendi odalarında seviyorlardı,
Kimileriyle barda, sahilde, kumsalda!
Neredeyse her gece başka bir hatunla sevişiyorlardı.
Memleketlerinin aksine epeyce sıcaktı Antalya.
Sonra bir yaz akşamı yemek salonunda rastladı ona.
Hiç duymadığı kadar güzel bir koku duymuştu onda.
Sanki memleketinin,
Sarp dağlarında nadiren açan ilkbahar çiçekleri gibi kokuyordu kız.
Bembeyaz yüzüne narince oturan hokka burnuyla,
Kestane rengi dalgalı saçlarıyla,
Gülerken görünen inci gibi dişleriyle,
Hiç benzemiyordu diğer gavur kızlarına.
Akşamında öğrenmişti çoktan gece hangi diskoda eğleneceklerini,
Çok şükür çat pat İngilizceyi de epeyce ilerletmişti.
Arkadaşından janti kıyafetler ödünç alıp,
Süslenip püslenip gittiler mekana
Kokusunu sevdiği kız arkadaşlarıyla gelmişti mekana.
Bu gavurlar da genelde kalabalık geliyorlardı tatillere.
Dans ederken tanışıp masaları birleştirmeye koyulmuşlardı çoktan.
Şakalaşırken koluna, omzuna dokunuyordu kızın, teni ipek gibiydi.
Fakat kız bir türlü diğerleri gibi rahat değildi.
Halbuki kızın arkadaşı çoktan beline dolanmıştı esmer adamın.
O geceyi mecbur kızın arkadaşıyla geçirdi.
Ertesi sabah da,
Kızın olduğu masaya otelin bahçesinden koparttığı birkaç çiçeği koydu.
Kızın arkadaşı uyanamamıştı daha öyleyse bu çiçekler kimeydi?
Sonra sonra açıldı esmer adam kıza,
Kız kesin bir yanıt vermeden İsviçre'nin eteklerine uçup gitti.
Ertesi yaz tekrar geldi, yakınlaştılar biraz daha!
Yazışmalar, konuşmalar sürüp giderken,
Eertesi sene geldiğindeyse evlenmeye karar verdiler.
Esmer adam sevdiğini beklerken,
Sevdiğini niceleriyle başka hatunlarla aldatırken
Her şeyi bir kenara bırakıp İsviçre de yaşamayı dahi kabul etmişti.
Esmer adam bir markette iş bulup reyon şefliğine kadar yükselirken
Günlerce defalarca da,
İsveç hatunları tarafından tacize uğramıştı ama o hepsini reddetmişti.
Sevdiğine söz vermişti zira!
Eline başka kadın eli değmeyecekti.
Yıllar geçmiş, iki de erkek evlatları olmuştu.
Derken esmer adam,
Küçücük bir kasaba kadar olan yeşil İsviçre'nin yeşilinden dahi sıkıldı.
Köyünün kıraç toprakları burnunda tütüyordu ya,
İstanbul'da dahi yaşamaya razıydı.
Öyle ya,
Arada bir değişiklik olsun diye,
Gidip durdukları Almanya bile aynı Almanya'ydı.
Yıllar İsviçre'yi de Almanya'yı da iyice tüketmeye başlamıştı.
Her şeyi geride bırakıp İstanbul'a yerleştiklerinde,
Hala kokusu kendisinden önce gidiyordu karısının,
Hala bir akraba ziyaretine gidilse onunla ilgili ilk hatırladıkları şey,
Şıklığı, güzelliği ve kokusuydu.
Fakat birkaç yıl daha geçince her şey eskimeye başladı.
Salondaki koltuklar bile eskidi, balkondaki çiçekler solmaya başlamıştı.
Üstelik nicedir esmer adam işten yorgun argın geldiğinde
Yıllar yılı, onu kapıda,
Hep mis kokusuyla karşılayan o kadın ona pejmürde görünmeye başlamıştı.
Sonra sonra kapıda karşılanmalar da bitti.
Kadında İsviçre vatan hasretine dönüşmüştü.
Oysa esmer adam yıllar önce sevdiği uğruna gittiği İsviçreye
Önce yaşadığı köyün kıraçlığından farklı olduğu için,
Sonra da parası tatlı olduğu için çok yıllarca katlanmıştı.
Dönülemez akşamların ufkuna doğru yol açmaya meyillilerdi.
Bu arada esmer adam yeğenin arkadaşından hoşlanmaya başlamıştı.
Neyse ki yeğenin arkadaşı dul olmasına rağmen,
Evli adamlara karşı saplantılı bir "Hayır!"ı vardı.
Tam dört yıl dolaştı etrafında.
Kadın "Nuh!"diyor, "Peygamber!"demiyordu.
Hoşlanmıyor değildi adamdan, komplimanlarından
Ama onun da yuvasını yıkan bir başka kadındı ya,
Tek derdi "O kadın." olmasındı.
Dördüncü yılın sonunda zaten bütün hikayelerini çoktan biliyordu da,
Esmer adamın karısının babasının ölümünden sonra
Bütün mirasa konduğunu öğrenince,
Toptan değiştiğini dertleşmişlerdi o masada!
Dört yıl geçerken,
Esmer adamın hoşlandığı kadın bekar birine sevdalanmış,
Konunun odak noktası evliliğe dayanınca yine aldatılmıştı.
Bekar adamın kız kardeşinden duyduğu hakaretler hala kulağının arkasındaydı
Oysa o kimseye yamanmak derdinde değildi.
Başta sorun sayılmayan yaş farkı, medeni durum,
Çocuk vs.hepsi önüne tek tek temcit pilavı olarak sunuldu.
Kadın vazgeçti!
Kadın her şeyden vazgeçti,
Esmer adama inanmıştı ya ona ilk ve son kez "Evet!"dedi.
Sonra sonra defalarca el ele girdikleri,
O kumları yumuşacık olan, denizi insanın içini saran,
Odası orta halli o eve son kez gittiklerinde ortalık lağım kokuyordu!
Kadın vazgeçti!
Aldatana karşılık olmak onun harcı değildi.
Aldatılana "O kadın!" olmak onun harcı değildi.
Öylece gitti.
Yıllar sonra esmer adam uzunca bir mesaj yazarak kadından helallik istedi.
Boşanmışlar beş yıl önce.
Suzi evdeki eski eşyalarını ve çocukları alıp memleketine gitmiş,
Esmer adam da çocuklarını her özlediğinde İsviçre'ye gidip,
Onların evlerinde kalıp,
Hep beraber biraz vakit geçirip dönecekmiş Türkiye'ye!
Sanki evlilik cüzdanı olunca kesinleşiyor beraberlikler!
Sonuçta o evin yatağında ayrı olsa dahi yatıyorsanız bu aldatmak değil midir?
O yatakların birleşmediğinden kim emin olabilir!
Eyvallah deyip gittim.
Arkama bile bakmadan gittim hem de.
"Neyse!"
Cemre.Y.

1 Aralık 2018 Cumartesi

Bana Biraz Sen Gerek...

…Bana Biraz Sen Gerek…
Yıpranmış yürekler denizi doldu ortalık.
Kimi sevsek bir yanı hep kırık.
Alıp başımı gidesim var o uzaklara
Bana biraz sen gerek!
Bana biraz...
Kar sessizliğinde nefesini dinlemek,
Gülüşünün gamzelerinde huzurlanıp,
Yıldızlı gecelere uzanıp,
Bana biraz sarılmışlığa uyanmak gerek.
Cemre.Y.

30 Kasım 2018 Cuma

Eskidendi

…Eskidendi…
Hatırlayamıyorum ki,
Nicedir yüreğimin kanatları kırık,
Nicedir ayak bileklerim sancılı ya,
Nicedir konamıyorum hiçbir ciğere!
Ortalık yıllar yılı sürecekmiş gibi duran,
Plastikten bardağa isimler yazılan,
White chocolate macchiato dolu.
Biz mi?
Biz sevdalandıksa…
Nerede bir kumsal bulsak,
Hemencecik bir kalp çizer,
İçine de adlarımızın baş harflerini yazar,
Ortasından da bir ok geçirirdik.
Sonra hemen bir dalga gelip silerdi her şeyi.
Biz mi?
Biz sevdalandıksa…
Nerede bir buğulu cam bulsak,
Hemencecik bir kalp çizer,
İçine de adlarımızın baş harflerini yazar,
Ortasından da bir ok geçirirdik.
Sonra yeni bir yağmur fırtınası kopar,
Bütün camları yıkardı.
Olan…
Yüreğimize, olan ciğerimize olurdu.
Ama en azından bilirdik.
An denilen şeyin zaman aralığı kime ne kadarsa
Tam da o kadar…
Sevmiştik, sevilmiştik biz.
Eskidendi, epeyce bir zaman öncesiydi.
Ortalık yıllar yılı sürecekmiş gibi duran,
Plastikten bardağa isimler yazılan,
White chocolate macchiato dolu ya
Bir türlü de sevemedim ki onu ben!
Cemre.Y.

Kış Ayazı

…Kış Ayazı…
Kış ayazı,
Zemheri soğuğu, karanlık ve yağmurlu,
Eldivenleri evde unutulmuş günler geçiyor ömrümüzden.
Dönsen sıcacık yatağın bir daha salmaz,
Dönmesen, parmak uçların donacak.
Hayat da böyle bir ikilem arası bir eylem işte.
Cemre.Y.

29 Kasım 2018 Perşembe

Çalamadım

…Çalamadım…
Çünkü senin son'un bu, eninde sonunda!
Ellerinle ördüğün bütün o korunaklı duvarları,
Varsa yanında birkaç yoldaşın, sizi koruyacak…
Ortalık, güven sunduğundaysa yumruklarınızla kıracaksınız.
Ama tıpkı bütün o duvarlarını, kendi başına ördüğün gibi!
Yine kala kalı verirsen ortada, tüyü yolunmuş tavuk gibi.
Kimse filan yok, bunu kafana sok, varsan, bir sen varsın.
Gerisi, kim bilir hangi diziden çalıntı bir film repliği, ben çalamadım!
Cemre.Y.

Vazgeçilmezimsin

...Vazgeçilmezimsin...
Her şeye rağmen...
"Vazgeçilmezimsin!" diyenin bile,
Gün olup başkasıyla nikah kıyıyor!
Baba desen zaten bir tek spermden ibaretken,
Sevdasından yandığın,
Bir tek sevgi dolu öpücüğüne cennet biçtiğin anan bile,
Gün olup hastane köşelerindeyken seni öpüp gidiyor.
Gün olup karındaşın bile "Nasılsın?" diye sorduğunda,
Gerçekten nasıl olduğunu anlatmaya koyulunca,
"O kadar da sormamıştım be abla,
Hani, iyiyim diye cevap verileninden sormuştum ben." diyor.
Gün olup...
Yetemediklerine yetemediğini sayfalarca,
Yeşil kalemli günceler tutan evladın bile,
Tek bir küfürlü cümlenle,
Sarılıp, "Her şeye rağmen vazgeçilmezimsin!
Tövbe bir daha seni üzmem." demek yerine çıkıp gidiyor!
Yani kalmıyor hiç kimse, kalması daim olması gereken yerde.
Şimdi canım bile benim vazgeçilmezim değilken,
Hangi tehdit yıkacakmış yorgun ruhumu!
Oysa…
İki oda, bakla sofa, sobası bacasız da olsa,
Aynı evin içinde üç nefes çok gelmezdi bu dünyaya be!
Geldi işte.
Cemre.Y.

28 Kasım 2018 Çarşamba

Yağmurun Suçu Yok

...Yağmurun Suçu Yok...
Ben de isterdim yağmurlu günleri, yağmurlu akşamları çok sevmeyi,
Lakin ne vakit yağmur yağsa, evimin yalnızlığı geliveriyor aklıma.
Yine tavan, bacasından akmış,
Yine eskimiş koltuğuma yağmur ağlamıştır zira.
Evim de isterdi yağmurlu günleri, yağmurlu akşamları çok sevmeyi,
Lakin ne vakit yağmur yağsa, benim yalnızlığım geliveriyor aklına.
Yine bastığım kaldırım taşının altı boşluk kalıp su dolmuş,
Ayağımı bastığım anda bütün su üstüme sıçramıştır.
Yine şemsiyem rüzgardan kırılmış, bütün yağmur kafama boşalmıştır.
Yine bütün kayıplarım aklıma düşmüş,
Yine ağlamışımdır usul usul yürürken.
Yağmurun suçu yok,
Evimin suçu yok,
Benim suçum yok bütün bu kaderin yazılmasında.
Başkaca her şey çoktan hüküm giydi ruhumda!
Cemre.Y.

27 Kasım 2018 Salı

Hazan Yaprakları

...Hazan Yaprakları...
Meğer ne çok birikmiş ömrümün hazan yaprakları,
Yaprak ağacına küsmüş, dalı gövdesine dargın,
Gövde toprağına kırgın.
Yoksa suçlusu yok bu heba olan ömrün.
Mevsimdi, rüzgardı, yağmurdu hep bahane.
Vakit ömrü kırk dört geçiyor sevdiğim.
Ve bu hayat hikayesi bitmek üzere.
Hazan yaprakları çoktan çöpe atıldı.
Gel biz bu ömrü de yakalım,
Yazıp yazıp silmek, sonra üstüne yeniden yazmak yerine.
Kendimize yeni bir defter alalım.
Ve mevsimlerden sonbaharı,
Ve ille de zemheri ayazlı kışları da es geçelim olmaz mı?
Cemre.Y.

26 Kasım 2018 Pazartesi

Sonbahar Akşamı

...Sonbahar Akşamı...
Hüzünlü bir sonbahar akşamında,
Sana gurbet biçtim sevdiğim.
Kıyısı yalnızlığıma vurmuş o parkta,
Amaçsızca yürürken,
Sarı saçlarım hazana karışırken,
Yağmur saklıyordu gözlerimden akan yaşlarımı.
Öyle ya...
Dal yapraktan soğumuşsa,
Yaprak rüzgara kapılmasın da neylesin.
Bundan gayri senin vatanın ben değilim.
Cemre.Y.

25 Kasım 2018 Pazar

Deniz Kenarı

...Deniz Kenarı...
Aylar oldu bir deniz kenarına tek başıma gidip,
Şöyle kordon boyunda bir banka oturup,
Uzun uzun denize içimi dökmeyeli.
Şöyle bir yüreğimi yokladım da,
Huzur yerli yerindeydi çok şükür de,
Bu kadar boşluk yoruyordu ruhumu.
Neyse yine de ben en yakın zamanda denize gideyim.
Belki bu sefer de onun bana anlatacakları vardır kim bilir?
Cemre.Y.

Bugün Pazar

...Bugün Pazar...
Bugün Pazar, ağır, ağdalı cümlelerimi bıraktım dünde,
Her birini astım geçmişlerinin acılı eleklerine.
Her ne kadar puslu, keyifsiz bir İstanbul sabahı olsa da.
Biliyorum kıştan eksiliyor bugünler de.
Olabildiğince gülümsedim aynadaki kendime,
Yine yaz gelecek nihayetinde bekle ve gülümse.
Cemre.Y.

24 Kasım 2018 Cumartesi

Sevdiğim


...Sevdiğim...
Ey benim sesinden vurgun yediğim.
Gözlerinde yıkık yüreğimi mühürlediğim.
Ey benim kalbi kırık mülteci sevdam.
Nefesini nefesime değdirdiğim,
Misk-i amber kokulu yarim.
Sevdiğim, sevdiceğim, ömrüm dediğim.
Söyle ne vakit dolacak sana olan hasretliğim.
Cemre.Y.

23 Kasım 2018 Cuma

Üçüncü Çoğul Şahıs

...Üçüncü Çoğul Şahıs...
Oysa...
Mahlaslı mahlassız bütün ön adlarını,
Oldulu, olasılıklı, bütün soy adlarıyla beraber, hayallendiğim kadar!
Anlamlarıyla içselleşmişliğim çoktu benim.
Birinci tekil ve ikinci tekil şahıslığımızıysa,
İçimizden terk edeli ne kadar zaman oldu kim bilir?
Senle ben, birinci tekillerin sonuncusunu hep yok sayarak,
İkinci çoğul'un sonuncusuna, ne vakit yer ayırdık kim bilir de
Konularımız birinci ve ikinci tekil şahıs olduğunda,
Yürek soframızdan uzak olan o, üçüncü tekil şahıs!
Nasıl bir cesaret yarattı da,
Üçüncü çoğul şahıslar, biz'den gayrı olarak girebildiler aramıza!
Sen şimdi, bütün olasılıkları beyninde reddedip,
Matematik beyninle sıfatları, edatları es geçip,
Dolaylı ve de dolaysız tümleçlerin hepsine küfredip,
Edatları, zarfları umursamadan bütün yüklemimi katledeceksin ya etme!
Sor bakalım deniz de aynı fikirde miymiş, dalgalar falan, aynı mıymış?
Cemre.Y.

Lale Özü

...Lale Özü...
Sonuçta,
Onun da diğer yarısı kırılgan bir kelebekti,
Ama o, kendisini prenses arı sanıyordu.
Oysa...
Bir tane kraliçe arı vardı ve çok şükür haylice de yaşayacaktı.
Yani bütün çiçekler ömrüne serilirken,
Onun sadece bir lale özünü seçmesi boşuna değildi.
Benzemiyordu diğer deli bal'ım deyip duranlara!
Cemre.Y.

21 Kasım 2018 Çarşamba

Neyse

…Neyse…
Yüreğimin kırıklarını toparladım az önce,
Yara kabuklarımı ateşe atıp yaktım.
Can kırıklarımı toprağa gömmüştüm çoktan!
Acı anılarımı da denize savurdum.
Korkum kalmadı artık ne geçmişten ne de gelecekten.
Eski şiirlerimi de bir bir geçirdim elimden.
Şimdi mis gibi şiir yazılırdı ya neyse!
Cemre.Y.

20 Kasım 2018 Salı

Şiir Yazma


…Şiir Yazma…
Bana şiir yazma,
Sesin güzel olmasa bile,
Bana şarkılar mırıldan...
Cemre.Y.

Anlayacaksın

…Anlayacaksın…
Sen bilmiyorsun ruhumun sancısı,
Ben sende değil de sen bende misafirsin aslında.
Bir gün ben sende misafir olursam anlayacaksın,
"Benim ol." değil de "Bizim ol." diyebilmenin büyüklüğünü.
Ben senden gidecekmiş gibi gelirsem bir gün sana
Ancak o zaman anlayacaksın
"Hoş geldin" ve "Güle güle" arasındaki,
O, bir ömürlük aşkın büyüsünü.
Cemre.Y.

19 Kasım 2018 Pazartesi

Yine Kimse'm Yok

…Yine Kimse'm Yok...
Kapı zillerime bakmıyordum ya nicedir,
Nasıl olsa alt katın haylaz çocuklarıdır diye,
Geçen akşam kuzenlerim gelmişler,
Üstelik ben kapıyı açmayınca da camdan beni izlemişler de,
Zahmet olmuş bir tık tık eylememişler,
Öylece kendime ait ömrümü seyreyleyip gitmişler!
Sonra yazmışlar, aramışlar ya,
Telefonumda değil ya gözüm duymamışım.
Şimdilerde her zile kapıya koşuyorum,
Eskisi gibi, ya var'larsa diye, yine kimse'm yok!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...