14 Temmuz 2018 Cumartesi

Bilmiyorum Ki

...Bilmiyorum Ki...
Gece usulca çekilip, yerini güne bırakınca
Elimde cevapsız cümleler var şimdi.
Uzunca süren bir rüya mı görmüş müydüm ben
Yoksa hepsi, yoksa her şey birer hayal miydi?
Oysa dudaklarımda hala sen sızısı,
Yüreğimde esmekte hala sevda yangısı,
Bilmiyorum ki yine gelir misin gecelerime,
Bilmiyorum ki artık kalır mısın bütün geleceğimde.
Cemre.Y.

Cancağızım


...Cancağızım...
Cancağızım az önce inanılmaz bir olay yaşadım.
kusan gözlerine, dinlesen kulaklarına inanamazsın ama dur bir,
Öncesini de anlatayım sana ben!
Biliyorsun uzun zamandır yüreğimin çiziğini özleyip durmaktaydım,
Neredeyse bir ay olacaktı onu görmeyeli, sarılmayalı, koklamayalı,
Koskoca bir ay olacaktı neredeyse!
Artık adını andığımda burnumun direği sızlayıp,
İstemsiz gözyaşım akar olmuştu, yoksa beni özlemiyor mu ki diye!
Aslında benim iş çıkışlarım genelde,
Onun işinde olduğu zamanlara denk geldiği için,
Ya da dinlenmek için başka fırsatı olmadığından,
Bir türlü buluşup hasbıhal edemiyorduk.
Nihayet işinden çıkma saati benim iş çıkış saatimden,
Biraz öncesine denk gelince akşamüstü aradı beni.
"Anne'm birazdan işten çıkıyorum istersen,
B.Çekmeceye gel buluşalım." diye.
İstemem mi ki hiç!
Ki zaten çok aşırı yorgun değilse yüreğim,
Onun her "Gel." deyişine çoktan amadeydim ben!
Bugün, aynada kendimi gördüğümde,
En beğendiklerimden olan kıyafetlerimi giymiştim,
Yavru ağzı kolsuz, yakası krem rengi örgü dantelli tişörtüm ve altına da kloş kesimli,
Siyah üstüne yine yavru ağzı minik çiçekli, eteğinin ucu da siyah danteli diz üstü eteğim.
Ha bir de etek giydiğimde olmazsa olmazlarımdan içine de kısa tayt!
Hoş onun altına giydiğim kısa taytı yeni yıkamıştım kurumamıştı daha diye,
Siyah şort giymiştim de o da ha bire yukarı yukarı yuvarlanıp hep şikayetlendiğim,
İç bacak sürtünmelerini bir türlü engelleyememiştim gün boyu!
Üstüne gün boyu "Yok etek giymek artık yazlık işiymiş vs. bilmem ne!"
Sanki onlarca yıldır zoraki kapanmamaya onlar direndi benle!
Neyse şimdi ya asıl mesele,
Sanki sevgilimle buluşacakmışım gibi tuhaf bir heyecan,
Hafta sonu ya kaşım bıyığım almış yürümüş,
Bu sıfatla nasıl çıkayım ben kuzumun karşına diyerek,
İlk bulduğum kuaföre dalıp gereksiz kıllardan kurtuldum.
Bir yandan da biliyorum ya,
Biz onunla buluşunca uzun uzun konuşa konuşa upuzun bir yürürüz!
Kısa tayt satan yer arıyorum ama bulamıyorum!
Sırf bekleyen o olmasın diye birkaç zamandır olduğu üzere,
B.çekmeceye geldiğimde aradım onu!
"Geldim ben kuzum!" diye.
Onun gelmesine yakın zamana kadar,
Birkaç market ve dükkan da gezdim ama aradığımı bulamadım hala!
Her zamanki buluştuğumuz yerde buluştuk,
Onun babaannesinin evinden çıkıp sahile indiği o çay bahçesinin sokağında.
Onun gelişini sokağının başından görebileyim diye de,
Astigmatlı miyop gözlüğümü de takıverdim burnumun ucuna!
İyi ki de öyle yapmışım ya zaten her zamanki gibi taa evinden çıktığı,
Bize doğru gelen sokağın başında göründüğü andan itibaren belliydi,
Onca kalabalık içinde, öyle asil, öyle vakur,
Öyle acelesiz bir aceleyle geliyordu bana doğru!
Ama bu seferki tek fark ise o daha sokağın başında göründüğünde,
Saçlarının rüzgarda nasıl da salındığını, omuzu açık yeşil tişörtünün,
O güzelim yosun gözlerini nasıl da derinleştirdiğini,
İçine giydiği açık çimen yeşili atletinin onun bronz ve kemikli omuzlarında,
Nasıl da narin, nasıl da bensizken bile güçlü, nasıl da asil durduğunu görebilmiştim.
Meğer o daha sokağının başında beni gördüğü anda gülümsüyor muş!
Yani beni hep özlüyor muş!
Bunu da yeni gördüm.
Zira bana yaklaştıkça azıcık ciddileşmişti yüz ifadesi!
Bu kızın bazı huyları anneannesine benziyor o kesin!
"Evet, bende onu seviyorum ama o...
Bundan emin olursa şımarır kesin." diye bir desturları var bu cinslerin.
Nihayet buluştuk!
Özlemle öpüştük, koklaştık, yetmedi bir daha sarılıştık.
Bir yandan en son görüştüğümüz yerden başlarken,
Birbirimiz yokken olanları anlatmaya,
Bir yandan epeydir mekan tuttuğumuz,
Sahilin tee ebesinin nikahında olan yere doğru yola koyulduk!
İkimiz de seviyorduk orayı!
Hem bütün bir sahil boyu anlatacaklarımızın özetini,
Hem kendilerimize hem de rahmetli anamın dediği üzere denize de anlatıyor,
Diğer yandan da oturduğumuz dakika ve saatlerin sayılmadığı,
Her gidişimizde bize sadece müşteri gözüyle bakmayıp kaliteli sohbeti,
Kitaptı, müzikti ortak paydalarımızı bulabilen ve her gidişimizde,
Etkili bir fıkra ile bizi sonrasında düşündüren yere doğru gidiyorduk!
Hem giderken yolda derdime derman,
Siyah bir babaanne donu bile bulup anında geçirmiştim bacağıma!
E napalım, şişko olmak da kolay bir şey değil diyecektim ama,
Biraz fazla abartmışım kilo meselemi.
Bu sefer de eteklerimden sarkan taytımın uçlarını çekiştiriverdim hep,
Ya olsun iç bacaklarım sürtünmekten yara olmadı ya!
Her gittiğimiz seferinde biraya zam yapıyor olsalar da,
Nihayetinde patates ve soğandan cayarsak gayet de güzel bir akşam geçirebilirdik.
Caydık!
İşi, yaşadığı olumlu ve olumsuzlukları...
(Ki bu olumsuzluğun çoğunu çözmek için,
Sadece kızıl kafalı acındırık bir karıyı!
Katledebilecek kadar cani olabilmek yeterliydi.)
Güncel hayatı, olup bitenler ama hala kafasında ve yüreğinde yer teşkil edenler...
Kendinizi bir en yakın kitaplıktaki bir rafa kaldırıp sadece ona dair olursanız,
İnanın o olanca yüreğini açıyor size ama hep gizli öznelerle...
Ellerini, kollarını, yüzünü, saçını, dudaklarının şeklini,
Burnunun kemerlerini her oynatışında, alnını her çatışı,
Ya da öylece kahkaha atışında neler saklı bir hissedebilseydiniz!
"Boyundan küçük değil elbette,
Maşallah boylu ama yüreğinden büyük işler yükledik biz ona!
Bu sefer sesli söylemedim ama katrilyonlarca kere özür diledim yine ondan,
O yosun gözlerinin taaa en dibine bakarken!
Hele ki bir şarkıda yaşarmadı mı ki gözleri!
Zira o, asla aleni ağlamaz!
Zihnimden bir ninni uydurup yolladım ona...
Ne olduğunu bilmenize gerek yok şimdi!
"Çak!" yaptık sonra...
"Anne'm terasta değildim, balkondaydım!" dedi ya!
Anıra anıra ağlamak geçmişti içimden.
Oysa yan masa, ön masa, arka masa, her zaman olduğu gibi gibi şaşkındı
Bu ana-kız olduğu belli olan insanların anlamsızca konuşmalarına!
Ne gam!
Biz anlıyorduk birbirimize ne dediğimizi!
Bu sefer zaman her zamankinden fazlaca uzun aktı.
Yetmedik birbirimize!
Hadi deyin bakalım!
"Bu gece senin kollarında uyurdu yavru'n!" deyin!
Cancağızım!
Hani sen çok biliyorsun ya, sende de!
Ki zaten sana bütün bunları anlatma sebebim oradan doğmadı mı?
Kuzumun kalbi artık onarılamayacak kırıktı, hep kırıktı,
Her seferinde ne zaman baloncu geçse,
Alayım mı sana bir tane hee mutlu olursun belki!"diyordum da,
Her seferinde öteliyordu beni.
Bu sefer, anlık bir düşünülesini yakaladadım bakışlarında!
"Yok anneğ ya bu yaşta ne balonu!" falan,
Çığırmasına aldırmadan baloncuya seslendim,
En büyük balon, en büyük kalp'ti.
Yalan yok pazarlık ticarette mübahtır en büyüğünü istediğim fiyata aldım,
Çünkü param azdı.
Baloncu gayette mutlulukla kızımın koluna bağladı kocaman kalbi!
İşte o an bir şey fark ettim, ben yavruma kalbini ne vakit açmasını,
Ne vakit korumasını hiç mi hiç öğretememiştim,
Öyle ya ben bu konularda yenilgiliydim ama kör de değildim hani,
Literatür'ü ezber çekmiş hiç de kalbimi koruyamıştım.
Mekandan,
Ben çok sevgili Esenyurt denen sürgünüme tek araç dönemeyeceğim diye çıkıverdik.
Elbette onu bileğine bağlı kocaman bir kalple yer B.Çekmece bile olsa,
O saatte babaannesinin evine huzurla varamaz diye ve de en mühimi de,
Hala ayrılmak istemiyoruz diye yola koyulduk.
Şimdi bileğine bağlı koca bir kalple,
Ne zaman onu ağaç dalına takılıverir de patlamasın diye koruması gerektiğini,
Ne zaman gökyüzü özgürlükse,
Bileğindeki kalp de o, izin verdiğince uçabilir diye oynaya, öğrene yol aldık!
Evinin önüne geldik,
O kolunda koca bir kalple de olsa dışarıda gezide olan kedisine seslendi,
Sonra evde olacağına kanaat getirdik dış kapısını açtı, daire kapısını, içeri girdi.
Bekledim, belki camdan el sallar diye ama!
Bileğindeki kocaman kalp de onu çok yordu belli ki.,,
Eve dönerken şansım varsa muhitime minibüs bulacak 20 dk.da yol yürüyecektim.
Şanslıydım.
Aslıda parkın içinde yürümeyecektim gecenin bir yarısı.
Öyle ya iti var, kopuğu vardı!
Elinde yepis yeni bisikleti hiç binmeden yürüten o karı koca olmasaydı.
Belli ki iş çıkışı evladına verdiği sözü,
Nihayet tutabilen bir adam ve eşiydi önümde yürüyenler!
Onlarla beraber parka daldım.
Neden şimdi'yi merak ediyordum ya,
Adam yorgunluk seslerinden başka bir şey söylemiyordu!
O sırada, biri yaklaştı, sigarasını çıkartıp eşleri es geçip bana,
"Ateş var mı?" diye sordu!
"Bu saatte bu herif sigarasına ateş arasa hemen önümdeki adama sorarlardı." diye,
"Yok!" dedim.
Aradan 5 dk. geçti aynı adam!
Elinde 2 kornetto!
Birini uzatıp,
"Al, bunu sana aldım!" deyivermesin mi!
"Ne alaka yahu!
Ben kendi dondurmamı alamıyor muyum yani" diyorum,
Tam da çöp konteyner!inin yakınındayız!
"Almasan, çöpe atarım!" diyor,
"Sktir git lan orospu çocuğu, ben zaten tatlı şeyler sevmem,
Tut ki karşı komşu anana ısmarlamış" diyorum!
Bana aldığı dondurmayı çöpe atıp, kendi dondurmasını çoktan açmış ve yerken,
"Özürrr, dilerim hiç bööle düşünmemiştim." deyip gidiyor,
Ama belli ki parkı baştan dolanacak!
Yüreğimin hem lalesi, hem de kardeleni,
"Evim olsaydı, ya da buralarda bir evin…
Şimdi koyun koyuna koklardık birbirimizi,
Evlerde bir tam bulaşamadık hatun, yazlık alsana bize.!" dedi mi dedi.
Üstelik...
Okuduysanız tüm hikayeyi...
Bu sadece bizim fragmanımız idi...
Epeydir de bu anlattıklarıma,
"Cancağızım!"diye hitap etmediğim de farkındayım ayrıca!
Bu ömre dair kime,
"Cancağızım!" lafını ettiysem...
Hakkıyla son noktasına varamadı cümlemin.
Okuma!
Cemre.Y.

12 Temmuz 2018 Perşembe

Zümrüdüanka

...Zümrüdüanka...
Oysa uzansam dokunuverecekti ellerim kirpiklerine,
Alıverecekti avuç içlerine yüreğimi.
Ama ucu sevda yanığı şiirlerimden ezber etmiştim çoktan
Gidecekti o da bir sabah, tan yeri ağardığında.
Sonu hayat yıkığı hikayelerimden ezber çekmiştim çoktan
O da bitip gittiğinde şimdikinden daha çok yalnız kalacaktım.
Üstelik bu sefer dirilemeyecektim aşk yangını küllerimden yeniden
Öyle ya Zümrüdüanka'lığımdan çoktan istifa etmiştim ben.
Güneşin ellerinden tuttum,
Ay birazdan yıldız, yakamoz sere serpe gelecekti nasılsa.
Yalnızlığımı yine onlara emanet ettim.
Cemre.Y.

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Hayal Kırıkları

…Hayal Kırıkları…
Yeni yeni insanlar tanıyıp,
Yeni hayal kırıkları değil ki benim düşlerim...
Belki de sırf bu yüzden gitmeye,
Bitmeye kalkıp yine
Gitmeye kalktığım o son noktaya dönüşlerim.
Yüreğimin yarıldığı yerden
Belki de sırf bu yüzden hep sevda sızdırdım da
Bir yüreğin içinde olsun, bir tek yürekte
Tastamam bir aşk edemedim.
Oysa sen…
Sigaram gibiydin be sevgilim,
Sensizlik bağımlılık krizlerine sokardı beni.
Sen de bitip, sen de yitip gitmedin mi?
Yeni yeni insanlar tanıyıp,
Yeni hayal kırıkları değil ki benim düşlerim...
Ciğerim, eski bir şiirimin ucundan yırtılmış ya,
Böyle zamanlarımda hep aynı şiirimi söylerim.
"Ey hayat!
Güneşte unutulmuş atlas kumaş gibisin.
Nerenden tutunmaya kalksam,
Lime lime elimde kalıyorsun!
Ya sağlam bir yamalık olsun
Bir yer sun bana,
Ya da beni öldürüyorsun!"
Cemre.Y.

9 Temmuz 2018 Pazartesi

Mezar Taşı


…Mezar Taşı…
"Şiirim, şiirinden öpsün ki seviyorum!"
Oysa özlemelerin bile…
Kendince ağır bir bedeli varmış biliyor musun azizim!
Hem de hiç özlemeyenin,
Hem de özlemek'ler sonradan aklına gelenin,
Hem de bir görünüp,
Bir kaybolan karabatak gibilerininkinden de ağırmış o bedeller.
Mizanı hep senden yana ağır basacaksa,
Giden hep senden gidecek kadar ağırmış o bedeller!
Hiç kimse de çıkıp karşısına dememiş ki,
Artık yorulmuşsun bu hayatın külfetinden,
Bak sırtın kamburlaştıkça, yüreğin ezilmiş çiğnenmekten.
Biraz dur kadın…
Öpeyim seni omur iliğinin onurlu eğiminden,
Biraz yavaşla, biraz vazgeç…
Daha da ezdirme yüreğini kanınla can verdiğin seni hep üzerken.
Gerek yok, öyle matemdi, yasıydı, kırkıydı, elli ikisiydi,
Külfet ve zahmete girmesin hiç kimsem,
Olur a es kaza geçerlerse yanımdan yöremden,
Vasiyetimdir,
"Şiirim, şiirinden öpsün ki seviyorum!" yazsınlar mezar taşıma!
O beni anca…
Mezar taşımdan anlar zaten!
Cemre.Y.

Neyse


…Neyse…
"Neeyyssseee!"diye bir şey var, 
Hani insanın gırtlağına takılıp, 
Yalnızlık ilmeğinden öteye geçemeyen.
Cemre.Y.

8 Temmuz 2018 Pazar

Herkes Yalnız

…Herkes Yalnız…
Tepeden tırnağa herkes yalnız aslında
Herkes sevmek istiyor birilerini,
İstisnasız herkes de…
Gerçekten sevildiğine inanacak kadar güvenebilmek istiyor birilerine.
Herkes sadakatin ve gerçeğin peşinde ama,
Herkes, her gün aldatıyor kendilerini dahi.
Herkesin her anı,
Başkalarının sosyal medyalarını stalklamakla,
Onun paylaşımını kimler beğendiyse de
Herkes ortamdan atılmamak için yapay teşekkürler derdinde.
Bir ben kaldım bu canavarlarla dolu ormanda,
Kurtlara annneannelerin o kadar da lezzetli olmadığını söyleyebilen,
Bir ben kaldım, Heidi'nin bütün çizgi filmlerinde,
Neden hep ayaklarının çıplak olduğunu bilen!
Bir ben kaldım, Uyuyan Güzel'in sade bir öpücükle uyanmayacağını,
Sihrin süresinin bitmesinin ona bağlı olduğunu bilen.
Bir ben kaldım, Kül Kedisi'nin camdan pabuçlarından birinin,
Onunla aynı ayak numarasına denk gelebilecek,
Milyonlarca buçuklu ayak numarasından birine denk gelip,
Bütün masalı piç edebileceğini.
Yalnız, tepeden tırnağa herkes yalnız aslında!
Cemre.Y.

Derinden

…Derinden…
Bizde, bir kere sevmişsen derinden...
Yıl, ay, hafta, gün, saat gibi zaman ayrımı yok mesela...
Her nefesi besmele gibi onun adıyla almak var!
Cemre.Y.

7 Temmuz 2018 Cumartesi

Gittikçe Uzaklaşıyordum

...Gittikçe Uzaklaşıyordum…
Eril veya dişil fark etmiyordu,
Ne zaman ki benle iletişim kurmaya kalkışsalar!
İnanılmaz derecede,
Ne kadar tanıdığım insan varsa deliyorlardı
Ağulu dedikodularıyla zihnimi.
Hepsine karşı tanıdıksızlık zırhımı geçiyordum sırtıma!
Eril veya dişil fark etmiyordu,
Ne zaman ki benle iletişim kurmaya kalkışsalar!
İnanılmaz derecede,
Ne kadar kan bağımız var sandığım insan varsa deliyorlardı
Ağulu fesatlıklarıyla beynimi.
Hepsine karşı akrabasızlık zırhımı geçiyordum sırtıma!
Eril veya dişil fark etmiyordu,
Ne zaman ki benle iletişim kurmaya kalkışsalar!
İnanılmaz derecede,
Ne kadar dost sandığım insan varsa deliyorlardı
Ağulu fesatlıklarıyla omuriliğimin en ortasını
Hepsine karşı dostsuzluk zırhımı geçiyordum sırtıma!
Eril veya dişil fark etmiyordu,
Ne zaman ki benle iletişim kurmaya kalkışsalar!
İnanılmaz derecede,
Ne kadar yaren sandığım insan varsa deliyorlardı
Ağulu fesatlıklarıyla ciğerimin en ortasını
Hepsine karşı yarensizlik zırhımı geçiyordum sırtıma!
Eril veya dişil fark ediyordu!
Er kişidir, adam'dır sandığım o Allah kulları
Ne zaman ki benle iletişim kurmaya kalkışsalar!
İnanılmaz derecede,
Ne kadar sevda sandığım insan varsa deliyorlardı
Ağulu fesatlıklarıyla yüreğimin tam ortasını
Hepsine karşı yar'sızlık zırhımı geçiyordum sırtıma!
Elbet bende isterdim,
Yeni bir bakış açısıyla yıldızların ay tutulmalarına,
Merkür'ün geri gidişine göre usul adım yürüyüp,
Venüs'ün Uranüsyen hızlı geçişine ayak uydurabilmeyi be güzelim.
Ama burası Dünya.
Ve benden başka bir tek...
Başkaca dünyalara hevesli
Asimüle edilmemiş varlık yok!
Zambaklar ve de fesleğenler de buna dahil.
Menekşelerin artık hiç kokmadığını saymıyorum bile!
Eskidendi menevşelerin o kokusu!
Anamın sağlık zamanında onların her çiçeğini ayrı severken,
"Oy benim yasemin kokulu,
Oy benim zambak kokulu,
Oy benim fesleğen kokulu,
Oy benim ıtır kokulu,
Oy benim cennet kokulu menekşem,
Sardunya'm, orkide'm.
Nasılsınız bugün?
Bak yine yaprağınızın biri solmaya meyl etmiş,
İhmal mi ettim sizi bu sıralar!
Ama siz de biliyorsunuz,
Hayat artık aynı hayat değil,
Dünya desen kayışı kopmuş,
Siz bari hep beraberce kokmaya devam edin de
Solmasın ruhum!" derdi anam!
O gün, onca iltifatı bana etmek yerine,
Çiçeği mor açacak olan o menekşeye,
O kadar umut ve koku yükledi diye,
O kadar kıskanmışım ki,
Anamla menekşe'yi ve de kokularını....
Artık anneme gerçeği söylemek vakti gelmişti.
"Anne!
Menekşelerin hiçbir çiçeği koku salmazlar,
Tıpkı zenginlerin alıp durduğu o orkideler gibi,
Çiçek açarlar ama...
Kokmaz onlar bi kerem!"demiştim.
İlk defa onu çok kızdırdığımda beni dövmemişti annem!
"İlk çocukluğundan bu yana,
Tatil diye köyümüze gidebildiğimiz zamanlarda,
Boşuna gezdirmedim ben sizi dağ bayır!
Boşuna kaya kınasını öğretmedim,
Boşuna kestane ağacını, gürgen'i palamut'u, çınar'ı
Kavak yelleri'nin neden kavak yelleri olup,
Şiirlere, şarkılara nağme olduğunu,
Boşuna öğretmedim.
Menekşeler kokar bir kere!
Memlekettir,
Sevdiceğindir,
Uzak kaldığın ne varsa...
Hepsinin kokusu saklıdır menekşe çiçeklerinde.
Sende bir gün...
Beni bir menekşe çiçeğinin kokusundan duyarsan,
Burnunun direği, buram buram sızlar da,
Hani bağır çağır ağlamak istersin de,
Hayata yenilmemek uğruna,
Akamaz ya o yaşların.
İşte o vakit anlarsın,
Neden benim menekşelerimin yanında,
İlle de küpe çiçeğiyle,
İlle de gözyaşı çiçeğini yan yana koyduğumu!
Ama sakın sardunyalara, orkidelere küsme kızım,
Ne vakit bir sardunya ya da orkide görsen,
Menekşeleri hatırla!
Ve menekşelere söylediğim şarkımı,
"Oy benim yasemin kokulu,
Oy benim zambak kokulu,
Oy benim fesleğen kokulu,
Oy benim ıtır kokulu,
Oy benim cennet kokulu menekşem,
Sardunya'm, orkide'm.
Nasılsınız bugün?
Bak yine yaprağınızın biri solmaya meyl etmiş,
İhmal mi ettim sizi bu sıralar!
Ama siz de biliyorsunuz,
Hayat artık aynı hayat değil,
Dünya desen kayışı kopmuş,
Siz bari hep beraberce kokmaya devam edin de
Solmasın ruhum!"
Şimdilerde...
Çiçeği açmış tek bir menekşe,
Bir tek sardunya görmemek için,
Annemin o günkü sesini duyup da delice özlememek için,
Nerede menekşe görsem gözümü çeviriyorum ama!
Nerede yasemin çiçeği görsem,
Nerede zambak çiçeği görsem,
Nerede ıtır görsem,
Ve her nerede fesleğen görsem bi sızlar burnumun direği!
İlle de o fesleğen'in başını okşayıp, koklayıp, öperim.
Anamın ellerini öptüğüm gibi.
Cemre.Y.

6 Temmuz 2018 Cuma

Sonra Diyorum Ki

…Sonra Diyorum Ki…
Sonra diyorum ki,
Keşke göründüğü kadar,
Gözlerinin içinin de gülebileceği kadar
Mutlu olabilseydi.
Bunu en çok…
O hak ediyordu çünkü!
Cemre.Y.

5 Temmuz 2018 Perşembe

Bağışla

…Bağışla…
"Artık, şiirlerini bana dair yazma" dediğinden beri…
Kalemim elime küstü be sevgili,
Harflerim yüreğime, nefesim kokuna küstü...
Yok, yalnız değilim!
Ama sensizim…
Sen şiirimi susturabilen tek varlıksın…
Oysa kimsem bilmiyor, benim şiirim susarsa, yüreğim soğur!
Benim şiirim susarsa, yüreğim soğur!
Yüreğim soğursa, ruhum yok olur,
Ruhum yok olursa ne olur biliyor musun?
Sessizlikten dibe vurmak üzereyken öğrendim.
Bedenim bana bile ihanet eder!
Gel, sen şiirimi bağışla…
İlkin kalemimi elimle barıştır,
Kim bilir, belki gerisi de gelir.
Cemre.Y.

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Hiç Gitmedim Ki

…Hiç Gitmedim Ki…
O günden sonra,
Onu hayallerinden birdenbire vazgeçiren neydi,
Hiç bilemedim!
Belki de bendim,
O ana sınıfındaki,
O kaprisli bebeye aşıkken de bunu hissedememiştim.
Neden ayağının ters dönüp durduğunu görememiştim de,
Onu hayallerinin üzerinden,
Hiç korkmadan geçmesini sağlamaya çalışmıştım.
Oysa...
Elbette ki korkacak, yılacak, yorulacak,
Vazgeçmeye meyilli olacaktı ya...
Ben hiç yenik hissetmesin diye,
Her vazgeçtiğinde, her şeyden,
"Olsun, ben varım."dediysem?
Ömrümde bir kere teammüden kasıtlı,
"Ben yokum artık!" dediğimdeyse,
Artık çoktan yalnız uçmayı öğrenmişti.
Aylar sonra nihayet geldiğindeyse,
Annesini hala hiç mi hiç özlememişti,
Eski bir dost ile, iki lafın belini kırmaktı niyeti.
Ama olsun, hala ben varım!
Ki zaten hiç gitmedim ki.
Cemre.Y.

Yavru

…Yavru…
Baba olmak ne kolay iş ya!
Sevişiyorsun, tohumunu bir rahme ekip
Kendi hayatının keyfine bakıyorsun.
Oysa analık öyle mi büyüse bile büyümüyor o yavru.
Biraz haber alamasan…
Ya da bir derdi olsa ciğerin yarılıyor
Ona yetişemediğin, ona yetemediğin yerlerde.
Cemre.Y.

Söyle Tanrım, Arttık Bizimle Misin?

...Söyle Tanrım, Arttık Bizimle Misin?...
Günün belirli saatlerinde,
Hele ki sabah vakitleri milletlerin vekillerinin,
Hatta gerekirse cumhur başkanlarının,
Gerekse de kraliyet saraylarının belirlediği zamanlarda,
İnsanlığı gaflet uykusundan uyandırıp,
Ezan seslerini türlü güzel nidalı imamlarıyla beraber,
Hiçbir sesinin duyulamayası,
O iğrenç seslileri de imam yaptın diye!
Bangır bangır bağırtan'ım!
Yine insanlığı gaflet uykusundan uyandırıp,
Allah'ı aynı ama peygamberi ayrı yaradan'ın emri ile,
Kimi bir piyanonun sanki bir lire dokunmuşçasına,
Öyle bir yumuşak dokunuşla çanlar çalınırken,
Kimi paslanmış oksidasyon'lu sesiyle,
Kulağımızda zangırdatır ve bizi korkuturken başka ülkelerde.
Üstelik bütün bilinmiş dinlerde
Yaradanın yarattığına ezası...
Hep buluğ çağını çoktan geçmiş'i tasvir edilirken,
Ve birçok dinlerde buluğ çağı geçmemişse,
Hiçbir insan evladına halvete meyl edilmezken!
Ben, her bana sorulduğunda,
"Müslümanım elhamdülillah" derken.
Ama içimden!
Baba'm bana ilk tacizde bulunduğunda,
Henüz altı yaşımdaydım,
Biz müslümanlar'a vaad edilen,
"Ölür isek cennet kesin!" zamanımızdaydım yani.
Şimdilerdeyse...
Neden herkes gibi vedalaş'amıyorum,
İçimdeki habis şeylerle de durduk yere,
Bana hemoroid teşhisi konuluyor artık anlıyorum!
Çünkü içimi dışıma açarsam, o girebilirdi!
Çırpındım ama ölmedim!
Yenilmedim de.
Bir sonraki yelteniş'indeyse,
Göğüslerim daha yeni bitmeye başlamıştı,
Arkadaşlarım,
Anaları, ergen arkadaşları öyle demiş diye
Koca koca taslar koydular memelerine,
Hani o kadar büyük olurmuş diye.
Ben küçücük kahve fincanlarını dayamış'tım memelerime.
Hani hiç kimse heves edemesin diye!
Yine de baba'm...
İlk onlara dokunmak istemişti nedense?
Şimdilerde...
İstediğim her an degajeli fotoğraf paylaşıyorum!
Artık kırklı yaşlarımdayım!
Hele bir dokunmaya meyl etsin!
Sikini keser, ağzına tıkar, ibreti alem olsun diye de,
Cümle aleme yayarım!
Gerçi,
Gerçeğimden geçtiğim onca zamanlar içinde de çığlık atmıştım!
Rahmetli anam beni o günden beri hasmı bellemişti,
Susmamıştı ama...
Sevgisi artık eksikti.
Şimdilerde rahmetli olmaya haylice yakın olan,
Zavallı prostat kanseri olan babamın babası bile,
O günlerde bu çığlığım ses getirmeye devam ettikçe...
"Canım, o da kız kısmı sonuçta,
Gecelik giymeseydi." demişti.
Öldüğünde dedemin mezarı başında ne diyeceğimi,
Daha o yaşımda ezber etmiştim çoktan da
Daha ölmedi.
Öldüğünde babamın mezarı başında ne diyeceğimi,
Daha o yaşımda ezber etmiştim çoktan da,
Daha ölmedi.
Daha dün,
En üst kattaki yatak odamın penceresinden bir nefes alayım derken,
Hani o sevdiğim, hani o en beni seven kardeşim,
Hani o, en mutlu olunası aile için anama bile cephe olduğum,
Kardeşim, karısı, ve çocukları...
Toplamışlar kendince sevdikleri akrabaları!
Maldı, mülkdü,
Baba'ydı...
Haksız yere konduğu mülkü nasıl onlara aktarma'lıydı,
"Hangi yolları denemeli" ydiyi konuşuyorlardı,
Kızımı ve ben'i unutarak!
Yani geçmiş...
Aradan 3-5 gün geçince unutulur azizim!
Hele ki 3-5 kuruş geliri varsa çoktan unutulur!
Onların bir kızı yok nasıl olsa...
Erkekleri'yse gaylerden korumak yeterliydi,
Oysa ben görmüştüm,
Rahmetli anamızın bizi her yaz Kur-an öğrenelim diye,
Gönderdiği o Yeşil Cami'de...
Kur-an kursundaki kızlar salınıverilirken,
Dileyen...
Erkek öğrencilere ek nizam verildiğini!
O vakitler baba kahve köşelerinde,
Arkadaşı olduğu eşlerinin...
Kocasını nasıl da tufaya getirip yendiklerini anlatan,
Kodaman kodaman godoşların,
"Ondan artık vazgeç de, bana gel!"li endekslemelerine,
Rahmetli anamın,
Eski nacağıyla savaş açma dönemlerindeyiz.
Özür dilerim senden anne'm...
Baba'm gibi bana dokunmak yerine,
Seni tercih ettiler de,
Sen kendini savunabildin diye!
Ve özür dilerim anne!
Sana bütün bu hayatlarımızın,
Dönüm noktalarını sana anlatıp,
Senle paylaşıp,
Benden korkmanı sağladığım için!
Ve artık sen de benden özür dile lütfen!
Artık ölmüş olsan bile...
Bekaretimi...
Sevdiğim adam' a feda ettiğim,
Ve bunun için bunca bedel...
Aşk, ihanet, çocuk, ayrılık,
Ayrılık...
Ayrılık...
Ayrılık...
Şimdi bana neden ömrüme ait,
Sadece kızım'dan daha değerli hiçbir şey yok diye soruyorlar ya!
Çünkü...
Hiç kimsenin...
Sadece...
Kız evladı yok!
Bilmiyorlar?
Hiçbir şey'i anlamak istediklerinden fazlaca da...
Bilmek istemiyorlar...
Sana bir sır vereyim ağa!
Bu hikaye...
Senin aile efradından birinin kumarhane yönettiğine,
Senin aile efradından birinin uyuşturucu içip,
Uyuşturucu satmasına,
Bu hikaye...
En çok güvendiğin kardeşinin,
Mevzu bahis konusu geçince...
Senin çoktan ona ve ailesine bila bedel feda ettiğine rağmen
"Zamanı gelince,
Şu, şu kadar!" dersin matahlığını sana dillendirmesine değmez!
Çünkü diyemezsin ki ona
"Ulan bezirgan evladı!
Hadi geçtim sonraki sana ihtiyacım olan günleri de...
Baba denen o adam beni yemek masamıza yatırdığında,
Götümü sikmeye çalışırken, sen çığlıklarımı duydun da,
Kulaklarını yastığa gömmüştün hani!
Komşular yetişip beni,
Hastalanmışım gibi karın ağrısından doktora götürülürken sen!
Yatağın altında titriyordun hani!
Hani seni sormuşlardı da ben,
Trakyanın, o Pınarhisar'ındaki,
Bitli arkadaşım Ayşe'ler de, olduğunu söylemiştim hani!
Onun abisi de senin arkadaşındı ya!
Geçen gün...
Kulaklarımla duydum benim için aslında ne hissettiğini!
Oysa...
Hep...
"Yeterince büyük olsa kurtarırdı beni." demiştim.
Yeterince büyüdüğünde de,
Bana oldurmaya çalışılanları öğrendin ses etmedin.
Öz yeğenini, öz kardeşinden kollamaya çalışırken ben,
Ona da ses etmedin!
Kızımı, evimden, içimden kovarken de,
İçimdeki korkuları tıpkı altı yaşımdaki,
O kocaman çığlıklarımı duyduğun halde ses etmedin!
Yıllar sonra da...
Anamın uğru diye açtığınız kuran kursunun,
O serin bahçesinde siz çekirdeklerinizi çitlerken mi duyacaktım!
Aslında size göre..
Hiçbir işe yaramayan bir insan olduğumu?
Size bir tek hele ki bu dönemde!
Bir kız evlat diliyorum kardeşim!
"Bakalım, erkek o!
Nasılsa atlatır, rahatlığı yerine,
Onu kara çarşaflara serseniz de,
Onun topuğundan,
Yok bilmem ne,
Kara çarşafının kenarından görünmüş olan bileğinden,
Yok bilmem ne,
Balkondayken kimse yok sanıp,
Etrafa bakınırken gerdanından!
Yok bilemem ne,
Sosyal medyalardan birinde,
Es kaza uzun görünen kirpiklerinden,
(Benim evladım açık diye bunlar onda da dahil değil mi sanırsın!)
Kork!
Senin bir değil beş kız evladın olup,
Her biri bambaşka karakterlerde ve de inanışlarda olsun!
Bakalım o zaman!
Size üç kuruş gelir sağlıyor diye o babaya hala acıyacak mısınız!
"Esselamu Aleykum Verahmetullah!" diyorsunuz
Her gün milyonlarca kere...
Peki cennet garantili evlatlar,
Cenneti açlıkla, tecavüzle, iğrenç ecellerle sınansın diye mi!
Bu nasıl bir yaradan egosu!?
Şimdi şükür mü etmeliyim sana,
Hiç değilse tecavüze uğramadım,
Hiç değilse ben de öldürülüp,
Bir dere kenarına atılmadım diye!
Sen söyle Allah'ım!
Bunca zulüm hangi yaradanın egosu?
Cemre.Y.

3 Temmuz 2018 Salı

Sana Ne!

...Sana Ne!...
Sana ne!
Dünlerimden,
Günlerimden,
Gecelerimden sana ne!
Sana ne!
Sensiz nasılsam, neredeysem,
Kiminleysem sana ne!
Sensizim işte...
Cemre.Y.

2 Temmuz 2018 Pazartesi

Melek


…Melek…
Şeytanlar da yorulur, 
İnsanlar yeterince melek olabilirlerse.
Cemre.Y.

1 Temmuz 2018 Pazar

Rüya

…Rüya…
Yüreğimden, sol yanımdan öp beni!
Bırak dudakların rüyamda kalsın!
Bil ki benim gerçekleşmeyen rüyam yok!
Cemre.Y.

Araf

…Araf…
Artık hiç kimse ve hiçbir şey,
Öyle büyük hasarlar veremez bana!
Bütün depremlerimi,
Darmaduman toz bulutlarıyla savurdum evrene
Mutlaka, yerine,
Eskisine dair hiçbir yaşanmışlık izi bırakmayan,
Yeni bir bina inşaa edilecektir .
Sen aslında sen kendime açtığım bir cennet rüyasıydın
Çünkü sen sadece aşk olmayan tek şeydin…
Güven, sevgi ve saygıydın.
Sırasıyla ilk üçü gitti de saygını da karşımda durup duran
O küçük yosmaya harcamasaydın ya!
Belki güven duvarımdan kalabilirdin cennetimde..
Cennet benim be koçum!
Kimi istersem alır ve yollarım sonsuz cehenneme.
Bir tek sen kalacaksın araf'ta...
Cemre.Y.

30 Haziran 2018 Cumartesi

Susuyorum

...Susuyorum...
Susuyorum...
Neden mi?
Çünkü onun adı Eylül'dü,
Tıpkı kızım gibi...
Boğazıma düğümlenip de avaz avaz
Yutkunamadığım uzun uzun cümlelerim var hayatımıza dair!
Ne zaman harflerim bir araya gelip de
Hecelemeye başlasa...
Hıçkırıklarımın sus çektiği uzun uzun cümleler sus çeker.
"Biz ucuzundan kurtulduk çok şükür,
Namus'larımız yerli yerinde!" derken bile...
Üstümüze yapışmış çoktan,
Bize emelleri kadar dokunamanayan o kirli ellerin,
O sapkın bakışları...
Kaç kere affetsek de geçmişimizi
Beyinlerimizde saplantılı hep o iki soru,
Kemiriyor ömrümüzün geri kalanını!
"Ya kurtaramasaydık kendilerimizi!"
"Peki bize cennet vaat edilen o yaşlarımızda,
Bizi yaratan o Rab, o Allah neredeydi?"
Cemre.Y.

Sen Yokken

…Sen Yokken…
Bil bakalım sen yokken neler oldu.
Sen yokken sen öldün.
Sevdiceğim öldü.
Bir köy yandı mesela, bir ülke yok oldu.
Yüreğimde her yer yangın yeri, her yer zelzele göçüğü!
Benim için cehennem senin yokluğunda saklıydı.
Öylece süzüldüm içinden de yine ölmedim.
Sen yokken…
Bazen ansızın boğuldum, nefessiz kaldım.
Bütün kokuları üstüme boca ettim de
Bulamadım senin o eşsiz cennet kokan teninin kokusunu
Bazen sınırsızlığın sınırında buldum kendimi.
Oysa sen benim başaramadığım en büyük kaçışımdın.
Sen yokken bir kere daha kaçtım aşka ama
Yine kaderim etti edeceğini, yine olmadı.
Sen yokken sevmeyi çok özledim
Ve sevilmeyi…
Ben sana meftundum eski yarim bir daha da kimseye güvenmedim.
Cemre.Y.

Gitme Vakti


…Gitme Vakti…
Ne Güneş'in bana doğar,
Ne de Ay'ın şavkı yüzümüze dolar.
"Gel" desem gelemezsin.
Yüreğimden "Git" desem zaten diyemem.
Yanımda olduğun andan itibaren
Senin saatlerinin alarmı hep gitme vakitlerine çalar.
"Sana ihtiyacım var!"ın üstünden iki gün geçmiş yanımda değilsin.
Sen söyle, böyle bir aşka kimin ihtiyacı var.
Sana da "Eyvallah." ey yar!
Cemre.Y.

28 Haziran 2018 Perşembe

İnsan Dediğinin

...İnsan Dediğinin...
İnsan, dediğinin...
Sen onunla cehenneme olsa gidebilecek kadar onu seviyorken!
Seni cehennemin kor ateşinde bırakıp gitmişken.
İnsan, dediğinin...
Onunla cennete olsa girecek kadar ebede tapıyorken!
Seni cennetin buz gibi sularında bırakıp gitmişken.
İnsan, dediğinin....
Onunla bu dünyanın en ücra, en yitik bir kasabasına,
Herhangi bir dağ yamacında sadece onunla yaşayacak kadar aşıkken...
Seni fırtınalara terk edip gitmişken.
İnsan dediğinin, insanlığından utanıp,
Böylece, kendine dahi susup...
Gider mi?
Gider!
Sabah yüzünü yıkayınca aynaya baktığında olsun,
İnsan dediğinin, kendisinden başkası yoksa yanında,
Ne bir tek yansıma, ne de bir tek yanılsama yoksa!
Hani bari göz kapaklarını yorgunluğa kapattığında olsun...
Bari geceye çoktan yenik...
En uykulu anlarında, uykuya bari savunmasız olsun da...
"Bundan sonra ben varım ve buradayım!" diyeni yoksa...
Eninde ve de sonunda gider...
İnsan, dediğinin...
Eninde ve de sonunda , yorgunluğa yenilip gider...
İnsan dediğinin...
Ruhu hafiftir ama eti, canı ağırdır hani!
Bir gün kendinden bile bıkar...
Kendi iç savaşlarından bile bıkar...
Ve susup gider!
İçinde, çoktan yitik bir şarkının nağmeleriyle...
Dudaklarının ucunda bir ıslık vardır hep...
"Eyvallah gözüm, sana da hoşça kal!"
Cemre.Y.

26 Haziran 2018 Salı

Hayal

...Hayal…
Mavi atlas üzerine serpiştirilmiş bembeyaz pamuklar...
Ortasında bir yerde sapsarı güneş var!
Yani hala umut var.
Güneşim sıcacık dokundu yanaklarıma...
Rüzgarım avuç içlerimi okşadı.
Ruhum hiç yoktan sevindi bu hayale.
Cemre.Y.

Serçe

…Serçe…
İçimde, içinden kırılmış serçe kanatları var,
Yüreğimde yavaş yavaş gezin sevgilim,
İncinirim.
Cemre.Y.

25 Haziran 2018 Pazartesi

Ateş

…Ateş…
Kırmızı, aşk…
Siyah, ölüm…
Bazen, çarpışıp dolanırlar ruhumda.
İkisi de, ikisi birden huzura çıkan tek yoldur,
Ya aşk'ın doruğuna!
Ya da ecelin sonsuzluğuna.
Bense ateş'tim aslında…
Biraz kırmızı, biraz mavi,
Biraz sarı, biraz siyah
Biraz yeşil, biraz da beyaz
Topraktan ve yanmaktan korktuğum kadar,
Korkmadım hiçbir şeyden...
Oysa ateş bendim!
Yani yanmazdı hiçbir şey ben izin vermezsem…
Arada su olmasaydı, ortada hava kabarcığı kalmasaydı...
İçimde tenha kalabalıklar geziniyor bu aralar,
Şiirleri çoktan geçtik belli ki,
Belli ki özet geçmek basmıyor kafalara…
Uzun uzun paragraflardan
Yeni hikayeler anlatıyorum geleceğime.
Bana dudakların şart değildi ey yar!
Gözlerinle, yüreğimden öpsen yeterdi.
Cemre.Y.

23 Haziran 2018 Cumartesi

Cancağızım

…Cancağızım...
Herkesin bildiğinin aksine,
Benimsediği adı kafa kağıdında yer almamasına rağmen!
Yaşı da doğru yer almıyordu ki!
Bir tek doğduğu ay doğruydu,
Resmi kurumlarca benimsenen makamlarca!
Kadın tam 39 yıl önce çözmüştü aslında ruhunun kimyasını...
Hatırlamıştı daha portakal ağacında vitamin bile değilken
Tanrı ve melekleriyle yaptığı o son yakarışlı yalvarışlarını.
Tam tamına 45 yıl önce...
Ya da kalubela'da ona biçilen kader ona dikte edilmeden önce,
Alnına o görünmez mühürler,
Kader diye yazılmazdan önce itiraz etmişti halbuki
"Ama bu ben değilim,
Yapıştırmayın bana,
Bu kader dediğiniz sümük gibi saydam, o yapışkan o şeyi!
Lütfen!
N'olur...
Başka bir kurban bulun kendinize!
Ki zaten eminim,
Ömrüm etiketlerinizin yafta yırtıklarıyla savaşmakla geçecek,
Kıymayın bana ey tanrım!
Belki bir kızım olacak,
Bana biçtiğiniz bu evlilik mühürüyle, babasız büyüyecek belki,
Sırf babası anlık hevesi olan benden caydı diye!
Belki aşık olacağım yeniden,
Yeniden deneyeceğim güvenmeyi ama sırf alnımdaki bu mühür,
Benden başka herkese görünüyor diye o da mutsuz son'la bitecek!
Lütfen n'olur!
Bugün kime kızgınsınız, kim kırdı ruhunuzu bilmiyorum
Ama lütfen öcünüzü benden almayınız!" demedi mi, dedi.
Peki sen ne yaptın ey tanrı!
Belli ki çok meşguldün,
Marduk gezegeninden savrulan o son küllerle!
Belli ki Neptün'ü ihmal etmiş,
Dinmek bilmeyen rüzgarlara terk etmiş olabilirsin.
Mars'ın bitmek bilmeyen fırtınalarından sıkılıp,
Yeterince keşfedilemeyen kılıp,
Lazım olursa diye görünür bir kenara bırakmış olabilirsin.
Satürn'ün buzulluğunda kendi cehenneminden soğumuşcasına,
Etrafındaki halkalarında keyif çatmış,
Onu kendinin bile çözemediği altı genlerine gark etmişsin!
İçinden aşan alevlerle arada bir Jüpiter'de kırmızı noktalarının
Dünyanın üç katı büyüklüğünde olduğuna gözlerini kapayıp,
Koca bir kara kışı geçirmiş,
Uranüs'ün güneşten uzaklaştıkça,
Çoğalan uydularını kıskanmış da olabilirsin!
Ya da Dünya çapındaki başka bir uydu ile çarpışmamak,
Kendisiyle onu yok etmemek için,
Centilmen bir hareketle,
Ya da romantik bir kadının hiç kimsenin sezemeyeceği
Bir ayak hareketiyle,
Edilen bir tango ahenginde eğimini değiştirmesi!
Ama ey tanrı!
Mars'ın o ummanları aşan dağlarının sana ne zararı vardı?
Onun , sadece kendince güvenlik duvarları vardı!
Peki ya Merkür?
Gündüz sıcaklığı +450 iken ne diye gecesini -170 etsindi ki?
(Sırf gözetleyen komşularını,
Allah için Cemre hanım'ın bir kere bile kızı ve yeğenleri hariç
Hiç yabancı misafiri olmadı" yı duyabilsin diye mi?
Bence sen bu kadar adil olamazsın!
Artık şu Marduk hikayesini bir açsan diyorum ey tanrım!
Zira orada henüz,
Biz ruhların tecellisinin mizanı bize sorulup kuruluyor hala!
Ey tanrım!
Bana ve kızıma ne kötülük biçmişsen,
Senle beraber olan insanıl cinslerin olsun!
Biz...
Sizden de...
Bizden de çoktan gittik!
Arada bir buluşup,
Olmayan dünyamızı kurtarmanın yollarını arayıp bulmaya çalışıyoruz!
Valla tanrım seni bilemem ama
Ben acilen şehriyeli pilav yapmaya gidiyorum!
Kızım aradı.
Oy atacak lan!
İşini gücünü yarıp yarın oy atmak için gelecek az sonra!
Batsın senin gemilerin.
Cemre.Y.

21 Haziran 2018 Perşembe

Cancağızım

...Cancağızım...
Kadın verandada oturmuş okyanusa doğru derin derin bakıyordu.
Bütün kışları ruhunu dondururken,
Yalnız yağmurları evinin camlarını ağlatırken,
Sisli camların içinde boğulmaktan korkarak hemencecik bir kalp çizip
İçine koyacağı isimlerin
Baş harflerinden diğerinin ne olacağını bilemezken,
Hep bugünü beklemişti.
Nihayet yazın başladığı gündü o gün...
Kalktı, radyosunu açtı son ses...
Biliyordu ki sıradaki şarkı hangisiyse artık ona gelecekti.
Şansına Keiko Matsui-Steps Of Maya çıktı.
Kadın içinden coşan bir sevinçle gülümseyerek teşekkür etti evrene!
Mutfağa gitti, dolabı açtı,
Şöyle güzelce bol buzlu en sevdiği birasını kadehine doldurup
Verandasındaki yumuşak koltuğuna iyice kuruldu.
Bir sigara yaktı.
Astımına aldırmadan deriin bir nefes çekti.
Birasından içten bir yudum aldı.
Okyanusun dalgalarını seyretti,
Köpüklerin şehvetengiz bir şekilde kumlarla sevişişini...
Sonra gözlerini kapattı.
Yine gülümsedi.
Bu sefer tamamen içindendi, eksiksiz bir gülümsemeydi,
Nihayet tam'dı yani.
Gözlerini huzurla yeniden açtığındaysa
Daha yarım saat önce yemek sonrası yürüyüş için tatlı tatlı atıştığı
Birkaç yıllık kocası tam da burnunun dibindeydi.
Adam gülümseyerek
"N'oldu hatunum,
Yıllar önce bana verdiğin söz ile seninle koşarım bile deyip de
Yarım saat önce dizinin ağrısını bahane edip
Beni yalnız başıma,
Yürümeye yolladığını mı düşünüyorsun öyle hınzır hınzır!" dedi.
Şimdi de radyoda
"Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam!" çalınıyordu son ses.
Kadın adamının burnunun ucuna bir öpücük kondurarak radyoyu işaret etti.
Adam hemencecik anladı.
Yürüyecek mecali olsaydı kadını onu asla yollamazdı.
Üzülüverdi kadınının dizinin ağrısına!
"Aman be sultanım sabah yürüdük zaten,
Hem bu kısacık yalnızlıklar da iyi geliyor bize,
Ben giderken seni özlüyorum, sen kalırken beni.
E!
Fena mı yani!" diyerek,
Kadının kemiğinin içinden ağrıyan sağ dizinden öpüyor.
Kadının aklına annesi geliveriyor birden!
"Hala öpünce geçiyor muş be anne'm." diye geçerken içinden
Burnunun direği sızlayıveriyor.
Adam bir an utanıyor yaptığı hareketten,
Sanıyor ki yarasının yerini gösterdi diye üzüldü kadını!
Kadın usulca doğrulup öpüyor adamı yüreğinden.
Zamane hatunları gibi lafı eveleyip gevelemeden,
Türlü çeşit dolambaçlı dolaylı tümleçlerle adamının beynini yormadan
"Hakikaten saf sevgiyle, şefkatle öpünce geçiyormuş be adam,
Anam da böyle öperdi, çocukluğumdan öptün ya sen beni,
Hadi biraz yüzelim madem!" diyor.
Adam anlıyor!
Adam için,
Bir kadını anlayabilmek kadar daha büyük bir mutluluk yok dünyada!
"Şimdi bu ne demek istedi?" yok.
"Ya ben yine ne yanlış ya da doğru yaptım?" yok.
"Anam bu kaç yıl öncesinden bir gönderme acaba?" yok.
"Tüh ya!
Kadınımın dizi ağrıyor diye benle gelemedi ama
Ben az önce kumsalda tek başına koşan o genç hatunun
Löp löp atan sağ ve sol lobuna gözlerinin takıldığını mı hissetti acaba!
Yok yok o kadar da değil…"
Ama en azından anlık göz atışı olduğunu da hissetmiştir kadını.
Yani o genç hatun sadece savura savura koşuyordur.
Adamı zihninde onu o kumsala yatırıp
Gençliğinde olduğu gibi hayalinde sevişmemiştir en azından!
Kaldı ki hatununun da zaman zaman,
Yakışıklı bir bey'e gözleri takılıp kalmıyordu hani.
Neyse ki sadece birbirlerine bakıyorlardı uzun uzun,
Hatta bazen hiç göz kırpmadan!
Üstlerinde ne varsa soyunup el ele koşuverdiler okyanusa...
Artık eskisi kadar uzun süreli yüzemiyorlardı,
Hemen yoruluyorlardı zaten.
Durup, ufka baktılar, güneş batıyordu,
Göz göze geldiler, uzunca öpüştüler!
Kadının epeydir jöle gibi olan memeleri
Ne kadar da diri görünüyorlardı akşamın serin sularındayken.
Adamının epeydir uyuyan prensi nasıl da uyanabilmişti böyle birden!
Aylardır güvenli yataklarında birbirlerine sunamadıkları mahremlerini,
Mahremsizce sundular birbirlerine!
Zaman...
O anlar'da durmuştu sanki iki sevgiliye...
Mutluluk sarhoşuydular,
Sarılıp, öpüşüp kumsala, verandalarına baktılar uzun uzun...
Orası mutluluklarının ilk durağıydı, bu okyanus ise son durağı!
Neredeyse öleceklerdi hazzın doruğundan.
Sonra gözleri ışık oyunu oynadı onlara.
Verandalarına yaklaşan iki genç vardı, bir kız, bir oğlan!
Yüzlerini yeniden yıkadılar, yeniden baktılar ama hala oradaydılar!
Ah ne kadar da...
Oğlan adamının, kız da kadının gençlik fotoğraflarına benziyordular!
Kızla oğlan konuşa konuşa verandadan eve geçtiler!
Hırsız mı yoksa bunlar!
Odaları teker teker gezip tekrar verandaya çıktılar, kız endişelendi
"Bira kadehindeki buzları erimemiş daha!
Zaten sigarasını da hala tam söndürmeyi öğrenememiş!
Benim annem uzakta olamaz!"
"Oğlan endişelendi.
"Babam ancak uzun yürüyüşler sonrası bir puro yakar
Ve beyaz şarabının son yudumu da hala kadehte!
Benim de babam uzakta olamaz!"
E hani siz bu geceki rakı balık davetimizi
Biriniz babanıza gidecek,
Diğeriniz ananıza gidecek diyerek koalisyon kurup bizi reddetmiştiniz!
Hayır, o kadar endişeli bir sesle konuşuyorlar ki,
Neredeyse birbirlerini suçlayacaklar!
Ölmüş numarası da yapamayız yani!
Yani okyanusun kuytu bir köşesinde bile olsan,
Kaç yaşında olursan ol denize çıplak girmiycen anacım!
"Evlilik yıl dönümümüz kutlu olsun adam!
Sen şuraya yüz, ben şu köşeye...
Herkes kendi evladından istesin havlusunu,
Ayıp diye bir şey var bu dünyada!"
Ya bu geceden, ikimizin bir çocuğu olursa!
Cemre.Y.

20 Haziran 2018 Çarşamba

Cancağızım

...Cancağızım...
Cancağızım bir daha asla beni,
Bekar evinde yaşayan bir adamın yatak odasının
Dört kapılı gardrobunun,
Kapılarının birinin içindeyken hiç kimsem aramadı!
Kafatasımın içinde bana haylice fazla gelen,
Anıların hafıza kayıtlarını beynimden silmeye çalıştığım
Onca yaşanmışlıklardan sonra
"Tam, nihayet, her şeyi ama her şeyi,
Nihayet unuttum!" diye sevinirken ben...
Birdenbire...
Henüz birkaç zamandır ait olduğum,
Şirketimin müdürü tarafından uyarılıyorum!
Üstelik o çok farklı sebeplerle,
Çok farklı olaylara gereksiz...
(Aslında silkelenmem için epeyce gerekli...)
Bir olay neticesinde
Ömrünün bütün hıncını,
Benden gözlerinin ateşiyle almaya çalışıp,
Beni, hayatı, işi, yine beni,
Yerden yere vururken ben ağlıyordum.
"Her şeyi unutmak için henüz çok gençsin,
Üstelik bilmen ve hatırlaman gereken,
Hayatının önemli anektotlarını da unutmuşsun!
Bu durum...
Hem yaşamına zarar verir hem de sosyal hayatına,
Sen alzheimer olmaya çalışmışsın
Ama onu bile becerememişsin!
Diklen!
Doğrul!
Savaş!
Yenil ya da kazan ama daima güçlü ol.
En zoru budur bende biliyorum!
Tecrübelerim söylüyor bunu bana ama,
Hayatının elzemlerini de kaybetmemek için hatırla,
Hatta hatırladıklarınla yeniden yüzleş
Ve lütfen işine yansıtma!"
Hayat hep acımasızdı zaten.
Ve hayat...
Hiçbir kök salmış ağacın altında,
Kavak yellerinin esemeyeceğini öğretmişti bana çoktan!
Ki zaten derdim de
Hiçbir zaman leylim ley salınmaktan,
Başka bir ota yaramayan kavak ağacı olmak değildi.
Yani ben hiçbir zaman,
Hiç kimseye yükseklerden bakmayı dilemedim.
Misal...
Geçen gün kardeşimin balkonunda sigara içerken,
Baba yine kahvenin yolunu tutmuş sokağa inmişti.
Hayatımda ilk defa görüyordum onun başının üstünü!
Onun ömrü boyunca,
Hiç kimsesi başının üstünde olamamıştı ki!
Anamın dört yıl önce kanserden giderken,
Kalan dört tel saçından üçü beyazdı, diğeri siyah!
Az önce önümden geçen adamın ise...
Azıcık kafasının ortası açılır gibi olmuştu,
Beş tel saçından sadece biri beyaz!
Tükürsem hisseder miydi acaba beyninin ortasına!
O da hatırlar mıydı,
Anamın guatr ameliyatı için hastaneye gittiği o günleri...
Beni ve bir küçük kardeşimi,
"Eğer ölürsem" diye diye kocası,
Eri bildiği o adama emanet edişini!
Annemin hastane diye bir yere gittiğinin üçüncü günü
Erkek kardeşimi komşuya bırakıp,
Beni en sevdiğim arkadaşımın ailesine emanet etmeyişini!
Ben uyurken beni uyandırıp, yemek masasına yüzüstü yatırıp!
Çığlıklarıma komşular koşup kapıyı yumruklarken,
Götümden taşan bokları kardeşimin elbiseleriyle temizleyip
"Kabus gördü garibim, ilk defa anası yok yanında!
Madem öyle Rachel'ler de kalsın bu gece,
Belki sakinler biraz yavrucak!" diyerek
Kulağıma kondurduğu o son öpücükle
"Ağzını açarsan,
Seni de,
Hastanedeki ananın da,
Boğazını keserim!" deyişi kulaklarımda hala!
Oysa o gece olanları sadece Ava'ya anlatmıştım!
Rahmetli anacım o ameliyattan döndüğünde
(O zamanlar guatr ameliyatı açık,
Ve boğaz boydan boya kesilerek yapılıyordu)
Gerçekten de baba'nın söylediği gibi,
Anamın boğazını boydan boya kesti sanmış,
Uzunca yıllar boyunca tacizlerine ses edememiştim.
Sonraki bütün yıllarım boyunca herkesi bağışladım.
Hatta!
Kocası çoktan alkolik,
Arkadaş, dost, akraba olabilen ama bir baba
Ve doğru bir eş olamayan o adamı,
Ve her ona yazanı ona aşık sanıp,
Şartlar olumluysa,
Onunla yatmaktan çekinmeyen Camilla'yı bile bağışladım.
Hatta ben işimin dertleriyle, anamın kanseriyle, borçlarımla,
Beni başkası için terk eden sevgilimle baş etmeye çalışırken,
O beni mutluluğun zirvesindeyken,
Sevinç ve belki de,
İlk defa,
Heyecanının doruğundayken aradığında bile bağışladım.
O, hiçbir zaman gitmediği ve "Hadi orada buluşalım!" desen
Otobüs terminalini bile bulamayacağı,
Thames Nehri kıyılarındaki
Bir garsonier evinde buluştuğu adamla kahvaltısını etmiş,
İkinci sevişmesinin üçüncüsünü ekleyecekken,
Adamın babasının oğlunu ziyaret edesi gelmiş,
Bu da apar topar bir dolaba tıkılmış!
Ah nasıl da mutluydu telefonun diğer ucundan
"Bak, babası beni burada bulursa vay yandım ben!" derken.
Sanki eski Yeşilçam'lı bir Türk filmi bu!
Yakalanırlarsa,
Evlenmek zorunda kalacaklar da mutlu son olacak!
Ben...
Gerçekten Camilla'nın o gün, o sevinci ve ona gitmek için
Onca yolu aşabilmesindeki başarısına sevindim de...
E be güzelim,
Ben sana o yolları bana gelebil diye öğretmemiş miydim?
Affettim.
Madem her şeyi en başından hatırlamaya başladım.
Tüküreyim mi şu aşağı kahveye yürümekte olan adamın,
Daha yeni açılmaya başlamış beyninin tam ortasına!
Tüküreyim mi şu yolu orospuluğa doğru yelken açan
Yaftası açılmamış,
Ömrüne yollar açmak için,
Beni kullanmış cancağızım dediğim,
O yelloz karının sıfatsız iki kaşının ortasına?
Yok yok...
Şimdi el alem ne der değil mi!
Durayım durduğum yerde!
Nasıl olsa ölecekler!
Ben onlardan önce ölsem de ölecekler,
Sonra ölsem de ölecekler!
Elalem'in ağzı lal, kulağı sus, burnu pus,
Gözü kör, tadı demir olduğu zaman hesaplaşacağım onlarla!
Evet...
Artık hatırlıyorum.
Teşekkür ederim.
Cemre.Y.

19 Haziran 2018 Salı

Cancağızım

…Cancağızım...
Az önce facebook'umda,
Şiir dizelerine haylice önem verdiğim bir dostuma yorum yaparken
Birden ne zamandır kafamda kurduğum ama zamanlamasını,
Etrafımdaki alıngaçlarım yüzünden kestiremediğim,
Bu günceme nihayet nasıl başlamam gerektiğine karar verdim.
Sonunda yazacaklarıma,
"Sevgili Günlük!" ya da "Cancağızım!" diyerek başlamazsam
Nihayet herkesimin yazdıklarıma karşı,
Zaman mefhumumu çözemeyecekleri için,
Alınganlık tribine kalkan oluşturabileceğimi buldum!
Artık dilediğim an, dilediğimce,
Geçmişten, gelecekten, şimdiden, dünden, bugünden
Yani her an'dan, her an yazabilme özgürlüğüme eriştim.
Bu geleceğime ilk mektubum olduğuna göre...
Şimdi, gelecekte bu yazdıklarımı okurken nasıl,
Nasıl, ne ortamda olurum bilmiyorum ama en azından
Okuduklarımı hatırlayabilecek kadar sağlıklı olmayı diliyorum!
Bu mektubumdan uzunca birkaç yıl önce...
Çıkmazlarımın yol ayrılıklarında boğuluyordum.
Yanım, yörem, önüm, arkam karanlıktı.
Elimde kurtarmam gereken bir ışık vardı ve ben,
Ne yapacağımı bilmez bir halde
İş çıkışlarımda sokaklarda,
Ayak tabanlarım su toplayana kadar amaçsızca yürüyordum.
Ne vakit yorulduğumu anlayamadığım için de,
Her neredeysem yüzüstü kapaklanıp bayılıyordum.
Nihayet doktora gittiğimdeyse,
Bir ton anti depresan ilaçlarına boğmuştu beni.
Ama ben onları içtikçe yapay mutluluklarla,
Yapay sorunsuz hayatı yaşıyor, kilo üstüne kilo alıyordum.
Bir gün iş yerimde irsaliye ve fatura kesmek için,
İki ayrı yazıcımın başında
Bir yandan masanın üstünde dinlenen memelerimi toparlamak,
Diğer yandan, diğer yazıcıya ulaşmak için,
Bacaklarımın üstünde uykuya dalmış olan
Koca göbüşümü uyandırmak zorunda kalana kadar!
Anti depresanlar beni zamana karşı koruyup, yetiştiremiyordu!
O günün akşamı diğer doktorumun ikazı üzerine,
Bir spor salonuna kayıt oldum.
Ben söyledikleri her şeyi harfiyen uygularken,
Beraberce kayıt olduğum dostum,
Orada burada geyik yapıyor,
Gözüne kestirdiği zengin heriflere bacak hareketleri çekiyordu!
Zayıflıyordu!
Benimse tek faydam…
Artık olur olmadık yerlerde
Yüzüstü bayılıp ağzımı, yüzümü dağıtıp kanatmamış olmam
Ve nihayet kızıma geldiğimde tamamen ona ait kalmaktı.
Herkes spinnig'i lay lay lomm... 'geçerken ben...
Yeterince sağlıklı olursam yaşlandığımda,
Bembeyaz uçuşan kıyafetlerimle
Sahil kenarında beni bekleyen eşimle köpeğimin yanına koşarak
Akşam salatasını hazırlıyor, benim kuzumun ve onun kuzusunun
Bize geleceği akşam yemeğine hazırlanıyorduk!
O zamanlar kızım benden sürekli bir kardeş istiyordu.
Ortada ona kardeş yapacak kadar kaliteli tek bir insan yokken!
Spor salonlarında deli gibi ter döküyor,
Vücut oranlarımdan santimler kaybediyor
Ama kilodan gram eksilmiyor aksine artıyorken anladım!
Benim derdim kas kütlesi değildi ki
Zaten kimse de,
Madalya filan da takmıyordu en güzel spinnig'i sen yaptın diye...
Her seferinde Jüliet Türk Hamamından çıktığımızda
(Ki bana göre mis gibi hamamdan çıkmışız,
Ne diye görünmez fondötenlerle,
Görünmez makyajlarla sıfatımızı kirletelim değil mi?' li soru işaretlerimle)
O, doğal makyajını yapar, gözaltı morluklarını kapatır
Ama asla makyaj olduğu belli olmasın diye likit eyeliner sürmez…
"Canımcım erken çıkıyorum ama,
Şununla şurda buluşcam ama sakın belli etme!"
(Çünkü uzatmalı sevgilisi de aynı saatlerde o spor salonundadır.) der,
Ve yanaklarıma uzaktan bir öpücükle çıkar gider!
Uzatmalı zavallı insan'a da,
"Eve gidip uyuyacağım!" denmiştir.
Ben nasıl kilo kaybedeyim,
İçimde aldatmaya istemsiz ortak olunmanın ağırlığı!
Veremedim tabi.
Uzaklaştım hepsinden!
Şimdi evli ve mutlular...
Ha bir gün bu bloğu okuyacak olursalar o kadın da, o koca da
Kendi ağırlıklarını bir tartsın derim,
O cepheyi de bir gün yazacağım.
Benden yana şimdilik eyvallah!
Bu daha ilk mektup!
Cemre.Y.

Yandım


…Yandım…
İnsan yüreğinin çiziğini bıraktıysa bir yerlerde.
Ardına döne döne hıçkırıklarla değil de,
Başı dik bir tek damla gözyaşıyla
Vazgeçtiyse,
Ona dair bütün hayallerinden, ümitlerinden, rüyalarından.
Aslında kendini de bırakıp gitmiştir oradan…
Artık dönse de kör bir aşkla sevilen,
Sevenin yüreği kapanmış gözü açılmıştır.
Zincirler vurmuştur, prangalar takmıştır o yüreğe…
Artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.
Aşk'tan yandım, sevda'dan boğuldum.
Artık sadece huzur istiyorum!
Oysa ne de güzel şiirlerim vardı benim,
Bütün mısralarıyla acımasızca linç edildiler.
Cemre.Y.

Hoş Eder İnsanı

...Hoş Eder İnsanı... Ne içtiğin değil, Nasıl ve kiminle içtiğindir kafaları güzelleştiren. Her ne kadar anason kokusunu özlemiş olsan da, R...