28 Nisan 2020 Salı

Durduk Yere

...Durduk Yere...
Sanal gerçekliğin gizleminde,
Yeşilin binbir tonu seriliyor gözlerimin gerçekliğine!
Aylardan nisan belli!
Öyle belli ki, neredeyse sonuna yakın gibi...
Durduk yere hava yağmurlanmış,
Durduk yere güneşin şavkı vurmuş yaprağın tutunduğu dala,
Durduk yere meyveler filizlenip, çiçeklenmiş,
Durduk yere, sanki cennet tasviri gibi, her şey güzelleşmiş.
Her yer, her şey, gün ortası, gece karası, fark etmeksizin,
Kundağa yeni sarılmış, ceninliğini geçmiş,
Fetüslüğünde afallasa da onu da es geçmiş,
Onca günleri, haftaları, ayları aşmış da gelmiş, hoş gelmiş!
Amma ve lakin,
Mademki çoğu, hayallice doldurulamamış güncesine...
Ömrünün, en baharına öykünürken, ömrü, hep ayaz geçmiş!
Hayatların kaderini, alnının tam ortasına yazılı kaderini,
Alnının tam ortasından silercesine,
Sinesinin tam ortasına, kader diye çizmiş!
Ve belli ki az kalmış, gelecek ardından kiraz mevsimi.
"Ateşin közü,
Odunun özüne yakın olmalı!" derdi hep rahmetli anam!
Cennetimden bildiriyorum, benim dünyam, bu değildi,
O kiraz mevsimi,
Ben bir kere daha, yeni bir evren değiştirmeden, gelmeliydi!
Cemre.Y.

24 Nisan 2020 Cuma

Ömrüm

…Ömrüm…
Zor günlerden geçiyoruz ömrüm,
Üstelik bu görünmez kelepçelerin boğazımızı sıkması da ilk değil.
Sebebi değişip dursa da hayat yolumuzun önüne çıkan setlerin,
Bu saatten sonra yolu değiştiremeyeceğimize göre
Yine, yeniden ilmek ilmek aşmak gerek bütün engellerin dikenli tellerini.
Hani en vazgeçip, pes etmeye ramak kala zamanlarında,
Hayata dair o son gayretindeyken kendi kendine hep derdin ya;
"Hayat…
Hep kötü el gelse de,
Bir kez olsun iyi oynayacağına inanabilme meselesidir
Ve…
O, son tek atışlık elin kazanmasının tecrübesiyle sabittir."
Dar günlerden geçiyoruz ömrüm.
Şöyle ağız dolusu bir of çekip, bir kez daha savurmak gerek zarları.
Kim bilir gelecektir nihayet o güzel günler.
Cemre.Y.

22 Nisan 2020 Çarşamba

Mesela

...Mesela...
Yüreğin üşüyünce Güneşe çık sevdiceğim,
Belki eriyiverir,
Geceleri uyanık kalmaktan buz tutan yüreğin!
Arada bir terasa çık mesela,
Terasın yoksa balkona çık.
Balkon da yoksa pencerenden uzat kafanı.
Gökyüzüne bak!
Salıncağında salla ruhunun çocukluğunu.
Bulutlara selam ver, kuşlarla muhabbet et.
Arada bir...
Arada bir insan ol mesela!
Cemre.Y.

19 Nisan 2020 Pazar

Farkında Değilim

...Farkında Değilim...
Dünya denen bir kapsülün içindeyim,
Nicedir, gün ne zaman doğmuş, ne zaman batmış,
Günlerden hangi gün, aylardan hangi ay farkında değilim.
Sanki gemimiz su almış da ben, suya ilk atılan fazlalık gibiyim.
Cemre.Y.

17 Nisan 2020 Cuma

Hediyem Olsun

…Hediyem Olsun…
Burnumun direğine,
Yine sızı olduğundan beridir,
Artık her akşam yeşil çay demliyorum.
Seni özlediğim hiçbir geceyi unutmayayım diye.
Senin saçlarını kokladığım o son kokunu,
Senin gözlerinin içinde gördüğüm o son yosunu,
Senin dudaklarının kenarında öptüğüm o son gamzeni,
Unutmamak için o son günü!
Artık akşamları yeşil çay demliyorum.
Bu da benim sana,
Sen beni unuturken hediyem olsun!
Cemre.Y.

16 Nisan 2020 Perşembe

Ey Yosun Gözlüm

…Ey Yosun Gözlüm…
Yosun gözlüm ben, bir ucu gözyaşlarım ile dantel nakışlı
Şiirler işlerken sevda yanığımın kan sızılı,
Hasret prangalı özlemlerini koyarken hayatımın sarı sandığına,
Susarak kavga ederdi benle!
Sonra okurdu satır satır,
Bana küskünlük saklı kesesine koyardı onları.
Sadece dönüp bana, gözlerimin içine bakarak,
“Ben ne zaman senin şiirin olucam annem!”derdi.
Onun gözlerinin içine bakarken gülümserdim.
“Sen benim bundan sonraki bütün şiirlerim olacaksın ciğerimin çiziği.”derdim.
O, mutlulukla salınarak odasına giderdi.
Ben hıçkırıklara boğularak ağlardım.
O, sevda yanığıma ağladığımı sanırdı.
Ben son iyileşmeyecek yanığın yakında o olacağına!
Biz on yedi yıl boyunca,
Sadece bir kere kopacak kadar anlaşamadık.
Hayat o son gün bile hala tiyatroydu,
O, ilk defa gerçeği oynadı.
Ben, ilk defa yalan’ı.
"Sen benim bundan sonraki bütün şiirlerim olacaksın ciğerimin çiziği.”
Sen,
Beni,
Resim resim arındırdıkça ömrünün paragraf başlarından,
Ben,
Seni,
Resim resim ekliyorum
Ömrümün zamansız cümlesinin noktasına!
Ararsın gün gelir ey yosun gözlüm,
Göz bebeklerinin derinine…
Anne anne bakan o bir çift kahverengileri ararsın.
Ömrünün saati bensizliği özlediğinde,
Yüreğinin atışına dokun, yüreğim ellerinde.
Cemre.Y.

14 Nisan 2020 Salı

Şiirim


...Şiirim...
Sen, kahkahamın tam ortasında,
Dudaklarımın kenarına yerleşiveren,
Derin bir iç çekişlik şiirimsin,
Daha ne'm olmak derdindesin.
Cemre.Y.

12 Nisan 2020 Pazar

Kader Değil

...Kader Değil...
Sanki hiç Titanic'i seyretmemişler gibi,
"Hepimiz aynı gemideyiz."diye bir türkü tutturmuşlar!
Doğrudur bayım!
"Hepimiz aynı gemideyiz!"
Fakat günün sonunda,
Öncelik…
Filikaları çoktan satın almış olanların olacak.
Kazan dairesinin camlarından fışkıran,
Bi çare fakirleri ittire ittire yol alıp, onlar hayatta kalacak.
Tıpkı, zengin malikanelerinin birer odalarını,
Oksijen tüplü, yoğun bakım odası hazırlığı yapmış olanlar gibi.
Havada asılı kalmış Corona rüzgarı,
Sanki iki gün ekmek yemese ölecekmiş gibi!
Bir gecede bütün karantinaları piç eden bütün beyinsizler,
Sokakları yağma yağma yağmalarken,
Cahil cühala herkesin burnuna dolanmakta.
Bu Corona canavarı tümevarım bileşkesiyle ilerlemekte…
Çimen yeşili, çimen kokulu günlerimle,
İyot kokusunu özledim en çok!
Lakin benim denizim bu değil.
Kabuğumdan sıyrılıp kurtulamadığım bu yer,
Benim seçtiğim kader değil.
Cemre.Y.

9 Nisan 2020 Perşembe

Ölmedim Hala, Lakin, Yaşamıyorum Da!...

...Ölmedim Hala, Lakin, Yaşamıyorum Da!...
Nicedir, "Neyin var?" diye soranım bile yok ki,
"Hiçbir şeyim yok!" diyeyim de...
Buna, sen de dahilsin'i, varsın da, yine, anlayamasınlar!
Haberler'in şefkatli bir anına denk geliyorum misal,
Aksi, nalet, huysuz, umursuz bir ihtiyar olacaktım güya,
İstemsiz akıveriyor gözyaşlarım,
Yine kötü kraliçe taç yapraklarının taçlarını takmış,
Hüzün zırhındaki kötücül hücrelerine.
Seveni sevdiğinden ayırmakta hala,
Ve haz almakta hayatı çürütmekten,
Sevenin ciğerini de yara yara.
Şimdi adı da konmuş üstelik Corona!
Nicedir, günde üç öğün gözüm yaşını içiyorum,
Epeydir öğün vakitlerimse, çok bilinmeyenli denklem zaten.
Ve eminim ki seni de çoktan unuttum epeydir,
Yani sebeb' i mazeretim değilsin.
Şimdi mi sormasınlar sakın diye de,
Ömrüme yeni insan dahi, dahil etmiyorum?
Hani es kaza biri soracak olsa...
Daha "Hiçbir şeyim yok!" un...
"Hiç!" faslında büzülüveriyor dudaklarım,
Titremeye başlıyor kirpiklerim,
Karanlıktan çoktan korkmuş,
Elbiseleri limelenmiş, saçları dağılmış,
Yırtık kırmızı pabucunun teki ayağının ucunda asılı kalmış,
O kız çocuğu hallerime dönüp,
Hemencecik, büzülüveriyorum olduğum yerde...
Çocuk olamadan büyümüşlüğümün,
Büyümeden küçülmüşlüğümün,
Hiç'liğimin neresine sığınacağımı şaşırıyorum,
Beynimin bütün kıvrımlarında şimşekler çakıyor,
Kalbimin ritmine yetişemiyorum!
Boğuluyormuyum diye kendimi sınarken,
Derin derin nefes alıyorum, alabiliyorum,
Hava, hala sekiz aylık halimdeki gibi zemheri!
Tahta beşiğimin üstünde hala beş karış kar, korkuyorum,
Ölmedim hala lakin, yaşamıyorum da!
Cemre.Y.

Zamanın Kelepçeleri Çınlıyor Zihnimde

...Zamanın Kelepçeleri Çınlıyor Zihnimde...
Cancağızım…
Uzunca bir süredir,
Benden haber alamadığının farkındayım.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Şu hayatta hiçbir şeyin,
Sanal yanılsamalardan ibaret olmadığını,
Sana az çok öğrettiğimi umuyorum.
Yoksa hala elinde bir telefon,
Hiç durmadan bütün sanal alemlerden insanları dikizleyip,
Onların anlık fotoğraf karelerine mi haset etmektesin?
Ya da asalak kocan evde yan gelip yatarken,
Sen bir mutfağın kilerinde, yine birileriyle mi flörtleşmektesin.
Bilmiyorum ki nihayet ondan kurtulup,
Kendine yeni ve düzenli bir hayat kurabildin mi?
Bizi bizden uzaklaştıran çalışkan hormonların,
Nihayet,
Yaşına uygun bir sevdaya tutundu mu misal bilmiyorum.
Sen benden güvenimi aldın,
Lakin umuyorum ki ben ömrüne çok şeyler kattım.
En azından tanıştığımızdan bu yana,
Geceleri yarasa gibi salon koltuğunda yaşayıp,
Gündüzleri fosil gibi uyuyup,
Başkalarının getirdiği yemeklerin tencere diplerini sıyırmıyorsun.
Hiç yoktan kendi yeteneğince,
Güzel bir işin, günün, güneşin, gecen ve uykun oldu sayemde.
Arada bir seni çok ama çok özlüyorum, hele bugünlerde,
Ama unutamıyorum ki, yalanlarının yükünü.
Ne bileyim bir arasam, yıllardır değil de,
Sanki birkaç gün geçmiş gibi saatlerce telefonda konuşsak!
Benim her saniyem sana dair safi yalansızken,
Kırk ayağının üstünde kırk yalan dolapların vazgeçiriyor beni.
Yine de benden önceki yıktığın dostların gibi,
Hala meraktasın ömrümün günlerini.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Bu covid19 belası Çinden aşıp ülkemizi sarmaya başladığında,
Atmış beş yaş üstü ve kronik hastalıkları olanlara,
Sokağa çıkma yasağı geldiğinde,
İlk önce yıllık izinlerimizi kullanalım dedik kronik hastalığı olanlarla,
Lakin bu Corona denen deccal başlı virüs,
Başı bozuk azgın birer canavar gibi şehrimize de çökünce,
Üç aylık kısa süreli çalışma ödeneğine karar verilmek zorunda kalındı şirketimizce.
İlk günler puslu, yağmurlu, karanlık ve kasvetliydi,
Güneş bile göstermiyordu yüzünü bana!
Saatlerce haberleri dinlerken,
Dinlenmeksizin sirkeli, çamaşır sulu, kolonyalı duvarları mı silmedim,
Koltukları, halıları, kapıları, pencereleri mi silmedim, sonra içime kuşku düşüp,
Ya birinden diğerine yapışmışsa korkusuyla,
Sondan başa yeniden mi yıkamadım derken,
Yoğun deterjan kokusu nefesi kesip,
Tırnaklarımı sayfalara ayırmaya başladığında bir durdum.
Sonra gittim kendime nakış ve oya ipleri aldım rengarenk!
Üç gün bekledim kutularından yeni açıldıkları halde virüsler geberip gitsin diye.
Aldığım sigara paketlerini bile köpürtüp yıkıyorum hala.
Bu gün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Mandra Filozofunu ilk seyrettiğimde, alarmsız, zamansız,
Öylece gelişine yaşanan hayata bir heveslenmemiştim desem yalan olur.
Lakin ne bir avuç toprağım, ne ineğim, ne tavuğum,
Ne ağacım, ormanım, derme çatma evimin önünde uzayan masmavi denizim,
Ne de darda kaldığımda bana hemencecik el uzatacak bir anam vardı.
Filmi izleyişimin üzerinden iki saat geçmeden savuşturmuştum bu hayalimi
Bütün olmayanlarımdan biri daha olması nedeniyle.
Çok şükür iki gündür güneş gösteriyor yüzünü de,
Elektrik faturam hafifleyecek sevincindeyim.
Çay posalarına yeşil soğan ve kıvırcık ektim,
Yakında domatesle salatalık da eklemek niyetim.
Kaçta yattığım, kaçta kalktığım hiç önemli değil,
Haberlere de şöyle bir bakıp geçiyorum.
Bu sabah internetten lokanta usulü Ezo Gelin çorbası öğrenip yaptım misal,
Yanında da bol soğanlı meyhane pilavı, biraz turşu kalmıştı dünden.
Neyi, ne zaman, kime göre,
Hangi usulde yapmam gerektiği umurumda olmadığından,
Yemeği yaparken mutfak penceresinin tozuna takıldı gözüm camları sildim yeniden.
Ki bilirsin yemeği ben yapmışsam o yemek kokuları gitmeden yemek yiyemem,
Bulaşıkları da yıkadım, bir güzel mutfağı havalandırdım.
Sade Türk Kahvemi uyanır uyanmaz içmiştim zaten,
Çayımı yudumlarken sana yazdım,
Yarıda bırakıp karnımı doyurdum,
Koca bir fincan çay eşliğinde, seninle tanıştığımız ilk günleri,
Birbirimize ne kadar da dost olduğumuz o güzelim zamanları özlediğimi hatırladım.
O günlerimizin hatırına lütfen artık iyi davran kendine,
Zira, ben, bir kere daha özlemeyeceğim seni!
Varsa yeni dostların onları da hançerleme yalan zincirleriyle.
Beni merak etme sakın…
Senden sonramda ömrüme değil yeni dost, sevgili, akraba, arkadaş,
Hayatıma yeni insan dahi almadım.
Şimdi teşekkür ediyorum sana,
Hiç yoktan, durduk yere onlar için de yarılacaktı ciğerim.
Evladıma dualar edip, onunla beraber
Kardeşime, yeğenlerime, yengeme, sevdiklerime hasretteyim.
İş yerimi, masamı, sandalyemi, bilgisayarımı
Ve dahi içinde ve etrafındaki insanlarımı çok özledim.
Birazdan güneş çıkar karşı apartmanın kiremit uçlarından,
Terasa çıkar, sokağa bakar,
Virüstü bilmem neydi umuru olmadan oynayan çocuklara bakıp,
Onları yaratıp yaratıp sokağa atan ana babalarına küfreder evime girerim.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
İyiyim sanırım, sanırım hiç yoktan iyiyim.
Cemre.Y.

7 Nisan 2020 Salı

İç Ses

...İç Ses...
Belki de...
Bilim kurgusu iyi kurgulanmış bir fantastik filmin
Sadece küçücük bir iç sesiyiz.
Kim bilir?
Cemre.Y.

2 Nisan 2020 Perşembe

Evde Kalmak

...Evde Kalmak...
Geçen ay iş yeri hekimimiz birer tane istediğim mide ilaçlarımı,
Mümkün olduğunca çoklu adet yazmıştı.
"Adamın kafası dağınık demek ki
Neyse bir kaç ay yazdırmam bari!" deyip mesai arkadaşımla gülüşmüştük.
Çünkü kim düzenli kullandığı ilacını yazdırsa,
Onlara da mümkün oldukça çokar tane yazmıştı.
Meğer adam geleceği görüyor da söyleyemiyormuş!
Meğer, bari, ilaçlarını almak için
Sokağa çıkmak zorunda kalmasınlar diye bizleri düşünüyormuş!
Güya yıllık iznime çıkıp işime geri dönecektim
Ama durumlar bu kadar vahim olunca,
Hepten parasız kalmayalım diye
Kısmi Süre'ye şirketimiz de başvurdu.
Lakin bizler zaten normal maaşlarımızla ancak geçinebiliyorken,
Şimdi %60 ile nasıl geçineceğiz?
Isınmak için elektrik sobasının derecesini arttırsam ay fatura kol gibi gelecek.
Evde yıkamadık yer bırakmadım, yorganlar, battaniyeler,
Örtüler falan derken su faturası da kol gibi gelecek.
Limonun tanesini 3,5-TL aldım dün.
Kafamda deli sorular!
Allah yardımcımız olsun.
Şirketimi özledim, masamı, sandalyemi, bilgisayarımı özledim.
Hadi TV seyredeyim de vakit geçsin desem
Ya birileri birilerini boğazlamış, ya da ötekinin saçının kurdelası uymamış.
Uzun insan bir de her yerde ortaya çıkıp 10-TL bağış yap deyip duruyor!
Elalemin memleketindeki gibi
"Vatandaşlarım düşünmesin,
Biz ne fatura yatırmanızı isteyeceğiz
Ne de kredi kartı borçlarınızı ödemenizi isteyeceğiz.
Çalıştığınız zamanlardaki kadar da geliriniz olacak,
Yeter ki hayatta ve sağlıkca kalın!" da denmiyor bize.
Evde oturacak biri olarak yaradılmamışım lakin
Şimdi zaman her yeni güne sağlıkla uyanabilmeye şükretme zamanı
Ve elimizden başka bir şey gelmiyor.
Cemre.Y.

Ne Zaman

...Ne Zaman...
Hayal mi gördüm,
Yoksa bir kuş mu geçti,
Perdesiz penceremin önünden?
Ne zaman bitecek tanrım,
Etrafıma örülen bu görünmez,
Zincirsiz kafesler?
Ne zaman güneş doğacak yeniden,
Umutlu ve mutlu sabahlara?
Cemre.Y.

1 Nisan 2020 Çarşamba

Çünkü Her Şey Tepetaklak


...Çünkü Her Şey Tepetaklak...
Kaç yaşımdaydım acaba!
İlk paramı kazandığımda!
İlk okul birinci sınıftaydım sanırım,
O vakitler Kırklareli'nin Pınarhisar ilçesinde yaşıyor,
Rahmetli anacığımın en gençlik zamanlarında,
Babama künk dövmekte yardım edip, ona harç kararken,
Bir yandan da...
Gün, güneşe yüzünü dönüp,
Babam kahvede pişpirik oynamaya giderken,
Küçücük derme çatma evimizin bahçesinde ektiği,
Fasulyeler, kıvırcıklar,
Domatesler, soğanlarla dolu tarlasından,
Kardeşimle beraber kıvırcık aşırıp,
Ertesi gün, kafalarımızda kıvırcık tepsisiyle,
Pazar yerlerine dalıp onları satışımız geldi aklıma!
Anama ilk kez hediye almış,
Bolca da dayak yemiştik bizi merak ettiği için!
O günden bugüne,
Bir daha da hiçbir kıvırcık öyle kokmadı burnuma.
İlk okul ikinci sınıftaydım ikinci paramı kazandığımda!
Bu sefer darbe olmuş, ortalık siyasal kangrene dönmüş diye,
İlimizin köylerinden birine çoban olarak taşınmıştık.
Yine rahmetli anacığımın en gençlik zamanlarında,
Babama koyun gütmekte yardım edip,
Elin çobanlarına eşlik ederken,
Bir yandan da,
Gün güneşe yüzünü dönüp,
Babam kahvede pişpirik oynamaya giderken,
Küçücük, derme çatma evimizin karşısındaki mezarlıkta,
Ziyaretçilerinin bütün o mezarların başlarına,
Nedendir hala bilemem!
Tuz, şeker,
Ve de bolca bozuk paralar bıraktığını keşfetmiştik kardeşimle!
Ertesi gün,
Dillerimizde bolca Subhaneke'lerle dalmıştık mezara!
Ne de çok paramız olmuştu o günün sonunda!
Anneme ilk kez fistan almıştık da,
Bir araba dayak yemiştik mezar soyuculuğundan!
Sonra terk etti annem bizi, babamla kol kola...
İstanbul diye bir yer varmış!
Toprağını sıksan altın çıkarmış!
Koskocaman apartımanlarda,
Ekmek derdi olmadan mis gibi yaşarmışsın,
Koca koca kalorifer kazanlı,
Koca koca kömürleri nar gibi yanarmış!
Ne varmış ki iki merdiven silip,
İki çöplerini toplayıp, iki kömürü de sen atsan,
Üstelik, elektrik, su, kira, vesaire hepsi bedavaymış!
Aralarda üst perdeleri çoktan yazdım.
Şimdi konumuz bu değil azizim, azizem!
Hala aklımın ilmeğindedir rahmetli anamı,
Kapıcı dairelerinde de olsa dahi,
Evlatlarıyla kavuşturan manevi annem!
Nicedir acep şimdi,
Londra'nın o puslu duvarlarında iki evladıyla halleri?
Orta biri geçemeyince...
Onca ilk okulu,
Onca farklı yerde okuyup,
İstanbul'lu olamayınca ben!
Zaten akrabalar vesaire,
"Kız kısmı okur muymuş!" lugatındayken.
Manevi annemin,
Veteriner kliniğinde ilk işçi oluvermiştim işte!
Kitap okumak varken,
Hasta kedi çişleri doluyordu burnuma,
Ya da gençlik hastalığından muzdarip,
Çaresiz sokağa atılmış minnak köpek kokuları!
Çaresiz çarelerle,
Kazandığım aylıkları,
Anamın ellerine saya döke bitirdim o sınıfı.
Nedenini bilmem kovulduk oradan.
Çıktık Bahçeli evlerin,
En bahçesiz bir kapıcı dairesine daha!
Üç ayda bir kanalizasyon basardı o evi de!
Güya anamı kurtaracaktım ya!
Okul araları,
Ben de gitmeye başlamıştım anamla evlere temizliğe!
Misal, hala arap sabunu kokusundan nefret ederim,
Ama o mermer taşların beyazlığını severim.
Siz bilmezsiniz!
Hele yaz akşamı topladıysanız o apartmanın çöplerini...
Beyaz beyaz kurtçuklar doluşur,
Apartmanın çöp atma yuvasında.
Hala kesif kokulu tuz ruhundan nefret ederim!
Neyse, konumuz,
Bizim üzerimizden kazanılmaya çalışılanlar değil azizim!
İyi kötü...
Yaz tatilleri bolca çalışmalı, üstelik sigortasız!
Lise ikinci sınıfa gelmiştim, staj zamanıydı.
01.10.1991 diyor E-Devlet başlama zamanımı.
Ne okulum, ne de o vakitler çalıştığım kurum bir,
On bir gün bari yatırmamış ki şimdi emekli olayım!
Haftada üç gün çalışır, iki günü okurduk!
Rahmetli anama ütüleyip ütüleyip verirdim o paraları ki,
Kardeşimin haftalığı kadar kıymetli sayılsın!
Sayılmadı tabi nasıl sayılsın?
Ustasının çırağına,
O zamanlar kendince BES yaptığı paraları bile öğrenip,
Onu bile topluca talep etmişti rahmetli anam!
Tomar tomar sayıp şimdiki evimizin arsasına yatırım yapmıştı.
Sonra sonra en iyi yaptığıma inandığım bir işim oldu.
Sonra sonra kendime güvenim geldi,
Ben oldum, bir oldum, birey oldum.
Epeyce çoğalıp, epeyce azaldım zaman zaman...
Tam..
Artık...
"Çok şükür gelecek kaygım kalmadı."derken!
Dünya alt üst oldu.
Bir kalbur saman çöp oldu.
Ah...
Bu satırları okuyamadığına,
Çok mu çok memnunum be hey anam!
Ve bu satırlarımı,
Yeterince de anlayamadığına da çok memnunum,
Şu birkaç zamandır affettiğim babam!
Lakin...
Ben...
Yaşamadan,
Yaşatmadan,
Kazanmadan,
Bir işe yaradığımı anlamadan,
Duramam!
Teşekkür ederim bana yaşatmadıklarınız için!
Yoksa şu an yaşayamazdım.
Malum kısmi süreli işsizlik var!
Öperim, olan olmayan ellerinizden tabi ki mesafeli.
Çünkü her şey tepetaklak!
Cemre.Y.

31 Mart 2020 Salı

Sarılmamız Gereken Acil Durumlar Var


...Sarılmamız Gereken Acil Durumlar Var...
Sana eksik kalmış bir şiirimin,
Derin özleminden sesleniyorum biriciğim.
"Sarılmamız gereken acil durumlar var...
Ki ayak izlerinden topluyordum,
Bütün uykusuzluklarını ben.
Sarılmamız gereken acil durumlar var sevgili...
Belli ki...
İkimizin de bir yanı boşlukta..."demişim yıllar önce!
Kim bilir ayrılığımızın, kaçıncı gününde, kaçıncı haftasında,
Kaçıncı ayındaydık,
Özlemin uykularımı kaçırmayı abarttığında.
Sonra sonra çok sarıldık yüreklerimizin atışıyla.
Çok çok öptük birbirimizi koklaya koklaya!
Şimdi yeniden gönül koymuşsun bana...
Olmayacak dualara,
"Amin!" demekten yorulmadın mı dedim diye.
Bilmiyorum ki kaç nefeslik ömrüm kaldı şu dünyada!
Fakat artık cesedime bile sarılamayacak olman,
Uykularımı bölüyor, yüreğimi yarıyor,
Ciğerimi söküyor yerinden.
Sen sesini bile yoksun bırakıyorken benden,
Gülüşün solmasın diye fotoğraflarını bile öpemiyorum ben.
Bu devran geçip giderse sağ salim kalırsak şu hayatta.
Bana epeyce bir sarılmak borcun var bil istedim.
Cemre.Y.

28 Mart 2020 Cumartesi

Kırgın

…Kırgın…
Herkes de sanıyor ki
Ben yokluğa düşmanım
Oysa ben…
Yoksunluğa kırgınım.
Cemre.Y.

26 Mart 2020 Perşembe

Yoruldum


…Yoruldum…
Bir gün ölürsem,
Güzel diyarlardan birine gideceğimi umuyorum.
Aslına bakarsan…
Fragmanları hariç…
Bu Dünya yeterince cehennemdi bana!
Ki zaten burada her sabah güne uyandığımda,
Cennete uyanmış gibi hayallenip,
Gece gözümü yumana kadar,
Türlü çeşit afili reklam kuşakları arası,
Bana yazılmış kaderi yaşamaktan da hayli yoruldum.
Cemre.Y.

23 Mart 2020 Pazartesi

O Değil De

...O Değil De...
O değil de...
Bir gün ansızın...
Yitip gidersem,
Son şiirimin,
Sondan üçüncü mısrasının sonrasını yazamadan!
En çok...
Nefesim çıkarken boğazımın ilmeğinden,
Senden derin bir nefes çekememiş olduğuma yanarım.
Epeydir Güneşe uzak o saçlarının kokusu şimdi nasıldır misal?
Üstün başın nasıl kokuyordur, hele boynun, koynun...
Küskünlüğün duruyor mudur yerli yerinde, hani zemheri ayazlı?
Olsun.
Senin bir tek busendeki, gül kıvrımlı gülüşün sağ olsun.
...
...
Cemre.Y.

21 Mart 2020 Cumartesi

Corona Mı Ne Sokum Sa, Belki De Geçip Gitti De, Biz Ölemedik!

...Corona Mı Ne Sokum Sa, Belki De Geçip Gitti De, Biz Ölemedik!!...
"Corona mı ne sokumsa belki de geçip gitti de, biz ölemedik!"
Yok!...
Benim cümlem değil bu cümle.
Çok şükür herkes her şeyin farkında!
Güya Corona hakkında hiçbir şey yazmamaktı niyetim.
Kafalarına at gözlüğü takmış, at kadar beyni olmayan,
Yıllar yılı ezber ettikleri cümleleri tekrarlayan,
Toplumun asalak kesimi hariç,
Başka başka, bambaşka yaşlılarımızın da var olduğunu hatırlayana kadar!
Kulağımdan bahçedeki yaşlılara, tükürürcesine,
"Yaşlılar, ya yaşlılar, evlerinize gidin ya!" diye seslenen genç delikanlının sesi,
Dimağımdan yaşlı amcaların o çaresiz bakışı geçip gitmezken.
Öyle bizim millet gibi markette ne var ne yok evime stoklamadığımdan!
Zira kalbim şiir yürekli olsa da, beynim muhasebecidir benim.
Eğer, bu musibet bize de uğrar da, ölmez de sağ kalırsak,
Ay sonu o kredi kartının kaç para geleceğini hesap edenlerdenim.
Çok şükür temizliğimi bitirmiş, hem evimin ihtiyaçlarını almak,
Hem de şöyle insanlara uzak mesafe bir tutam nefes almak için dışarı çıktım.
Birkaç maskeli, birkaç da eldivenli insan dışında herkes normalindeydi.
Bu sefer ben uzak ara korunmasını tercih ettim.
Parkın sonuna doğru ilerlerken hayret ettim mangal sefalarına bari ara verilmiş!
En köşedeki kamelyada iki kasketli yaşlı amca vardı.
Tam "Eyvah, eyvah hala söz dinlemiyorlar bunlar!" diye söylenecekken,
Daha yaşlı olanın şu cümlesini duyduğum an donakaldım.
"Korona mı ne sokum sa, belki de geçip gitti de, biz ölemedik!"
"Ne biliyim aga! Sen tee Çinlerden gez dolaş, dünyayı kavur,
Bir bize uğrama! Olacak iş mi şimdi?" dedi diğeri!
Beynim yanmıştı duyduklarımdan gittim karşı kamelyaya oturdum.
Nasılsa iki kamelya arası ikişer metreydi.
"Sankim biz şinci çıktık sokaklara, sanki hep evde böyle torun torba,
Sanki böyle, gelin, oğul, damat, kız, iç içeydik de şimdi böyle diyolar" dedi biri.
"Sorma aga! Bu olaylar olmadan evvel duydum daha bizim oğlandan,
Emekli maaşım olmasa çoktan huzur evine atacaklarmış beni!" dedi öteki!
Diğerinin sesi çatallaştı öylece uzaklara bakarak konuşurken...
"Sanki dünden önce sarılmamıza izin veriyorlar mıydı torunlarımıza,
Ya da ne bileyim hatırlamıyorum en son ne vakit sarıldık biz oğlumla!"
Öteki burnunu kırıştırdı böyle direği sızlamış da ağlayacakmış gibi!
"Ben en son dört bayram önce sarılmıştım kızıma,
Sonra emekli maaşımı oğlana veriyorum diye gönül koyduydu bana!" dedi.
"Sanıyorlar ki, derdimiz onlara heder olmak!
Rabbim ömürlerimizden alıp onlara verse ya keşke!" derken bey amca...
Ah nasıl da koşup sarılmak istedim her ikisinin de boyunlarına!
Hiç benim babam gibi değildiler, ya ne biliyim gerçek baba gibiydiler işte.
Ortalıkta hastalık kol gezerken köyüne gideceği günü,
Kahvehane arkadaşlarıyla okey taşı yuvarlayarak geçirmiyorlardı misal.
Onlar, sadece, doya doya, sevip, sevmek ve sarılmak istiyorlardı emeklisiz!
"Önceden evlerimizde iğreti bakıyorlardı bize fazlalık diye,
Şimdi sokaklarda aynı bakışlar üzerimizde aga!" dedi kasketli amca.
"Hee, eskiden camilerde, meydanlarda dolanırdık da kimse görmezdi,
Hani bizde bu bacaklarla sokaklarda olmaya meraklı değildik lakin,
Ya gelin temizlik yapacaktır, ya oğlan evden çalışacaktır,
Ayakaltında olmamak içindi bütün gayretimiz." dedi diğeri.
"Şimdi her yerde fazlalık olduk mirim,
Şu Corona mı ne sokumsa belki de geçip gitti de, biz ölemedik!"
Şu insanlar ne kadar zenginler bir farkına varsalar!
Benim ne böyle bir babam oldu, ne de...
(Rahmetli anamın gücüne gitmesin)
Ne de böyle bir anam!
Ne dedelerimden gördüm bir tek sevgi dolu bakış,
Ne de anneanne ya da babaannemden!
Çocukluğunun hayli yerleşiverdi hülyalarıma,
Keşke kocaman cam fanustan bir dünyam olsa da,
Bütün sevgileri bir araya toplayıp koskocaman sarılsam!
Bütün sevgilere de ölmeyi yasaklasam.
Cemre.Y.

18 Mart 2020 Çarşamba

Neyse Diye Bir Yer Var, Eyvallah İle Ölesiye Kapışıyor!

...Neyse Diye Bir Yer Var, Eyvallah İle Ölesiye Kapışıyor!...
Şu sıralar...
Nasıl olduğumu soranlara,
Bu soruyu soran kendi kendime olsam da...
"İyiyim!" diyorum...
"Hatta,
"Hiç olmadığım kadar iyiyim!"
Zira artık...
Artıksız ve de fazlasız yaşanıyor şu ömür!
Düne çok geç kalınmış,
Defteri çoktan sürülmüş.
Ansa...
Teğet mi geçmiş gibi mi sanki!
Gelecek...
Gelecekse...
Salisesindeki yok oluş oranı belli değil!
Yeni açıklamalar için 00:00 a çok var ki....
Ertesi günümün ve de gecemin 23:59 una hapis!
Lakin...
Şu vakitlerde misal,
Ben ölürsem...
Dilimde aradığım o son telefon numarasının,
Gayette çeken o telefon teflonluğunda o mekanik ses...
"!Vıınnn, dıt, dıııtt!"
Hani mezarımda dillenmesin diye de...
Oldukça affedici şiirlerim vardı hani!
"Ben...
Seni...
Unutmak için...
Sevmedim" li.
Neyse...
Burnumun direğinde,
Boğazımın ilmeğinde,
Bir anason kokusu yığıldı hiç yoktan,
Hiç yoktan acılı şalgamın tadı dilimde,
Oysa...
Sadece...
En alt komşum mangal yakmıştı,
Beni hiç hatırlamadan!
Aslında...
Bütün ömrümün hikayesinin,
Bütün mütercimi buydu.
Ne sen duydun, ne o, ne de bir başkası!
Sen hariç!
İkinci,
Üçüncü,
Biz hariç...
Çoğul şahıslar sanki umurumdaymış gibi,
Hem de çoğulsuz!
Neyse...diye bir yer var!
Neyse hani ya?
Eyvallah ile ölesiye kapışıyor!
Cemre.Y.

13 Mart 2020 Cuma

Gurbet

...Gurbet...
Çiy tanesine hasret kızgın kumlarına,
Bir anda şakır şakır yağıp, aniden kesilmek yerine,
Yıllar yılı özümden damla damla damlamaktayım.
Daha da, hala...
Gurbetine vatan olamadımsa neyleyeyim.
Cemre.Y.

12 Mart 2020 Perşembe

Hayat

...Hayat...
Kimin...
Nerede?
Ne zaman?
Nasıl olması gerektiğine biz karar veremiyorsak,
Kim bilir belki de...
Hayatı çok fazla sorgulamamalıyız.
Cemre.Y.

11 Mart 2020 Çarşamba

Labirent


...Labirent...
Yalnızlığının labirentlerinde gezerken,
Önceden ömrüne yazılmış kaderin,
Sana belirlediği bütün o zamanları yaşaman için,
Bir tek parmak hareketiyle iplerinden birini çeker,
Ve sen...
Sana seçilmiş o anları, yaşamaya başlarsın.
Ne yazık ki hiç kimsenin aklına gelmez!
İpleri tutan o inancı değiştirmeyi...
Beyin, uzunca bir süreliğine uzaklara gitmiştir çünkü!
Yürek desen çoktan kırıksa hele...
Sağın, solun, önün, arkan hep sobe.
Sana "Geçer!"demeyeceğim küçüğüm.
Geçmez zira!
Sadece...
Artık acıtmaz olur bütün o kayıplar!
Cemre.Y.

8 Mart 2020 Pazar

Evet


…Evet…
Nasılsın, özümün güneşi?
Geçti mi…
Yaralardan, yarelerin?
Evet...
Onu hala seviyordum!
Ama bedelsiz,
Ve de nedensizce!
Cemre.Y.

7 Mart 2020 Cumartesi

Biriciğim

...Biriciğim...
Yordum, yoruldum da epeyce!
Şimdi ardıma dönüp baktığımda...
Bir tek...
İki göğüs arasında gördüğüm,
Tam da yürek çiziğinde, öylece, sade...
Siyah çizgilerle,
Bembeyaz bir tene çizilmiş,
Taç yapraklarına hasret,
Tek bir lale!
Oysa iki güğüm arası Zümrüdüanka olasıydı orada.
Yoruldum...
Yordum da epeyce!
Beni içinden affedebilecek misin biriciğim?
Beni iki göğüs arası tam da yürek çiziği,
İki kaş arası alın yazımızdan,
İki yanak arası burnumuzun direğinden!
Beni iki dudak arası yürek kelamından affeder misin?
Cemre.Y.

6 Mart 2020 Cuma

Demir Tadı

…Demir Tadı…
Yardan uçmuş yaralarımı affedip bitirdikçe,
Yeni yeni duvarlar örmüşüm yüreğimin üzerine.
Halbuki "Affettikçe gelecek güzel günler." diyordu bütün literatürler!
Şimdi bütün o çok sevdiklerimi…
Taa ciğerimin içinden çoktan affettim lakin…
Bir daha da hiç kimsemi o kadar çok sevemedim.
Geçmişin labirentleriymiş meğer sevgiyi hatırlamamı hükmeden.
Oysa ne de çok ağuyu şerbet diye şeçmiştim.
Şimdilerde mi?
Şekersiz çayı dahi şekerli tat veriyor diye azalttım ömrümden.
Ha bir de nedeni nedir bilmem!
Sade su, Sade Türk Kahvesi dahi içsem…
Tuzla karışık demir tadı damağımda, hani her şey çok güzel olacaktı?
Cemre.Y.

3 Mart 2020 Salı

Güya


...Güya...
Çoktandır akordu çoktan bozuk bir enstrümanın içinde,
Ortasında, üstünde, tokmağında ya da nefesindeydim!
Ben kaç kere öldüm hatırlayamıyorum,
Kaç kere yeni bir hayatın umuduna, Zümrüdüanka gibi yine dirildim.
Ama her seferimde, kendimden de önce,
Sana yeni bahar çiçekleri için, yeni tohumlar ektim ben çocuk!
Her mevsimi rengarenk fesleğen kokulu,
Her mevsimi rengarenk zambak kokulu,
Her mevsimi rengarenk hanımeli kokulu,
Her mevsimi daha bilmediğim envai çeşit hayallerinle,
Nice lale şefkatinde ve iki göğsünün tam ortasında açmış bir yürek.
Lakin...
Zaman...
Amansız bir düşman çıktı hep sana, bana, ona!
Çoktandır akordu çoktan bozuk bir enstrümanın içinde,
Ortasında, üstünde, tokmağında ya da nefesindeydim!
Ben kaç kere öldüm hatırlayamıyorum,
Kaç kere yeni bir hayatın umuduna, Zümrüdüanka gibi yine dirildim.
Fakat bu sefer...
Bütün enstrümanlarımın tellerinden biri kesin kırık be çocuk!
Göğe bakıyorum, tavan çatlak, su kaçırıyor,
Yere bakıyorum, zemin çatlak, toprak kaçırıyor,
Sağım, solum, önüm, arkam zaten hep "Sobe!"
Güya...
Seni içimde ilk hissettiğimde, nefesin bulansa nefesin olacaktım!
Güya...
Yolda yürürken ayağına taş değse çimenin olacaktım!
Güya...
Ömrümü törpüleyen her ne var, ne yoksa seni teğet geçip bitecekti!
Güya...
Alnının tam ortasını, yazgısından gururla öptüğüm tek yürek çiziğimin,
Ömrünün hiçbir anında, hiçbir yaş tanesi olmayacaktı öyle mi?
Kim bilir kaç kere başaramadım seni bunca severken,
Ömrüne lale bahçeleri ekebilmeyi?
Şimdi bir daha akort olamayacak bir kalp kırığıyım vatanımın içinde gurbet!
Hani biz dünyalıydık?
Cemre.Y.

29 Şubat 2020 Cumartesi

Neden

...Neden?...
Hangi söz geri getirebilir ki yitip gideni!
Hangi kelime, hangi cümle, hangi imleç anlatabilir,
Bir ananın ciğerinin ta içindeki o kor alevi.
Ah be evladım, ah be gözümün nuru,
Ah benim uykusuz geçecek gecelerimin yürek çiziği.
Şehit diyorlar şimdi sana cennete gidecekmişsin öyle mi?
Açık kalmış gözlerin soruyor bana,
Bu cennet neden bu kadar ağır bedelli!
Ve neden hep fakir çocuklarına uğruyor şehitlik mertebesi?
Neden zenginler cennet garantisi olan siperlere yollamıyor kimsesini!
Hangi söz geri getirebilir ki yitip gideni!
Hangi kelime, hangi cümle, hangi imleç anlatabilir,
Bir ananın ciğerinin ta içindeki o kor alevi.
Cemre.Y.

26 Şubat 2020 Çarşamba

Gülümse


...Gülümse...
"Kırgın yürekler denizinde boğuluyorum,
Hayat...
Bir küfür savurup,
Çıkıp gidecek kadar kolay olsaydı keşke!"derken,
Birden güneş başını uzatıverdi bulutların arasından.
Saçlarımı okşadı önce...
Sonra yüzümü, gözümü, burnumu, çenemi,
Alnımın tam ortasını öptü şefkatlice...
Yaramın üzerindeki yamayı çıkartıp güneşe uzattım.
Hiç gocunmadan onu bile öpüverdi gülümseyerek!
Kocaman bir tebessüm yerleşiverdi yüzüme,
Bu kez ben öptüm yaramı şefkatle.
Öyle ya bulutlar önünü, yönünü kesiyor,
Gün geceye dönüp,
Ay ve yakamozlar kurum kuruluyor diye,
Gitmiyordu ki güneş!
Hep oradaydı.
Hiç gitmemişti.
Terk edilmiyordum en sevdiğim tarafından.
Şimdi akşamın hemen ardında gece!
Ve yüzüm hala güneşe gülümsemekte.
Cemre.Y.

24 Şubat 2020 Pazartesi

Gelsin Artık

...Gelsin Artık...
Hani ikindi sonrası vakitlerde,
Çökmeye başlardı ya akşamın hüznü...
Çoğunluğunda da, sessizliğin hüküm sürdüğü,
Yürek yorgunluğuyla geçen geceler vardı ya hani!
Bu gece hepsiyle helalleştim,
Ceplerine kırk yamadan harçlıklar koyup,
Her birini ömrüme dahil edenlere geri gönderdim,
Lakin...
Öc bab'ında değil, unuttuklarını hatırlatmak bab'ında.
Hani şöyle bir anımsayıp çabucak unutsunlar diye!
Baksınlar bakalım o yürek bir kere çizilince...
"Geçti." deyince geçiyor muymuş geçemeyenler.
Şimdi kapım aralık...
İçim dışım hayalperest bir hoşlukta...
Mademki bütün boşluklar dolduysa...
Hüzünleri, hazanları,
Hesapları, kitapları savurdum boşluğa!
Birkaç adım yakınındayım yeni hayatımın.
Gelsin artık bana iyi gelen her ne varsa!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...